İçeriğe geç

Bal Bade'm

Bölüm 14 · 14 dk okuma

Bal Bade'm

Bölüm 14

1.3

ya bölümler karışmadı inşallah amin amin

.

.

Diyen sesleri duymazdan geldim. "Bir süre kafamı dinlemem gerekiyor." Dedim.

"İyileşmedin hâlâ." Dedi Giray abim. "İyileşince." Diye yanıtladım.

"Olmaz Bade." Dedi Sarp. Yüzüne baktım. Her an ağlayacakmış gibi duruyordu. "Bir süre dedim Sarp. Sizi terk ediyorum demedim."

Omuz silkti. Gözlerimi çektim ondan. "Yalnız bırakır mısınız beni?" Biraz düşünmeye ihtiyacım vardı.

"Kalsaydık." Diye mırılandı Cesur abim.

İstemiyordum. Hiç birini görmek istemiyordum şu an "çıkın." Dedim sadece.

"Ben." Diye mırıldandı Mert abim. "Sen de." Diye cevap verdim. Kafasını salladı anlayışla. Yaklaşıp alnıma bir öpücük bıraktı.

Yavaşça çıktı hepsi odadan. Sonunda yine tek kalmıştım. Kararmaya yakın olan havaya baktım. Günüm uyuyarak geçiyordu. En son sabahtı, hemen geceye geçiş yapmıştık.

Kapı tıklatılınca bakışlarım oraya döndü. "Gidin demiştim." Diye seslendim dışarıya doğru. Kapı tamamen açıldı. İçeriye giren bedene baktım.

"Benim, Ateş."

"Benim, Ateş." Dedi yüzüme bakarak. "Girebilir miyim?" Diye sordu sonrasında.

Kafamı salladım yavaşça. "Girebilirsin." Dedim kısık bir sesle.

Yavaşça kapıyı tekrar kapattı ve yanıma adımladı. Yatağın yanındaki tekli koltuğa oturdu.

Elini uzattı. "Tanışamadık. Ateş Karaca, abin oluyorum." Dedi gülümseyerek.

normalde, sert yüzlü adamlar gülünce, yüzlerinde eğerti duruyordu. Ama Ateşin yüzü öyle değildi.

Gülünce daha da yakışıklı oluyordu.

Uzattığı elini tuttum. Gülümsemek istedim ama yapamadım. İçimden gelmedi. "Bade ben de. Kardeşin oluyorum."

Her ne kadar, daha kabul etmemiş olsam da, öz olarak abim oluyordu. Elini ensesine atıp kaşıdı.

Ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Gözlerini bir müddet odanın içerisinde gezdirdi. Ben de onu izledim.

Sanırım bana çekmişti, yoksa yakışıklı olamazdı.

"Özür dilerim." Diye konuştu kısık bir sesle. Şaşırarak baktım yüzüne. Niye özür diliyordu?

"Niye?" Diye sordum. Derin bir nefes aldı.

"Bunları yaşamana izin verdiğim için özür dilerim Bade. Yanında olamadığım her dakika için özür dilerim." Diye konuştu.

Yanımda olsa ne olacaktı? Yani yaşadıklarım kaderimdi benim. Kaderimi değiştiremezdi.

"Yani, yaşayacağın varsa yaşayacaktın zaten. Ama en azından, yanında olup yüklerini sırtlanabilirdim."

İçimi okumuş gibi konuşması ile gözlerinin içine baktım.

Yüklerini sırtlanabilirdim.

"Geçti artık, önemli değil." Diye mırıldandım. Geçmemiş olsalar bile, içime gömmüştüm.

Kafasını iki yana salladı. "Geçmedi." Dedi eli ile dudağımın köşesini gösterirken.

Elim dudağımın köşesine gitti. Kabuk bağlamıştı yara.

Omuz silktim yavaşça. "Olsun." Diye mırıldandım ve Kafamı çevirip camdan dışarıya baktım.

"Aç mısın, bir şeyler alayım mı sana?" Diye sordu bu sefer de. Tekrar ona doğru çevirdim kafamı.

İki yana salladım sadece, konuşmadan. Derin bir nefes alma sesi geldi.

"Niye böylesin Bade?" Diye sordu boğazını temizleyip.

Derin bir nefes alıp, "Nasılmışım?" Diye sordum.

"Cesur bir şeyler anlattı, ama hiç anlattığı gibi değilsin."

Nasıl anlatmıştı beni?

Böyle, salak kız, çok güzel kandırılıyor falan diye mi?

"Biliyorum sinirlisin onlara. Ama bana anlat lütfen. İçinde kalmasın bir şeyler, bağıra çağıra anlat istersen. Yine de yadırgamam. "

Niye benden bunu istiyordu. Kendi sıkıntılarımı içimde çözebilirdim aslında. Öyle öğrenmiştim küçükken.

Ama anlatmak istedim bu defa, ilk kez. Belki de son kez di.

"Yoruldum." Diye başladım konuşmaya. İçimdekileri dökme ihtiyacı hissediyordum.

"Yoruldum artık. Bir şeyleri alttan almaktan çok yoruldum." Dedim, dolan gözlerimi silerken.

"Beni ayakta uyutuyorlarmış gibi hissediyorum. Her şeyi en son öğreniyorum. Ve bunu alttan alamamı bekliyorlar benden."

Adam gelip vurmuştu beni, bu kadar kolay olmamalıydı hiç bir şey. Yüzüne baktım bir şey söylesin diye.

Baş parmağını uzatıp gözümdeki yaşı sildi.

"Bana ver yüklerini, güçlü olmak zorunda değilsin abicim. Her şeyi alttan almak zorunda değilsin, ben buradayım artık."

O buradaydı artık.

Güvenebilir miydim ona?

"Seni kimse üzemez artık Bade. Abin burada senin."

Gülümsedim bu dediğine. Ona karşı bir sempatim vardı. Belki de beni kurtardığından dolayıydı.

"Teşekkür ederim." Dedim. Beni kurtardığı yeni gelmişti aklıma.

"Ne için." Dedi kafasını kaldırıp.

"Bizi kurtardığın için." Dedim, Can ve Berat'ı da katmıştım içine. Onları da kurtarmıştı nasıl olsa.

"Önemli değil." Diye mırıldandı. "Daha erken gelmem lazımdı." Dedi pişmanlıkla. "O zaman bu halde olmazdın."

Omuz silktim. "Önemli değil." Diye konuştum.

Ölümcül bir darbe değildi. Kalıcı bir hasar bırakmamıştı. Onun için çok da mühim değildi.

Çekingen bir bakışla yüzüme baktı. Ardından kolunu kaldırıp saate baktı. "Pansuman saatin gelmiş. Hemşire çağırayım." Dedi ve ayağa kalktı. Kafamı sallayarak onayladım onu.

Ne yani, pansuman saatlerini mi biliyordu?

Ben bile bilmiyordum geliyor pansumanı yapıyor ve gidiyorlardı arada.

O ayağa kalkıp kapıya ilerledi, ben ise bileklerime çevirdim bakışlarımı. Ellerimi ipten kurtarmak için zorladığım için kanamışlardı, şu an ise sarılıydı.

Bacaklarımda ise sopa izleri vardı hâlâ.

Aslında darbelere karşı pek moraran bir vücudum yoktu. Lâkin bacaklarım hassastı bu konuda. O yüzden morarmışlardı azıcık, sırtım da acıyordu arada. Ama orasını göremiyordum.

Bir de burkulan bileğim bunlara hiç yardımcı olmuyordu.

"Şöyle arkanızı dönün Bade hanım." Diyen hemşire ile yerimde doğruldum azıcık. Ateş'te yanıma gelip kolumdan destek oldu.

Yatakta doğrulduğumda, üzerindeki hastane elbisesininin fermuarını açtı hemşire.

O pansumanı yaparken, ben de kafamı kaldırıp Ateş'e baktım. Beni izliyordu. Benim baktığımı fark edince gülümsedi.

Karşılık olarak gülümsedim bende. İyi bir adamdı. Yani tanıdığım kadarıyla öyle olduğunu düşünüyordum.

Bir kere daha istedim abimin yaşamasını. Tanışmalarını isterdim. Görsün isterdim, nasıl insanlarla birlikte olduğumu.

Yaranın olduğu yer sızlayınca, inlememek için dişlerimi sıktım. Dün ve bugündür bu acıyı çekiyordum.

Hayatımda ilk kez vurulmuştum. Ama öz babam tarafından.

Küçükken hep hayal ederdim. Bir babam olsa, saçlarımı okşasa, beraber televizyon izlesek, ödevlerimi beraber yapsa...

Çok istemiştim.

Ama abim vardı. Baba olmuştu bana, yeri geldiğinde ise anne.

Hasta olduğum bir gün vardı, niye annem yok diye ağlamıştım o gün. Abim ise beni güldürebilmek için kafasına bir eşarp bağlamıştı. Sonra gelip 'bak, anneden ne farkım var' diyip ayağına giydiği pofuduk terliği kaldırmıştı havaya.

Bir tur da ona ağlamıştım. Gülmek yerine ağlamayı seçmiştim. Ve sonuç olarak abim de ağlamaya başlamıştı.

Ne kadar koca adam olsa da, duygularını yerinde yaşamayı severdi. Ve sanırım bu bana da geçmişti.

"Bitti, üzerine yatmayın." Diyen hemşire ile kendime geldim.

Çoktan yaraya pansuman yapıp kapatmıştı. O kadar dalmıştım ki fark edememiştim.

Kafamı sallayıp onayladım kadını. "Ne zaman çıkabilirim?" Diye sordum.

Elindeki malzemeleri çantaya koyarken cevapladı sorumu. "Doktor bey söyleyecektir." Diyerek kapıya ilerledi.

Kafa salladım arkasından. Doktor bey de gelmiyordu ki acil bir şey olmadıkça. İlla yarayı mı kanatalım.

Kadın odadan çıkıp kapıyı kapatınca Ateş yanıma geldi.

Ateş demek biraz tuhaf kalıyordu sanki.

Yarayı değdirmemeye çalışarak yatmaya çalıştım. Ateş kolundan tutarak yardımcı oldu.

"Dikkat et." Diye mırıldandı ayaklarımı kaldırıp yatağa koyarken. Örtüyü kaldırıp bacaklarımın üzerine örttü.

"Teşekkür ederim." Diye mırıldandım.

Kafasını iki yana salladı. "Önemli değil." Dedi karşılık olarak.

Ve ardından, kafasını kaldırıp biten seruma baktı. "Ağrın var mı? Ağrı kesici isteyeyim mi?" Diye sordu.

Azıcık bir ağrı vardı ama dayanabilirdim sanırım. Ağrı kesici alınca kafa yapıyordu bende, uyuyordum sürekli.

Kafamı iki yana salladım. "Çok ağırmıyor." Diye konuştum.

Kafasını sallayıp onayladı beni. Gözlerini kısa bir an cama kaydı.

Havaya bakmış olmalıydı. Sonra tekrar bana döndü. "Peki, aç mısın? Yemek getireyim mi?"

Sanırım birazcık acıkmıştım. Kafa salladım hızlıca, bu fırsat kaçmazdı.

"Sabahtan beri bir şey yemedim."

Sabah gelen bir kahvaltı vardı aslında. Ama kahvaltılık yerine pilav lapası koymuşlardı.

Ve benim midem bulandığı için yiyememiştim.

"Tamam, bekle sen burada alıp geleyim." Diyerek, oturduğu yerden ayaklandı.

Kafamı salladım. Gidebileceğim bir yer yoktu zaten.

Saçımın küçük bir tutamını okşayıp arkasını döndü ve kapıya ilerledi.

O kapıdan çıkıp giderken ben de kafamı yastığa koydum.

Şu an kendimi, kanalizasyondaki bok gibi hissediyordum.

Çok mu abartılı tepki vermiştim acaba?

Kırılmıştım ama. Normal günde söyleseler bir şey olmazdı aslında. Kaçırılıp, vurulduktan sonra mı söyleyeceklerdi?

Şu an çok şey konuşmak istiyordum onlarla. Ama konuşamazdım.

Kimsem yok gibi hissediyordum. Ama vardı. Şu an yanımda olmasalar bile vardı.

Kapı yavaşça aralanınca oraya baktım.

Ateş gelmişti.

Bir elinde tepsiyi desteklerken diğer eli ile de kapıyı açıyordu. Ama ikisini de zorlanmadan yapıyor gibiydi.

Hızlı adımlar ile yanıma geldi. Öncelikle elindeki tepsiyi yan taraftaki komidine koydu.

"Şunu çekelim." Diye mırıldanıp, küçük masa gibi olan şeyi önüme çekti.

Sonra yine tepsiyi alıp önüme geçti. Tepsiyi önümdeki masaya koyup yan taraftaki koltuğa oturdu.

"Yardımcı olayım mı?" Diye sordu, önümdeki yemeklere bakarken.

Kafamı iki yana salladım. "Kendim yiyebilirim." Dedim.

Onaylayan mırıltılar çıkartıp önüne döndü.

Yani bana döndü her türlü. Çünkü önünde ben vardım.

Tepsideki yemeklere baktım. Mercimek çorbası ve bulgur pilavı vardı. Küçük yerde ise yoğurt vardı.

Elime kaşığı alıp çorbaya batırdım. Biraz sıcak olduğu için üfleyerek karıştırdım. Yavaşça kaşığı ağzıma görürdüm.

Tatsız tuzsuz bir çorbaydı. Hastane yemeklerini gerçekten sevmiyordum. Ama mercimek olduğu için çekilir gibiydi.

Yavaş yavaş bir kaç kaşık yedim. Beni izleyen Ateş'e dündüm.

"Yer misin?" Diye sordum masadaki tepsiyi gösterip.

Kafasını iki yana salladı. "Aç değilim." Dedi.

'Peki' dercesine eğdim kafamı.

Yemeğimi yemeye devam ederken yine ona döndüm.

"O adama ne oldu?" Diye sordum.

Merak ettiğim soruların cevabını istiyordum artık.

Derin bir nefes aldı. "Bu konuları konuşmayalım Bade." Diye kapatmaya çalıştı.

Tamam.

Buna da tamamdı.

Kafamı sallayıp yemek yemeye devam ettim. Bulgur pilavına geçmiştim.

"Artık burada mı yaşayacaksın?" Diye sordum bu sefer.

Yemek yerken canım sıkılıyordu her zaman, konuşup dururdum.

"İster misin kalmamı?" Diye bir soru yöneltti.

Beni ilgilendiren bir şey yoktu, kalacak olan kendisiydi.

Omuz silktim. "Nerede rahat ediyorsan." Diye cevapladım sorusunu.

Oturduğu yere biraz daha yayıldı. "Burası rahatmış." Diye mırıldandı.

Güldüm bu yaptığına. Güldüğümü görünce onun da yüzüne bir tebessüm oluştu.

Ağzımdaki lokmamı yutup konuştum. "O zaman seni hastanede bırakırız."

Güldü bu dediğime. "Sen de yanımda olacaksan neden olmasın." Dedi.

Kafamı iki yana salladım. "Burasını hiç sevmedim. Bir daha yanından bile geçmek istemiyorum." Dedim yüzümü buruştururken.

Yerinden hafifçe doğrulup burnuma vurdu. Burnum otomatikmen oynarken güldü.

"Bir dahakine sen bana gelirsin o zaman." Dedi.

Ofladım.

"İlla burada mı buluşmalıyız?" Diye sordum.

Hastaneleri sevmiyordum. Kimseyi de burada görmek istemiyordum.

"Hayır tabiki." Dedi.

Güldüm sadece.

Yemeğim nihayet bitince ona baktım.

"Bitti."

.

.

.

Bir kaç saat sonra..

(Yazar'dan)

"Abi dur bir zorlama."

"Oğlum getir şu kalın kafanı ya, ne büyük kafan varmış."

"Acıyor ya!"

"Ya bi kes sesini!" Diye bağırdı en sonunda Can.

Sinirle abisine baktı Berat. Alt tarafı kostüm giyimesinde yardımcı olacaktı, bir kafasını koparmadığı kalmıştı.

Bugün Bade'nin yanına gideceklerdi. Cesur abileri sabah arayıp Bade'nin sıkıldığını söylemişti.

Ama o aramadan önce Can ve Berat kostüm almışlardı.

"Gel." Dedi Can. Elindeki fil kafasını Berat'ın yüzüne yaklaştırırken.

Evet, Berat fil olmuştu. Can ise aslan olmuştu.

Çok sıradışı hayvanları seçmişlerdi.

Ama fil kafasını biraz küçük aldıkları için Berat'ın kafasına girmesi zor oluyordu.

Can biraz zorlansa da Berat'ın kafasına takmıştı başlığı.

"Koca kafalı ayı." Diye konuştu Can.

Berat, cevap vermeden kapıya doğru ilerledi. "Hadi abi, geç kalmayalım." Dedi, üzerindeki fil kostümünü düzeltirken.

Can da, kardeşini onaylayıp kapıya ilerledi.

Çıkmadan önce kapının hemen köşesindeki aynadan kendine baktı.

Üzerindeki aslan kostümü ile çokça seksi bir beyefendi olduğunu düşünüyordu. Elini havalı bir şekilde kaldırıp bıyıklara dokundu.

"Abi! Hadi!" Diye bağıran kardeşi ile oflayıp aynadan çekti bakışlarını.

İki dakika aşk yaşatmıyordu.

Berat'ın yanına gelince merdivenlerden inmeye başladı ikisi. Aşşağıdan gelen seslere kulak vermeden ilerlediler.

Mardin'e geldikleri için, halası da onlarla kalıyordu. Gelince bir ay falan kalıyorlardı çoğunlukla.

Eren ile pek anlaşmasa da idare ediyorlardı artık.

Can, Eren'in bir kaç tahtasının eksik olduğunu düşünüyordu.

Saçma bir ergen gibi her lafa atlayıp, laf sokmaya çalışıyordu.

Sokamaması da cabasıydı.

Ama artık pek evde duracağını sanmıyorlardı, Can ve Berat.

Çünkü artık bir kuzenleri vardı. Ve onu çok sevmişlerdi.

"Anne, çıkıyoruz biz." Diye içeriye seslendi Berat.

Salonda oturan Elçin ise hafifçe eğildi, oğlunu görmek için. Oğlunun giydiği kostümü görünce küçük bir kahkaha attı.

"Nereye oğlum. Ne bu tip" Diye sordu.

"Bade'nin yanına." Diye cevapladı Berat, üzerini bir defa daha düzeltirken.

Kafasını salladı Elçin. "Dikkatli olun, Bade'ye de selam söyleyin." Dedi ve elindeki bezelyeleri ayıklamaya devam etti.

Annesini onaylayıp dış kapıya ilerledi Berat. Can ise çoktan arabanın yanına gelmişti.

Kapıyı açıp kardeşinin girmesini bekledi. "Kafan sıkışmasın dikkat et." Diye dalga geçti ayaküstü.

Güldü Berat. Dönüp abisinin kostümüne baktı. "Sen de götüne dikkat et abi." Dedi arabaya binmeden önce.

Can, şok ile elini kalçasına attı. Ne yani büyük müydü. Gururla okşadı kostümü. "Canım götüm."

Ne vardı yani aslanın kalçası biraz büyükse. Çok da yakışıklıydı.

.

.

.

"Bade karaca hangi odada?" Diye sordu Can.

Danışma bilgisayara bakıp cevapladı. "126.ncı oda." Diye cevapladı, karşısındaki adamların giydiği kostümler tuhafına gitmişti.

Çünkü hastaneye pek gelmezdi böyle tipler.

"Teşekkürler." Diyerek karşılık verdi Can.

Kadın 'önemli değil' dercesine salladı kafasını.

Berat ve Can ise fazla beklememek için hızlıca asansöre ilerlediler. Asansöre geldiklerinde ise kapının tuşuna basıp beklemeye başladılar.

Can Berat'a döndü. "Oğlum gül alacaktık ya." Diye yakındı. Evden acele acele çıkınca unutmuştu.

Arabada ise, Beratın fil burnunu çektiği için aklından kaçmıştı.

"Ben varım ya abi." Dedi gülerek. Ellerini kaldırıp çenesinin altına koydu.

"Bak, gül gibi filim evelallah." Diye kalçasını bir sağa bir sola kıvırdı.

"Ya yürü git." Diye, Berat'ın kalçasına tekme attı bir tane.

"Asıl gül benim." Diyerek bıyıklarını savurdu.

Berat göz devirdi. Ama kafasında kostümü olduğu için gözükmedi.

Bu sırada asansör gelmişti artık. Kapısı açılınca, önce inen insanları beklediler. Herkes bitince nihayet kendileri bindi.

"Aa anne, bak fiil." Diye bağıran bir çocuk ile yere baktı Can ve Berat.

Küçük bir kız çocuğu, parmağı ile onları işaret ediyordu.

Kadın ise kızının gösterdiği yere baktı. İki tane kostümlü adam görünce gülümsedi.

"Burnuna dokunabilir miyim?" Diyerek elini kaşdırdı küçük kız.

Hafifçe yere eğildi Berat. "Yarısı senin olabilir. Çok ağırlık yapıyor." Diye konuştu yaşlı amcalar gibi.

Küçük kız kıkırdadı. "Benim burnum var ama." Diye konuştu bilmişçe.

Sonra aklına bir şey gelmiş gibi elini kaldırdı. "Ama voldi'ye verebilirsin. Onun burnu yok." Diye şıkıdı.

Berat kafasını kaldırıp herkesin burnuna baktı. Burunsuz birisi yoktu burda, voldi kimdi peki?

"Voldemort demek istedi." Dedi çocuğun annesi. Berat onaylayan mırıltılar çıkarttı.

'Ben bu yaşta nasıl işeyeceğimi yeni öğreniyordum' diye düşündü içinden.

Kafasını iki yana salladı sonra. Bu devrin çocukları çok değişikti.

"Ben de aslan olmak istiyorum." Diye konuştu küçük kız bu sefer.

Kafasını aşşağıya indirip küçük kıza baktı Can. 'Bana ne' diye geçirdi içinden.

Şu an tek düşündüğü şey Bade'ydi. Onun için gelmişti sonuç olarak. Ama küçük kızın kalbini kırmak istemedi.

"Yaa öyle mi?" Diye sordu şaşırmış bir tonda.

Kız kafasını salladı. "Evet." Diye konuştu neşeyle.

Kafasını salladı Can. İstiyorsa olabilirdi. Onu ilgilendirmiyordu pek.

Berat eğildiği yerden kalktı. Küçük kıza el sallayıp çıkışa ilerledi. Kız da zıplayarak el salladı.

Can da aynı şekilde çıkmıştı.

Ama çıkarken kalçasına ekleyen dayıyı görmemiş değildi.

"Lan az daha namusum gidiyordu." Diye hayıflanarak yürüdü.

Berat ise kısa bir kahkaha atıp yolundan devam etti. Odaya gelmişlerdi en sonunda.

"Bunlar ne lan." Diye konuşan kişi ile durdu ikiside.

Kimin konuştuğuna baktılar.

Giray'dı.

"Nasılız ama." Diye kuyruğunu salladı Can.

Güldü Giray. "Hayvan gibisiniz."

Yüzüne bakınca uyumadığı anlaşılır derecedeydi. "Niye içeride değilsin sen?" Diye sordu Can bu sefer de.

Derin bir nefes aldı Giray. "İşte." Diye karşılık verdi.

Ne diyeceğini bilemediği zamanlar, 'işte' deyip geçiştirirdi lafı.

Fazla soru sormak istemedi Can. Üzgün olduğu belli oluyordu zaten. Öğrenirdi sonra.

"Şimdi geliyor musun peki?" Diye sordu Berat, kapıya doğru ilerlerken.

Kafasını iki yana salladı Giray. "Buradayım ben, bir şey olursa seslenirsiniz." Deyip, oturduğu koltuğa geri döndü.

Aslında herkesten daha çok girmek istiyordu içeriye. Ama Bade için hangi yol daha iyiyse, o yoldan giderdi.

Kendini önemsemiyordu. Bir tek Bade'ydi her şey. Ne zaman bu kadar alışmıştı kardeşine? 'Keşke daha önce gelseydi' diye düşünmeden edemiyordu insan.

Can kapının dibine girip, kapıyı tıklattı. Müsait değilse, müsait olması için bir dakika kadar bekledi.

Sonra yavaşça açtı kapıyı. Kafasını uzatıp içeriye baktı. Bade yatakta yatıyordu. Kulağında bir kulaklık vardı. Can hızlıca ilerleyip, kulaklığın tekini çıkarttı.

Bade irkilerek ondan tarafa döndü.

"Merhabaaa!"

.

.

.

(Bade'den)

Gel limanıma gemileri yak

Ben ölümüne yazıyorum ölüme inat gel

Aklımın ucunda birileri var

Bana birileri git diyor birileri kal

.

Bir anda kulağımdan çekilen kulaklığım ile irkilip o tarafa döndüm.

"Merhaba!" Diye bağıran kişiye baktım.

Aslan?

Bu kimdi şimdi. "Can ben." Diye konuştu.

Elimdeki telefondan açtığım şarkıyı kapattım. Kulağımda kalan diğer parçayı da çıkarttım.

"Ne oluyor ya?" Diye sordum şok ile.

"Bir şey olmuyor, geldik işte. Sevinmedin mi yoksa?" Diye sordu Can, alınganca.

Can'ın arkasında kalan kişiye baktım. "Bu fil kim?" Diye sordum.

Kesinlikle aslan ve fil çok uyumlu bir ikiliydi.

"Berat." Diye cevapladı beni. Kafamı salladım.

"Böyle mi duracaksınız peki." Diye güldüm kısaca.

Hiç ciddiye alamıyordum onları.

Can elini kafasına atıp çıkarttı. Saçlarını da geriye taradı. Yüzündeki yaralardan sadece bir kaç tanesi geçmemişti. Öbür türlü iyileşmiş gibiydi. Bunu gördüğümde gülümsedim.

"Oha nefes alabiliyorum." Dedi derin bir nefes alıp.

Güldüm bu dediğine.

"Berat?" Diye sordum fil vatandaşa.

"Hı?" Diye karşılık verdi bana. Uzayan burnuna baktım.

"Fil olmak hoşuna mı gitti?" Diye sordum alayla. "Çıkarsana kafandakini."

Can kocaman bir kahkaha attı. "Onun kafası sıkışmış olabilir." Dedi gülerken.

"Ne, gel bakayım." Dedim gülmemek için kendimi sıkarken. O yaklaşırken hafifçe yerimde doğruldum.

"Eğ kafanı." Diye seslendim ona. Başlığı büyüktü. Ses gitmiyor olabilirdi belki.

Kafasını eğince elimi başlığa attım. Yavaşça çekmeye çalıştım.

Çıkmıyordu. Daha sert çektim bu sefer. Başlık kafasından çıkmıştı, lakin elim yüzüme çarpmıştı.

"Ayy." Diye hayıflanarak yüzüme götürdüm elimi.

Berat'ın yüzüne baktım. Birazcık kızarmıştı.

"Madem küçük geliyordu neden taktınız?" Diye mantıklı bir soru yönelttim.

Hemen yanındaki Can'ı işaret etti Berat. "Zorla taktı."

Cık cık layarak Can'a döndüm. "Kafası kalsaydı ne olacaktı?" Dedim.

Güldü. "Hastanedeyiz ya kızım." Dedi.

Ben de güldüm bu haline.

"Ee nasılsın?" Diye soran Berat'a döndüm.

'İyi misin' demediği için mutlu olmuştum açıkçası.

"İyi, siz nasılsınız?" Diye sordum ben de.

"Biz de iyiyiz." Diye cevap verdi.

Kafamı salladım. Sonra güldüm. "Çok medeni bir sohbet." Diye mırıldandım.

İkisi da kahkaha attı.

"Bakın ne diyeceğim. Okullar pazartesi günü açılıyor." Diyen Can'a döndüm.

Bugün salıydı. Az kalmıştı açılmasına. Yarın çıkıyordum zaten hastaneden. Arada bir pansuman için gelecektim.

Bir saat kadar önce Mert abi ile konuşmuştum. Ve gitmeme kararı almıştım. İkna etmeye yetisi fazlaydı sanırım.

"Daha yeni tatile girdik ya." Diye homurdandı Berat.

Kafa salladım. "Evet ya." Diyerek ona katıldım ben de.

Can sıkıntı ile bir nefes aldı. Sonra ise gülümsedi. Cebinden bir flaşh bellik çıkarttı. "Hadi film izleyelim." Dedi.

Bölüm sonu

5 yorum