İçeriğe geç

Bal Bade'm

Bölüm 3 · 18 dk okuma

Bal Bade'm

Bölüm 3

0.3

boşkalmasıknnn

.

Dış kapıdan, gelen tıkırtı sesleriyle gözlerimi araladım. Yavaşça, yattığım yerden doğruldum. Ne ara uyumuştum ya ben ya. Boynuma giren ağrıyla yüzümü buruşturdum.

Boynum tutulmuştu, oturur vaziyette uyumaktan. Tutulan boynunu ovuşturarak, ayağa kalkıp, kapıya doğru ilerledim.

Mert abi gelmişti, sessiz hareketlerle elindeki ceketini kapının yanındaki vestiyere asarken, kafasını çevirince göz göze geldik.

"Hoş geldin abi." dedim, yüzümdeki tebessüm ile. Onun da yüzünde bir tebessüm belirdi. "Hoş buldum kardeşim." Dedi yanıma yaklaşıp saçlarımı karıştırıken. Ellerini kafamdan iterken sitemle konuşmuştum,

"Ya abi! Elinin ayarı yok mu senin"

"Valla Bade, dağılmış saçların ile seni hiç ciddiye alamıyorum gülüm, sen duvarla konuşabilirsin, ben yemek yapmaya gidiyorum." Dedi mutfağa doğru yol alırken. Mert abi yemek yapabiliyor muydu ya?

Mert abim gözden kaybolunca, kapının hemen köşesinde duran, boy camından dışarıya baktım.

Hava kararmıştı be, bendeki de ne uykuymuş arkadaş. Aslında normaldi. Dün gece uyuyamamıştım, abim gelmişti rüyama. Çok gerçekçi bir rüyaydı, etkisinden çıkamamıştım bir süre. Mert abi de bilmiyordu, bu aralar sürekli kabus görüyordum.

Burnuma gelen yanık kokusuyla, daldığım düşüncelerden arınıp, gerçek dünyaya geçiş yaptım.

Hızlı adımlarla mutfağa doğru ilerledim. Mutfak kapısına geldiğimde, kapıdan adımımı atacakken, önüme düşen tencere kapağı ile geriye doğru sıçradım.

"Ne oluyor be!" Diye istemsizce yükselmiştim. Korkmuştum anasını.

Kafamı kaldırdığımda, parmaklarıyla oynayıp bana alttan alttan bakan Mert abiye kesişti gözlerimiz. Bu nasıl bir tiptir Allahım, güya asker olacaktı.

"Ne oldu burda abi" Diye sordum, sakin kalmaya çalıştığım sesimle.

Sakin kalmak mümkün değildi çünkü, ayağımın dibine düşen tencere kapağına mı üzülsem, dibi simsiyah olmuş tencereye mi? Yoksa batmış bir şekilde duran tezgâha mı? Yoksa yere dağılan makarnaya mı?. Hiç bir fikrim yoktu.

"Açıklayabilirim Bade" Dedi ellerini iki yana, kafasının hizzasında kaldırıp. Sanki onu bir kadınla basmışım gibi davranmasına az daha gülecektim. Gülme işini ertledim hemen.

"Açıkla abi." Diye konuştum.

"Ben, makarna yapacaktım, dedim yanına da çorba yapayım, kuru kuru gitmez nasıl olsa. Sonra makarnalar döküldü, ben onları toplarken çorba yandı, çünkü su koymayı unutmuşum. O kapak da elimden kaydı" Kendince tatlı olduğu gülümsemesi ile konuşunca, derin bir nefes aldım.

"Dışarıdan söyleyelim istersen, şimdi uğraşamam" Diye söylendim.

Hiç burayı toplamakla uğraşmayacaktım. Kendi yapmıştı, kendi bitirsin şimdi. Kafasını sallayıp önüme düşen tencere kapağını alıp tezgahın içine attı.

"Tamam sen yemek söyle, ben de buraları temizlerim." Onu onaylayıp, salona geçtim.

Pizza söylemeye karar vermiştim. Biliyorum pek akşam yenecek yemek değildi, ama aklıma başka gelmiyordu. Siparişi onaylayıp telefonu ortadaki sehpanın üzerine bırakıp ayaklandım.

Kıyamamıştım yine Mert abiye, adam bütün gün işteydi, bir de eve gelip bana yemek hazırlamak zorunda değildi sonuçta. Mutfağa geldiğimde, içeriye doğru uzattım kafamı.

Mert abi yere bağdaş kurarak oturmuş, kafasını eğmiş, yerde kalan makarna tanelerini topluyordu. Ama kıyamam ki.

"Niye dikiliyorsun orada kız gelsene içeriye." Dedi arkasına dönemden, masum görünüyordu ama MaşaAllah cin gibiydi. Asker adamdan ne bekliyordum ki.

"Sen makarnaları topla abi, ben de tezgahı sileyim." Dedim. Tezgaha adımlarken. Yandan gördüğüm kadarıyla kafasını sallayıp onaylanıştı beni.

Ben de önüme dönüp tezgahın üzerindeki çöpleri toplamaya başladım. Bir insan nasıl böyle çalışabilirdi ya, çok dağınıktı. Ee ne demiş Atalarımız.

İşini bilmeyen çavuşar, döner götünü avuçlar.

☪

"Bade hadi ama, geç kalacağız otobüse!" Mert abi, benden daha çok heyecan yapmıştı, hazırdık, çıkabilirdik.

Dün akşam pizzalarımızı yedikten sonra, ortalığı toparlayıp, odalarımıza geçmiştik. Şimdi ise hazırlanmıştık, gerçek aileme gidiyorduk.

Elindeki simidin son parçasını ağzıma atıp, Mert abinin yanına geçtim.

Sabah 6'ydı. Erkenden kalkıp yola çıkmıştık. Hâlâ uykum vardı fakat, otobüste uyuyabilirdim. Mert abi, elindeki biletleri otobüs görevlisine verip. Otobüse doğru sürükledi beni.

"Ay bade, ayıl biraz da, okul başlayınca ne yapacaksın" Dedi. Benimkine nazaran dinç çıkan sesiyle. Ve evet, okula geç başladığım için lise sondaydım şu anda. Ama yaz tatlili olduğu için pek sorun arz etmiyordu.

"Abi yürüyoruz işte, görmüyor musun?" Diye sitem ettim, sanki haklıymışım gibi. Ben hep haklıydım zaten.

"Off bade, off" Diyip, beni sürüklemeye devam etti. Bu da alıştı, çuval gibi sürüklüyor her yere.

"İstanbul, Mardin, on dakika sonra kalkıyor!" Diye bağıran adamla adımlarımızı hızlandırdık. Sonunda otobüse bindiğimizde, bize verilen koltuklara geçip oturduk. Yan yanaydık zaten.

Hâlâ uykum olduğu için kafamı yan tarafımdaki Mert abimin omzuna yasladım. Uçak korkum olduğu için otobüsle gitmek zorunda kalmıştık.

Yani tam olarak 21 saat sonra, Mardin'de olacaktık. Yarın akşama orada olurduk herhalde. Dinlenme tesisleri falan derken. Mert abinin iki gün sonra göreve gitmesi gerekiyordu. Lâkin ne kadar süreceği belli değildi, ben ne yapacaktım o gidince. Abilerimin yanına gidince ne olacaktı acaba?

Hiç bir şeyi umursamadan gözlerimi kapatım Mert abimin omzuna iyice yerleşip, bilincimin kapanmasına izin verdim.

☪

"Bade."

"Bade!"

"Bade, kış uykusuna mı yattın kızım, kalksana geldik artık."

Sinirle gözlerimi açıp başımda dikilen Mert abiye baktım.

"Abi adımı mı ezberliyorsun? Kalktık da, dur bi" Yerimde doğrulup, saçlarımı düzeltim ellerimle.

"Kızım, iki saattir uyanmanı bekliyorum, kalk hadi." Dedi kalkmamda yardımcı olurken. Ondan destek alıp ayağa kalktım. Hızlıca gerinip silkelendim. Arada mola yerlerinde durup yemek yemiştik. Sonra da Mert abiyle Film izliyordum ama bir anda bayılmışım. Uyku hastasıydım, ne yapabilirdim yani.

Otobüsten çıkınca, kafamı kaldırıp havaya baktım. Güneş batmaya başlamıştı, bu saatte insanları rahatsız edemezdik, değil mi?

"Hadi yürü Bademcik" Mert abi, elinmen tutup yürümeye başladı."Nereye şimdi abi" Diye sordum, adımlarına yetişmeye çalışırken. Onun bir adımı, benim iki adımımdı be.

"Bir otele geçelim şimdilik, konağa geçeriz sonra." Dedi ekindeki telefondan Navigasyona bakarken, otelin adresine bakıyor olmalıydı.

Offf.

Stres yapmıştım. Bugün gitmeyecek olsak da içim rahat değildi. Ya beni kabul etmezlerse?

☪

"Gel bade oturalım şuraya" Bana doğru konuşan mert abiyle, gösterdiği bank'a doğru ilerleyip oturdum. Otele gelmiştik bir saat önce, bir gece kalıp çıkacaktık. Zaten yarın gerçeklerle yüzleşmeye gidecektik. Şimdi ise hava almak için dışarıya çıkmıştık. Buraları bilmediğimiz için fazla uzaklamamıştık, otelin yanındaki park'ta, bankta oturuyorduk.

"Abi" Diye yanımdaki Mert abiye döndüm. Bana çevirdi mavi harelerini.

"Beni kabul etmezlerse ne yapacağız, sen de iki gün sonra göreve gideceksin. Ben ne yapacağımı bilmiyorum. Onlar kabul etse de onlarla mı kalacağım?."

"Bunları şimdi konuşmayalım Bade, yarın olsun bi." Dedi, ellerini ovuşturarak. Bir ailem olmasını hep istemiştim, bir annem bir babam. Kafamı sallayıp onayladım onu.

Gözlerimi karşımızdaki parka kaydı. Bir kaç aile vardı. Çocuklarını getirmişlerdi, eğleniyor gibi duruyorlardı. Hiç ailemle parka gelmemiştim ben, bir kere çok istemiştim. Anne bildiğim kadına söylemiştim. Ama sonucu bir hüsran ve yanakta bir kızarıklık olmuştu.İlk tokadımı orada yemiştim.

O günden sonra bir daha söylemedim ne istediğimi, ya da korkudan söyleyememiştim. Abim fark etmişti kızaran yanağımı, anlatmıştım ona ve bana çikolata alıp parka götürmüştü. O günün akşamı, abim izinsiz dışarı çıktığı için dayak yemişti. Ama gülümsemişti bana, kendimi mahçup hissetmiyim diye.

Gelen sesle gözlerimi parkın girişine çevirdim. Küçük bir kız vardı, koşuyordu, arkasından da ondan bir kaç yaş büyük olan çoçuk koşuyordu. Abisiydi galiba.

"Gel kız buraya, ısırıcam seni" Diye kardeşini kovalamaya devam etmişti çoçuk. Kız ufak bir çığlık atıp daha hızlı koşmaya başladı.

"Yaa abii, ısırıyorsun sonra acıyoo" Diye konuştu nazlı nazlı. Çocuk sonunda yakalamıştı kızı, kucağına alıp yanağına bir sürü öpücük kondurdu. Çok tatlılardı. Biz de abimle sürekli kovalamaca oynardık.

Abimi özlemiştim ben.

Gözlerimin dolduğunu hissedince göğe çevirdim yüzümü, yaşlar geri gitsin diye. Ama gitmedi. Akmaya başladılar sicim sicim.

"Bade, ne oldu abicim." Dedi Mert abi hüzünle.

"Ben aile istemiyorum abi, abimi istiyorum sadece." Hangi konuya ağlasam bilemiyordum. Duygularım birbirine girmiş gibiydi. Ve ben nasıl kurtulacağımı bilmiyordum.

Göz yaşlarım durmuyordu artık. "Bekle burada Bade, su alıp geleyim, şuradayım hemen." Dedi, ayağa kalkarken. Göz yaşlarımı silmeye çalışarak onayladım onu. İstemiyordum işte aile!

Mert abi, ilerideki bakkal tarzı yere ilerlerken, ellerimle yüzümü yelleyerek göz yaşlarımı durdurmaya çalıştım.

Bir anda gözümün önünde beliren mendille kafamı geri çektim. Mendili kimin verdiğini görmek için, başımı kaldırıp baktım. Tanımadığım bir adamdı. Ama tanıyor gibiydim de.

Adama alık alık bakarken, konuşmaya başladı.

"İyi misiniz hanımefendi?" Diye sordu. Ses tonu çok hoş gelmişti kulağıma. Elindeki mendili alıp, gözlerimi sildim. Hâlâ başımda dikilen adama dönüp cevapladım sorusunu.

"İyiyim, teşekkür ederim." Dedim akan burnumu çekip.

Adamın arkasına baktığımda, bize doğru gelen Mert abiyi gördüm.

Kaşları çatılmıştı.

"Bu saatte dışarısı pek tekin yerler değil" Dedi adam, kahverengi harelerini, aynı ton olan gözerime bakarken. Yanımıza gelen Mert abiyi işaret ettim.

"Abim var yanımda" Dedim, neden hâlâ burada olduğunu merak eden bir sesle. Gelmiş dikilmiş önüme. Tövbeler olsun. Bakıyor bir de alık alık.

"Hayırdır bilader, neye baktın." Dedi Mert abi aksi bir tonda. Adam bir bana, bir de Mert abiye bakıp konuştu.

"Hanımefendi ağlıyordu, yapabileceğim bir şey varmı diye sormuştum." Dedi, ılımlı bir sesle. Akıllısı bizi bulmaz, delisi götümüzden ayrılmaz.

Mert abi adamı süzdükten sonra bana döndü. Adam da bana baktı. Ne bakıyorsnuz be ayı mı oynuyor? Demek istesemde, ortam müsait değildi.

"Adınız neydi sizin?" Dedi Mert abi, bir şeylerden kuşkulanmış gibi. Yav abicim neyden kuşkulandın yine.

"Cesur Karaca" dedi. Bir yerden tanıdık geliyordu sanki. Soy adı falan. Ama çıkaramadım nereden tanıdığımı.

Mert abi kafasını salladı ve bana döndü. Ne oldu bir anda ya

"Kalk Bade, gidiyoruz hadi."

Kalkıp yanına geçtim. Şahsen bu gerici alandan kaçmak cazip geliyordu.

Adamı arkada bırakıp yürümeye başladık. Adamın bakışları bi değişik bakıyordu. Anlam veremedim. Mert abiye döndüm.

"Abi acelemiz ne yavaşla azıcık."

dememle yavaşayıp bana döndü.

"Bir şey yok Bade, yarın olsun öğrenirsin." Dedi beni geçiştirerek. Bir daha da konuşmadım zaten.

Otele vardığımızda, hızlıca odama geçip yatağıma yatmıştım. Düşünmem gerektiğini biliyordum. Ya da bilmiyordum banane. Ama uyku daha ağır basıyordu.

☪

Karaca konağı

Konağa gelmiştik sonunda. Sabah erkenden kalkıp, yemeğimizi yedikten sonra yola çıkmıştık. Adresi bulana kadar öğlen güneşi çıkmıştı bile. Hem havanın sıcaklığı hem de gerginlikten, sıcak basmıştı. Yanımda konağa bakan Mert abiyi dürttüm parmağımla,

"Hadi abi, neyi bekliyorsun." Dedim, konağı işaret ederken. Mert abi kafasını sallayıp konağın kapısına vurdu, o sırada yaktığı sigarayı söndürüp köşedeki çöpe atmıştı.

Konağın kapısı aheste aheste açılmaya başladı. Kapıyı da yağlamaları gerekiyordu, gıcırdayıp duruyordu.

Sonunda açıldığına, içeriye baktım.

Hoay MaşAllah.

Bu kadar büyük ev, kalabalıkmıydılar

Acaba? Ya da genişlik olsun diye miydi?

"Buyrun kime bakmıştınız?" Gelen sese kafamı çevirip baktığımda, kapının yanında dikilen, koruma olduğunu düşündüğüm adamdı. Takım elbisesi de jilet gibiydi he. Adam benden bakımlıydı.

"İyi günler, biz Berzan Karaca'ya bakmıştık." Diye cevapladı Mert abi adamı. Adamın surat ifadesi değişmişti. Belli etmemeye çalışarak konuştu.

"Berzan bey 2 sene önce vefat etti. Oğlu evde ama çağırayım isterseniz."

Berzan tam olarak kim oluyordu. Vefat etmiş 2 sene önce. Oğlu demişti, galiba genç birisi değildi. Babam olabilir miydi?

Ne saçmalıyordum ben, daha belli bile değildi, öz olmadığım. Evet abimin gönderdiği DNA testi pozitif'ti ama emin olamıyordum işte, çünkü Badeydim ben, nasıl emin olayım değil mi?

"Oğlunu çağırabilir misiniz?" Dedi Mert abi. Koruma kafasını sallayıp cebinden telsize benzeyen bir cihaz çıkarttı. Bir kaç şey söyleyip kapatmıştı.

Yaklaşık beş dakika sonra, evin kapısı açılmıştı. Çıkan kişiye baktım. Genç bir adamdı. Üstündeki eşofman takımı ile çekici duruyordu. Ne diyim yakışıklıydı. Saçları hafif uzun olduğu için alnına çarpıyordu yürürken. Saçlarımızın rengi aynıydı. Kahverenginin açık tonuydu.

"Ne oldu ertan, kimmiş gelenler?" Diye konuştu, yanımıza geldiğinde. Adam zaten düzgün olan tipini düzeltme çabasına girip. Gelen adama baktı.

"Giray bey, beyefendi, Berzan bey ile konuşmaya geldiğini söyledi. Durum malûm, sizi çağırayım dedim ben de." Dedi saygılı bir sesle. Giray denen adam, kafasını sallayıp bize döndü.

"Tamam Ertan, sen yerine geç, ilgileniyorum ben." Dedi ilerideki oturma grubunu işaret ederken. Biz de üstümüze düşeni yapıp koltuklara ilerleyip, geldiğimizde oturduk. Mert abi adama yönelik konuşmaya başladı. Adam da bize bakıyordu, bir şeyleri anlamlandırmak üzere.

"Öncelikle rahatsız ettiysek kusura bakmayın, ben Mert, bu da Bade. İki üç gün önce, bedenin öz olmadığını öğrendik. Ve kağıtta burası olduğu ve öz babasının Berzan Karaca olduğu yazıyordu. Gerçekler ortaya çıksın diye geldik" Diye sonlandırdı konuşmasını.

Giray bey şaşkın bakışlarını bana çevirdi. Gözleri nemlenmişti. Özlemle bakıyordu bana, biliyor muydu bir kardeşinin olduğunu acaba?

"Sen, sen benim kardeşim misin şimdi?" Sesi titremişti biraz. Kollarını kaldırıp bana sarılmak için hamle yapacakken, geri çekildim bir adım.

Yavaş gel abi, bu ne hız.

Yüzü üzgün bir hal alınca üzülmüştüm açıkçası, ama tanımadığım birine sarılamazdım işte. Mert abi Giray'a dönüp konuşmaya başladı.

"İsterseniz bir DNA testi yaptıralım, sonra konuşuruz."

Giray sonunda gözlerini benden çekip Mert abiye döndü. "Tabi, ben bir abimi arayayım haber vereyim." Dedi, heyecanla. Telefonunu çıkartıp bir arama yaptı.

Beş dakika falan konuşup kapattı. Bize doğru geldi tekrar. "Gidelim o zaman." Dedi arabayı gösterirken. Başımı olumsuz anlamda salladım.

"Taksiyle gelelim biz, hangi hastane?" Diye sordum. Vay canına, konuşabiliyormuşum. O da ısrar etmeden kafasını salladı.

"Karaca hastanesi"

Onların hastanesi olabilir miydi?

Adamlar zengindi, olurdu tabi.

Nihayet ayrılıp bir taksiye binip hastaneye gitmeye başladık.

Bu kadar kolay mı kabul edecekti beni, hiç böyle hayal etmemiştim. Ama daha iyiydi sanırım böyle. Hiç çekemezdim ön yargılı birisini. Daha kardeşim var mıydı acaba?

☪

Hastaneye geleli bir saat oluyordu. Gelip kanları vermiştik, Giray'ın aradığı adam, abisi olan yani. Gelmişti. Ve tahmin edin adam kimdi?

Dün parkta yanıma gelen adam, adı Cesur'du galiba. Adamı görünce, kal gelmiş gibi kalmıştım öyle. Resmen dün abimle tanışmıştım. Mendil vermişti bana. Adama şaşkın şaşkın bakınca, gülümseyip koltuğa oturmuştu.

Mert abiye baktığımda ise, biliyormuş gibi göz kırpmıştı. Karşımdaki, galiba abilerim olan iki kişinin bakışlarında ön yargı görmediğim için mutlu olmuştum açıkçası.

Test sonuçları iki saate çıkar demişlerdi. Galiba rüşvet vererek geri almışlardı. İyidi bence, bekleyemezdim bir hafta. Kafamı Mert abinin omzuna koyup, kalan bir saati beklemeye başladım.

☪

(Cesur Karaca'dan)

"Cesur, benim işlerim bitti, çıkıyorum ben" Baş ucumda konuşan iş arkadaşım olan, Emre'yi başımla onayladım. Benim de bitmişti işim, çıkacaktım şimdi.

"Görüşürüz" Dedim, yanıtsız kalmasın diye. El sallayıp, şirketin kapısından çıktı. Yorulmuşum anasını. Sabahtan beri davadan, davaya koşuyordum. Bu aralar herkes avukat tutuyordu. Bu yüzden işler daha yoğun geçiyordu. Hele ki tanınan ve sevilen bir Avukatsan.

Ağıran şakaklarımı ovuştururken, telefonumun çalmasıyla, masanın üzerine bıraktığım telefonuma baktım.

Giray

Ne olmuştu yine, durup dururken aramazdı kimse beni. Belki işleri düşünce falan. Bir şey olmuş olabilir diye hızlıca, çalan telefonu yanıtlayıp, kulağıma koydum.

-"Alo, abi"

-"Ne oldu, Giray, eve geliyordum şimdi. Bir şey mi istiyorsun. " Dedim sakin bir sesle.

-"Abi, eve bir kız ile bir adam geldi, diyorlar yıllar önce kaybolan kız kardeşiniz falan, bulmuş olabilir miyiz abi? " Dedi tedirgin bir sesle. Biliyordu bu konuda ne kadar ciddi olduğumu, o yüzden şaka yapamazdı.

-"Ne saçmalıyorsun sen Giray"

-"Ne yapmam gerek bilmiyorum abi, sen gelsen olur mu? Ya aradığımız kardeşimizi bulduysak. Hem anneme de benziyor. Hatta bak pars'ın kız versiyonu gibi. "

-"Tamam aslanım, sen onları al hastaneye git, ben geliyorum" Dedim biraz olsun rahatlatmak için. Kendim rahat değilken kardeşimi rahatlatmaya çalışmak ne kadar mantıkıydı.

Vedalaşıp telefonu kapattım. Bulmuş muyduk bal kızımı. 12 yaşımda bir kardeşim daha olacağını öğrenmiştim, hem de kız. 3 erkek kardeşten sonra, bir kız kardeş düşüncesi çok heyecanlandırmıştı beni. Doğmuştu sonunda, öldü demişlerdi,inanmadım. Daha da büyüdükten sonra kapımıza gelen bir mektup sayesinde,aramaya başlamıştım küçüğümü. Ama bulamıyordum. Çünkü kaçırıldığında bir adı yoktu.

Birine verebileceğim bir adı yoktu. Adını bile koyamadan gitmişti bizden.

Ama o bulmuştu bizi. Düşüncelerimle boğuşarak arabaya gelmiş. Arabaya binip, Girayların gittiği hastaneye sürmeye başlamıştm. Acaba bu bir oyun muydu? Ya benim kardeşim değilse, ya yine yanılırsam. Acaba benziyor muydu bana?

Gelen korna sesiyle, kendime geldim. Kafamı iki yana sallayıp düşüncelerden arınmaya çalıştım. Hastaneye gelmiştim. Arabayı otoparka park edip, yukarıdaki danışmanın oraya geldim.

"Bizim DNA testi vardı, Giray Karaca." Dedim, Odayı öğrenmek için. Kadın odanın numarasını söyleyince, o tarafa doğru yürümeye başladım.

Odaya geldiğimde, kapıyı tıklatıp içeri girdim. Koltukta oturup elleriyle oynayan Giray'ın yanına geçip oturdum. Bakışlarım karşıda oturan adama ve hemen yanında olan kıza kaydı. Dün parkta mendil verdiğim kızdı. Anlamalıydım işte, benzetmiştim bize, ama imkan veremedim. Tesadüflere inanmazdım ama bu kadarı normal miydi?

Kızın şaşkın bakışları üzerinde, gülümsedim ona, gözlerini kaçırdı. Tatlıydı, haberi var mmıydı acaba?

Kahverengi saçları ve ela rengi gözleriyle, 2 numara olan kardeşim pars'a benziyordu. Benzerlik bariz ortadaydı. Teste gerek yoktu aslında. Kıza bakamyı kesip, yanımda oturan Giray'a döndüm.

"Sen mi verdin kanı" Dedim, sessiz bir tınıyla. Kafasını sallayıp onayladı beni. Aslında her şeyi şakaya alıp espri yapardı. Fakat bu konu onun hassas noktasıydı. Önüme dönüp, telefonuma mail olarak gelen dosyaları incelemeye başladım. Arada karşımdaki kız ve adamın konuşma sesleri geliyordu fakat, umursamadım. Rahatsız olabilirlerdi dinlenmekten belki.

Kolumdaki saate baktım, yarım saat falan kalmıştı.

☪

(Bade Ulu (Karaca) 'dan)

"Verilen kan dokularına göre, Giray Karaca'yla, Bade Ulu'nun arasına %99.9 kan bağı bulunmaktadır."

%99.9

Kardeş miydik yani?

İki abim mi oluyordu bu durumda?

Mert abiye baktım. O da bana bakıyordu zaten. Kapıyı işaret etti. Konuşmayı sevmezdi pek. Eskiden böyle değildi kereta, şimdi hiö konuşmuyordu. Karşıda dikilen adamlara döndüm, zaten bana bakıyorlardı. Buğazımı temizleyip konuştum.

"İsterseniz bir kafe'ye geçip konuşalım, olur mu?" Beni onaylayıp, adını daha öğrenemediğim abi, konuşmaya başladı,

"Tabi, o zaman yan taraftaki kafe'ye geçelim. Ne yapacağımızı konuşuruz." Onu onaylayıp kapıdan çıktık. Mert abi hiç konuşmamıştı. Ona dönüp konuşmaya başladım.

"Abi niye konuşmuyorsun." İleriye bakan mavi hareleri, konuşmamla bana döndü.

"Sen konuş istiyorum Bade'm, ben hep yanında olmayacağım. Hem ben başlangıcı yaptım, gerisi sende."

"Ben de kapıyı çaldım ama, sırayla yaptık" Ben konuşmuştum yeterince o konuşsundu şimdi. Ve evet, hastaneye geldiğimde kapıyı ben tıklatmıştım o da konuşmuştu.

"Kız elalemin kapısını niye çalıyorsun, ver çabuk geri." Beklemediğim espri ile ağzımdan ufak bir kahkaha kaçmıştı. Tabi peşimizden gelen iki adamın gözlerini üzerimde hissedene kadar. Hayatlarında hiç gülen görmemişlerdi, neydi bu bakışlar.

Mert abi, beni güldürebildiği için kendisi de gülüyordu, benim sustuğumu görünce, baktığım yere baktı. Bizi izleyenleri görünce, önüne dönüp yürümeye başladı.

"Yürü kız yürü, yakalandık!"

☪

Kafe'ye gelmiş, karşılıklı oturuyorduk. Kimsenin konuşmaya niyeti olmadığı için ilk adımı atma kararı aldım.

"Merhaba, bade ben" Dedim, elimi başımın hizasına getirip sallarken.

Cesur abi bey tebessüm edip konuştu,

"Sana da merhaba Bade, Cesur ben,"

"Ben de Giray" Dedi kısaca, zaten biliyordum adlarını, bozmadım yine de. Benden yaşça büyüklerdi, abi demesem saygısızlık olurdu.

"Mert ben" Dedi, mert abi, kısa kesip. Cesur abi, Mert abime dönüp konuşmaya başladı.

"Nasıl anladınız, Bede'nin öz olmadığını." Diye sordu, gözleri üzerimizde gezerken.

"Ben Bade'nin abisi değilim, ama abisi sayılırım. Bade'nin abisi, Adar, şehit oldu Bir hafta önce. Şehit olduktan sonra, Bade'ye bıraktığı bir mektup tarafından öğrendik biz de, araştırdım. Ve sonuç olarak buradayız." Diye sonlandırdı konuşmayı. Cesur abi kafasını sallayıp konuşmaya başladı.

"Ben arıyordum, yani Bade'yi, ama kaçırıldığında bir adı yoktu o yüzden hiç bir yerde bulamadım." Dedi sonlara doğru hüzünle.

"Sizin meslek neydi" Diye soru attı ortaya, Giray abi. Abisinin hüzünlü sesi hoşuna gitmemişti galiba. Mert abi gururla yerinde dikleşti.

"Askerim" Dedi. Heyt be kimin abisi. Giray abi kafasını sallayıp onayladı.

"Kaç kardeşsiniz" Diye sordum, merak ettiğim soruyu. Bana doğru baktı Giray abi.

"4, ama artık 5" Dedi gülümseyerek. Beni de sayması ile içimde uçuşan kelebeklerle birlikte tebessüm ettim.

"Bade" Adımın telafüz edilmesiyle, Cesur abiye baktım.

"Efendim"

"Bizimle yaşamak ister misin? Bir şans verir misin bize? " Diye sordu. Ses tonu sanki evet dememi ister gibiydi.

Ne diyecektim peki?

Şans vermeli miydim?

Mert abiye baktım. "Bir şans vermelisin Bade, onlar abilerin sonuçta. Bir şey olursa ben buradayım zaten." Dediğinde, rahatlamıştım birazcık, ama birazcık sadece.

Cesur abiye döndüm."peki, size bir şans verebilirim sanırım." Gülümsedi.

Hem de gamzesini ortaya çıkartacak kadar. O kadar mı istiyordu onlarla yaşamamı. Bir dakika bir dakika,

4 kardeşiz demişti Giray. Yeni fark ediyordum. Onlarda mı erkekti. Kız kardeşim var mıydı acaba?

"Ne düşünüyorsun Bade, vaz mı geçtin, bir şans ver lütfen." Diye hızlı hızlı konuşan Giray'a döndüm. Niye bu kadar panik yapmıştı?

"4 kardeşiz demiştiniz, onlar da mı erkek, belki beni istemiyor onlar." Diye cevapladım sorusunu. Kararımdan vazgeçmediğimi anlayınca gülümsedi. Yav bir bende gamze yok, herkes'te var boy boy.

"Pars ve Sarp, ikizler. Küçük abilerin, ve Bade, sen o eve aitsin istememek gibi bir durum söz konusu olamaz."

Allah'ım izninle düşüyorum.

Hiç kız yok muydu ya? Hepsi erkekti. Kafa salladım, yanıtsız kalmasın diye. Cesur abi, Mert abi ile bir şeyler konuşuyordu. Konuşmaları bitince biz döndüler, yaktıkları sigaraları söndürdüler. Bu ne sigara aşkıdır yiğidim.

"Bade, şimdi gelmek ister misin bizimle?" Dedi Cesur abi. Mert abi de destekledi onu.

"Bir şans vermeyi kabul ettin Bade, istemezsen zorla götüremezler zaten. Ama ben göreve gidiyorum bu gece, seni sağlam bir yere bırakmak çok önemli benim için." Dedi.

Araştırmıştı. Yoksa bırakmazdı beni birinin yanına. O kadar mı güveniyordu. Ama güvenmese bırakmazdı değil mi?

Cesur abiye döndüm, "kabul ediyorum sizinle gelmeyi"

Ve karşılık olarak, iki tane kocaman gülümseyen adamlardı.

☪

Ve sonrası hazlı gelişmişti, cafe'den çıkıp otel'e geçmiştik, kıyafetlerimi almıştım. Sonra da Mert abi ile vedalaşmıştım, ufacık ağlamış olabilirdim. Biraz zor susmuştum orası ayrı. Şimdi ise Cesur abinin arabasında gidiyorduk konağa. Hâlâ alışmış değildim yani, ama akışına bırakmıştım artık.

Ağladığım için acıyan gözlerimi ovuşturarak, camdan dışarıya baktım.

Gelmiştik. Cesur abi kapıyı açıp inmişti, Giray abide inmişti. Onlar inince kapıyı açıp ben de indim. Bana bakıyorlardı.

"Gözlerin kızarmış" Dedi Giray abi gözlerime bakarken. Eğilip arabanın yan aynasına baktım. Kızarmıştı içleri birazcık.

"Hadi, Pars ve Sarp gelmişler eve, bizi bekliyorlar." Dedi Cesur abi bize bakarken. Kafamı salladım ve yürümeye başladım eve doğru.

O sırada evi incelemeye vakit bulmuştum sonunda, kocaman bir malikhaneydi, 4 kişi için bayağı geniş bir evdi. Bahçenin bir kısmında çiçekler doluydu, bir kısmı ise oturma yeri gibiydi. Sabah oturduğumuz alan yani.

Cesur abi kapıyı tıklatınca içeriden bir kaç tıkırtı geldi, sonrasında açıldı yavaşça, giyim tarzına bakılırsa çalışandı galiba.

"Hoş geldiniz efendim" Dedi saygı çerçevesi içerisinde.

"Hoş bulduk" Dediler ikiside, ben de demiştim ama sesim bir yerlerime girmiş gibiydi.

İçeriye geçince kadın ceketime uzandı. "Alayım efendim" Diye istedi ceketimi. Ceketimi çıkarttım ve verdim eline. Çalışanlarla içli dışlı olamaya gerek yoktu bence, saygı çerçevesinde konuşsak yeterdi bence.

"Teşekkür ederim" Diyerek, salona doğru ilerleyen Cesur abinin arkasından yürüdüm. Ellerim terlemeye başlayına pantolonuma sürüp geçirmeye başladım. Salondan girdiğimizde koltuklarda yayılarak iki tane adam vardı. Abilerini görünce doğrulup oturma pozisyonu aldılar.

"Hoş geldiniz abi" Diye konuşan kişiye bakarken Giray abinin gösterdiği tekli koltuğa oturmuştum, o da yeanımdaki diğer tekliye oturdu. Çocuk sempatik birisine benziyordu. Diğeri ise biraz nevale gibiydi. Soğuk bakıyordu. Bir ön yargı kaldıramazdım artık. Çocuk muyduk yahu?

"Niye yabancılar eve alıyorsunuz abi?" Diye konuşmasıyla, bu evde bana rahat vermeyecek kişiyi bulmuş oldum.

Bölüm sonu

11 yorum