İçeriğe geç

Bal Bade'm

Bölüm 13 · 18 dk okuma

Bal Bade'm

Bölüm 13

1.2

bade ameliyattan çıktıktan sonra

"Duvarlar niye beyaz, bence yeşil olması lazımdı." Diye konuşan kardeşine baktı Giray.

Bade, uyandığından beri susmuyordu. Her şeye bir şey buluyordu. Narkozlu olduğu için saçmalıyordu.

Ateş, Cesur, Giray, Pars ve Sarp vardı odada. Hepsi susmuş Bade'yi dinliyorlardı. Bu halleri hepsine tatlı gelmişti.

Gülerek cevap verdi Giray. "Bence de ya, ama sarı da olurmuş." Dedi başka fikir sunarak.

Yüzünü buruşturdu Bade. "Zevksiz." Diye mırıldandı.

"Niye ki? Güzel bence." Dedi Giray. Seviyordu sarı rengi.

Ofladı Bade, "civciv de koyalım mı üzerine?" Diye sordu, ciddi olmayan bir ses tonu ile.

Hızla kafa salladı Giray. "Olur vallaha."

Gözlerini kapattı Bade. Sırtının sağ kısmında biraz acı hissediyordu. Ama tam olarak algılayamıyordu ne olduğunu. Narkozun etkisi ile kafası uyuşuktu ve içinden ne geçerse dışarıya vuruyordu. Kafasını yastıktan kaldırıp Cesur abisine baktı. Gülüyordu.

Gamzesine takıldı bakışları. O da istiyordu ondan.

"Ben de gamze istiyorum Giray." Dedi, dudak büzüp.

Kardeşinin yanağını okşadı Giray. "Sen böyle de güzelsin balım, gamzeye ihtiyacın yok." Dedi iltifat ederek.

Ama Bade'nin iltifatı algılayacak gücü yoktu. Gözlerini kıstı.

"Ben de gamzeme birilerini gömmek istiyorum." Gözleri dolmuştu anlamsızca. Abisini mi gömseydi oraya?

Bu aralar duygularını doruklarda yaşıyordu Bade.

Cesur, kardeşinin dolan gözlerini görünce ayağa kalkıp yanına adımladı. Giray geriye çekildi yavaşça. "Senin gamzeye ihtiyacın yok güzelim." Dedi Cesur.

Yatağın köşesindeki koltuğa oturdu. Kardeşinin saçlarını okşadı. Bade, saçlarını okşayan adama baktı.

Gözlerini kapatıp açtı. Yorgun hissediyordu.

"O zaman seninkini ver bana. Lazım değildir sana."diye bir fikir sundu Bade.

Takılmıştı o gamzeye. Zaten bir tek onda vardı.

" Tamam abicim. Sen uyu, uyan veririm." Dedi sıcak bir sesle.

Nasıl olsa unutacaktı uyanınca. Saçlarını okşamaya devam etti.

"Çok elleşmesen olur mu? Çabuk yağlanıyor." Diye mırıldandı Bade.

Ne yapsındı? hızlı yağlanıyordu öyle. Söylemeyip saçının yağlanmasına gönlü el vermiyordu.

Elini çekti Cesur. Kızların saçlarının kıymetli olduğunu öğrenmişti. O yüzden alınganlık yapmadı, olabilirdi sonuçta.

Yüzü buruştu Bade'nin. "Ama iyi geliyordu." Dedi bu sefer de.

Kafası karışmıştı Cesur'un. "Ne yapayım yani?" Diye sordu.

Bade, kafasını yastıkta itip abisine yaklaştı. "Masaj iyi olurdu bak." Dedi.

'Seni gidi seni' tonlamasıyla.

Cesur yavaşça masaj yapmaya başladı kerdeşinin kafasına. Keyifle gözlerini kapattı Bade. Elinde olsa gözlük takar durum atardı. Ama değildi.

Bade bir süre kıpırdamayınca uyudu sandılar. Sarp, Bade'ye bakıp konuştu. "Vuruldu, ama çok sakin." Dedi abisine doğru.

Pars, ikizine yandan bir bakış attı. "Şu an narkoz etkisinde Sarp. Ne yapmasını bekliyorsun, kafası kendinde değil." Diye cevap verdi ikizine.

"Ne bileyim." Dedi Sarp ve kardeşini izlemeye başladı.

Aklına gelen şey ile gözlerini araladı Bade, azıcık kestirmişti. Başında duran Cesur'a baktı.

"Abimi arar mısın?" Diye mırıldandı. Görevinin bitmiş olması lazımdı. Niye gelmemişti hâlâ.

Cesur kafasını kaldırıp odaya baktı. Herkes buradaydı.

Mert'i aramasını mı istiyordu?

"Mert mi?" Diye sordu merakla.

Kafasını iki yana salladı Bade. "Hayır." Dedi ve boğazını temizledi.

"Adar abim. Görevi bitmemiş mi hâlâ? Gelecekti. Söz verdi, Arasana bir." Diye konuştu.

Kafası karışan Cesur ne diyeceğini bilemedi. Abisi şehit olmuştu. Nasıl arayacaktı?

"Arayamam abicim." Diye konuştu.

Giray, üzülerek baktı kardeşine. Abisini istiyordu. Ama gelemezdi ki.

"Neden." Diye sordu üzgünce. "Söz verdi ama." Yerinden doğrulmaya çalıştı.

Hemen tutup engel oldu Cesur. Kalkması zararlıydı. "Yat abicim." Dedi şefkatle. Narkozlu insanlar böyle şeyler mi söylerdi?

"Hayır, abimi arayacağım." Dedi inatla.

Derin bir nefes aldı Cesur. Yardım ister gibi kardeşlerine baktı. Sarp ayağa kalktı.

"Bade." Diyerek yanına yaklaştı. Bade kafasını kaldırıp gelen kişiye baktı. Onun istediği kişi bu değildi. Kaşları çatıldı.

"Abim gelecek, değil mi Sarp?" Diye sordu bir umut.

Biri bile 'evet' dese inanacaktı. Buna ihtiyacı vardı.

Narkozlu insanlar, içinden geçenleri söylüyor diye biliyorlardı. Yani,

Bade, abisinin öldüğünü kabullenmek istemiyordu.

İçinde yaşatıyordu abisini.

Kardeşini üzmek istemedi Sarp. "Gelecek abicim, söz. Ama şu an olmaz." Diye mırıldandı.

Bazı sözler tutulmazdı.

Bade kendinde olmadığı için rahattı. Hatırlamayacaktı nasıl olsa.

Gözleri doldu Bade'nin. "Ama hızlı olsun tamam mı? Özledim onu."

Hızlıca kafa salladı Sarp. O sırada Bade'nin kafası başka şeylere atlamıştı. Onu izleyen Pars'a baktı.

"Pars da bana bakıyor sabahtan beri." Diye mırıldandı Bade. "Aşık herhalde." Diye yüzünü buruşturup yönünü değiştirdi.

Odadaki herkes güldü. Pars'ın ise yüzünde ufak bir tebessüm belirdi.

Yattığı yerden kafasını kaldırdı azıcık. Gözlerini kısıp Ateş'e baktı bu sefer de. Bu adam niye konuşmuyordu.

Sıkıntılıydı galiba.

Kardeşinin kızaran yanaklarına baktı Cesur. Elini uzatıp yanağına koydu. Sıcaktı biraz.

Doktor ateşinin çıkabileceğini söylemişti. O yüzden garipsemedi.

"Ateşin çıkıyor Bade." Diye mırıldandı. Kendi kendine söylemişti ama Bade duymuştu. Kafası karışarak baktı abisine. Ateş'i işaret etti.

"Burada ya, çıkmıyor." Diye konuştu.

Kardeşinin kızaran yanaklarına baktı Ateş. Gülümsedi kısaca. Buraya gelirken böyle hayal etmemişti. Bu kadar tatlı bir kardeş beklemiyordu.

Şu an odadan herkesi kovup bir tek kardeşi ile kalmak istiyordu. Ama henüz o kadar tanımıyorlardı birbirlerini.

Giray gülerek baktı Bade'ye. "Ya bu hep narkozlu olsun ya, çok şener oldu." Diye konuştu.

Karışan kafasını kaşıdı Bade. Narkozlu mu olsaydı? İyi de, Mardinli değil miydi?

"Hayır ya, Mardinliyim ben!" Diye çıkıştı.

Narkoz diye bir şehir bilmiyordu. Ve bilmediği yere ait olamazdı bir kere!

Odadaki herkesi gülme krizine soktu bu cümle. Cesur, kardeşinin yanağına kocaman bir öpücük bıraktı.

Onu yiyesi geliyordu!

Bade oflayarak gözlerini kapattı. "Siz de gülüp durmayın ya, sanki sirk maymunu var burada."

Ve karşılık olarak tekrar güldüler. Pars ve Ateş bile.

Bade sinirle bir kaç şey mırıldandı. Sinirlerini bozuyordu bu adamlar.

Abisini istiyordu o.

Gözlerini kapattı. Açık tutmak zordu. Kalbi acıyordu. Tuhaf bir duygu vardı içinde. Ama anlamlandırmak istemedi.

"Acıyor." Diye fısıltı döküldü dudaklarından. Herkesin gülüşü soldu. Ne olmuştu birden bire?

"Neresi abicim?" Diye sordu Giray. Cevap alamadı. Yarasıdır diye düşündüler.

Bade hariç, hepsi yarası acıyor sandı. Pars doktoru çağırmaya gitti.

Ağrı kesici almak için.

.

.

.

Bade'den (kaldığımız yerden)

"Süpriiz!"

Dolan gözlerim şok ile büyüdü. Sizin ki bim olarak büyüyebilirdi.

Bu ses?

Mert abim.

Hızla arkamı döndüm. Kapının önünde bana bakıyordu.

Arkasında ise diğerleri vardı. Ateş kapıyı açan kişiydi. Konfetiyi patlatan kişi ise Giray'dı.

Mert abim tam ortadaydı. Onun arkasında; Sarp ve Pars vardı.

Hızlıca Cesur abime döndüm. "Cimciklesene beni, rüyadayım galiba." Dedim.

Şaşırmış gibi değildi yüzü. Biliyor muydu yani?

Kafasını iki yana salladı. "Rüya değil, gerçek." Dedi sadece.

Tekrar arkamı döndüm. Mert abi kocaman gülümsüyordu bana. Ben de gülümsedim kocaman.

Üzerinde üniforması vardı. Sanırım ilk geldiği yer burasıydı.

"Kız bakışacak mıyız? Gelsene." Diye konuştu neşeyle.

Yerimden kalkmaya çalıştım. Yaram sızlayınca geri oturdum. Yüzüm buruşmuş olacak ki hemen yanıma adımladı.

"Ay ben unuttum onu. Ben geleyim hadi." Dedi.

Güldüm bu haline. Şapşal ya

Yavaşça belime sardı kollarını. Ben de boynuna sarıldım. Saçlarıma ve yanağıma birer öpücük bıraktı. "Oh özlemişim be." Dedi son bir öpücük bırakıp.

Ben de yanaklarından öptüm. "Ben daha çok özledim ama." Dedim. Güldü kısaca. "Belli, özlemimden kendini vurdurtmuşsun" Dedi alayla.

Güldüm kısaca. O anları hatırlamak istemesem de. Yine hatırlamıştım. O da bunu anlamış olacak ki geri çekildi.

Odadaki diğer üyeler koltuklara geçmişti. Ve bizi izliyorlardı. Tekrar Mert abime döndüm.

"Ne zaman geldin sen? " Diye sordum.

"Bir kaç saat oluyor." Diye cevap aldım. Gözlerimi kıstım.

"o bir kaç saat neyi bekledin?" Diye sordum bu sefer.

Gülümsedi. "Tatlı bir cadının uyanmasını bekledim." Dedi.

Gülümsedim, omzunu pat patladım. "İyi iyi, adam ol."

Bu sefer de, hiç şaşırma belirtisi göstermeyen, Cesur abime döndüm. "Sen biliyor muydun?" Diye sordum.

Kafasını salladı. "Başından beri." Diye yanıtladı. Kafamı salladım. Başı neresiydi?

Şu an daha önemli işler vardı, o yüzden düşünemezdim.

Mert abim gelmişti bir kere.

.

.

.

"Ya Bade, düzgün dursana kızım."

"Ya çekme sen de, ayı!"

"Kıpırdanıp durma sen de!"

"Bağırma bana!" Dedim, bana bağıran Mert abiye. Bunu söylerken bağırmam da ayrı ironiydi.

Oflayıp saçlarımı bıraktı. "Git kendin yıka o zaman. Tövbe estağfurullah."

Kaşlarımı gevşettim. "Ya tamam yıka hadi." Dedim hemen. O yıkamazsa kimseye yıkatamazdım saçımı.

Şu an ne yapıyorduk? Saçlarımı yıkıyorduk. Mert abi geldikten sonra odadan kovmuştu herkesi.

Sarılıp özlem gidermiştik. Tabi bana ne olduğunu sorunca biraz ağlamış olabilirdim. Ama birazcık.

Şimdi ise hava aydınlanmıştı. Cesur abim sabah geleceğini söylemişti. O yüzden saçımın temiz olması gerekiyordu.

Ve ben de Mert abimi kaldırmıştım saçımı yıkamak için. Biraz mırın kırın etse de yıkamaya kalmıştı.

Dikişlerim taze olduğu için banyo yapamıyordum. O yüzden saçımı yıkayabilirdim bir tek. Ve burada daha iki gün daha kalacaktım. Saçımın kirli olmasına dayanamıyordum ne yapabilirdim?

"Hadi, gel havlu getirdim." Uzun uğraşlar ve kavgalar sonucunda bitmişti saç yıkama.

Saçımdaki suyu sıkıp havluyu sardı. Yarama bir şey olmasın diye tabure gibi bir şeye oturtmuştu beni.

Havluyu kafamda sabitleyip yavaşça ayağa kalktım. Odaya yürüdüm yavaşça. Mert abi hemen yetişip koluma girdi. Ondan destek alarak geldim yatağa.

O da beni bırakıp kurutma makinesi almaya gitti. Bir kaç dakika sonra, elinde kurutma makinesi ile geldi.

Onu prize taktı. Ben de yönümü, ona ters kalacak şekilde çevirdim. Yavaşça, okşayarak kuruttu saçlarımı.

Sonunda bitince geri çekildi. "Bitti." Dedi ve saçlarımı taradı. "Sen uzan şimdi, ben bunları bırakıp geleyim." Dedi bana doğru.

Kafamla onayladım onu. O banyoya giderken yatağa yayıldım. Yaram iyidi. Ama içimde bir şeyler vardı. Rahat değildim. Böyle, darlanıyordum sanki.

Gözlerimi kapatıp bekledim. Eski enerjimi geri istiyordum artık. Hiç bir şey yapmadan, sadece uyumak istiyordum.

Kapı aralandı yavaşça, Cesur abim girdi içeriye. Ayağa kalkacak enerjim olmadığı için, yattığım yerden "hoş geldin abi." Dedim sadece. "Hoş buldum güzelim." Diye cevapladı.

Mert abi de banyodan çıkıp gelmişti. Cesur abimi görünce yanına ilerledi. "Hoş geldin." Diye elini uzattı.

Cesur abim, uzatılan eli sıkıp, "hoş buldum." Dedi. Ellerini ayarıp yanımdaki koltuğa geçti ve oturdu.

Mert abi de yattığı yeri topluyordu. Dağınık ortamlara gelemiyordu birisi geldiğinde. Ama birisi yokken umrunda değildi.

"Yaran acıyor mu abicim?" Diye sordu Cesur abim. Kafamı 'birazcık' der gibi yana eğdim. "Arada bir sızlıyor. Ama sürekli yattığım için bir şey olmuyor." Diye yanıtladım.

Alnıma bir öpücük bıraktı. "Hep iyi ol bebeğim."

Gülümsedim sadece. İlaçların verdiği dizginlikle esnedim. "Ben uyusam olur mu?" Diye sordum.

Ayıp olmasın diye sormuştum. Yani izin vermezse hepsini kovup uyurdum yine.

Bir şey demeyip, yerinde kalkıp üzerimi örttü. Sırtımı iyice kapattıktan sonra geri çekildi. Yaklaşıp yanağıma derin bir öpücük bıraktı.

"İyi uykular kardeşim."

Daha fazla dayanamayıp uykunun kollarına bıraktım kendimi.

Bana ne getireceğini bilmeden...

.

.

.

Kulağıma dolan sesler ile gözlerimi araladım. Gelen sesi bulmak için kafamı kaldırıp etrafa baktım.

Bir yatakta yatıyordum. Ama hastanede değildim. Galiba ben uyurken gelmiştik.

Duvarlar biraz kararmıştı. Niye böyle olduğunu anlamlandıramadım. Hava karardığı için böyleydi galiba.

Gelen ses daha da yükselince ayağa kalktım. Sırt kısmımda büyük bir acı vardı. Ama umursamadım. Odanın çıkışına doğru ilerledim.

Benim odam değildi burası. Neresiydi peki?

Az daha ilerleyince sesin kaynağını buldum. İleride bir leğen vardı. Yukarıdan da su damlıyordu. Ve bu ses çok gürültülü geliyordu bana. Kulaklarımı kapattım ellerimle.

Biraz daha yaklaştım leğene. Damlayan su değildi.

Kan damlıyordu.

Gözlerim büyüdü şok ile. Hızlıca arkamı dönüp merdivenden inmeye başladım.

İnerken gördüğüm çerçevelere baktım. Adar abim ve benim resimlerim vardı.

Bunların burada ne işleri vardı. Biraz daha ilerleyip diğer çerçeveye baktım.

Abimin tabutu olan bir resimdi bu. Elimi uzattım, almak için. Parmak uçlarım resime değdiği gibi, çerçeve kayıp yere düştü.

Korkarak geriye çekildim.

"Gel kızım hadi." Bir anda arkamdan gelen ses ile İrkilip arkaya kaydım.

Ayağımın altında hissettiğim acı ile inleyip aşşağıya baktım. Çerçevenin kırılan camları ayağıma batmıştı. Yavaşça kan akmaya başladı ayaklarımın altından.

"Hadisene Bade!" Diye bağırdı tekrar.

Berzan Karaca. Gelmişti işte. Gidemezdim onunla. Kafamı iki yana salladım.

Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. "Gelmem." Dedim, arkaya doğru bir adım daha atarken.

Yüzü sertleşti. Öfkeyle baktı gözlerime. "Geleceksin lan!!" Diye öfkeyle bağırdı.

"Hayır!!" Diye bağırdım ben de.

Gelmiyorum aga, zorla mı?

Kafamı kaldırıp kaçış yolu aradım. Yoktu. Bir anda karanlık bir depoya gelmiştik. Gözlerimi kıstım onu görmek için.

Yoktu.

Tam ilerleyecekken ensemde bir nefes hissettim. Yerimde put kesildim.

"Nereye gidiyorsun güzel kızım." Diye fısıldadı boynuma doğru.

Bacaklarım ve ellerim titremeye başlamıştı. Nefes almayı unutmuştum.

"Bırak." Diye fısıldadım zorla. Kolları iki yandan omuzlarımı sarmıştı.

Ne kadar çırpınsam da nafileydi. "Bıraksana! Bırak beni!" Diye bağırdım acıyan omuzlarımı çekmek istercesine.

Arkadan enseme üfledi. "Ben senin babanım Bade, alacağım seni eninde sonunda." Dedi boynuma öpücük bırakıp.

Hıçkırdım. Niye çıkamıyordum kolları arasından. Gücüm kesilmiş gibiydi.

Elimi boynuma götürüp silmeye çalıştım. Gitmeliydi öpücüğü.

İğrençti.

"Bade!" Diye seslendi birisi bana. Kafamı kaldırıp, göz yaşlarım olduğu için bulanıktı etraf.

Kimseyi göremedim. "Bırak beni, lütfen." Dedim yorgunca.

"Bade, sakin ol abicim."

"Gelecek misin?" Diye sordu. Kafamı olumsuz manada salladım.

Sırtımın sağ kısmında bir soğukluk hissettim. Sonra tetiği çekme sesi. Gözlerim kapandı.

Çok keskin bir acı hissettim sırt kısmımda. Dudaklarmın arasından yüksek desibelli bir çığlık döküldü.

"BADE!"

.

BİTTİİ.

KSKSHSKANKDJ

ŞAKA YAPTIM DEVAM HADİ.

Yazar'dan

"Cesur, benim bir kaç saatliğine gitmem gerekiyor. Bade'nin yanındasın değil mi?" Diye sordu Mert.

Biraz işleri vardı dışarıda. Ama Bade'yi bırakamamıştı. Ama şimdi Cesur gelmişti, o yüzden gidebilirdi.

"Buradayım ben, gidebilirsin." Diye yanıtladı Cesur, Mert'i

Kafası ile onayladı Mert. "Teşekkür ederim." Diye konuşup kapıya adımladı. "Gelirim bir kaç saate."

Bir şey demedi Cesur. "Görüşürüz." Dedi sadece.

Ardından kardeşine döndü. Biraz terlediğini fark etti. Üzerindeki yarganı biraz aşşağıya çekti. Sürekli uyuduğu için konuşmaya fırsat bulamıyordu kardeşi ile.

Doktor bunun normal olduğunu söylemişti. İlaçlar uyku yapabiliyormuş.

"Abi." Diye fısıldadı Bade. Cesur hemen kardeşine döndü. Ama gözlerinin kapalı olduğunu görünce rüya gördüğünü anladı.

Abisini mi görüyordu yine?

İstanbul'a gitmek için iki bilet almıştı Cesur. Ama Bade kaçırılınca iptal olmuştu.

Bade iyileşince tekrar alacaktı. Ama götürmekte kararlıydı.

"Gelme." Diye fısıldadı Bade. Kim gelmeyecekti?

Elini uzatıp alnındaki terleri sildi Cesur. Kabus mu görüyordu kardeşi? Nefes alış verişleri hızlanmıştı Bade'nin.

Cesur kardeşinin serumlu elini tutup üzerini okşadı, sakinleşsin diye.

Ne güzel uyuyordu. Ne olmuştu birden bire.

"Gelmem." Diye fısıldadı bu sefer. Uyuduğu için kelimeler karışıyordu. Ama anlaşılıyordu.

"Bade, rüya abicim. Sakin ol." Diye mırıldandı Cesur.

Çok huzursuz görünüyordu Bade. Uyandırmak istedi kardeşini. Ama uyanmadı Bade.

Kapalı göz kapağından akan yaşa baktı Cesur. Ne görüyodu, ağlamasını gerektirecek kadar?

Bade bir anda yerinde doğrulmaya çalıştı. Cesur omzundan tutup engelledi onu. Kendinde değildi şu an. Yarasını açabilirdi.

Kafasını iki yana salladı Bade. "Bırak." Diye fısıldadı. Hâlâ ayağa kalkmaya çalışıyordu.

Ama Cesur daha sıkı tuttu. Bade'nin göz yaşları hızlandı. Kardeşinin saçını okşamaya başladı Cesur. Sakinleşsin diye.

Hıçkırdı Bade "bırak beni!" Diye bağırdı. Yerinde debelenmeye devam etti.

Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı Cesur. "Bade, sakin ol abicim. Rüya görüyorsun." Diye mırıldandı kulağına.

"Bırak!!" Diye çığlık attı Bade. "Bıraksana beni!" Attığı çığlık hastaneyi inletmişti.

Dışarıdan sesi duyan hemşireler hızlıca içeriye girdi. Yatağın ortasında çırpınan kızı, ve onu tutmaya çalışan adamı görnce durumu anladılar.

Cesur kafasını kaldırıp hemşireye baktı. "Sakinleştirici verir misiniz? Durmuyor. Uyanmıyor da." Dedi çaresizce.

Bade yine çığlık attı. Ve gözlerini açtı. Elini boğazına atıp ovuşturarak tırnaklarını geçirmeye başladı. "İğrenç." Dedi mırıldanarak, hırs ile.

Cesur kardeşinin elini tuttu. Boğazını sıkmaya başlamıştı Bade. "BADE!" diye bağırdı en sonunda.

Duraksadı Bade. Gözünün açık olduğunu yeni fark ediyordu. Cesur abisi ile göz göze gelince hızlıca sarıldı ona. Daha çok hızlandı hıçkırıkları. "Geldi." Diye konuştu zar zor.

"Beni almaya geldi abi, verme beni lütfen." Diye, daha sıkı sarıldı Cesur'un boğazına.

"Tamam abicim, sakinleş. Vermem seni kimseye." Diye fısıldadı kulağına. Arkada iğne ile bekleyen hemşireye onay verdi.

"Almasın beni, hayır." Diye mırıldandı güçsüzce. "Kötü, babalar kötüdür."

Kadın yaklaşıp, Bade'nin koluna enjekte etti sakinleştiriciyi. Bade hissettiği sızı ile geriye çekilmeye çalıştı. İzin vermedi Cesur.

Sakinleştirici yiyen Bade, bıraktı kendini yavaşça. Tekrar kapandı yaşla dolu olan gözleri. Cesur da dolan gözlerini sildi.

Yavaşça yatağa geri bıraktı kardeşini. O sırada çarşaftaki kan dikkatini çekti. Hemşireye baktı.

Kadın da baktı oraya. Sonra Bade'nin sırtına baktı. Kanıyordu. "Dikişleri patlamış olabilir. Şöyle yatırın bakayım bir." Dedi.

Yan döndürdü Cesur, kardeşini. Kadın Bade'nin giydiği hastane elbisesinin arkasını açtı. Yarayı inceledi.

Sadece kanamıştı. Kendisine bakan adama baktı. "Strese bağlı olarak kanamış birazcık. Patlamamış. Pansuman yapıp tekrar kapatacağım." Dedi.

Kafasını salladı Cesur. Kadın pansumanı yaparak çıktı odadan. Cesur ise yataktaki kana baktı. O çarşafı alamazdı oradan.

Ayağa kalkıp küçük dolaba ilerledi. Oradan yeni bir çarşaf çıkarttı. Yatağın yanına gelip, kan olan yerin üstüne serdi onu. Bade'yi kaldıramayacağı için şimdilik böyle duracaktı.

Bade'nin yüzündeki yaş izlerini sildi ve küçük bir öpücük bıraktı.

"Abi, hemşire çıktı. Ne oldu." Diye odaya dalan Pars ile kendine geldi. Arkasını döndü.

"Bade, kabus gördü ve kriz geçirdi." Dedi cevap olarak. Kafasını salladı Pars. Kardeşine baktı. Huzursuz bir uykudaydı.

Yavaşça yanına adımladı. "Sakinleştirici verdiler?" Dedi sorarcasına. Kafa salladı Cesur.

İyi değildi kardeşi. Hem de hiç.

"Şu Mert denen adam nerede?" Diye sordu bu sefer de. Dün gelmişti adam. Sonra odadan çıkmalarını istemişti.

Sarp'tan öğrenmişti bir kaç şey. Bade için önemli birisiymiş.

Bade'nin diğer yönündeki tekli koltuğa geçti. Tek başına gelmiş olan kardeşine baktı Cesur. "Diğerleri nerede?" Diye sordu.

"Kantine gittiler, Bade'ye hediye alacaklarmış." Dedi.

Onun hediyesi evdeydi. O yüzden direkt yukarıya gelmişti. Lakin, böyle bir görüntü beklemiyordu.

Bade yerine, kendisi olmak istedi o yatakta. Canı acımasın istedi kardeşinin.

Zamanında kendi de acıtmıştı. Bu durum, boğazında bir yumruya yol açtı.

Cesur düşünüyordu. Bade kendine gelince ne olacaktı?

Abisini söyleyememişti. Babası ise bir anda ortaya çıkıp kaçırmıştı onu. Bir de vurulmuştu.

Yaşadıkları çok ağırdı. İlla ki hesap soracaktı. Düşünmeyi bırakıp, gelecek olan o günü bekledi.

"Bade, bak abin ne aldı sana!" Diye bağırarak odaya daldı Giray.

Kardeşini aradı gözleri. Uyuyordu. Ama abisi uyanık demişti. "Hani uyanıktı?" Diye, aklındaki soruyu Sarp sordu.

Sabah arayıp sormuşlardı bu soruyu. O zaman uyanıktı, ama şu an değil.

"Kabus görüp kriz geçirmiş. Sakinleştirici vermişler." Dedi Pars.

Kafasını sallayıp onayladı Sarp. "Normal mi peki?" Diye sordu. Kardeşinin boynundaki kızarıklığa üzgün gözler ile baktı.

"Normal tabiki Sarp, üst üste geldi her şey." Dedi Giray.

Hiç sesi çıkmayan abisine baktı Giray. Düşünceli duruyordu. "Abi." Diye seslendi abisine.

Cesur kafasını çevirip, seslenen kardeşine baktı. "Efendim."

"İyi misin?" Diye sordu.

Kafasını salladı Cesur. "İyiyim." Dedi sadece. Ama ikisi de biliyordu. İyi değildi hiç birisi.

.

.

.

Yazar'dan(Ateş'in kısmından)

"Hangi elinle bastın lan tetiğe." Diye bağırdı Ateş.

Karşısında, kardeşini vuran adam vardı. Ve asla sakin kalamıyordu. Adam korkudan titriyordu karşısında.

"Yanlışlıkla oldu. Ona sıkmayacaktım!" Diye bağırdı acıyan canı ile. Çünkü elleri çivili ip ile bağlıydı.

Çiviler her saniye daha çok batıyordu ellerine. Bu canını yakıyordu.

Ama Ateş'in zerre umrunda değildi. İsterse geberebilirdi şu an. Zaten sonunda ölecekti.

Canının canını yakmışlardı. Ve Ateş o canı alırdı.

Hırsla bir yumruk daha geçirdi adamın yüzüne. Zaten yüzünde vurmalık yer kalmamıştı. Morarttığı yerlerin üzerine tekrar tekrar vuruyordu.

Bu adamın canını daha çok yaktığı için bağırdı adam.

Küçük bir kahkaha attı Ateş. "Ne oldu lan, çok mu acıyor?" Diye sordu bir yumruk daha atarken

"Abi yapma abi." Diye yalvarmaya başladı adam. Tam bir gündür buradaydı. Gece gündüz, yemek olarak dayak yiyordu.

Ve burada aşçı Ateş'ti. Yemeği veren oydu.

"Senin kemiğini bile bulamazlar lan." Dedi adamı, sandalyeden geriye iterken. "Söyle! Nerede lan başınız?"

Neredeydi Berzan Karaca?

Bulacaktı o iti. Ateş, Berzanın çocuğu değildi.

Katiliydi.

O yüzden Berzan hep kaçıyordu. Biliyordu çünkü. Ateş onu bulduğu yerde öldürürdü.

Adam can havliyle başını iki yana salladı. "Hayır." Diye fısıldadı nefes nefese.

Karnına bir tekme attı Ateş. Sırtının sağ kısmına demir sopa ile vurdu. Ve tam üzerini bıçak ile çizdi.

Her baktığında niye ölmesi gerektiğini bilmesi içindi bu.

"Tamam, tamam söyleyeceğim." Dedi adam pes ederek.

Zafer ile gülümsedi Ateş. İşte şimdi daha adildi.

.

.

.

Bade'den -iki saat sonra-

Uyanalı, on dakika oluyordu. Tam on dakika 23 saniyedir tavan ile bakışıyordum. Kimse yoktu odada.

Birinin olmaması iyi olmuştu. Kimse ile uğraşacak halim yoktu.

Gözümün birisi kapalı birisi açıktı. Enerji tasarrufu yapıyordum.

Kabus görmüştüm yine. Uyandığımda ise kriz geçirmiştim galiba. Ruh durumum günden güne çöpe yaklaşıyordu.

Bu kabus, çok korkutucuydu. Uyandığımdan beri etraftaki sesleri dinliyordum. Belki gelebilirdi yine.

Almak istiyordu beni. Yanından kaçsam bile rüyamda yakalıyordu beni. Elimi boynuma attım. Öpmüştü beni. Çok iğrenç Bir histi.

Boynumu tekrar ovuşturmaya başlayınca acıdı, geri çektim elimi.

Şu an her şey yeni yeni aklımda yer ediniyordu. Aptal yerine koymuşlardı beni.

Babamız öldü demişlerdi. Adam gelip vurmuştu beni. Böyle öğrenmek zorundamıydım ben bunu?

5 kardeşiz dediler. Ben kaçırılınca bir abim daha olduğunu öğrenmiştim. Saçma salak yerlerde öğrenmek yerine, adam akıllı konuşup anlaşabilirdik.

Bir abin daha var deseler ne yapabilirdim ki? Veya, babamız ölmemiş deseler?

Hiç bir şey yapmazdım. Bu kadar sır dolu bir hayat, fazlaydı bana. Kapı aralanma sesi ile irkilerek boynumu tuttum.

Yavaşça açıldı kapı. İçeriye girenlere baktım.

Mert abim, Cesur abim, Giray abim, Sarp ve Pars.

Bu kadardı. Beni ayakta uyutanların listesi.

Mert abim biliyor muydu? Emin değildim.

"Niye çağırmadın bizi?" Diye sordu Cesur abi.

"Bilmem." Diye mırıldandım.

"İyi misin şimdi?" Diye soru soran Mert abiye baktım. Kafam ile onayladım.

Oradan bakınca iyi gibi mi görünüyordum?

Sarp yanıma yaklaştı. "İyisin değil mi kız?" Diye sordu. Ortamdaki havayı değiştirmek için.

Ofladım. "Yetmez mi artık?" Diye karşılık verdim sorusuna. Şaşırarak baktı suratıma. "Ne yetmez mi?"

Hepsinin suratına baktım. "İyi gibi mi gözüküyorum oradan bakılınca? Niye her seferinde bu soru?"

Bana üzgünce bakan Pars'a baktım. "Sen söyle Pars. İyi miyim sence?" Diye sordum. Sessizce iki yana salladı kafasını.

Ellerimi iki yana kaldırdım. "Ee o zaman. Niye hep aynı soru?" Kimse cevap vermedi yine. Yüzüme baktılar sadece.

"İyi misin demek yerine, bana biraz da gerçeklerden bahsetseniz? Bence daha mantıklı, ne dersiniz."

Cesur abiye baktım. "Mesela ölü ama diri olan babanızdan?" Kaşlarımı kaldırdım.

"Ya da sonradan ortaya çıkan bir abiden?" Yüzüme pişman olmuş gibi baktı.

"Bade, söyleyecektik-" Diye başladı söze. Sinirle böldüm sözünü.

"Ne zaman söyleyecektin abi!? Kaçırılıp vurulduktan sonra mı? Hm, ne zaman?"

Derin bir nefes alıp yüzünü sıvazladı. "Bade, sakin ol abicim bi." Diyen Giray'a baktım.

"Ya sen. Her saat seninleydim neredeyse. Çok mu güzeldi ayakta uyutmak beni?"

Hızlıca kafasını iki yana salladı. "Ben de yeni öğrendim yaşadığını, iki hafta oldu sadece." Diye kendini savundu.

"Abin de mi iki hafta önce doğdu Giray." Diye sordum bu sefer. Kafasını eğip sustu.

"Bade, alışmanı bekledim. Söyleyecektim yemin ederim." Diye yerinden kalktı Cesur abim. Gözlerim doldu sinirden. Hâlâ alışmak diyordu.

"Bir kaç eksik bilgi ile neyinize alışacaktım ben sizin!?" Diye yükseldim istemsizce. Yaram acıyınca, inleyip yaramı tuttum.

"Bade!"

"İyi misin güzelim."

"İyi misin bade?"

Sinirle gözümden bir yaş aktı. "Yeter! İyi falan değilim! Sormayın artık şu soruyu."

"Özür dilerim." Dedi Cesur abim.

"Her şey bir özür ile çözülseydi, şu an Pars ile sarılıyordum abi." Diye mırıldandım. Yine de pes etmedi.

"Abim sinir hastasıydı Bade. 4 yıl tedavi gördü. Telefonlarımı açmadı bir süre. Söyleyemedim seni. Senin da abin şehit olmuştu, acın tazeydi daha. İkinizin de bilmemesi daha iyidi o an."

Gözlerinin en derinine baktım. Afalladı bir an. "4 abiyi birden kabul ettim ben, bir tane daha var deseniz ne diyecektim abi? Yok olmaz birini çıkart mı diyecektim?"

"Hem tek sorun o değil, babanızın ölü olmadığı saklamışsınız benden." Diye fısıldadım yorgunca.

"Özür dileriz." Dedi tekrar. Tek bildikleri özür dilemekti. Kendilerini haklı çıkartmak için tek kelime bile yoktu.

"İstanbul'a dönmek istiyorum bir süre." Dedim.

"Hayır."

"Olmaz."

"Bade."

"Olmaz."

Diyen sesleri duymazdan geldim. "Bir

Bölüm sonu

16 yorum