İçeriğe geç

Bal Bade'm

Bölüm 16 · 15 dk okuma

Bal Bade'm

Bölüm 16

1.5

.

.

Kutunun kapağını kaldırınca içinde ne olduğunu anlamak için, biraz eğilip içine baktım.

Ay yoksa bana pusu mu kurmuştu. İçinde patlayıcı bir madde koymuş olabilir miydi. Ve ben eğildiğimde ise yüzüme patlayıp beynimi parçalayacaktı.

Gözlerimi kısıp geriye çekildim. Direkt çöpe mi atsaydım acaba?

Ama, değerli bir hediye olduğunu söylemişti. Ve merak etmiştim.

Yatakta geriye devrilip yerimde tepindim.

"Bu kadar paronayak olma Bade." Diye konuştum kendi kendime.

Ve gözlerimi tekrar önümdeki kutuya çevirdim. Siyah bir kutuydu.

Niye siyahtı mesela? Yeşil de olabilirmiş.

Daha fazla uzatmamak adına elimi kutuya uzattım. Gözlerimi kapatıp yatağa döktüm içindekileri.

Bir kaç saniye bekledim. Bir şey yoktu. Derin bir nefes alıp gözlerimi açtım.

Bazen gerçekten kafayı yiyebiliyordum.

Kutudan çıkan parça parça olan şeylere baktım (parçalanmış bir şey değil yanlış anlaşılma olmasın sjjsjsjs)

Bir kaç fotokopi kağıdı vardı. Bana en yakın olan resmi elime aldım. Gördüğüm resim ile gözlerim büyüdü.

Bana oldukça benzeyen bir kadındı. Karnı büyüktü, önünde ise küçük bir erkek çocuğu vardı. Kadının karnına öpücük kondururken çekilmişti. Kadının ise eli, oğlunun saçlarındaydı.

Ve çocuğa dikkatli bakınca bir şeyleri anlamak daha kolay oluyordu.

Bu çocuk Pars'tı.

Ve o kadın da annesi oluyordu. Yani benim de öz annem oluyordu.

Resime daha fazla bakmak istemeyip arkasını çevirip yatağa bıraktım.

Lâkin, resmin arkasında yazan yazı ile, kağıdı tekrar elime aldım.

Yazı biraz eskimiş olsa da, hâlâ okunur vaziyetteydi.

Artık gücüm yok gibi. Sana tutunmaya çalışıyorum, baban senin kız olduğunu öğrendi. Ve seni istemiyor. Ama ben seni çok istiyorum kızım. Her koşulda koruyacak annen seni, sağlıkla gel olur mu?

Bu ne demek oluyordu şimdi. Annem iyi bir kadın mıydı yani?

Baban seni istemiyor yazıyordu burada. Zaten denemeli olarak anlamıştım onu.

Peki niye her seferinde onunla gitmemi istiyordu?

Oflayıp resmi geri koydum.

Pars ne diye vermişti bu hediyeyi? Ne yapacaktım ben bunlarla?

Diğer kağıdı aldım elime. Gördüğüm resim ile gözlerim doldu.

Abim?

Abim ve benim küçüklüğüm vardı bu resimde. Bunun Pars'ın elinde ne işi vardı peki?

Abim ve benim, benim ikinci sınıfa başlarken çekildiğimiz bir resimdi.

Arkasını çevirdim resmin. Bunda her hangi bir yazı yoktu. Dolan gözlerimi sildim.

Resime odaklandım. Abimin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Ben ise abimin elini tutmuş ağlıyordum.

Evet, okulu hiç sevmiyordum. Ve abimi bırakmak istemiyordum. Zaten göreve gidiyordu sürekli.

Onunla vakit geçirmek varken, okula gitmek ızdırap gibi geliyordu bana.

Gözlerimin tekrar dolduğunu hissedince burnumu çektim.

Sen de salak mısın, dursana bir!

Bir kaç resim daha vardı. Ve hepsi benzer resimlerdi.

Elimi resimlerde gezdirirken, tekrar gördüğüm kadının yüzü ile durdum.

Bu kadına bakınca niye ağlayasım geliyordu benim? Zaten abim ile aynı yerdeydiler.

Bu resimde ise tüm aile vardı. Ben hariç.

Ateş'ten başlayarak tüm abilerim vardı bu resimde. Resimdeki en büyük olan kişiye baktım.

Berzan. Kadının yüzüne bakarak gülümsüyordu. Ama güzel bir gülümseme değildi bu.

Onun gülümsediği kadına çevirdim bakışlarımı. Kafasını eğmiş çocuklarına bakıyordu sadece. Bir eli de, şiş olan karnındaydı. Aslında resimde vardım, ama yoktum işte.

Bu sefer de Ateş'e baktım. Resimdeki tek gülmeyen kişiydi Ateş.

Babasına bakıyordu. Tiksinerek.

Neden böyle baktığına anlam veremedim.

Cesur abime baktım. Küçük bir gülümseme ile kameraya bakıyordu.

Giray'a baktım bu sefer de. Küçükken biraz cılız bir çocukmuş. Ekrana bakarak kocaman gülümsüyordu Giray.

Giray'ın önünde ise, Pars ve Sarp vardı.

Sarp'ın elinde bir ayıcık vardı. Ayıcığa sarılarak bakıyordu ekrana, ama gülmüyordu. Birisinin elini tutuyordu.

Kimin elini tuttuğunu anlamak zor değildi aslında.

Pars'ın elinden tutmuştu sıkıca. Pars'ı süzdüm yavaşça. Giydiği kıyafetler, kardeşlerinin aksine dağınıktı. Bilinçsizce giyidirilmiş gibi gözüküyordu.

Elinde ise minik kırmızı bir araba vardı. Yüzünü inceledim dikkatle.

Yanağında kızarıklık vardı. Gözlerine çevirdim bu sefer bakışlarımı.

Küçük bir bebek olduğu için duyguları açıkça belli oluyordu.

Hüzün ve acı vardı gözlerinde. Bakışlarını görünce gözlerim doldu.

Burada daha, 2-3 yaşlarındaydı. Niye gözleri dolu dolu bakıyordu ekrana.

Resime bakmayı bırakıp köşeye koydum.

Elimi yüzüme atıp sıvazladım. Resimde tek mutlu olan kişi Giray ve Berzan gibiydi.

Peki Giray niye mutluydu?

Sorular aklımı kurcalarden diğer eşyalara geçtim. Yatağın köşesine gitmiş olan, küçük kırmızı araba dikkatimi çekmişti. Bu resimdeki arabaydı.

Eskidiği için rengi biraz soyulmuştu. En sevdiği oyuncağı buydu galiba. Niye bana vermişti o zaman?

Çok fazla düşünce olduğu için başıma ağrı girmişti.

Kafamı kaldırıp duvardaki saate baktım. Gece 3'e geliyordu.

Saat geç olduğu için daha hızlı baktım. Elime ilk gelen kağıdı aldım. İçinde bir şeyler yazıyordu. Yavaşça düzleştirdim kağıdı.

Bu yazı biraz berbattı ama yine de okuyabilirdim sanırım.

Ben Pars karaca. Aslında sadece Pars. Karaca olmak istemiyorum. Çok pişmanım. Bu dünyaya geldiğim için, bilinçsizce herkesi kırdığım için. Aptal saptal tavırlara giriyorum, biliyorum. Ama gerçekten niye bilmiyorum. Son 2 yıldır. Kendimde değil gibiyim. Her şey zor geliyor. Yaşamak istemiyorum. Ama ölsem de, geride bırakacak kardeşlerim var. Bu notu neden yazıyorum bilmiyorum. Kafam yine güzel galiba.

Bade. Kardeşim, varlığını yeni öğrendiğim gün, sevinmiştim. Çok sevinmiştim. Ama, gelince ne oldu bilmiyorum. Anneme benziyorsun. Seni her gördüğümde gözümde canlanan şeyler çok can sıkıcı. Ve bunlar yüzünden seni kırdığım için çok özür dilerim. Tedaviye başladım. Sana böyle davranmak çok koyuyor be güzelim.

Artık iyi bir abi olmam gerekiyor. Ve bunun için çabalamaya hazırım kardeşim.

-seni seven abin Pars

Gözümden bir yaş yuvarlandı kağıda doğru. Bana bunu yapmaya hakkın yoktu Pars.

Kağıdın üzerinde kurumuş göz yaşları vardı. Gözümden akan yaşlar, yerini biliyormuşçasına yanlarına süzüldü.

Kağıdın alt tarafında gördüğüm kırmızılık ile duraksadım. Kan lekesi gibiydi. Elim ile silmeye çalıştım.

Çıkmadı. Ne kanıydı bu?

Ağladığım için akan burnumu çektim.

Böyle hediye olmazdı bir kere!

Hem ben hediye sevmezdim ki.

Evet, buna yeni karar vermiştim. Artık sevmiyordum hediye falan.

Abimin resmini görünce bir hıçkırık kaçtı ağzımdan.

Ne kadar yakışıklıydı.

Kapının yavaşça aralanması ile dolu olan gözlerimi oraya çevirdim.

"Girebilir miyim?" Diye mırıldanan Pars ile derin bir nefes aldım.

Bunu evet olarak algılamış olacak ki içeriye girip kapıyı kapattı.

Yavaşça yanıma yaklaşıp yatağıma oturdu. Elini ensesine atıp yüzüme baktı.

"Niye ağlıyorsun?" Diye mırıldandı kısıkça.

Gözümden akan yaşı sildim. "Senin yüzünden." Diye mırıldandım iç çekerken.

"Böyle hediye mi olur?" Diye sordum, göz yaşlarımı silip burnumu çekerken.

Gözlerini kısıp yüzümü inceledi. Karanlık olduğu için çok göremiyordum yüzünü. "Sadece, biraz olsun içimdekileri öğren istedim. Üzmek istemezdim. Özür dilerim.

Kafasını yatağa doğru eğip, döktüğüm şeylere baktı. Elini oraya doğru atıp bir kutu çıkarttı.

İki saattir bakıştığım, ama açmadığım kutuydu bu. Niye açmamıştım ben bu kutuyu ya?

Kutunun kapağını kaldırdı yavaşça. İçinde bir kolye vardı.

Gümüş bir kolyeydi bu. Ucunda küçük bir şarap figürü vardı.

"İsminin anlamı, aşk şarabı. Anlamını taşı istedim."

Kafamı kaldırıp şaşkınca yüzüne baktım. İsminin anlamını dile getiren nadir kişilerdendi.

Kolyeyi kutudan çıkartıp eline aldı. Kafasını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Karanlığa rağmen, parlayan gözlerini görebiliyordum.

"Takabilir miyim?" Diye sordu sessizce.

Ne yapmalıydım şu an?

Bir yanım odadan kovmak istiyordu. Bir yanım ise onu dinlemek istiyordu.

Ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum.

Kafamı onaylar anlamda salladım yavaşça.

"Bunu takmayı kabul ettiğim, seni affetmem anlamına gelmiyor tamam mı?" Diye sordum.

Hafifçe tebessüm etti. "Tamam." Diye mırıldandı ve elindeki kolyeyi kaldırdı. Yan bir şekilde dönüp saçlarımı ensemden çektim.

( niye hemen barışmaya başladılar falan demeyin lütfen. Kitabı okuyan çoğu kişi barışmalarını istiyordu. Herkesin fikrini düşünerek yazmaya çalışıyorum iyi günler dkjakakaja)

Sanırım bir süre takabilirdim bunu. Güzel olduğu içindi yani, bir de adımın anlamını taşıyordu.

Kolyeyi önden geçirip, arkadan birleştirdi yavaşça.

Nihayet takınca, saçlarımı bırakıp önüme döndüm.

"Affeder misin beni bilmiyorum ama, özür dilerim."

Cevap vermedim sorusuna. Elime abimin içinde olduğu resmi aldım. Yavaşça kaldırıp ona gösterdim.

"Bunu nerden buldun?" Diye sordum.

"Mert abi verdi." Diye cevapladı sorumu.

Kaşlarımı kaldırdım 'emin misin?' der gibi.

"Yani, abimden istedim, o söyledi."

Nihayet anlamıştım. Çünkü Mert abim herkese vermezdi bu resimleri. Cesur abımı tanıdığı için vermiş olmalıydı.

Kafamı sallayıp arkama koydum resmi.

"Peki bu." Diye, diğer resmi işaret ettim. Aile resmi olan.

"Annem." Dedi sessizce. Annem derken sesi üzgün geliyordu. Gözlerini resimden çekmeden konuşmaya başladı.

"Sana 7 aylık hamileydi burada."

Şiş olan karnından anlaşılıyordu zaten. Onun küçüklüğünü işaret ettim.

"Sen niye böylesin peki?" Diye sordum, dağınık olan kıyafetlerine ve yanaklarına.

Derin bir nefes aldı. "Karnı büyüktü, kıyafetleri giydirirken zorlanıyordu. Yardım etmek istemiştim. Ama pek başarılı olamamışım." Son cümlesinde elini ensesine atmıştı.

Bu kadar merhametli bir insan mıydı gerçekten?

Bana bu yanını hiç göstermemişti. Derin bir nefes aldım. "Bir bana mı fazla geldi iyi hallerin." Diye sordum.

Sadece meraktı.

Kafasını eğdi. "Özür dilerim." Diye mırıldandı.

Artık özür falan duymak istemiyodum. Sinirlerimle oynuyordu herkes.

"Neyse, yarın okul var. Uyu sen." Diyerek ayaklandı, oturduğu yerden.

Göz devirdim bu hareketine. "Hıı, önce ağlat sonra 'uyu'." Diyerek mırıldandım.

Kısıkça güldü. "Bunun için de özür dilerim." Diye fısıldadı. Yüzünü sıvazlayıp arkasını döndü.

"İyi geceler." Diyerek kapıya ilerledi.

"Sana da." Dedim varla yok arası.

Ne yapmak gerekiyor gerçekten bilmiyordum. Yaptığı hareketlerin çoğu yersizdi.

Kutuyu toplayıp yatma kararı aldım bir süre sonra. Resimleri elimde toplayıp kutunun içine yerleştirdim.

Aile resminde kaldı elim.

Yanağındaki kızarıklılığın sebebini söylememişti.

Uyumadığım ve ağladığım için acıyan gözlerimi ovuşturdum.

Her şeyi kutuya koyup kapağını kapattım. Şimdi uyumazsam yarın ayık kalamazdım gibiydi.

Kutuyu, yanımdaki komidinin çekmecesinin içerisine koydum ve çekmeceyi kapattım.

Saat, sabah 5'e geliyordu. Yedi'de kalkacaktık zaten, şurada uyuyacağım 2 saatlik bir uykuydu.

Bunun için, çok bekletmeden, yorganı açıp yatağa yattım. Yan köşede yanan gece lambasını kapattım.

Güya bakım yapcaktım. Başka güne'ydi artık.

.

.

.

"Bade."

"Uyan kızım, geç kalacağız."

Gelen sesler ile homurdanıp gözlerimi araladım.

"Ya ne oluyor?" Diye sordum uyku mahrumiyeti ile. Gözlerimi açmak zır geliyordu ve acıyordu.

"Okul var ya Bade, kalk hadi geç kalacağız."

Başımda dikilen kişinin Sarp olduğunu anlayınca göz devirdim. "Bu saatte kalkınır mı ya?" Diye mırıldandım.

Bu sırada kafamı kaldırıp saate bakmıştım. 6:30 küsürdü.

Yedi'de kalkma planlarım vardı benim.

"Erken kalkan yol alır, hadi kalk." Diye, üzerimdeki yorganı çekiştirdi.

Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. "Yol sizin olabilir, ben istemiyorum." Dedim homurdanarak.

Küçük bir gülme sesi geldi. Yatakta yan dönüp yorganımı kafama kadar çektim.

Yorgan kafamdan çekildi sonra. "Ama Bade hadi. Bak geçiyor saat."

Tek gözümü açıp ona baktım. Üstünde beyaz gömlek ve siyah kot pantolon vardı. Yakasında ise kravat takılıydı. Saçlarına ise şekil vemişti.

Yüzümü buluşturarak baktım yüzüne. "Okula gidiyoruz yalnız. Bu kadar süs de."

Derin bir nefes aldı. 'Teessüf ederim' dercesine baktı suratıma.

"Ben bakımlı bir insanım tamam mı?" Diyerek saçlarını düzeltti.

Elimi kaldırıp 'he he' dercesine salladım. Evde pasaklıydı bir kere, dışarıya özeldi bu halleri.

Uykumun kaçtığını fark edince ofladım. Kaşlarımı çatarak baktım yüzüne. "Uykumu kaçırdın, mutlu musun şimdi?"

Gülümsedi. "Çok mutluyum vallaha."

Üzerimdeki yorganı atıp ayağa kalktım. Kapıyı işaret ettim. "Üstümü giyineceğim." Dedim, lavobaya doğru ilerlerken.

"Yemekte bekliyorum seni." Diyerek odayı terk etti.

Görmese de kafamı salladım. Banyoya girip işlerimi halledip elimi yüzümü yıkadım.

Ne kadar ayılmış olsam da hâlâ uykum vardı. Bir buçuk saat uyumuştum sadece.

Uykusuzluk beni kahr ederken odama geri dönüp kıyafetlerimi giyindim.

(Kıyafeti nasıl istersiniz bilmiyorum o yüzden kafanıza göre hayal edin)

Aynadan, kendime bir kaç dokunuş yaptım. Tamamdım işte.

Zaten ben her koşulda güzeldim. Çuval giysem bile yakışırdı zaten bana.

Makyaj masasının üzerinde olan parfümü aldım elime.

Benim için, insanın en önemli kısmı kokusuydu. Koku neyse, o da oydu benim için.

Parfümü yememek adına, az ve öz sıktım parfümü.

Köşede duran çantayı aldım sonrasında. İçinde bir şeyler vardı işte. Defter falan olabilirdi.

Odanın kapısını açıp çıktım yavaşça. Koridor sessizdi. Yavaş adımlar ile ilerlemeye başladım.

İlerideki odanın kapısı açılınca oraya döndüm. Pars'tı.

Göz altları uykusuzluktan kızarmıştı. Her zaman böyleydi aslında. Uyumuyor muydu yoksa? Üzerindeki kıyafetler, Sarp'a nazaran dağınıktı. Kıravatı ise bağlı değildi.

Beni görünce duraksadı. Gözleri hâlâ boynumda olan kolyeye kaydı. Küçük bir tebessüm etti sonrasında.

"Günaydın." Diye ilk lafı o attı.

"Sana da." Diye yanıtladım onu. Daha gün aymamıştı ama olsundu.

Pars ile aramız şu an nasıldı bilmiyordum. Barışmış da değildik, küs de değildik.

Aşağıdan gelen çatal, bıçak sesleri ile adımlarımı oraya yönelttim. Kahvaltı hazır olmalıydı.

Yemek odasına gelince kendi sandalyeme geçtim.

"Günaydın." Dedim hepsine karşı.

Hepsi karşılık verirken yerime oturdum. Pars ise arkadan gelip kendi yerine geçmişti.

Masada tek olmayan kişi Cesur abimdi.

"Abicim uykunu alamadın mı?" Diye soran kişiye baktım. Giray abimdi.

O seslenene kadar, masaya odaklanmış bakışlarımı fark etmemiştim.

"Yoo aldım." Diye mırıldandım.

"Neyi aldın?" Diye bir soru yöneltti bu sefer de.

Elimi kafama atıp kaşıdım. Neyi almıştım?

Giray'ın gülme sesi gelince ona baktım. "Tipe bak ya, tam yemelik." Diye baktı yüzüme.

"Ah, niye vuruyorsun abi!" Bir anda gülüşü kesilip bağırması ile yanındaki kişiye baktım.

Ateş, Giray'ın ensesine vurmuştu. "Niye oynuyorsun oğlum kızla." Diye konuştu.

"Tamam ya oynamadım, ama çok tatlıydı." Diye kendini savundu Giray.

Onlara bakarken bir anda yanağıma konulan öpücük ile irkilip geriye çekildim.

"Korkma abicim, benim." Diyen kişi ile derin bir nefes aldım. Cesur abimdi.

"Günaydın." Diye mırıldandım. "Günaydın güzelim." Diyerek saçımı okşadı.

Ardından kendi yerine geçip oturdu.

Giray hâlâ Ateş'e yakınırken ben yemeğime döndüm.

Klasik bir kahvaltı sofrasıydı işte. Saatin geçtiğini fark edince yemeğimi hızlıca yemeye başladım.

Daha ilk günden geç kalmak istemezdim sonuçta.

.

.

.

"Ayy Badem gelmişş!" Diye bana doğru koşan Can'a baktım.

Deliydi bu çocuk.

Hızlıca yanıma gelip kollarını belime doladı. Ben de boynuna sardım kollarımı.

Ne ara bu kadar alışmıştım onlara bilmiyordum.

"Oğlum uzak dur lan, önce biz sarılalım kardeşimize." Diyerek, beni Can'an çeken kişiye baktım.

Bu kişinin Cesur abim olduğunu görünce şaşırarak baktım yüzüne. Onun kıskanmasını beklemiyordum çünkü.

Arabanın yanından ayrılıp yanıma geldi. Kollarını havaya kaldırdı. "Sarılabilir miyim?" Diye sordu.

Cevap vermeden, kollarımı boynuna doladım. O da belime doladı kollarını. Saçıma küçük bir öpücük bırakıp geriye çekildi.

"Bir sıkıntı olursa ara tamam mı abicim?" Diye sordu, yüzümdeki saçları özenle çekerken.

Kafamı salladım 'onaylar' anlamda.

"Okulunuzun karşısı direkt üniversite, Giray'lar orada." Diye söyledi.

Ona da kafamı salladım.

"Hadi bademcim, okulu göstereceğim sana daha." Diyerek beni yanına çekti Can.

Cesur abime el salladım. "Dikkatli git." Dedim.

O da öpücük attı bana. "İyi dersler." Diyerek arabasına yöneldi.

Giray'lar başka bir arabayla geldikleri için hâlâ burada değillerdi. Cesur abim bir tek beni götürmek istemişti. Onlara da diğer araba kalmıştı.

Can'a döndüm. "Sarp'ları beklemeyecek miyiz?" Diye sordum.

Kafasını iki yana salladı. "Gerek yok, okulu biliyorlar zaten." Diyerek koluma girdi.

İyi peki.

Çantamı sırtımda sabitleyip okula doğru ilerledim. "Berat nerede? " Diye sordum ona dönüp.

Sürekli beraberlerdi çünkü. "Arkadaşlrının yanında, özlem gideriyorlar." Diye dalga geçerek güldü.

"Senin arkadaşın yok mu?" Diye sordum bu sefer de.

Bir yandan da okula girmiştik. Çok kalabalık olmasa da, hâlâ yeni gelenler vardı.

"Var artık."

"Kim?"

"Sen tabiki." Diye cevaplayınca güldüm.

"Bak burası kantin, başka bir yeri bilmene gerek yok, sürekli burada olacağız zaten." Diyerek ilerideki büyük kantini gösterdi.

İçerisi ferah gözüküyordu. Girip saatlerce oturmalık ve müzik dinlemelikti tam.

"Müdüre gitmemiz gerekmiyor mu?" Diye sordum, merdivenleri çıkarken.

Dudaklarını büzüp kafasını iki yana salladı. "Ateş abi konuştu, gerek yok. "

Kafamı salladım. Benim için hava hoştu.

Bir sınıfın önünde durduk nihayet. "Burası sınıfımız." Diye içeriyi gösterdi.

İçeriye baktım yavaşça. Çok dolu değildi içerisi. Daha yeni yeni geliyordu çoğu kişi.

Elimden tutup orta kısımlardaki bir sıraya ilerletti.

Bir kaç kişinin bakışları eşliğinde sıraya oturduk. Çantamı da çıkartıp Can ile arama koydum.

Kimseye güven olmazdı şimdi.

"Bir sene beraberiz kız." Diyerek bana yaklaştı Can.

Gülerek kafamı salladım. "Ay evet." Dedim sevincine eşlik edip. Tanıdık birisi olaması her zaman mutlu ediyordu beni.

Can'ın alnındaki yaraya baktım. "Yaran iyidir inşallah." Diye dokundum yaraya. Kabuk başlamıştı zaten.

Elini havada salladı. "Benimki yara mı kızım, vurulan sensin." Diyerek belimi işaret etti.

Güldüm bu dediğine.

Hayatımda ilk kez vurulmuştum. Bir kere de bıçaklansam her iki şeyi de yaşamış olacaktım.

Şaka şaka.

İzahı olmayan şeylerin mizahı olurmuş derler.

"Merhaba, yenisin galiba." Yakından gelen ses ile başımı kaldırıp baktım.

Önümde bir çocuk dikiliyordu. Can da yerinde dikleşti. "Hee yeni, ne olmuş." Diye ortaya atladı sonra.

Çocuk bir Can'a bir bana baktı. Sınra güldü. "Sakin ol şampiyon. Tanışırız diye şey ettim ben." Diyerek ön sıraya oturdu.

Sonra elini Can'a uzattı. "Kaan ben." Dedi.

Kaan'ın uzattığı eli tuttu Can "Can." Dedi sadece. Kaan kafasını salladı.

Bana uzatmadı elini "kaan." Dedi kafasını selam verir gibi eğerken.

"Bade bende." Diye karşılık verdim.

"Memnun oldum. " Dedi ikimize bakarak.

Can yandan bir bakış attı Kaan'a. "Ben memnun olmadım."

Kaan güldü. "Ben oldum ama." Diye omuz silkti.

.

.

.

"Evet, oturun çocuklar."

İçeriye giren hoca ile ayağa kalktık. 10 dakika, Kaan ile konuşmanın bitiminde hoca gelmişti sonunda.

Kısa gözlüklü bir adamdı hoca. Kısaca sınıf listesinde gezdirdi gözlerini. "Eveet, yeni bir arkadaşımız varmış, nerede." Diyerek kafasını kaldırdı.

Herhangi bir tepki vermeden oturmaya devam ettim. Can dürttü kolumu. "Kalksana kızım." Diyerek ayağa kaldırmaya çalıştı beni.

Yüzüne baktım, kaşlarımı kaldırıp. "Tek yeni gelen ben miyim?" Diye sordum.

Kafasını salladı. "Evet."

Ben de kafamı sallayıp ayağa kalktım. Adam beni görünce gözlerini kısıp baktı yüzüme.

"Hoş geldin kızım, tanıt kendini." Diyerek, tüm gözleri üzerime çekti.

"Bade Karaca." Dedim sadece.

Gerisini bilip ne yapacaktı. Bence hiç gerek yoktu.

Kimliğim yeniden çıktığı için artık Karacaydım. Burası sülaleden birinin okulu olmadığı için çok da bir problem yoktu soy adımı söylememde.

"Nerelisin?" Diye sordu bu sefer de.

"Mardin." Diye cevapladım onu. Kimliğim yeniden çıktığı için artık Karacaydım. Burası sülaleden birinin okulu olmadığı için çok da bir problem yoktu soy adımı söylememde.

"Nerelisin?" Diye sordu bu sefer de.

"Mardin." Diye cevapladım onu.

Kafasını salladı. "Oturabilirsin." Dedi. Kafamı sallayıp onayladım onu ve yerime oturdum.

Yan taraftan bana bakan Kaan'a baktım. Elini yumruk yapıp baş parmağını kaldırdı.

Bu sanırım başardın anlamına geliyordu. Ona gülüp önüme döndüm.

. ........... ...........

. | | \ / |.........

.

.......... |......... | \/ |..........

Ama Yine de iyi ilerledim🥲

.

.

"Abicim, küs değiliz değil mi artk?" Diye soran Giray'a döndüm.

Şu an öğle arasındaydık, ve Giray yan taraftaki üniversiteden çıkıp gelmişti. Yemek de almıştı bana.

Yanıtsız kalmasın diye kafamı iki yana salladım. "Değiliz." Dedim.

Rahatlayarak derin bir nefes verdi. "Yine konuşmayacaksın sandım kızım." Diyerek yanağımdan makas aldı.

Güldüm sadece.

"Ay geldik." Diye yanımıza yaklaşan kişilere baktım.

Can, Berat ve Kaan'dı.

Kaan'da bizimle takılıyordu kaç tenefüstür. İyi bir çocuk gibiydi.

Yavaşça masaya gelip oturdular. "Ee ne yaptınız." Diye sordu Berat.

"Bir şey yapmadık." Diye cevapladı Giray abim.

Ben de önümdeki tostumdan bir ısırık aldım.

Pahalıydı ama güzeldi bu tost'ta.

Kaşarı kaliteliydi demek ki.

"Sarp ve Pars nerede?" Ye soran Giray abime baktım. Neredeydiler gerçekten?

"Sınıftaydılar en son. Pars uyumaya çalışıyordu. Sarp'ta arkadaşıyla konuşuyordu." Diye cevapladı Berat.

Aynı sınıfta olmalıydılar.

Kafa salladı Giray abim. "Yemek yemediler mi?"

"Bilmem." Diye cevapladı Berat, omuz silkip.

Tostum bitince geriye yaslandım. Uyku bastırmıştı şimdi. Gözlerimi kapatıp kafamı arkaya attım.

"Uykun mu geldi abicim." Diye bana baktı Giray abim.

"Evet." Diye mırıldandım.

"Sen sınıfa geç istersen. Biz de yemek yiyip geliriz. " Diyen Can'a baktım.

Olurdu vallaha.

Yerimden kalktım yavaşça. "Hızlı gelin ama." Diye konuştum.

Kaan ayağa kalktı. "Benim yemeğim bitti, geleyim ben." Dedi üstünü silkeleyip.

Kafamı yana eğdim. Kendisi bilirdi. Yanıma gelip kolunu omzuma attı. "Dünya ayet bacımsın artık." Dedi gülerek.

Güldüm bu dediğine. "Gülme kız, her zaman bunu diyecek bir kişiyi bekledim." Diye konuştu.

Tam kolunun altından çıkıp ilerleyecekken, bir anda kolumdan tutulup sertçe çekilmem ile neye uğradığımı şaşırdım.

"Ne oluyor lan!"

.

.

Bölüm sonu

10 yorum