İçeriğe geç

Bal Bade'm

Bölüm 12 · 14 dk okuma

Bal Bade'm

Bölüm 12

1.1

BEĞENMEZSENİZ ATMIUOM BÖLÜM.

.

.

"Ateş'in tedavisi bitti mi?" Diye soran amcama baktım.

Salondan çıkıp çalışma odama gelmiştik. Ve karşılıklı oturuyorduk amcamla.

Derin bir nefes aldım. "Bitmiş." Diye cevapladım.

Abim, hastaydı.

İleri derecede sinir hastasıydı abim. Bunun nedeni ise, annemin öldüğü gün yanında olmasıydı. Kendini suçlamıştı hep.

Önce burada tedavi görmeye başlamıştı. Sonra şizofreni olma riski var demişlerdi.

Burada tedavisi olmadığı için yurt dışına gitmişti ve nihayet iyidi artık. Bunu bir tek amcam, ben ve abim biliyorduk.

Kardeşlerime söylememiştik. İş için gittiğini sanıyorlardı. Ama öyle değildi.

Bir ara söylemek istemiştim. Abim izin vermemişti. 6 senede kendine gelmişti. Ve artık geri gelecekti.

"Bade'yi biliyor mu?" Diye sordu amcam bu sefer. Kafamı iki yana salladım.

"Bilmiyor."

Kafasını salladı. "Bade'ye niye söylemedin bir abisi daha olduğunu." Dedi.

Ensemi kaşıdım. "Daha yeniydi amca, alışmasını bekledim." Diye cevapladım.

Sinirle baktı suratıma. "Ulan başta söyleseydin de bilseydi kız. Şimdi ne diyeceksin, 'bir abin daha var' mı?"

Kafamı eğdim. "Bilmiyorum."

Derin bir nefes aldı. "Of Cesur Of, siz kardeşler gerçekten dayaklıksınız."

Saçlarını karıştırıp bana döndü yine. "Sevdim ben bu kızı. " Dedi bu sefer de.

Gülümsedim. "Sevilmeyecek gibi değil ki amca." Dedim sırıtarak.

Çok seviyordum Bade'yi. Onu yanıma çekip saklayasım vardı.

Kapı açıldı bir anda. "Baba, Can'lar gelmedi hâlâ." Diye içeriye dalan Vales'e baktım.

Yerimde dikleştim. Ne demek gelmemişlerdi. Bir saat olacaktı neredeyse.

"Gelmediler mi hâlâ?" Dedi amcam, yerinden kalkıp. Kafasını iki yana salladı Vales. "Yok." Dedi.

"Ulan niye bir saattir bekliyorsunuz, gelsenize yanımıza." Dedi amcam sinirle.

Telefonunu çıkarttı bir yandan. "Belki bir yere takılmışlardır diye düşündük." Diye mırıldandı.

Elimi omzuna koydum. "Tamam koçum, geç sen içeriye." Dedim.

Kafa sallayıp çıktı kapıdan. Amcama döndüm. Telefonu kulağından çekti. Başka bir numaraya geçti.

Ben de boş durmamak için telefonumu çıkarttım. Bade'nin numarasını almıştım. Telefonu kulağıma dayayıp açmasını bekledim.

Yan odadan yükselen ses ile söverek kapattım telefonu. Niye yanına almamıştı telefonunu?

"Yok, açmıyor hiç biri, Bade'yi aradın mı?" Diye sordu bana dönüp.

"Evde bırakmış telefonunu." Dedim kafamı iki yana sallarken.

Oflayarak saçlarını çekiştirdi. Telefonu tekrar çaldırdı. Başka birini aramış olmalı ki açılmıştı.

Amcamı orada bırakıp çıktım odadan. Hızlıca aşşağı kata indim. Dış kapıya doğru ilerlerken, bana doğru gelen Giray ile durdum.

"Abi! Ne oluyor?" Diye sordu telaşla. "Niye gelmemişler?" Diye sıraladı sorularını.

Derin bir nefes aldım. "Sen içeriye geç abicim, haber vereceğim ben sana." Dedim, onu arkamda bırakıp dış kapıdan çıktım.

Hızlı adımlar ile konağın giriş kapısına ilerledim. Gördüğüm korumalar ile oraya yöneldim.

"Bu yol üzerindeki tüm kamerları bulun bana." Dedim sadece.

Kafasını salladı hızlıca. "Tamam efendim." Diyerek uzaklaştı yanımdan.

Ne diye izin vermiştim ki gitmelerine? Hava kararmaya başlamıştı zaten, ben de gitseydim keşke.

.

.

.

"Bu sokaktan mı geçmişler?" Diye sorduğumda, amcam onayladı beni.

Kamera kayıtlarına bakıldığına göre, Mardin'in en ibze sokaklarından geçtikleri görünüyordu.

Susarak izlemeye devam ettim. Üçü birbirine yapışmış bir şekilde ilerliyorlardı.

Korkmalarına rağmen geri dönmemelerine sinirle baktım. Ne vardı dönseydiler?

Bu kameranın bakış açısından çıkmışlardı. Korumaya döndüm. "Diğerine geç." Dedim.

Hemen diğerini koydu. Bu biraz uzak olduğu için yaklaşıp baktım.

Bade yavaşça bir adama yaklaştı. Bir şeyler söyledi. "Ses yok mu?" Diye sordum adama. Kafasını iki yana salladı.

"Malesef efendim, yakın olmadığı için ses algılamıyor." Kafa sallayıp önüme döndüm.

Görüntüde, adam hızlıca uzaklaşmıştı yanlarından. Bade'nin geriye dönüp, yerinde tepinmesi ile güldüm.

Küçük bir çocuk gibiydi şu an.

Bir bank'a geçip oturdular. 5 dakika ardından, bakış açısına giren araç ile yerimde dikleştim. İçinden inen adamlar Badeleri tutmuştu.

Can'ın ağzı oynuyordu, ama duyamadığım için pek bakmadım. Kısa bir süre debelenmeden sonra, adamlar Canları arabaya bindirip uzaklaşmışlardı.

"Siktir..." Diye fısıldayıp ayağa kalktım. Gözlerimi kapatıp sakinleşmeyi bekledim. Önümdeki masaya tekme atıp saçlarımı çekiştirdi.

"Kaçırılmışlar." Dedim amcama. "Adamları ara, aramaya başlasınlar." Dedi amcam, korumaya dönüp.

Koruma hemen dışarıya çıkıp arama yapmaya başladı.

Ben de polisi aradım, kayıp ihbarı vermek için.

Yanıma yaklaşan Giray, Pars ve Sarp ile oturduğum yerden kalktım.

"Ne oldu abi?" Diye sordu Sarp.

"Kaçırılmışlar." Dedim, alnımı ovuşturarak.

"Ne demek kaçırmışlar ya!?" Diye yükseldi Giray.

"İçeriye geçin, halledeceğim ben." Dedim. Er ya da geç bulacaktım kardeşimi.

"Ne demek içeriye geç abi, ben de arayacağım." Diye konuştu tekrar.

Derin bir nefes aldım. Sarp ve Pars'a döndüm. "Siz içeriye geçiyorsunuz, itiraz istemiyorum." Dedim ve yürümeye başladım, arabama doğru. Giray da arkamdan geliyordu.

Arkamdan "Abi." Diye mırıldanan Pars'ı umursamadım.

"Abi ben de gelseydim!" Diye bağırdı arkadan, Sarp.

Omzumun üzerinden baktım yüzüne. "İçeriye geç dedim Sarp." Dedim kısaca.

Ayaklarını yere vurup yerinde tepindi, oflaya puflaya eve ilerledi. "evden araştıracağım ben de." Dedi giderken.

Pars konuşmadan, ikizinin arkasından ilerledi. Dönmeden önce gözlerinin dolduğunu gördüm.

Derin bir nefes aldım. "Pars."

Durup bana döndü. "Bulacağız abicim." Dedim. Gözündeki yaşı sildi. Kafası ile onaylayıp içeriye ilerledi.

Ne kadar ön yargılı olsa da, çok duygusal bir çocuktu Pars, şimdi ise Bade'nin kaçırılması etkilemişti onu.

Arabaya binip, kaçırıldıkları yere geldik. Polis araştırma ekibi ve bizim adamlarımız vardı.

Fazla beklemeden, Giray ile birlikte adamların yanına ilerledik. Belki yapabilecek bir şey vardır.

.

.

.

Yoktu.

İki saattir arıyorduk. Hiç bir yerde yoklardı.

"Abimi mi arasak?" Diye soran Giray'a baktım.

Abim, Bade'yi henüz bilmiyordu. Ama aramaya mecburdum. Kafa salladım.

"Tamam, sen geç adamların yanına, arayacağım ben." Dedim. Onu arkamda bırakıp ileriye ilerledim.

Arka cebimdeki telefonumu çıkarttım. Rehbere girip abimin numarasını çevirdim.

Çaldı.

Çaldı.

"Dıt.. Dıt.. Dıt. Aradığımız kişiye şu-" Daha fazla dinlememek için kapattım.

Tekrar aradım.

Çaldı.

"Alo." Açmıştı.

Derin bir nefes alıp konuştum.

"Abi, benim sana bir şey söylemem lazım." Diye girdim söze.

Boğazını temizledi. "Evet, dinliyorum. Önemli değilse kapat, işlerim var."

"Bade hakkında." Dedim. Abim de Bade'yi arıyordu. Ona ilk geldiği gün söyleyecektim. Lâkin telefonlarını açmamıştı.

Bir kaç hışırtı geldi. "Ne olmuş Bade'ye, buldunuz mu? " Diye konuştu heyecanla.

Yıllar sonra sesini umut dolu duyuyordum. "Bulundu." Diye mırıldandım.

"Ne zaman bulundu lan." Diye sordu. Boğazımı temizledim.

"Bir hafta oluyor." Dedi yine, kısık sesle.

Bir şeye vurma sesi gelince irkildim. "Ne demek bir hafta lan! Ben eşşek başı mıyım burada?! Neyi beklediniz bir hafta, niye şimdi söylüyorsun?!"

"Abi telefonları açmadın." Dedim, sakinleşmesi için.

Sakinleşmedi. "Mesajlar boş yere mi duruyor Cesur? Amına kodumun mesaj yerini niye yapmışlar?!"

"Abi sakin mi olsan bir, konumuz o değil, daha önemli bir şey oldu."

"Ne oldu, daha önemli ne olabilir Cesur? Kardeşim bulunmuş, bana bir hafta sonra haber geliyor. Daha önemli ne olabilir."

Beklersem söyleyemezdim. O yüzden bir anda söyledim.

"Abi, Bade kaçırıldı."

"Ne."

Kafamı kaldırıp havaya baktım. Artık tamamen karanlıktı. Gece olmuştu. Ama bu kimsenin umrunda değildi.

"Ne demek kaçırıldı lan, Cesur, benimle dalga mı geçiyorsun sen. Bir kıza sahip çıkamadınız mı?" Dedi sinirle.

"Markete gitmişlerdi abi." Dedim. Abımı aramamın sebebi, eli uzun bir adamdı. Hemen bulurdu.

"Kapat Cesur, geliyorum oraya. Gelince konuşacağız seninle, önce kardeşimi almam gerekiyor."

Yurt dışından geliyordu. Bade için. Telefonu kapatmadığımı fark edince konuştum.

"Görüşürüz." Ses gelmeyince geri çektim telefonu. Kapatmıştı.

Umarım iyisindir kardeşim.

.

. (Bin kelimeyi buraya harcadığıma inanamıyorum yaa uff, boş yere gitmesin emek var djdkskaam

.

Bade'den (biliyorum başından beri bunu bekliyorsunuz dhskskaan ama pislik olsun istedim biraz hehehehe)

"Siz arabaya geçin."

"Bu adam kim." Diye fısıldadım Can'a.

Can hafifçe bana doğru eğildi. "Ateş abi. Senin en büyük abin." Dediğinde şokla baktım yüzüne.

"Bir abim daha mı var?" Diye sordum şok ile. Kafa salladı sadece.

"Orada dur Ateş, kızım benim ile gelecek." Diyen adama döndüm bu sefer. Sen kimsin bey amca ya, niye geleyim seninle?

"Bade, arabaya geç abicim" Dedi bana bakıp. Ardından Can ve Berat'a döndü. "Siz de, hadi."

Arabaya doğru bir adım attık. "Durum orada!" Diye bağıran adam ile irkilerek durdum.

İki ucu boklu değnekti.

Ateş benim abim oluyorsa, Berzan da babam oluyordu mantıken. Peki niye birbirlerine düşmanmış gibi bakıyorlardı?

Bir Ateşe, bir de Berzana baktım. İkisinin de gözü bendeydi.

Kafamı iki yana salladım. "İkinizle de gelmek istemiyorum." Dedim. Sonuç olarak kimseyi tanımıyordum.

Berzan sinirle baktı suratıma. "Fikrini sormadım. Geleceksin." Kaşlarımı çatıp reddettim onu.

"Bade." Adımı seslenen Ateş'e baktım. Gülümsedi. "Biliyorum, yabancıyım şu an sana. Ama Can ve Beratı tanıyorsun. Gelir misiniz benimle."

Gelir miydim seninle?

Etrafta göz gezdirdim. Koskoca ormandı. Burada, kimse ile gitmesem. Yolu bulamayıp ölürdüm galiba.

Ateş'e döndüm tekrar. "Gelirim." Diye cevapladım.

Kafa sallayıp göz kırptı. "O zaman geçin arabaya, ben geleceğim."

Can'ın kolunu tuttum. Diğer tarafta ile Berat'ın kolunu sardı parmaklarım.

"Bade!" Diye bağırdı Berzan.

Ateş'e baktım. Arabayı işaret etti. 30 adım kadar uzaktaydı araba. Bu kadar uzağa niye park ettiniz ya?

Bacağım burkulduğu için sekerek gidiyordum. Yavaş yavaş arabaya ilerledik.

"Bade! Dur orada!" Diyen adam ile duraksadım, ardından ilerlemeye devam ettim.

"Kardeşimi sana vermem Berzan Karaca." Diyen Ateş'i duydum. "Adamları halledin." Dedi sonra, adamlarına demiş olmalı ki, hareket sesleri geldi.

"Benim olmazsa hiç birinizin olamaz lan." Dedi Berzan hırsla.

Ne demekti bu?

"Vurun." Diye bir ses duydum. Kimi vuruyorduk. Bir kaç silah patlama sesi geldi. Gözlerim şok ile açıldı. "Hızlı! Hadi!" Diye bağıran Ateş ile, topallamayı umursamadan hızlandım.

Bir anda gözlerimin buğlanması ve sırtımın sağ kısmında hissettiğim acı ile inledim.

"Bade!"

"Bade!"

Elimi refleks ile oraya götürdüm. Koluma giren Can'ın tutuşu sıkılaştı. "Bade." Diye fısıldadı.

Vücuduma yayılan keskin acı da neyin nesiydi?

Vurulmuştum. Bir kurşunun vücudumu uyuşturduğunu hissettim.

Elimi Can'dan kurtarıp sırtımın köşesine götürdüm. Elime gelen sıcak bir sıvı ile gözlerim kapandı.

"Çekil." Diyen sert bir ses geldi kulağıma. Acı biraz daha artınca gözlerimi kapattım.

Bu nasıl bir acıydı? Canlı canlı derimi yakıyorlarmış gibi hissediyordum.

Can'ın kollarından çekildim. Daha büyük bir kollar arasına girdim. Yavaşça yere çöktüm.

"Bade, iyi misin abicim? Bir şey söyle." Gözlerim açıldı yavaşça. Ateşti beni tutan.

Saçlarımda el hissettim. Yine Ateş'in eliydi. "Bakma öyle abicim, özür dilerim. Çok özür dilerim." Nasıl bakıyordum ki?

Şaşi bakmıyorumdur umarım.

"İyiyim." Diye mırıldandım. Nedense onu üzmek istemedim.

"Bade, iyi mi o?!" Diye telaş ile konuşan Can'a baktım. Yanağımı okşadı. "İyi olacaksın güzelim."

"Durmasanıza, hastaneye gidelim hadi!" Diye bağıran Berat ile herkes kendine geldi.

"Dayan abicim, daha yeni buldum seni, kaybedemem yine." Dedi ve beni kucağına aldı Ateş.

Sırtıma giren ağrı ile küçük bir çığlık attım. "Tamam, tamam. Özür dilerim özür dilerim."

Derin bir nefes aldım. Kafamı Ateş'in omzuna koydum. Bütün gücüm gitmiş gibiydi sanki.

Arka taraftan gelen silah sesleri ile daha çok yaslandım Ateş'e.

Soğumaya başlamıştı her yer.

Hızlıca arabaya geldik. Arkamızdan da tanımadığım bir adam geldi. O ön koltuğa geçerken, biz arka koltuğa oturduk.

Ben Ateş'in kucağında, Can ve Berat ise karşımızdaydı.

"Aptal kafam, ne bok var bekliyorsun ki, al kardeşini git." Dedi Ateş sinirle.

Ellerimin buz kestiğini hissettim. "Üşüyorum." Diye fısıldadım.

Alnıma bir öpücük bıraktı. Can ise uzanıp elimi tuttu. "Dayan abicim."

Sanki her gün vuruluyordum, nasıl dayanabilirdim.

Boğazımdan gelen his ile öksürdüm. "Lan hızlı sür şunu!! " Diye bağırdı Ateş.

"Abi orman'dan iniyoruz, taş var her yerde." Dedi adam.

Ateş onu umursamadan bana döndü. Yine öksürdüm.

Midem bulanıyordu. Yüzümü ekşittim. "Midem bulanıyor."

"Kus abicim."

Ona bir şey demeden gözlerimi kapattım. Elimi tutan el sıkılaştı.

"Uyuma Bade, bir şeyler anlat. Meselaa, eski ailen nasıldı." Diyen Can ile yüzüm buluştu.

Ayıltacağım diye daha çok bayıltacaklardı beni.

"İstemiyorum." Diye fısıldadım. Gözümden bir yaş düştü acıyla.

O kadar dövüş boşa mı gitmişti? Ne güzel dövmüştüm adamları.

"Uykum geldi." Dedim ağlarken. Uyumak istiyordum, ama sırt kısmıdaki acı buna izin vermiyordu.

Bilincimin kayıp gittiğini hissettim. Ve sonrasında yanaklarımda eller.

"Uyuma Bade, geldik bak."

.

.

.

Yazar'dan( tamam kabul ediyorum biraz kötü bir insanım shkaajkakaj)

Kucağında bayılan kardeşi ile gözlerini kapattı Ateş.

"Bade!" Diye seslendi Berat, kuzenine. Ona bir şey olmasını istemiyordu. Keşke fark edip önüne geçebilseydim diye geçirdi içinden.

"Hızlı sür!" Diye bağırdı Ateş.

Şöför daha da hızlandı. Şehire inmişlerdi. Sırada hastane vardı.

Kardeşine baktı Ateş. Ne kadar güzeldi kardeşi. Kan kaybettiği için yüzünün rengi solmuştu. Saçları ise karışmıştı.

Dua etti Ateş içinden. İçindeki Ateşi södürmek için.

"İyi olacak değil mi abi? " Diye sordu Can.

Onun en favori kuzeniydi Bade, henüz yeni tanımış olsa bile, her zaman bir sempatisi vardı bir kuzene.

Ateş, kardeşinin yüzünden çekti bakışlarını. Kuzenine baktı. "Oradan bakınca doktora mı benziyorum Can." Diye sordu.

"yok abi." Diye yanıtladı Can.

"Geldik abi." Diye konuşan. Şöför ile hızla kapıyı açıp indi Ateş.

Peşinden ise diğerleri geliyordu. Hızlıca acile ilerledi.

Biraz hızlı davranmış olacak ki, Bade inlemişti. Yavaşlattı hareketlerini.

"Neyi var hastanın." Diye yaklaştı doktor, elinde bir sedye vardı.

Ateş hemen yatırdı kardeşini, yan bir şekilde.

"18 yaşında, kız, vuruldu." Ne söyleyeceğini bilmediği için aklına gelen şeyleri söylemişti Ateş.

Yeni bulduğu kaybetme düşüncesi içini kemirip duruyordu.

Doktor kafa salladı. Sedye ile birlikte götürdüler Bade'yi.

"Siz gidin pansuman yaptırın." Dedi diğer kuzenlerine dönüp.

Can hemen itiraz etti. "Olmaz abi, bırakamam Bade'yi." Dedi omuz silkip.

Keskin bakışları ile Can'a baktı Ateş. "Git Can. Pansumanı yap gel, buradayım ben. "

El mecburi kafa salladı Can. Kardeşini de alıp diğer tarafa ilerlediler.

Ateş, bir sandalyeye oturup beklemeye başladı. İçeriden çıkan doktor ile ayağa kalktı.

"Kardeşim iyi mi?" Diye sordu.

Doktor Ateş'in yüzüne baktı. "Acil ameliyat'a girmesi gerekiyor." Dedi adam.

Bir kağıt gösterdi. "kurşun omuriliğin yakınlarında olduğu için felç kalma riski var, zor bir ameliyat ama kurtulma şansı yüksek, onay olmadan yapmayız." Dedi sonradan.

Ateş'in uzanan eli durksadı. Riskli demişti. Ama bir şansı vardı.

Derin bir nefes alıp imzaladı. Belki pişman olacaktı, ama iş işten geçmişti artık.

"Ameliyathaneyi hazırlayın!" Diye bağırdı adam.

.

. Bu tür hastane konuları hakkında pek bir bilgim yok, yanlış bir şey varsa özür dilerim.

.

Ameliyathanenin önünde oturdu Ateş.

Kardeşi içerideydi. Canı içeride yaşam mücadelesi veriyordu.

Onu vuran kişi belli değildi. Vurulduğu esnada bir sürü silah patlamıştı. O yüzden anlayamamıştı Ateş.

Bade vurulunca, Berzan kaçmıştı. Adamları, Ateş'in adamlarını oyalarken o aradan sıvışmıştı.

Hiç mi üzülmüyordu diye düşündü Ateş. Sonra kafasını iki yana sallayıp reddetti bu fikri.

Kendi karısını öldüren adam, kızına hiç acımazdı.

Evet, Berzan Karaca karısını katletmişti. Hem de oğlunun yanında, bıçaklayarak.

"Ameliyata mı aldılar?"

Gelen ses ile kafasını kaldırdı Ateş. Can ve Berat, pansumanlarını yapmış ve gelmişlerdi.

Kafa salladı Ateş, "evet." Diye cevapladı.

Riski varmış demedi. Söylemek istemedi.

İçindeki sıkıntı ile ayağa kalktı Ateş. Azıcık ilerleyip büyük bir camın yanına geldi.

Havaya baktı. Aydınlanmıştı. Ama Ateş'in günü hâlâ karanlıktı.

Telefonunu çıkarttı halsizce, kardeşini araması lazımdı.

Cesur'un numarasını tuşlayıp aradı.

Cesur ise, abisinin aradığını görünce hemen açtı telefonu. "Ne oldu abi, buldun mu?" Diye sordu acele acele.

Derin bir nefes aldı Ateş. "Buldum."

Gülümsedi Cesur. "Neredesiniz, geliyorum ben." Dedi arabasına binerken.

"Akpınar hastanesine gel." Dedi sadece.

Duraksadı Cesur. Hastane ne alakaydı?

Bir şey mi olmuştu kardeşine. Hızlıca arabaya binip hastaneye sürmeye başladı. "Birini bir şey olmadı değil mi abi?" Diye sordu bir umut.

Birisine bir şey olmasa orada olmayacaklarını biliyordu, ama kendini kandırmak istiyordu.

"Gel sen, konuşuruz. " Deyip kapattı Ateş.

Geriye dönüp yerine oturdu sonra. Can ve Berat ise sessizce oturup bekliyorlardı.

Berat acıkmıştı. Ama bunu söylemeye utandı. Kuzeni canı ile savaşırken, açım demekten çekindi.

.

.

.

"Acil A rh (+) kan lazım." Diye bağıran kadın ile ayağa kalktı Ateş. Ama aklına gelen şey ile yüzü düştü.

Onun kan grubu ile uyuşmuyordu.

Can geldi yanına "benimki uyuyor abi, ben veririm."

Hızlıca kafa salladı Ateş. Kadın, Can ile birlikte, kan verme yerine ilerledi.

"Abi!" Diye ona doğru koşan Cesur ile kendine geldi Ateş.

"Ne oldu!? Bade nerede!?" Diye sıraladı sorularını. Kardeşini aradı Cesur'un gözleri. Göremediği her saniye çıldıracak gibi oluyordu.

Kardeşine baktı Ateş. Uykusuzluktan gözleri kızarmış ve göz altları morarmıştı.

"Vuruldu." Dedi Ateş.

Durdu Cesur, yanlış duymayı diledi. Kafasını iki yana salladı. Olamazdı böyle bir şey.

Koltukta oturan Berat'a baktı. Can yoktu. "Can?" Diye sordu. O da mı vurulmuştu.

"Kan vermeye gitti." Dedi Ateş.

Kafa salladı Cesur. "Kim vurdu Bade'yi." Diye sordu.

O kişinin sağ kalması zordu bu saatten sonra.

Kardeşine baktı Ateş, ona sinirliydi aslında. Ama yine de kıyamadı. "Bilmiyorum, bulamadım daha."

Kafasını salladı Cesur. İçinde koca bir öküz varmış gibi hissediyordu. Bunun nedeni ise içerideydi.

İlerleyip oturaklara oturdu. Can göründü ileriden.

Can, Cesur'u görünce yanına yaklaştı. "Abi, babam gelmedi mi?" Diye sordu.

Kafasını salladı Cesur. "Geliyorlar abicim, yoldalar."

Gelirken haber vermişti onlara. Hepsi telaş içinde geliyorlardı.

.

.

.

Bade'den(çok uyuduk gibi geldi. Hepsini okuyamadık özür dilerim yazamadım hepsini.)

Kafamın dibinde öten monitör sesi ile bilincimin kendine geldiğini hissettim.

Fakat gözlerimi açamadım. Çok yorgun hissediyordum kendimi.

"Özür dilerim abicim, koruyamadım seni."

Bir anda başımın üzerinde hissettiğim el ile, irkilmemek için zor tuttum kendimi.

Bu kimdi şimdi?

"Keşke bırakmasaydım seni, ben de gelseydim."

Tekrar konuşunca anlamıştım. Cesur abimdi bu.

Gözlerimi açmaya zorladım kendimi. "Eli kıpırdadı! Uyanıyor mu?" Diye yüksek sesle konuşan kişi Giray abimdi.

Seslerini çok özlediğimi fark ettim. Kendilerini de özlemiştim, gözümü alabilsem bakacaktım.

Açıl göz.

Bu da atıl kurt gibi oldu.

Yavaşça araladım gözlerimi.

Gözüme ilk değen şey, Cesur abimin yakışıklı yüzüydü.

"Uyandı! Pars git doktoru çağır." Diyen Sarp ile kafamı öteki yana çevirdim.

Herkes buradaydı. Amcamlar, halamlar ve abilerim.

Ateş de buradaydı. Kendini ortamdan soyutlamış bir şekilde, sadece bana bakıyordu.

Gülümsedim ona. Bizi kurtarmış olduğu için minnettardım ona. Biraz hasar almıştım ama elenmemiştim hâlâ.

"İyi misin abicim?" Diye, yanı başımda duran Cesur abime baktım.

Şu an iyidim. Bir ağrım yoktu. Büyük ihtimalle ağrı kesici vermişlerdi. O yüzden hissetmiyordum.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Yazarcım hayatında kaç kere vuruldun da bu kadar detaylı yazabildin🥲