.
.
Ayağa kalkıp, karşıdaki televizyona taktı onu. Bir şeyler ayarlayıp geri döndü.
"Hangi film abi?" Diye soran Berat ile ben de ona döndüm.
"Şu dinozorlu olan." Diye yanıtladı.
Güldüm dediğine. "Sizin yanınızda sırıtmasın diye mi?" Diye sordum gülerek.
O da güldü bu dediğime.
Can, yerinde iyice yerleşmek için koltukta bağdaş kurup ön tarafa geldi. Yerde bir şey görmüş gibi bakmak için eğildi.
"Abi düşeceksin." Diyen Berat'ı umursamadan biraz daha eğildi.
Biraz bocaladı yerinde, ayaklarını yere basmak için ayırmaya çalıştı, ama bacaklarını birine bağladığı için açılmadı.
Gözümü kapatıp gelecek olan sesi bekledim.
"Ananı avradını..."
.
.
.
"Bade." Diye, bana seslenen kişiye baktım.
Cesur abimdi.
Şu an evin salonunda oturuyordum. Hastaneden çıkalı 4 gün olmuştu ve durumum gayet iyidi.
Bu dört gün içinde sürekli bir koşuşturma içerisindeydik. Okullar yarın açılıyordu. Ama ben abilerim ile barışmamıştım.
Ne yapacağımı bilmiyordum. Kendime tamamen yabancı olan bir şehirde, okula başlayacaktım.
Okulu oldum olası sevmezdim zaten. Birinci sınıfa bile ağlayarak gitmiştim.
Karşımdaki beden daha fazla beklemesin diye cevap verdim.
"Efendim." Dedim.
Yavaşça, karşımdaki tekli koltuğa oturdu.
Derin bir nefes alıp konuşmaya başladı. Konuşmadım, dinlemek istedim.
"Özür dilerim." Dedi ensesini kaşıyıp.
Yerimde doğrulup boğazımı temizledim.
"Özür dileme abi." Diye başladım söze. "Sadece... Bir açıklama, yani niye sakladınız benden?"
Eli ile saçını geriye tarayıp gözlerimin içine baktı.
Ama öyle bakarsan hileye girerdi.
"Ben.. Biliyorum hiç bir şekilde haklı değilim, ama bir anda karşımıza çıkman, bize alışmanı bekledim. Hem babamın ölmediğini söylesem bir şey değişmezdi Bade."
Derin bir nefes aldım. "Ateş peki, onu neden söylemedin."
"Abim iyi değildi. Tedavisi daha bitmemişti. Ve seni öğrenirse tedaviyi bırakıp gelirdi. Yine de bu haklı çıkartmaz beni biliyorum. Ama gerçekten bu yüzdendi Bade. Hiç bir zaman kötülüğünü istemedim." Diye sonlandırdı lafını.
"Baban?"
Merak ediyordum. O adam yüzünden ilk vurulmam gitmişti. Belki daha iyi bir yerde vurulabilirdim.
"Bir anda ortaya çıktı Bade, daha kimseye söyleyemeden seni kaçırdı. Bu arada abimin tedavi için gittiğini bilmiyor Giray'lar. Onları suçlama tamam mı?"
Bilmiyorlar mıydı? Onların niye haberi yoktu?
"Niye?" Diye sordum.
"Abim istemedi. İş için gittiğimi bilsinler dedi."
Kafam ile onayladım. Giray ile 4 gündür boş yere mi konuşmuyordum.
Özlemiştim onunla konuşmayı. Sarp ile de. Cesur abimle sarılmayı da özlemiştim.
Pars'ı özlememiş olabilirdim.
"Beni affeder misin bilmiyorum ama... Özür dilerim kardeşim." Dedi kısık bir ses tonu ile.
Ben küs kalmayı hiç sevmezdim. Üç günlük ömrü vardı herkesin, bu üç günümü. Sevdiklerimden ayrı geçiremezdim.
Ölüm vardı.
Ayrılıklar vardı.
Bunları biliyordum. O yüzden küs kalmak benlik bir şey değildi.
"Biraz zamana ihtiyacım var abi." Diye mırıldandım.
Affetmek istiyordum. Ama içinde bir yerde, ya tekrar olursa diye bir duygu vardı.
İnsanın güveni bir yerden sonra kırılırdı. Benimki çatlaktı zaten.
"Sen yeter ki affet güzelim, bir ömür beklerim seni. " Diye yerinden kalktı.
"Sensiz gibiydi bu 4 gün, bir ızdırap misali. Bir kere sarılmama izi verir misin?"
Ama böyle soru sormak olmazdı! Lanet ettim içimdeki abi sevgisine.
"Bir kere ama." Dedim ve kollarımı kaldırdım. Kocaman gülümseyip kafası ile onayladı.
Yanıma yaklaşıp kollarını belime sardı. Ben de boynuna sarıldım.
Aslında hiç bir ilaca ihtiyacım yokmuş. Bir kere sarılmak yetermiş.
.
.
.
"Bade, yemeğinle oynamak yerine yer misin abicim? "
Önümde canını çıkartmış olduğum pırasadan kafamı kaldırıp, konuşan Ateş'e baktım.
Ben pırasayı sevmiyordum ki. Kafamı iki yana salladım istemsizce.
Yemezdim.
"Galiba onu sevmedin abicim, ver ben sana tavuk koyayım."
Daha Ateş'e cevap veremeden, ortaya atlayan Cesur abime baktım.
"Olur." Diyerek ıncığını çıkarttığım pırasa olan tabağımı ona uzattım.
Ne var, sevmiyordum pırasa. Soğandan ibaret bir yemekti bana göre.
Soğanı kavurup soğan ekliyordun.
Cesur abim bana gülümseyip tabağıma tavuk yemeği koymaya gitti.
"Sevmez misin pırasayı?" Diye soran Ateş'e döndüm bu sefer.
"Hiç sevmem." Diye yanıtladım onu.
Kafasını salladı 'anladım' dercesine ve önüne dönüp yemeğine devam etti.
"Bade." Diye kısık ses geldi bir yerden. Sesi bulmak için etrafa baktım.
Ve biraz baktıktan sonra, konuşan kişiyi buldum. Masanın köşesinde oturan Pars'tı.
"Hı." Diye bir nida çıktı ağzımdan. 'Efendim' kelimesini hak ettiğini düşünmüyordum.
"Yemekten sonra konuşabilir miyiz?" Diye sordu.
"Hayır." Diye cevap verdim.
Bu sırada, önüme gelen tavuğa batırdım çatalımı.
Cesur abim de tabağımı koyduktan sonra, yerine oturup Pars ile bana bakmaya başladı.
Masadaki herkes gibi.
"Lütfen." Dedi Pars, bu sefer de.
Derin bir nefes alıp ağzımdaki lokmamı yuttum.
"10 dakikamı ayırırım sadece."
Kafasını hızlıca sallayıp gülümsedi. "Teşekkür ederim." Dedi mutlulukla.
Bu anlamsız mutluluğuna göz devirdim. Çirkin şey.
"Rica ederim." Dedim ağzımın içinden.
Beni takmayıp yemeğini yedi mutlulukla.
Masada göz gezdirirken bana bakan gözleri hissetmemle o tarafa çevirdim harelerimi.
Giray ve Sarp bana bakıyordu. Sarp üzgünce bakarken, Giray küçük bir tebessüm ile bakıyordu.
Giray.
Bu ailede, en yakın hissettiğim kişiydi sanırsam. Yaşı bana en yakın olan kişi Sarp ve Pars'tı aslında. Ama Giray çok başka gibiydi.
İkisine de gülümsedim kısaca. Onların pek bir suçu yoktu.
Onlara gülümsemem ile gözlerinden bir şaşkınlık geçti.
Bu sanırım, her gün yanıma gelip konuşuuorlardı. Ve ben hiç bir şekilde cevap vermiyordum.
Ve bugün ilk kez gözlerine bakıp gülmüştüm.
Onlar mutlu bir şekilde bana bakarken, önüme dönüp yemeğime devam ettim.
Saat öğlen vakitlerindeydi. Yemekten sonra, okul için bir kaç şey almaya gidecektik Cesur abimle.
Ateş gelmeyi teklif etmişti. Ama Cesur abim bir şekilde vaz geçirip kendisi gelmek istemişti.
Yemeğim nihayet bitince geriye yaslandım. Doymuştum sanırım. Göbeğimin şiştiğini hissettim.
Çok yiyince kilo almayan bir bünyem yoktu. Yersem kilo alıyordum. Buna dikkat ettiğim sürece bir sıkıntım olmuyordu.
"Bitti mi Bade?" Diye konuşan Pars'a baktım.
Kafamı salladım. Ne söyleyecekse söylesindi artık. İki gündür kıçında kurt varmış gibi durmuyordu yerinde.
Ayağa kalkıp beni beklemeye başladı.
Sofrada oturanlara "Afiyet olsun." Diyerek ayaklandım ben de.
Adımlarımı kapıya yönelttim. Pars önden, ben arkadan olacak şekilde çıkıyorduk merdivenden.
Asla birisine arkamı dönmezdim artık. En son döndüğünde vurulmuştum.
"Sen odanda bekle istersen, ben geliyorum hemen." Diyerek beni yalnız bırakıp kendi odasına adımladı Pars.
Kafamı salladım, görmese de.
Odamın kapısını açıp içeriye girdim. Kapıyı kapatmadan içeriye geçip, Yatağıma ilerledim ve oturdum üzerine.
Hastane yatağından sonra, yumuşak bir yatak iyi gelmişti.
Hastane demişken. Can en son yere düşmüştü. Ve alnının ortasını yere çarpıp soymuştu.
En son alnının ortasında kocaman bir yara vardı. Canı acımış olmalı ki bir kaç damla yaş dökmüştü.
"Geldim geldim." Diyerek içeriye giren Pars'a baktım.
Elinde bir kutu vardı.
"Nereye oturayım?" Diye sordu.
Önümde duran koltuğu gösterdim. Kafasını sallayıp oturdu.
Yerinde iyice yerleşip, elindeki kutuyu uzattı.
"Biliyorum... Affetmedin beni. Belki hiç bir zaman affetmeyeceksin. Ama ben sana bir hediye aldım. Lütfen kabul et bunu."
Derin bir nefes aldı. "Hatalıyım, aptalım biliyorum. Ama gerçekten çok pişmanım Bade. Beni affetmen için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım."
Konuşmadan, onun konuşmayı bitirmesini bekledim sadece. Pişmandı. Bunu gözlerinden anlayabiliyordum.
Elimdeki hediye kutusunu yan tarafıma bıraktım.
"Eve ilk geldiğimde." Diye başladım söze. Bazı şeyleri konuşmamız gerekiyordu artık.
"Güzelce tanışabilirdik. Ama, senin çok gereksiz bir ön yargın vardı. Geçmişinde ne yaşadın da ön yargın oldu bilmiyorum. Ama bu beni hiç ilgilendirmiyor."
Ayaklarımı yerden kesip bağdaş kurdum. "Beni ilgilendiren. Bana ettiğin hakaretler ve davranışların."
"Özür dilerim." Dedi.
Kafamı iki yana salladım. "Özür dileme Pars. Her boku yedikten sonra özür dilemenin bir manası yok."
Kafasını yere eğip halıya baktı bir süre. "İnan ki, gerçekten kendimde değildim o gün. Hiç bir zaman şiddet yanlısı biri olmadım. Hele ki kadınlara. O an, ne oldu bilmiyorum." Dedi pişman olmuş bir ses tonu ile.
Affetmeli miydim onu?
Ben affetsem, sadece rahatlayan kısım o olacaktı. Benim içimde yine bir burukluk kalacaktı. Nasıl geçecekti bilmiyordum.
"Hediyemi kabul et lütfen. Bulmak kolay olmadı. Kabul etmezsen geri ver olur mu?" Diyerek ayaklandı.
Daha cevap veremeden kapıya ilerledi. Kapının kulpunu tutup bana döndü.
"Beni affetmen için her şeyi yapacağım kardeşim, özür dilerim." Diyip odadan çıktı.
Çıkarken elini yüzüne atmıştı.
Oflayıp, elim ile yüzümü sıvazladım.
Ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum.
Kutuyu köşeye koyup ayağa kalktım, akşam bakardım. Yerimden kalkıp üzerimi değiştirmek için dolabıma ilerledim.
Bir kaç parça kıyafet alıp üzerime giydim. Banyoya geçip tuvalet işlerini hallettikten sonra hazırdım.
.
.
.
"Bunun bir beden büyüğünü alabilir miyim acaba?"
"Tabiki, getireyim hemen."
Üzerimdeki kıyafetleri çıkartıp köşeye koydum. Biraz küçük olmuşlardı. Bir neden büyüğünü istemiştim o yüzden.
Diğer bedeni denememe gerek olmadığı için kabinden çıktım. Bu küçükse diğeri tam olurdu işte.
Kabinden çıkınca Cesur abimin yanına geçtim. Pek konuşmasak da yanından ayrılmıyordum. Yani o konuşuyor ben dinliyordum genelde.
Arada bir beni öpmesi de gözümden kaçmamıştı.
"Buyrun efendim." Diye gelen kadına baktım.
"Teşekkür ederim." Diyerek elindeki formaları aldım.
"Rica ederim." Diyerek yanımızdan ayrıldı.
"Bunlar mı olacak abicim?" Diye soran Cesur abime döndüm.
"Evet." Diye yanıtladım.
"Pekii." Diyerek kasaya doğru ilerledi.
Burası son durağımızdı. Çantayı, kalemleri, defterleri falan almıştık.
Pars da arayıp kalem istemişti. Ve ben ona çok güzel ponpon kalem almıştım.
Hak geçmesin diye Giray ve Sarp'a da almıştım. Onların renkleri farklıydı ama.
Birisi turuncu birisi ise mordu.
Çok zevkli bir insandım çok.
"Aç mısın güzelim?"
Ama sen böyle lakaplar kullanırsan bozuşuruz!
Aç mıydım?
Evet, açtım. Her zaman açtım ben.
Kafamı salladım onaylar anlamda. O da kafasını sallayıp kolunu omzuma sardı.
Bir şey demedim.
Yürüyen merdivene doğru ilerledik. Yemek kısmına gelince ne yiyeceğimize karar vermeye çalıştık.
"Ne istersin." Diye sordu Cesur abim bana.
Dudaklarımı büktüm, 'bilmiyorum' dercesine.
"Ben pide alacağım sen de ver karar." Diye sorup pideciye yöneltti adımlarımızı.
Pidecinin önündeki tabelalara baktım. Ve gözüme kestirdiğim yemeği söyledim.
"Kıymalı kaşarlı"
Kafasını salladı.
"Sen şuradaki masaya geç istersen. Ben de alıp geleyim."
Ben masaya ilerlerken, o da siparişi veriyordu.
Pidecinin önünde sadece bir kaç kişi vardı.
Çoğunluk, pizza ve hamburger yediği için buralar boştu.
Masanın yanına gelince bir sandalyeyi çekip oturdum ve Cesur abimin gelmesini bekledim.
Gözlerimi etrafta gezdirirken, üzerinde hissettiğim bakışkar ile durdum.
Bir çocuk, masada tek başına oturmuş bana bakıyordu.
Kafamı iki yana salladım 'ne bakıyorsun' der gibi.
O da benim ile aynı şeyi yaptı.
Aa kafayı yemiş bu.
Bir şey yapmayıp önüme döndüm. Gerçekten ülkede normal adam yoktu.
Yanıma yaklaşan Cesur abim ile rahat bir nefes verdim.
Masaya tepsileri bırakıp karşıma oturdu. Büyük gövdesi sayesinde çocuk kaybolmuştu. Bu beni mutlu etmişti açıkçası.
Yavaşça önüme dönüp pidemi yemeye başladım. Gerçekten enfes bir tadı vardı.
"Yarın okul var, heyecanlı mısın?" Diye soran abime baktım.
"Değilim. Bir tek; Sarp, Can ve Berat konusunda mutluyum." Diye yanıtladım.
Tanıdığım olması iyidi sonuçta. Kafasını salladı 'anladım' dercesine.
"Can ile aynı sınıftasınız galiba." Dedi.
Kafamı hızlıca kaldırıp ona baktım. "Gerçekten mi?" Diye sordum neşeyle.
Gülümsedi bu halime. "Gerçekten."
Bu çok iyi bir haberdi.
Gülümseyerek pidemi ağzıma attım. Demek ki aynı sınıftık he.
Artık okulun çekilir bir yeri vardı. Zaten neredeyse çoğu kuzenim aynı sınıftı. Biraz düşük zekalı bir ailem vardı, sınıfta kalan çoktu.
.
.
Yemeğimiz nihayet bitince, avm'den çıkıp arabaya binmiştik.
Şu an arka koltukta oturmuş yolun bitmesini bekliyordum. Merkez gibi bir yere geldiğimiz için ev uzakta kalıyordu.
(Mardin'de merkez var mı bilmiyorum ama bu Mardin'de var djskjsksskzk)
Kararmaya yüz tutmuş olan havaya baktım.
Bugün çok çabuk geçmişti nedense. Yarın okul olduğu için bakım yapacaktım daha.
Ama şu an uyku bastırmıştı.
Hava soğuk olduğu için açılan, arabanın sıcak hava yeri daha çok mayıştırıyordu beni.
Yavaşça gözlerimi kapatıp kafamı arkaya yasladım.
"Bade, uyuma abicim." Diyen Cesur abımı takmadım.
Azıcık göz dinlendiriyorduk yani ne var.
.
.
"Güzelim, uyan hadi." Diyen Cesur abim ile gözlerimi araldım.
"Ne oluyor ya." Diye mırıldandım, yattığım yerden doğrulurken.
Gözlerimi yarım bir şekilde açıp etrafa baktım. Arabanın açık olan kapısından vuran soğuk ile titredim.
"Hadi abicim, üşüme daha fazla." Diye kolumdan destek olup arabadan çıkarttı beni.
"Soğuk." Diye mırıldandım yüzümü buruşturup.
Elini koluma atıp sıvazladı. Bir yandan da eve yürüyorduk.
Ses çıkartmadan evin kapısına kadar geldik. Abim zile bastı ve beklemeye başladık.
Çalışan kadın kapıyı açtı. "Hoş geldiniz efendim." Diye araladı kapıyı.
"Hoş bulduk." Dedi abim, ikimizin yerine.
Ayakkabılarımızı çıkartıp içeriye geçtik, kadın yanıma yaklaşıp montuma uzandı.
"Montunuzu alabilir miyim?" Diye sordu.
Omuz silkip geriye adımladım. "Hayır." Diyerek montuma sarıldım.
Kadın gülümseyip geri çekildi.
Arkadan gülen Cesur abimi umursamadan salona ilerledim.
Herkes salonda oturuyordu. "Hoş geldiniz." Diye konuşan Giray abime baktım.
Ne kadar özlemişim.
"Hoş bulduk" Diye mırıldandım.
Gülümseyerek baktı suratıma. "Ayakta uyuyorsun Bade, git uyu hadi." Dedi bakarak.
Gözlerimi salonda gezdirdim. Ateş yoktu. Diğer tayfa buradaydı. Hepsi koltukta oturuyordu. Tabi Sarp'ı saymazsak.
Koltuğun bir köşesine büzüşmüş yatıyordu.
Kafamı salladım. "İyi geceler o zaman." Dedim.
Bu ilk diyaloğumuz gibi bir şeydi.
Onlar da 'iyi geceler' derken, ben merdivene ilerledim.
Uyumam lazımdı, yarın okul vardı nasıl olsa.
Hızlıca odaya girip yatağıma zıpladım.
Yorgandan gelen soğukluk irkilmemi sağlasa da sevdiğim bir histi.
Tam gözlerimi kapatacakken gözüme çarpan kutuyla geri açıldı.
Yattığım yerden doğrulup kutuyu elime aldım.
Uykum şu anlık kaçmıştı.
Yerimde bağdaş kurup, kutuyu da ortaya yerleştirdim.
Derin bir nefes alıp kutunun kapağını kaldırdım.

