İçeriğe geç

Bal Bade'm

Bölüm 19 · 10 dk okuma

Bal Bade'm

Bölüm 19

17

.

.

.

(Yazar'dan)

Bade'nin kendisine kısaca sarılıp ayrılması ile dondu Pars. Ona sarılmış mıydı? Kısa bir an olsa bile kendini çok huzurlu hissetmişti. Sanki Bade'nin kollarında bir kaç saat dinlense tüm dertleri gidecekti.

Motor gözden kaybolunca gözlerini. Çekti Pars. Şimdi Bade eve gelmeyecekti. Kendisi de istemiyordu ki. Yere bıraktığı çantasını aldı hızla.

Bade'nin çantasını koluna takmakla uğraşan abisinin yanına geçti Pars. Hâlâ Bade'ye el sallayan kuzenlerinin arasından.

"Abi." Diye seslendi Giray'a.

Giray, kardeşinin çantasını nihayet takınca yerinde doğruldu. Ne vardı bu çantada Allah aşkına. İki tane kitap olması lazımdı bunun içinde.

Kendi çantasında sadece not defteri vardı mesela. Bir de kalem.

Onları boş verip yanına gelen kardeşine baktı. "Efendim abicim." Diye yanıtladı.

Ensesini kaşıdı Pars. "Siz eve geçin, benim işlerim var." Dedi. İşleri yoktu, eve gitmek istemiyordu sadece. Biraz kafa dinlemek istiyordu.

Kafasını salladı Giray. "Ne işlerin var?" Diye sordu. Nerye gittiğini bilmeden göndermezdi.

Kısa bir an düşündü Pars. Bir bahane bulamamıştı ama. "Ateş'in yanına uğrayacağım." Dedi, aklına ilk gelen bahaneyi uydurup. Çünkü şirketteydi. Cesur abisi evden çalışıyordu bu aralar, o yüzden onu bahane edememişti.

Ateş abisinin ismini duyan Giray kafasını salladı. "Tamam, git o zaman." Dedi. Niye abisinin yanına gittiğini merak etse de sormadı. Kendisi söylemek isterse söylerdi zaten.

Pars, abisi bahanesine kandığı için mutlu olmuştu. Bir süre de olsa kafa dinleyebilirdi.

"Görüşürüz." Diyerek el salladı abisine. Kuzenlerine de kısaca el sallamıştı.

Can ve Berat'ta el salladı. Son on dakikadır sadece el sallıyorlardı.

"Giray abi, bizim eve geçelim biz, annem sarma sarmamızı söylemişti." Dedi Can, Giray'a bakarken. Anneleri sarmayı sarmalarını istemişti, çünkü piknik planları yapıyorlardı.

Kafasını salladı Giray. "Araba çağırtsaydık size." Dedi. Kendisi şöför ile gidecekti, onlara da teklif etmesi lazımdı değil mi?

Kafasını iki yana salladı Can. "Bir kaç eksikler varmış onları alıp gideceğiz." Dedi. Yine kafası ile onayladı Giray. Bade gidince enerjisini kaybediyordu. Yine de yerinde durmayıp arabaya ilerledi. Ne zamandan beri bu kadar bağlanmıştı Bade'ye?

Berat ve Can da ilerlemeye babaşlamıştı. Daha markete gidip atıştırmalık alacaklardı.

"Buyrun efendim." Diyerek, arabanın kapısını açan şöföre baş selamı verdi Giray.

Adam da saygıyla kafasını eğdi. Arabanın içine girip koltuğa iyice yerleşti Giray. Çantasını yan koltuğa koyup, kafasını cama yasladı. Havanın biraz ses yapması ile bu gecenin yağmurlu geçeceğine işaretti.

Bu kadardı.

Az önce doluydu çevresi. Asıl gerçekliğe geri dönmüştü artık.

.

.

Bade'den

"Bade ona binmeyelim."

"Ama abi hep aynı şeyi yapıyorsun. Binelim işte."

"Kızım başım dönüyor benim binmem ona, ama sen bin beklerim."

Derin bir nefes aldım. Yıllardır değişmeyen bir gerçek ile yine lunapark'a gelmiştik.

Eskiden 3 kişi gelirdik, Ama artık 2 kişiydik.

Ve Mert abi gondol'a binmeyi reddediyordu. Başı dönüyordu. Ama ben çok seviyordum.

Tek başıma da binmezdim. O yüzden bu seferlik binmesem olurdu.

(Lunapark çok klasik oldu artık ama başka bir fikir gelmedi aklıma kusura bakmayın ballarım🤧)

"O zaman yemek yiyelim." Diye bir fikir attım ortaya. 2 saattir burada takılıyorduk neredeyse.

Saat biz fark edemeden geçip gitmişti.

Kafasını iki yana salladı. "Binseydin, seviyorsun." Dedi gondol'a bakarken. Onun yüzünden binmediğimi düşünerek, muhcupça bakıyordu yüzüme.

Eskiden abimle biniyordum. Artık istemiyordum binmek.

Kafamı iki yana salladım. "Yok, acıktım zaten ben." Dedim karnımı gösterirken.

Gülümsedi ve yanağımı sıktı. "İyi bari, doyuralım o küçük canavarı." Dedi saçlarını geriye atarken.

Gülümseyip, lunapark'ın çıkışına doğru ilerlemeye başladım. Mert abim de arkadan geliyordu.

Mert abim de buradan bir ev tutmuştu. Tek kişilik küçük bir ev olduğunu söylemişti. Zaten sürekli göreve gidip geldiği için ev otel gibiydi.

Evin kirası ise Mert abim için hiç. Bir şey değildi. Maaşı yüksekti çünkü. Bana da teklif etmişti. 'Ailen ile aranızda anlaşamamazlık olunca o eve geçersin' demişti.

Şu anlık iyi gibiydik. Yeni gelen, abim olan Ateş ile çok az diyaloğumuz vardı. Pek evde olmuyordu. Arada bir yemeklerde rastlıyordum. Gözlerinden yorgun olduğu anlaşılıyordu.

Motorun yanında geldiğimizde Mert abi kaskımı uzattı. Bana özel bir kask vardı. Sağ köşesinde ise Spider-Man logosu vardı. Bence çok güzel bir kasktı.

Kaskı kafamdan geçirip alttan bağladım. Olmuştum işte.

Mert abim de kendi kaskını takıp ön koltuğa oturdu. Ben de arkasına binip, kollarımı gövdesine sardım. Hız yapmayı seviyordu. Uçmak istemezdim tabiki.

"Hadi bakalım." Diyerek motoru çalıştırdı.

Kafamı sırtına yaslayıp gideceğimiz yeri beklemeye başladım. Bugün de bedavadan geçinecektik.

.

.

"Tavuk dürüm ve ayran olsun." Dedim Mert abiye bakarak. En sevdiğim ikiliydi. Bir de içinde acı biber varsa, yeme de yanında yat derdim. Ama aç kalırdım sonra!

Beni kafası ile onaylayıp ayağa kalktı ve siparişi vermeye gitti.

Yol üzerinde bulduğumuz küçük, lokanta gibi bir yere gelmiştik. Ve şu an en cazip gelen tavuk dürümdü.

En son ne zaman yemiştim bilmiyorum ama özlemiştim tadını.

Kafamı kaldırıp camdan dışarıya bakttım. Hava kapanmıştı sanırım yağmur yağacaktı.

Telefonumun titremesi ile kimin aradığına baktım.

Pars karaca

Pars'ın niye aradığını anlamlandıramasam da, fazla bekletmemek adına telefonu açıp kulağıma yasladım.

-"Alo" Diye seslendim karşı tarafa.

-"Bade" Diye mırıldanan Pars'ın sesini duydum. Sesi biraz solgun gelse de çok takmadım. Belki telefondan öyle geliyordu.

-"Evet Pars, benim" Dedim lafının devamını getirmesi için.

-"eve ne zaman geleceksin." Diye sordu. Derin bir nefes aldım.

-"ne yapacaksın Pars? " Diye sordum ben de. Eve gelme saatime de mi karışacaktı acaba?

-"hiç, merak ettim sadece." Dedi. Sonra sustu.

Onun konuşmasını beklerken Mert abim, elinde dürümlerle gelmişti. "Sıcak sıcak, soğutma dan ye hadi." Dedi önüme bırakırken. Sonrasında kulağımdaki telefonu görünce sessizleşip yerine oturdu.

-"ee Pars?" Diye seslendim karşıya. Aramıştı ama bir şey söylemiyordu. Mert abim Pars'ın ismini duyunca kafasını kaldırıp bana baktı. Gözünü kırptı 'ne oluyor?' dercesine.

Kafamı iki yana salladım. Bir şey olmuyordu.

-"Rahatsız etmiyim ben seni, görüşürüz." Diyerek telefonu kapattı Pars. Şaşırarak telefonu kulağımdan çektim ve cebime koydum tekrardan.

"Ne oldu, niye aramış?" Diye soran Mert abiye döndüm. "Bilmiyorum." Dedim sadece.

O da uzatmadan kafasını salladı. Anlatmak istesem anlatacağımı biliyordu zaten.

Önüme koyulan dürüme baktım. Gerçekten çok güzel bir şeydi bu. Sürekli bir yemek yiyecek olsam bu yemek kesinlikle döner olurdu.

.

.

.

(Pars'tan) ('dünya gül bana' dinleyerek okuyun lüpten)

Elime aldığım tüylü kalemi bir kere daha çevirdim.

Bade'nin aldığı kalemdi. Lâkin, bilmediği bir şey vardı. Ben tüylü eşyaları çok severdim. Yumuşak olan dokusu hoşuma gidiyordu.

Ve favori kalemim olmuştu.

Az önce aramıştım Bade'yi. Amacım bir şey yapmak değildi. Sesini duymak istemiştim sadece. Biraz sinirlenmişti galiba.

Hâlâ varlığından emin olamıyorum. Her şey hızlı gelişiyordu. Ama bu kimsenin umrunda değildi sanki. Aslında onlar da haklıydı. Bir şeye takılı kalmak istemiyorlardı. Ama ben niye kalıyordum?

Artık sıkılmıştım. Yaşamdan, kaçmaktan, bunalmışlıktan.

Kaçmak istiyordum.

Geçmişten.

Ama sıçtığımın geçmişi peşimi bırakmıyordu. Çok mu düşünüyordum acaba? O yüzden mi böyle oluyordu?

Okula gitmek istemiyordum artık. Benlik bir yer değildi. Umrumda olmadığı için her seferinde sınufta kalıyordum.

Ve Eren vardı. Her seferinde beni sinirlendirecek şeyler söylüyordu. Niye böyle yapıyordu bilmiyorum. Ama en sonunda onu öldürmekten korkuyordum.

Katil olamazdım. Tekrar ve tekrar.

Babama benzeyemezdim ben. Şiddet yanlısı bir insan değildim. Katil hiç değil!

Sinirlerime sahip çıkamayan bir insandım. Benim de, Ateş ile birlikte tedavi olmam gerekiyordu kesinlikle.

Ya da benim istediğim şey sadece biraz anlayıştı. Ve biraz da uyku sanırım.

Son bir haftadır uyuyamıyordum doğru düzgün. Rüya görmesem de irkilip uyanıyordum. Ve bu durumdan çok sıkılmıştım. Uykumu alamayınca sınırlı bir insan oluyordum sanırım.

Ateş gelmişti bir de. Küçükken rol modelim olan adam. Ama artık rol modelim değildi. Gittiği gün kendi modelimi çizmiştim ben. Tedavi!

Abim konuşurken duymuştum. Tedavi olmak için gitmişti. Onu bir odaya kilitlemiyorlardı sonuçta. Arada bir gelip görebilirdi bizi. Kızgındım ona. Bizi yalnız buraktığı her gün daha da kızıyordum.

Şimdi burdaydı. Yakın ama bir hayli uzaktı.

Elimdeki tüylü kalemi koluma sürttüm. Bu his uykumu getiriyordu. Gözlerimi kapattım yavaşça.

Şu an, okulun yanındaki sokakta, bir çıkıntı duvarın üzerinde oturuyordum. Sırtım arkamdaki duvara yaslıydı. Ayaklarımı ise öne uzatmıştım.

Konum biraz rahatsız olsa da uykum vardı. Telefonumun cebimde titrediğini hissettim. Ama bakamazdım şu an.

İrkilerek uyansam aşağıya düşer miydim acaba?

.

.

.

(Duyguları iyi yansıtamıyorsam gerçekten özür dilerim, elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum)

En alta yazınca bakmıyorsunyz susksj

.

.

(Bade'den)

"Artık eve bırak abi beni, hava soğumaya başladı, yağmur da çiselemeye başladı." Dedim Mert abime bakarken.

Kafasını sallayıp oturduğu yerden kalktı. "Tamam, sen ceketini giy ben hesabı ödeyip geleyim." Dedi.

Kafam ile onaylayıp ceketimi üzerime giyindim. Döner yememizin ardından, bir tatlıcıya gelip tatlı yemiştik. Ve konuşmuştuk biraz.

Şimdi ise hava kararmaya başladığı için kalkmayı teklif etmiştim. Yarın okul vardı sonuçta. Geç yatınca okulda uyuyordum.

"Hadi bakalım." Diyerek yanıma gelen Mert abimin yanına geçtim. Ellerimi birbirine sürttüm.

"Hadi gidelim." Dedim koluna girerken. Kolu sıcak olduğu için ısınmak için güzel bir seçimdi.

Cafe'den çıkıp motorun yanına gelmiştik. Yine aynı şekilde kasklarımızı takıp yola koyulduk.

Zaten ev çok uzak değildi. O yüzden çok üşümeden gidebilirdik inşallah.

"Bir şey istiyor musun abicim marketten!?" Diye bağıran Mert abime yaklaıştım.

Motor sesli olduğu için bağırarak cevap verdim. "Yok abi teşekkür ederim!" Dedim. Kafasını sallayıp önüne döndü.

10 dakikaya yakın bir sürede eve varmıştık neyse ki. Ev görününce derin bir nefes aldım. Üşümüştüm yahu.

Bu günüm güzel geçmişti neyse ki. O yüzden bunu bir uyku ile taçlandırabilirdim.

Motoru sağa kırarak bahçeye giriş yaptı Mert abim. Motoru durdurunca atladım ben de.

Onun inmediğini görünce kaskımı çıkartıp konuştum. "Sen gelmiyor musun?" Diye sordum.

Kafasını iki yana salladı. "Yok abicim, sen de git uyu tamam mı güzelim." Kafam ile onayladım onu.

Yanına yaklaşıp boynuna sarıldım. Motor yüksek olduğu için biraz zır olsa da o da benim belime sardı kollarını.

Kısa bir süre sarılıp ayrıldık. "Teşekür ederim bugün için." Dedim gözlerine bakarken.

Gülümsedi kocaman. "Asıl ben teşekkür ederim abicim. Günümü güzelleştiren sensin."

Gülümseyip göz kırptım. "Öyle derler zaten hep." Dedim.

Kaşlarını çattı hızlıca. "Kim diyo kız onu?" Diye konuştu kıskançlıkla.

Onun bu haline gülüp öpücük attım. "İyi geceleer." Diyerek el sallayıp eve adınlamaya başaldım.

Arkamdan "Bade!" Diye bağırmasını aldırmadan, kapının ziline bastım.

Mert abim de bahçeden çıkmak için motoru gazlamıştı.

İçeriden gelen tıkırtılar ile geri çekildim. Kapının açılmasını beklerken dürbünü kapatma özelliğim vardı da benim.

Kapı yavaşça açılınca ayakkabılarımın bağacıklarını çözmek için ayağımı kaldırdım.

Bir de ben mi eğilecektim?

"Hoş geldin güzelim." Diyen sesi duyunca ayakkabılarımı çıkartıp içeriye geçtim.

Onları köşeye koyup Cesur abime sardım kollarımı. "Oo Cesur bey sizi göremez olduk." Dedim kafamı göğsüne yaslarken.

Saçlarıma küçük bir öpücük bıraktı. "Biraz yoğun abicim işler. Eve bile dadandı yani o derece." Dedi.

Kafam ile onayladım. Belli oluyordu zaten meşgul oldukları. Yorgunlardı her gün.

"Pars geldi mi abi?!" Diye, içeriden bağıran Sarp'ın sesini duyunca Cesur abimden ayrıldım. O da yanağımı öpüp bıraktı beni.

"Geç bakalım, üşümüşsün." Ona gülümseyip göz kırptım.

Sesler gelen salona geçtim. Aile üyeleri buradaydı. Pars hariç.

Sarp, Pars'ı sormuştu. Eve gelmemiş miydi? Neredeydi acaba?

Hepsinin 'hoşgeldin' laflarına karşılık verip, Sarp'ın yanına geçtim.

Cesur abim de kendine bir yer bulmuştu.

Sarp'ın bileğindeki bandaja baktım. "Daha ilk günden nasıl becerdin bunu?" Diye sordum.

Güldü kendi kendine. "Çok iyi oldu, iyileşsin bu sefer de diğerini incitirim. Rapor var sonuçta." Dedi.

Güdüm bu dediğine. Okula olan sevgisi gözlerimi yaşartıyordu. Okula gitmemek için kendini yaralamayı göze alan bir abim vardı.

"Pars nerede?" Diye bir soru attım sessiz salona. Ateş'in ayağa kalkması ile ona döndü bakışlar.

"En son sizinle değil miydi, Giray?" Diye sordu Giray abime bakıp.

Abim kafasını salladı. "Seninle buluşacağını söyledi abi." Dedi.

"Çocuk yüzüme bile bakmıyor bana mı gelecekti." Dedi Ateş, yüzünü sıvazalayıp.

Giray abim kafasını 'bilmem' der gibi salladı.

"Arıyorum." Dedi Cesur abim. Telefonu kulağına dayamış bekliyordu.

"Açmıyor." Diyerek telefonu kapattı. Endişelenmeye başlamış gibiydi.

Ben de merak etmiştim. En son aramıştı beni. Pek bir şey söylememişti ama.

"Dışarıda mı arasak?" Diye bir fikir attı ortaya Sarp.

Ayağı yüzünden yerinden kalmaması da düşüncesi iyi gibiydi.

"Olur." Diyerek onayladı onu Ateş.

Giray abim ise hâlâ arıyor gibiydi. Telefonu kulağına dayamış bekliyordu.

"Ben dışarıya bakayım." Dedi Ateş.

Yağmur yağmaya başlamıştı. Cama vuran yağmur damlalarının sesi kulağıma geliyordu.

Ateş kapıya gidince ben de arkasından ilerledim. Hırka falan verseydim bari. Yağmur yağıyordu.

"Ben de gelseydim abi." Diyerek arkamızdan da Cesur abim geldi.

Ateş, ayakkabılarını giyerken kapıyı araladı. Kapının dışında bekleyen beden ile gözlerim büyüdü.

Pars?

Üzeri ıslanmış bir şekilde bekliyordu. Gözleri biraz kısılmıştı ve yeni uyanmış gibi mayhoştu.

"Merhaba." Diyerek elini kaldırıp havada salladı.

Arkamdaki Cesur abimin derin bir nefes aldığını işittim.

Ateş ise durmuş, Pars'a bakıyordu.

"Ne oldu ya, niye öyle bakıyorsunuz." Dedi ayakkabılarını çıkarmaya çalışırken.

"Bir şey oldu sandık Pars, neredesin sen?"

Pars onu dinlemeyip çantasını köşeye bıraktı. Bu sırada elindeki kalem dikkatimi çekti. Ona aldığım tüylü kalemdi bu. Üzerinde tek ıslanmayan şey tüylerdi. Yavaşça üzerindeki ceketi çıkartıp yere koydu.

"Sana diyorum Pars?" Diye sorusunu tekrarladı Ateş.

Giray abim ve Sarp'ta sesleri duyup gelmişlerdi. Sarp, Giray abime tutunuyordu tabiki de.

Burnunu çeken Pars'a baktım. Kafasını kaldırıp ifadesiz gözler ile baktı abisine.

"Şimdi mi aklına geldik Ateş?"

.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

20. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum