İçeriğe geç

Bal Bade'm

Bölüm 4 · 11 dk okuma

Bal Bade'm

Bölüm 4

0.4

evwett hoş geldiniz ballarimmm🪄💍

.

.

.

Konuşan çocuğa dönmüştü bakışlar. Ne saçmalıyordu şimdi bu manda boku!

Yo yo saç malanmazdı taranırdı. Biliyorum çok komiğim

"Kelimelerine dikkat et Pars, kardeşin o senin, ne demek yabancı!" Cesur abi katı bir sesle uyarmıştı kardeşini. Uyarmasına gerek yoktu aslında, haklıydı kardeşi, yabancıydım işte. Onlar da yabancıydı bana. Yalan mı aga?

"Ne abi, yalan mı? Yabancı değil mi bu kız? Siz de ne aptalsınız, öyle her geleni kardeşimiz diye alırsanız işimiz zor!" Sitemle konuşuyordu, ama bir yandan haklıydı sanki. Fakat bu suçlusu benmişim gibi davranmasına hak veremezdim. Masumum oğlum ben, sanki ben dedim kaçırın beni diye.

"Pars! Ağzından çıkanları kulağın duysun." Derken, tehditvari bakışlarını kardeşinin üzerinde gezdiriyordu. Ardından bana döndü. Ona baktığımı görünce, sert olan yüzü yumuşamış ve gülümsemişti. Ben de karşılık verince konuşmaya başladı,

"Odanı göstereyim ben sana, yorgun olmalısın, dinlendikten sonra daha iyi tanışırız." Dedi tanışma faslını ertelerken.

Kafamı sallayıp onaylayan mırıltılar çıkarttım. Ayağa kalkınca ben de peşinden kalktım. Çıkmadan önce kafamı çevirip salonda gözlerimi gezdirdim.

Hangisinin Sarp, hangisinin Pars olduğunu bilmediğim ikizler koltukta oturmuş, birbirlerine bakıyordu. Giray abi ise ayakta dikilmiş bana bakıyordu, ona göz göze gelince göz kırpmıştı. Hemen gözlerimi kaçırıp önden yürüyen Cesur abinin peşinden ilerlemeye devam ettim.

Arkadan gelen kıkıtının sahibini bildiğimden adımlarımı hızlandırdım, utandım ya.

Beyaz bir kapının önüne geldiğimizde durdu, zaten koridorda tahminen 4 oda vardı, kimler nerde kalıyordu acaba.

"Evi anlatmam uzun sürer, sen dinlen şimdi, yarın rahat kafayla kendin gezersin istersen." İstemezdim. Evi gezip ne yapacağım ben.

"Odan burası, şimdilik ben tasarladım odayı, genç kızsın, neleri sevdiğini bilmiyorum, tahminen yaptım bir şeyler." Oda olsun yeter hacı. Bir yatakta kafiydi.

Odayı açıp içeriye adımladık. Beyaz ve krem rengi karışımı bi odaydı. Kapının karşısında bir yatak mevcuttu. Yatağın yanlarında komidinler bulunuyordu. Yatağın karşısında ise iki tane kapı daha vardı.

Biri banyo, biri ise giyinme odasıydı galiba, salak değildik herhalde biliyoruz o kadar.

"Çok güzelmiş" Dedim, merakla yüzüme bakan adama karşı. Gülümsemekle yetindi. Bu adamda sürekli gülüyor muydu? Geldiğimden beri sadece kardeşine bakarken ciddi görmüştüm. Ama bir gamzesi var, tam gömülmelik.

Sonunda beni yanlız bırakıp gitmişti. Ben de kapıyı kitledim ilk. Sonuçta yabancıydılar güven olmazdı. Hele ki şu beni istemeyen biri evdeyse.

Kilidi iki kere çevirdikten sonra yatağa yürüdüm. Hey maşAllah, paradan kısmayıp iki kişilik yatak almışlar. Yatağa zıplayıp kendime rahat bir pozisyon ayarladım ve gözlerimi kapattım. Uyu babasını satayım, ne yapacaksın başka.

.

.

.

Yazar'dan (yani fevkalade muazzam olan benden sjskamm)

Kardeşini odaya bıraktıktan sonra salona geri dündü Cesur. İçeriye girip, sürekli oturduğu tekli koltuğa oturup arkasına yasandı.

Kardeşleri kendisinin geldiğini görünce ona çevirmişlerdi yönlerini. Cesur hiç birine bakmayıp Pars'a çevirdi kahve harelerini.

"Bu tavrının sebebi ne Pars?" Dedi sakin bir sesle. Hep böyleydi Cesur. Önce sakince uzlaşmaya çalışırdı, lâkin karşıdaki anlamıyorsa sakinlikten eser kalmazdı.

Pars, abisinin ona doğru konuştuğunu duyunca yerinde dikleşti. Ama sorduğu soru ile birlikte yüzü asılmıştı. Saygısızlık olmasın diye konuşmaya başladı.

"Tavrımın sebebi ortada değil mi abi? Tanumadığımız bir kızın evimizde ne işi var? Geçen sene de hatırlarsan gelmişti birisi." Derken sitemle ona hak vermeyen diğer kardeşine ve abisine de bakıyordu.

Evet, bu ilk değildi. Bir sene evvel, bir kız gelmişti. Kardeşiniz benim demişti, aslında kimseye benzemiyordu kız, ama Cesur kardeşini bulmaya kendini o kadar kaptırmıştı ki! Bunun bir oyun olabileceği aklına dahi gelmemişti.

Sonra kızın yaptıkları, yaşattıklarından sonra anlamıştı. Kardeşlerine fiziksel olarak zarar vermese de, psikolojik olarak hasar vermişti. Kendisi de zarar almıştı evet. Ama bu kız farklıydı. İlk gördüğü gün anlamıştı bunu. Masumdu, annelerine benziyordu. Hem kendisine de benziyordu.

Bu düşünce Cesur'un gözüne heyecandan uyku sokamıyordu.

Giray da aynı düşünüyırdu hemen hemen, kız kardeşini çok sevmişti. Pekâlâ hemen böyle alışmak saçmaydı ama, kan çekiyordu galiba.

Sarp. Onda durumlar biraz karışıktı. Hem kızı istiyor, hem de istemiyordu. Ama biliyordu, kızın bir suçu yoktu. Ama aptal ikizi bunu anlamıyordu.

Pars istemiyordu kardeş falan. O kız yeterince incitmişti kendisini zaten. Bir daha izin vermezdi. O yüzden bu kızı göndermek için planlar yapmaya başladı.

"O kızın bir adı var, Bade. Ayrıca yabancı falan değil, kardeşin o senin. Bu konu burada kapandı. Gidip Bade'yi üzecek şeyler söylersen, tekrar konuşmaktan çekinmem." Derken tek kaşını kaldırmış, tamam mıyız? Der gibi bakışlar atıyordu.

Tamam değildi Pars, ama abisi peşini bıraksın diye kafasını sallayıp yerinden kalktı. Odasına doğru adımladı.

"Ben hiç konuşamadım Bade'yle." Giray ve Cesur, üzgünce konuşarak yere bakan kardeşleri Sarp'a döndüler. Giray alayla konuştu.

"Ağla velet, ben konuştum" Deyip sonuna kötü adam kahkahası eklemişti. Kafasını iki yana salladı Cesur, gelmişti asıl Giray Karaca.

"Konuşursun oğlum, kız dinlensin bir." Dedi Cesur da odasına gitmek için ayağa kalkarken. Kardeşinin yanından geçerken saçlarını okşamıştı.

Cesur abisi gözden kaybolunca, Giray abisine çevirdi bakışlarını Sarp. Gözlerini kısmıştı.

"Abim gitti, elime düştün şimdi" Giray güldü. O daha güçlüydü bir kere.

Yüzüne gelen sert yastıkla gülümsemesi yavaşça solmuştu Giray'ın.

.

.

.

Kapının taklatılmasıyla canım uykumdan ayrılıp gözlerimi açtım. Bir kere daha tıklatılınca oflayıp kalktım yataktan. Bu ne ısrardır. Kalktık işte.

Sürüne sürüne kapıya ulaştığımda, önce iki kez kilitlediğim anahtarı çevirdim ve kapıyı araladım. Gelen kişiye baktığımda Giray abi olduğunu gördüm. Ellerimle gözlerimi kaşıdım.

"Ee, yemek hazır Bade. Acıkmışsındır." Dedi boynunu ovalarken. Tatlı şey seni. Bekletmemek için hemen cevapladım onu.

"Ben bir elimi yüzümü yıkayayım. İstersen in sen, bulurum ben." Vay zeki ben. Kaybolmazsam bulurdum canım ne vardı bunda. Kafasını salladı.

"Peki, o zaman iniyorum ben. İşlerin bitince gel sende. Alt katta ilk ikinci oda." Derken yürümeye başladı gitmek için. İyi bari yeri söylemişti. Ben de teşekkür edip banyoya adımladım.

Banyodaki işlerimi hallettikten sonra odaya geri geçtim. Fazla oyalanmamak için kapıyı açıp çıktım odadan. Merdivenlerden inerken bir yandan da evi inceliyordum. Duvarlar açık bir grinin tonlarındaydı. Basamakların altında ise ışıklandırma vardı. Duvara şekil olsun diye bir kaç çerçeve asmışlardı. Gözüm küçük bir çerçeve'deki resime takıldı. Bir kadın vardı. Anneleri olmalıydı.

Benziyorduk aslında. Eğer anneleri ise neredeydi peki? Babaları vefat etmişti. Öyle demişti koruma adam. Anneleri de mi vefat etmişti acaba?

Yemek odasının önüne geldiğimi içeriden gelen seslerden anlamıştım. Dinlememek için hızlıca girdim içeriye. Kafamı kaldırıp baktım. Uzun bir masa vardı odanın orta yerinde. Cesur abi masanın başındaki sandalyede oturuyordu. Giray abi ise hemen sağ yanındaki diğer sandalyede oturuyordu.

İkizler ise yan yana Cesur abinin solunda oturuyorlardı. Beni ilk fark eden Cesur abi oldu.

"Gel Bade, istediğin yere otur. Acıkmışsındır." Kafamla onaylayıp Giray'ın yanındaki sandalyeyi çekip oturdum. Nedense çekiniyordum onlardan. Aslında çok konuşurdum. Fakat abimin şehit olması, yeni ailemin ortaya çıkması derken cidden sessizleşmiştim. Konuşasım yoktu.

Cesur abinin 'afiyet olsun' demesiyle herkes başlamıştı. Ben de başladım aç olduğum için. Ortamda sadece çatal kaşık sesleri vardı. Üzerimde iki çift göz hissedince ağzıma doğru yol alan kaşığı indirip bana bakan şahısa baktım.

Beni evde istemeyen çocuktu. Öfkeyle bakıyordu gözlerime. Niye öfkeyle bakıyordu? Bacısına mı sövmüştüm?

Ah hayır kendime sövemem zaten. Hâlâ bakıştığımızı fark edince kafamı sağa sol yaptım 'ne bakıyon'dercesine.

Kafamı çevirirken yanındaki ikizininde bana baktığını fark ettim. Ayı mı oynuyor kardeş? Çıkın oynayın da az ben de bakam.

Ama bu çocuğun bakışlarında öfke yoktu. Bakıyordu işte normal. Ne bileyim ben ne düşünüyor.

İkisini de umursamayıp elime ekmeğimi alıp önümdeki mercimek çorbasına bandım. Parça biraz büyüktü ama önemsemeden ağzıma attım. Ağzıma da küçük değildi yani.

Pekâlâ, gerçekten büyükmüş ekmek. Ağzımda çevirmeyi sonunda başarmıştım.

"Bade" Diye adımı hitap eden Giraya döndü bakışlarım. Ona baktığımda ekmek yüzünden sincap gibi olan yanaklarıma baktı. Gülmeye başladı sonra.

"Kız sen ne tatlısın, oy yanaklara bak" Diyerek yanağımı sıktı. Yanağımı elinden kurtarmaya çalışırken konuştum yamuk sesle, o sırada herkesin yemeğini bırakmış bizi izlediğini fark etmiştim.

"Yo buraksono yanoğomo" Ağzım dolu olduğu için sesim biraz kötü çıkmıştı.

"Giray, bıraksana abicim kızın yanağını." Diyen Cesur abiyi umursamadı ve yanaklarımı iki yana sallamaya başladı. Cesur abiye. Gülümsüyordu. İkizlere baktım. Birisi gülerken birisi göz deviriyordu. Ay götüm.

Sonunda acıyan yanağıma dayanamayıp eline yapıştırdım bir tane. Lokmam bitmişti. İnleyip elini çekti anında.

"Kızım o nasıl bir vurmaktır. Elim koptu aağğ." Yalandan çıkardığı seslere gülüp önüme döndüm. "Ufak vurdum ya abartma" O da durur mu? Hemen bir cevap.

"Bu ufak haliyse vay Parsın haline o zaman." Dedi gülerek. Karşıdan gelen homurtulara baktığımda beni istemeyen çocuk olduğunu gördüm. Adı Pars mıydı yani? Keşke adı kadar bakışları da güzel olsaydı.

"Ben ne alaka abi. Bu kız asla bana el kaldıramaz." Dedi kendinden emin bir şekilde. Giray gözlerini devirdi. Ben ise sadece baktım. Asla asla deme demişler.

"Hayırdır paşam, dokunulmazlık ödülün mi var?" Derken alayla bakıyordu kardeşine. Pars dayanamıyormuş gibi oflayıp ayağa kalktı. Sanırım biraz hızlı kalkmıştı. Çünkü sandalye biraz ses yapmıştı.

"Salona geç Pars. Konuşacaklarımız var." Konuşan Cesur abiydi. Bence de konuşmalıydık. Merak ettiğim konular vardı. Pars bir şey demeden çıktı yemek salonundan.

"İyi o zaman. Afiyet olsun size. Salondayım" Bu da Sarp oluyordu galiba. Geldiğimden beri çok konuşmuyordu. Toplasan sesini bir kaç kere duydum. Belki de benden rahatsız olduğu için konuşmuyordur.

Yanımdaki Giray'a döndüm. Şu anlık ona daha yakın hissediyordum. Cesur abinin şekli biraz ciddi olduğu için çekiniyordum.

"Şu ikinci çıkan çocuk niye konuşmuyor hiç" Diye sordum. Ağzındaki yemeği yutup bana döndü. Aynı zamanda Cesur abide dönmüştü.

"Aslında susmaz hiç. Daha alışamadı bu duruma ondandır. Alışınca gör bir de. Esprilerinden kendisini göremiyoruz." Demekki neşeli birisiydi. Kafa dengi bir abi çok iyi geliyordu kulağa. Umarım alışırdık bir an önce. Tanımak istiyordum onları.

Cesur abiye döndü bakışlarım. Zaten bana bakıyormuş. Gözlerimi kaçırarak konuştum. "Konuşabiliriz şimdi. Bitti yemeğim." Dedim. Bir an önce kalkması için.

"Pekâlâ, o zaman geçelim içeriye" Dedi ayağa kalkarken.

"Emel hanım, masayı toplaya bilirsiniz." Demişti salona adımlarken. Biz de arkasından ilerledik.

.

.

.

"Ee Bade sormak istediğin sorular vardır illa ki." Konuşan Cesur abiye çevirdim bakışarımı.

Yine sabahki gibi aynı yerlere oturmuştu herkes. Şimdi ise konuşuyorduk. Tanışma faslını geçmiştik. Ne iş yaptıkları. Yaşlarını falan öğrenmiştim. (Tanıtımda var zaten, o yüzden tekrar yazmak istemedim unutanlar gidip bakabilir >

Gelelim sormak istediğim sorulara. Anne ve babaları. İlk onları sormak istiyordum.

"Şey. Babanız vefat etmiş galiba. Allah rahmet eylesin" Dedim öncelikle. Fakat fark ettiğim bir şey vardı. Babanız dediğimde yüzleri buruşmuştu kardeşlerin. Cesur abinin ise gözlerinden bir öfke geçmişti, ama belli ettirmemeye çalışarak sildi o ifadeyi.

"Sağol" Dediler hep bir ağızdan.

"Diğeri peki?" Amacım annelerini sormaktı. Ama soramamış olacaktım ki bana anlamsızca bakıyorlardı.

"Diğeri derken?" Diye konuştu Sarp.

"Sizi doğuran işte" Allahım konuşmayı unuttum ben. Bu nasıl bir soru sormaktır. Tek diyeceğim 'annenize ne oldu' demekti. Bir türlü çıkmıyordu anne lafı ağzımdan.

"Annemiz" Dedi anlamış gibi Sarp. Beni de mi katmıştı annemiz derken?

"Vefat etti o da. Başka sorun yok mu Bade? Kapatsak bu konuyu." Cesur abiyi onaylayıp diğer soruma geçtim.

"Beni niye bu kadar çabuk kabul ettiniz?" Duraksamışlardı bu soruya. Böyle bir soru beklemiyor olacaklar ki şaşkınca bakıyorlardı. Bu konu Pars'ın da dikkatini çekmiş olacak ki oynadığı oyunu köşeye bırakıp bana döndü.

"Bence yeterince ayrı kaldık Bade. Seni istemiyorum triplerine giremem ergen gibi. Kardeşimsin sen benim. Kan çeker hem kızım ne demek çabuk kabul ettiniz" Başta ciddi başlayıp sonuna gram ciddiyet bırakmayan kişi tabikide Giray Karacaydı.

Kardeşimsin sen benim.

Bence yeterince ayrı kaldık.

Kardeşin miyim gerçekten? dememek için zor tuttum kendimi. 'Seni istemiyorum triplerine giremem' derken Pars'a bakmıştı yan gözle. Pars ise göz devirmekle yetinmişti. Gözü yamulasıca.

Cesur'a baktım. O da aynı düşünüyor gibisinden başını sallayıp göz kırpmıştı bana. Sarp'a baktığımda ise gülümseyerek baktığını gördüm. Sarp'ın içinde haylaz bir çocuk yattığını dikkatli bakan her insan anlardı. Gözleri haylazlıkla parıldıyordu resmen. Hepsi de taştı yani.

"Tamam. Bu kadardı sorularım. Sizin merak ettikleriniz varsa sorabilirsiniz." Dedim hepsine bakarken.

"En sevdiğin renk ne?" Konuşan Sarp'a Döndü bakışlar. Giray abi sorunun saçmalığına gülüp konuştu.

"Çok aradın mı bunu Sarp?" Dedi dalga geçerek. Sarp gözlerini devirdi.

"Sen sorsaydın o zaman Giray. Aklıma gelmiyor başka bir şey." Derken Giray'a bakıyordu. Giray da abi dememesine sinirlenmiş olacak ki, yanındaki yastığı fırlattı kardeşine.

"Abi diyeceksin lan, ne Giray'ı" Dedi sitemle. Onların atışmasını izlerken yanıma oturan bedenle oraya çevirdim bakışlarımı. Cesur abi oturmuşu.

"Bunlar hep böyleler. Kanguru gibi her gün dövüşüyorlar." Dedi gözlerini kardeşlerinin üzerinde gezdirirken. Biz de abimle dövüşürdük. Biraz dayak yerdim ama önemli değildi. Sarıyordu. Gülümsedim Cesur abiye. O da gülümsedi. Fakat bir anda yüzüne çarpan yastıkla gülümsemesi solmuştu.

Yastığın atıldığı tarafa bakınca Sarp'ın korkarak buraya baktığını gördüm. O atmıştı galiba. Cesur abi sakin kalmaya özen göstererek kafasını yavaşça çevirdi. Böyle de korkunç oluyormuş.

"Kim attı o yastığı?" Etrafa baktım o sırada. Tüm yastıklar yere dağılmıştı. Kişi eksikliğini fark edince Pars'ın gittiğini anladım. Ne ara gitmişti.

Giray ve Sarp'a baktığımda ise ikisi de işaret parmaklarıyla bir birini işaret ediyorlardı. Şu an surat ifadeleri. Yere işemiş ve sonrasında annelerine yakalanmış çocukları andırıyordu. Ve ben buna bakıp gülerdim sabaha kadar.

"O yaptı abi."

"O yaptı abi"

"Lan sus sen yaptın"

"Abi ben yalan söylemem"

"İte bak, yalan söylemezmiş. Göbek adın yalancı oğlum senin."

Cesur abi akıllanmayan kardeşlerine bir bakış atıp konuştu. Adam alışkındı tabi. Kaç yıldır onlarlaydı.

Acaba ben de burada büyüseydim bu ikilinin yanında olur muydum? Ya da Pars ile anlaşıyor olurdum belki? Cesur abiyle çekinmeden sohbet ederdim.

"Bir daha yüzüme yastık gelsin. Size yastığın içindeki pamukları tıkarım."

"Aağ abi ne diyorsun sen öyle kız var burada!" Diye bir anda yükselen Sarp'a baktım. İşaret parmağını Cesur abi ile benim arama çevirip duruyordu. Fark ettiğim şeyle ağzımdan bir kıkırtı kaçtı.

İkisi de yavaş adımlarla kapıya yaklaşmışlardı. Giray bir anda "3" Diye bağırınca koşmaya başladılar içeriye doğru. Kafamı iki yana salladım. Bu ikili akıllanmazdı galiba.

.

.

.

BİTTİİİİİ

Bölüm sonu

15 yorum