İçeriğe geç

Bal Bade'm

Bölüm 18 · 12 dk okuma

Bal Bade'm

Bölüm 18

16

.

.

.

Bade'den

"Ne oluyor lan!"

Bir anda kolumdan çekilmem ile, yapalayıp geriye doğru adımladım.

Bir anda geriye çekilmeyi beklemiyordum.

"Ne oluyor be!" Diyerek kolumu, hâlâ tutan kişiye baktım.

Eren?

Şu an ne alakaydı bu.

"Ne yaptığını zannediyorsun sen?" Sordum sinirle. Kolumu da elinden kurtardım.

Pislenmişti kolum, yıkasam iyi olacaktı.

O da aynı sinir ile bana bakıyordu. Bu bakışı neye borçluyduk acaba?

"Hayırdır? Abinin yanında da mı utanmıyorsun sevgilinle sarmaş dolaş olmaya?" Diye sordu alayla yüzüme bakıp.

Sevgilim mi varmış benim?

"Ne oluyor Eren?" Diye soran Giray abime baktım. Oturduğu yerden ayağa kalkmış ve yanımıza yakınlaşmıştı.

Eren, yanımda dikilen Kaan'a bir bakış atıp Giray abime geri döndü.

"Okulun ilk gününden sevgili yapmış ve siz de izliyor musunuz?"

Giray abim tam konuşacakken, arkamda dikilen Kaan önüme geçti.

"Yanlış anlaşılma olmasın bu arada. Arkadaşız sadece." Diyerek ellerini kaldırdı.

Kafamla onayladım onu. Arkadaştık sadece.

"Ne oluyor burada?" Diyen sese döndüm bu sefer.

Pars. Bize doğru geliyordu.

"Bir şey olmuyor." Diye yanıtladım onu. Gereksiz bir konuydu sadece. Ve bu konuyu çıkartan kişinin, hiç bir şeyim olmayan Eren'den çıkması ayrı bir ironiydi.

Eren bir kaç mırıltılar çıkarttı. "Hee biz de inandık." Dedi elini sallayarak.

"Sana ne oluyor Eren?" Diye ileriye atıldı Giray abim. Sinirlenmiş gözüküyordu. Bu halleri de ayrı yakışıklı oluyormuş onu fark etmiştim.

"Bade isterse sevgili de yapabilir, bunda seni ilgilendiren bir şey göremiyorum. Kendi kardeşinle ilgilen lütfen." Diyerek yanıma yaklaştı.

"Ailemizin adını lekelemesini mi istiyorsun Giray?" Diye konuştu Eren. Bu çocuğun ciddi sıkıntıları vardı gerçekten.

Pars yanımıza yaklaşıp, önümüzdeki masaya yaslandı, kollarını bir birine bağlayıp Eren'e baktı.

"Yani Eren? Onun abisi değilsin, aileden hiç değilsin." Diye sordu umursamazca. Pars'ı tanıdığımdan beri duyduğum tek haklı cümlesi buydu galiba.

Eren sinirle baktı her birimize. Kimsenin ona destek olmaması sinirini bozmuş olmalıydı. Tekrar Pars'a döndü ve gülümsedi. Uğraşacak yeni kurban bulmuştu anlaşılan. Niye böyle yaptığı hakkında hiç birimiz hemfikir değildik.

"Ne oldu Pars? En son vurmaya kalkıyordun kıza, ne değişti şimdi? Abilik duyguların mı kabardı? Aile abi falan? " Diye sordu yüzündeki sinsi sırıtma ile.

Pars kolarını çözüp yaslandığı yerden ayrıldı. Dişlerini sıkmaya başladığı, kastığı çenesinden belli oluyordu.

"Ne diyor lan bu?" Diye mırıldanan Can'ı umursamadı kimse.

"Ben de anlasam?" Diye fısıldadı

Berat'ta.

İki dakika uyuyacaktım işte, güzellik uykumu bozmaya yemin etmiş gibiydiler.

Ya da uyumama gerek duymuyorlardı. Zaten güzel olduğumun farkında olmalılardı.

Pars bir adım öne atınca, Giray abim hemen gidip kolunu tuttu.

"Bırak abicim, kaşınıyor." Diyerek sakinleştirici sözler söylemeye çalıştı. Ama Pars'ın onu dinliyor gibi bir hali yoktu gibi. Tek odağı Eren ve ağzından çıkan laflardı.

"Hadi ama Giray, gerçekleri söylemek ne zamandan beri kaşıntı oldu." Diyerek kafasını kaşıdı Eren.

Gerçekten kaşınıyordu, her anlamda.

Giray kafasını Eren'e çevirip sert bir bakış attı.

Pars, abisinin elinden kurtulmaya çalışırken sırıttı. "Kaşınıyor işte abi, yardımcı olayım ben de." Diyerek bir anda Giray abimin kollarının arasından kurtuldu. Giray abime göre biraz daha kas çalışmış gibiydi.

Öne atıldığı gibi, Eren'in elmacık kemiğine sertçe yumruğunu geçirdi. Eren'in kafası, çarpışmanın etkisi ile sağ tarafa dönmüştü.

"Ananı..." Diye fısıldayan Can'a baktım.

Bir elini ağzına, bir elini ise Berat'ın omzuna koymuştu.

Tekrar yumruk sesi gelince hemen geri, diğer taraf'a döndüm. Kantindeki çoğu kişi ayağa kalkmış ve kavgayı izliyordu. Çok güzel bir sinemaydı zaten.

Pars, Eren'in yakasından tutup duvara yapıştırmıştı. Gözü kararmış gibi sadece yumruk atıyordu. Galiba kendini tutamayan bir kişiliği vardı, gördüğüm kadarıyla hemen gözü kararan birisiydi.

Denemeli olarak anlamıştım.

Giray abim ise kardeşini çekmeye çalışıyordu. Ama ne kadar başarılı oluyordu cabasıydı. "Pars, yeter abicim." Diye konuşsa bile nafileydi.

Eren küçük bir sırıtış ile ağzındaki kanı yere tükürdü. Ve Pars'ın, tekrar vurmak için kalkan elini tuttu.

"En çok da bunu seviyorum biliyor musun?" Dedi ve ağzındaki kanı tükürdü.

Neyi seviyordu? Gerçekten tuhaf bir insandı Eren.

Pars irkilerek geriye çekildi. Vurduğunu yeni fark eder gibi kafasını kaldırıp etrafa baktı.

"Bir cümle bile, seni şiddete eğilimli yapıyor. Bu kadar basitsin işte Pars Karaca. " Dedi Eren, lafının devamını getirerek.

"Eren." Diye uyarı yaptı Giray abim.

Kafasını iki yana salladı Pars. "Şiddete eğilimli değilim ben." Diye mırıldandı.

Kafasını çevirip Giray abime baktı. "Öyle miyim?" Diye sordu sessizce.

Giray abim sadece suratına baktı Pars'ın. Bir anda niye böyle olduğuna anlam veremiyor gibiydi.

Eren'in yüzüne baktım. Zafer sırıtışı ile bakıyordu Pars'a.

Göz göze geldik Erenle. İfadesizce baktım suratına. O ise kaşlarını kaldırdı. Tam ağzını açıp bir şey diyecekken Can girdi araya.

"Eren." Gözlerini benden çekip, Can'a baktı.

"Ne var."

Gerçekten, insanlıktan nasibini almamış bir mandaydı.

"Özgün seni arıyordu en son." Bakışları düzeldi Eren'in.

"Nerede." Diyerek yerinde dikleşti.

Omuz silkti Can. "Sınıftadır her halde."

Özgün ile hiç karşılaşmamıştık aslında ve Can da bütün gün benim yanımdaydı zaten. Yanımızdan gitsin diye söylüyor olmalıydı.

Eren hepimize son kez bakıp yanımızdan ayrıldı. Kafamı çevirip Pars'a baktım. Ellerine bakıyordu. Ben de baktım ellerine. Eklem yerleri vurmanın etkisi ile kızarmıştı.

Kafasını kaldırınca göz göze geldik. Gözlerini kaçırdı hemen. Arka tarafında duran Giray abime döndü.

"Lavobaya gidiyorum. Sonra sınıfa geçeceğim." Diyerek yanımızdan ayrıldı.

"Ne oldu şimdi." Diyerek kafamı kaldırıp Giray abime baktım.

Kafasını sağa eğdi. "Bilmiyorum." Diye konuştu.

Eren gelmişti, ergen ergen hareketler yapıp oratalığı karıştırmıştı. Bu okulun müdürü falan yok muydu? Normalde burayı basması lazım değil miydi?

Aslında onun problemi Pars ile olmalıydı. Ama neydi sorun?

"Bade." Diye bana seslenen Kaan'a baktım.

"Özür dilerim, benim yüzümden oldu sanırım." Dedi mahçup bir ifade ile.

Kafamı iki yana salladım.

"Senin ile alakalı değildi." Diye konuştum.

Konu bu olmasaydı. 'Niye bu masada oturdun.' olurdu büyük ihtimalle.

Ama yine de olurdu, Eren'di çünkü bu.

Giray yanıma yaklaşıp başıma bi öpücük bıraktı. "Ben Pars'a bakayım, sen de takma tamam mı Eren'i. Saçmalıyor." Diyerek sırtımı okşadı.

"Tamam." Diyerek kafamı salladım.

Saçlarımı sevip yanımızdan ayrıldı. Ben de lavobaya gitmek için ileriye adımladım.

Kolumdan tutulmam ile arka tarafıma döndüm. Can, kolumu tutmuş yüzüme bakıyordu.

"Ne dedi o Bade?" Diye sordu. El kaldırma olayında bahsediyor olmalıydı. Kafamı iki yana salladım.

"Sonra, Can. " Diyerek kolumu elinden çektim. Yüzüme anlayışla bakarak kafasını salladı.

"Bu seferlik izin veriyorum bak." Diyerek takıldı gülümseyerek. Ortamdaki havayı dağıtmak istiyor olmalıydı.

Küçük bir gülüş gönderdim ona. "Sınıfta olurum." Dedim. Sonra devamını getirdim. "Kaybolmazsam inşallah." Diye mırıldandım.

Gülerek kafasını salladı.

"Sen git, biz de geliriz az sonra."

Kafamı sallayıp kantinden çıktım. Can'ın anlattığı kadarı ile okulu biraz da olsa çözmüştüm.

Lavoba ilk kattaydı galiba. İleride gördüğüm tabela ile doğru hatırladığımı anladım.

Zaten zekiydim ben.

Fazla beklememek adına hızlıca içeriye girdim. Elimi yüzümü yıkasam iyi olacaktı.

Musluğu açıp, gelen soğuk suyu yüzüme çarptım ve aynadan kendime baktım. Övünmek gibi olsundu ama güzeldim.

"Bu güzellik Allah vergisi tamam mı?" Diyerek kendi kendime konuştum.

"Anlamadım?"

Arkadan gelen ses ile sıçrayarak o arkaya döndüm. Kız tuvaletten yeni çıkmış ellerini yıkıyordu.

Burada birisinin olacağı hiç aklıma gelmemişti.

"Bir şey olmadı." Diyerek kafamı iki yana salladım.

Tuhaf tuhaf bana bakıp önüne döndü. Elini yıkaması bitmiş olmalı ki peçete almıştı eline.

"Yenisin galiba." Diyerek bana döndü tekrar.

Köşede duran yerden peçete kıpartıp ellerimi silmeye başladım.

"Evet." Diye yanıtladım onu. Kafasını salladı sadece.

Kendimi tanıtmamı beklemiyordu inşallah. Bu işlerde biraz kıt birisiydim.

Daha da bir şey söylemeyince yanından geçip dışarıya çıktım. Tuvalette takılmayı pek sevmezdim.

Otomatikmen bir koku geliyordu burnuma. Temiz hissetmiyordum.

Kafamı kaldırıp sınıfı aramaya başladım. Galiba ikinci kattaydı.

Her halde haklı olacağım kanısına varıp ikinci kata çıkmaya başladım.

Merdivenler biraz yorsa da, pek insan olmadığı için rahattım. Sürüne sürüne ikinci kata çıktığımda, tanıdık koridoru görünce hemen oraya girdim.

Ve bulmuştum.

İçeriden gelen konuşma seslerini aldırmadan içeriye girdim. Sabah oturduğumuz masaya ilerleyip oturdum.

Can'lar hâlâ gelmemişti. Sarp'ı bugün okulda görmemiştim hiç. O da beni görmek istememişti demek ki, gelmemişti.

Ortalıkta Giray abimi de görmemiştim. Pars ile ilgileniyor olmalıydı.

Pars, bir şeyler vardı onda. Hareketleri bazen düzgün, bazen anormaldi. Ama sinir sıkıntısı olduğunu düşünüyordum. Kendine hakim olamıyor gibiydi.

Eve gidince daha net konuşurdum onlarla, şimdi uykum olduğu için çok düşünemiyordum. Kollarımı sıranın üzerine koyup kafamı da üstüne koydum.

Sanırım birazcık kestirebilirdim. Uykuya dalmadan önce son hissettiğim şey, üzerime örtülen bir şeydi.

.

.

.

(Yazar'dan) -ne yazacağım hakkında bilgim yok ama sjkakkzkskd yine de iyi ilerliyorum._

"İyi misin abicim?" Diye kendisine bakan abisine baktı Pars. Bahçedeki banklarda yan yana oturuyorlardı. Derin bir nefes aldı Pars.

İyi miydi?

Değildi.

"İyiyim." Diye kısa bir cevap verdi abisine.

Derin bir nefes aldı Giray. Kardeşinin bu aralar sıkıntılı olduğunun farkındaydı. Konuşmak istese de, Pars geçiştirip duruyordu.

Herkese karşı aynıydı. Bir tek Bade ile konuşmak istiyordu.

"Psikoloğa gitmek ister misin?" Diye sordu Giray. Anlatamadıklarını belki ona anlatabilirdi. İçini rahatlatabilirdi bir nebze.

Kafasını kaldırdı Pars. "Niye." Diye sordu. Psikoloğa gidecek kadar mı kötü olmuştu durumu? Gerek yoktu.

"Anlatamadıkların vardır, rahatlarsın abicim." Giray'ın söyledikleri kötü bir niyet barındırmıyordu. Sadece kardeşi için bir şeyler yapmak istiyordu.

Kafasını iki yana salladı Pars. Anlatamadıklarını içine gömmüştü o. Kimsenin bilmesi gerekmiyordu. Kendisi bilse yeterdi. Bazen ağır gelse de, idare ediyor gibiydi.

En azından çabalıyordu.

"İstemiyorum." Diyerek ayağa kalktı Pars. Gitse ne olacaktı? Dinliyormuş numaraları, bir ilaç vereceklerdi. O ilaç zaten kafa yapmak içindi. İlaçla yaşamak istemiyordu Pars.

Kafa salladı Giray. "Bana anlat o zaman abicim." Diye mırıldandı.

Okula doğru adınlamaya başladı Pars.

"Sen kendi dertlerini çöz abi."

.

.

.

(Pars'dan)

Attığım ağır adımlar beni Bade'nin yanına getirmişti. Yavaşça sınıfa girdim.

İçerideki kimse ile göz teması kurmadan Bade'nin sırasına ilerledim. Sanırım artık daha iyidim. Masaya kafasını koyup uyumak üzere olan Bade'yi görünce derin bir iç çektim.

Bade'yi görmek bile beni rahatlatıyorken, nasıl bu hale geldiğimizi düşünüyordum.

Yine benim yüzümdendi. Her şey benim yüzümdendi. Niye?

Bade'nin yanına oturup yüzüne düşmüş olan saçları çektim.

Sırtından soğuk alabilirdi. Bu yüzden, sabah Ateş'in zoru ile giydiğim ceketi çıkarttım.

Yavaşça üzerine örttüm. Sırtını kapattığımdan emin olunca geri çekildim.

Kafası rahat mıydı acaba? Biraz göz gezdirince Can'ın montunu gördüm. Şişme mont'tu. Rahat olmalıydı. Montu alıp ikiye katladım.

Bade'nin kafasını kaldırıp montu kafasının altına yerleştirdim. Bir kaç mırıltı çıkartsa da uyanmadı.

Gece benim yüzümden uyuyamamıştı. Hediyeye keşke sabah baksaydı. Uykusundan çalmış gibi olmuştum.

Ben de uyumamıştım aslında. Ama alışkındım.

Sorun değildi benim için.

"Özür dilerim." Diye fısıldadım sessizce.

"Bugün de herkes kendi kendine konuşuyor he."

Kafamı kaldırıp gelen sese baktım. Ön masada oturan bir kız'dı. Siyah saçları, düz burnu ve yanaklarında olan çilleri ile güzel bir kız'dı.

Kaşlarımı kaldırdım. "Efendim?" Diye sordum. Bana bakarak konuştuğuna göre bana demiş olmalıydı.

Şaşi değilse doğruydu.

Tek kaşını kaldırdı. Bade'ye bir bakış atıp bana döndü tekrar. "Hayırdır. Çıksana kızın dibinden. Uyuyor görmüyor musun?" Diyerek konuşması ile geriye yaslandım.

"Abisiyim ben." Diyerek Bade'ye baktım. Abisiydim değil mi?

"Benziyorsunuz zaten." Diyerek kaşlarını kaldırdı.

"Evet." Diyerek önüme döndüm.

Sırada arkaya gelip biraz daha yaklaştı. "Var ya, bu kız kendi kendine aşk yaşıyor." Demesi ile ona baktım tekrar.

Kendi kendine mi?

"Ney?"

Omuz silkti. "Aynaya bakarken konuşuyordu." Dedi.

Kafamı salladım. Olabilirdi. Bu yönden Sarp'a çekmişti galiba. O da her gün, bir posta iltifat ediyordu kendine.

Ortaokula giderken, Cesur abimin kartı ile kendine çiçek bile almıştı. Sanırım kendilerine aşık insanlardı.

Bade'ye bakarken gülümsedim. Kendi ile aşk yaşayacak kadar güzeldi gerçekten.

"Ee bir şey demeyecek misin?" Diye sordu bu sefer de.

Çok konuşuyordu. Çok konuşan insanları pek sevmezdim.

Bade hariç.

"Olabilir." Dedim sadece. Ne diyebilirdim.

Göz devirdi kız. "Sohbetine doyum olmuyor. Kardeşin böyle değildir inşallah." Arka taraftan birisinin ıslık çalması ile ayağa kalktı. "Görüşürüz." Diyerek yanımdan ayrıldı.

Adını söylememişti. Çokta önemli değildi zaten.

Varla yok arası "görüşürüz." Dedim.

Bade'nin saçını son bir kez okşayıp ayağa kalktım. Uyanıkken yapamazdım. Uyuyorken bir kez olsun dokunmak istemiştim.

Yavaşça sınıftan çıktım. Kendi sınıfıma gelince sırama oturdum. Sarp ile aynı sınıftaydık.

Ama şu an burada değildi. Sıraya geçerken biraz şımarmıştı. Ve bu yüzden ayağı kayınca yere düşüp bileğini bükmüştü. Ateş gelip almıştı onu.

Onun haberini vermek için kantine inmiştim, ama olayda kaynayıp gitmişti.

Biraz sinirlerim bozulmuştu. Eren her defasında aynı şeyi yapıyordu. Sürekli Bade hakkında bir şeyler söylüyordu.

Hassas noktam olduğunu bildiği halde devam ediyordu buna. Ve ben kendime hakim olamıyordum. Konu Bade olunca çığır tanımıyordum.

Zilin çalması ile düşüncelerimi bir kenara ayırıp hocanın gelmesini bekledim.

Bu sene sınıfta kalamazdım.

.

.

.

(Bade'den)

"Bade."

"Bade!" Diye seslenen kişi ile gözlerimi aralamaya çalıştım.

"Uyan abicim hadi."

Yüzümden çekilen saçları hissettim. Yavaşça gözlerimi aralayp kafamı kaldırdım.

Giray abimdi. "Abi." Diye mırıldandım.

"Abim." Diye karşılık verdi o da. "Hadi güzelim. Bitti okul." Diyerek çantamı eline aldı.

Kafamı çevirip sınıfta gözlerimi gezdirdim. Kimse kalmamıştı. "Can'lar nerede?" Diye sordum.

"Aşağıda onlar."

Kafamı sallayıp onayladım onu. Yavaşça ayağa kalktım. Gözlerimi ovuşturup kendime gelmeye çalıştım.

Kimse de uyandırmamıştı beni. Ya da uyandırmaya çalışmış olabilirlerdi.

Çünkü birisinin eline vurduğumu anımsar gibiydim. Uyku sersemliliği vardı bende. Her an her şey olabilirdi.

"Bade takıldın abicim, gel hadi." Diyerek kolunun altına aldı beni.

Kafamı iki yana sallayıp önüme baktım. Birlikte sınıftan çıkıp alt kata indik. Kapıda bekleyen Can'ları görünce oraya ilerledik.

"Oo uyuyan güzel uyanmış." Diyen Can'a baktım.

"Sence güzellik uykusuna ihtiyacım mı var?" Diye sordum, yüzümü işaret ederken

Yanımdaki Giray abimin gülme sesi geldi kulağıma. Can'ın yanınakiler de gülmüştü.

Berat ve Pars.

"Sarp nerede?" Diye sordum. Sabahtan beri yoktu.

"Bileğini büktü, eve gitti." Diyen Pars'ı onayladım kafamla.

Daha ilk günden sakatlanmayı nasıl becermişti acaba?

"Hadi gidelim artık." Diyen Giray abimi onayladım.

"Şöför gelmişti." Diyerek arabayı işaret etti Berat.

O tarafa doğru yürümeye başladık. Bir anda bahçeye giren motor ile yerimizde durduk.

Motor yavaşlayıp önümüzde durdu. Ve sanırım kim olduğunu biliyordum.

Yavaşça kaskını kaldırınca kim olduğunu anlamıştım. (Asker ama motorcu olan😉jskajKa anladın seen)

"Mert abi." Diyerek öne atıldım.

"Kız ball seni kaçırmaya geldim." Diyerek motordan indi.

Kollarımı boynuna sardım hemen. Özlemiştim onu. Pek görüşemiyorduk bu aralar, ev tutacağını söylemişti. Onlar ile ilgileniyor olmalıydı.

O da kollarını belime sarınca kısaca sarıldık.

Mert abi kafasını kaldırıp diğerlerine baktı.

"Bade'yi alıyorum ben, geç olmadan getiririm." Dedi.

Giray abim anlayışla kafasını salladı. Pars bir kaç mırıltı çıkartsa da bir şey demedi. Can ve Berat bir şey demeden bakıyorlardı zaten.

Kollarını kaldırdı Giray abim. Ben de ileriye atılıp sarıldım ona. "Dikkatli ol tamam mı?" Diyerek saçıma bir öpücük kondurdu.

"Tamam." Diye onayladım onu.

Yavaşça geriye ayrılıp Mert abimin yanına geçtim. Motorlara bayılırdım. Mert abim de güzel sürüyordu.

Pars sarılmak ister gibi bakıp geriye çekildi.

Berat ve Can ile de kısaca sarılıp geriye çekildim.

Pars'a baktım sonunda. Kafasını eğmiş yere bakıyordu. Yavaşça yanına adımladım. Kollarımı gevşekçe beline bağladım.

Sanırım buna ihtiyacı vardı. Bir anda dönüp kalması dışında bir problem yoktu.

Ben sarılınca birisi donup kalınca, kendimi buz parçası gibi hissediyordum.

Dondurma gücü olan.

Kafamın altındaki göğüs kafesinin hızlıca çarpma sesini duyabiliyordum.

O daha kendine gelemezken geriye çekildim. Bu kadar yeterdi.

Herkese düşen pay buydu.

Giray abimin tebessüm eden yüzüne baktım, kısaca gülüp Mert abime döndüm.

"Gidebiliriz."

Bölüm sonu

4 yorum