.
.
.
pars'dan
Meyve suyu dökülmüş olan tişört'ü kirli sepetine atıp yeni çıkarttığım tişörtü giyindim.
Şu an, üzerime dökülen meyve suyunu bile hak ettiğimi düşünüyordum.
Her ne kadar bilerek yapmamış olsa bile pişman değildi.
Ona baktığımda yerine sinmesi, kalbimde bir şeylerin koptuğunu hissedetmeme sebep olmuştu.
O gün, amacım sadece göz korkutmaktı. Asla bir kadına vurmazdım. Bir anlık sinirle olmuştu.
Neye bu kadar sinirlenmiştim, onu bile algılayamıyordum. Ama Bade ne yaparsa yapsın, hak ediyordum.
Beni affetmesi için her yolu deneyecektim.
(Şarkıyı dinleyerek okuyun ballarım👌🏻🐥)
Sanırım, Sarp ve Giray abim ile vakit geçirirken, kıskanıyordum.
Bana da gülsün istiyordum. Beraber eğlenelim istiyordum. Olurdu belki ileride.
İlk zamanlar, kardeş istemiyordum evet. Ama bir sebebi vardı. Buse. Onu da Buse gibi sanmıştım. Ailemizi dağıtacak diye düşünmüştüm. Ama değilmiş.
Şu an, aileyi dağıtan ben gibiydim sanki. Huzursuzluk çıkartıp duruyordum.
Bade'nin bir şey yaptığı yoktu.
Dün, evden gitmeyi düşünmüştüm. Hemen vaz geçtim ama. Kendimi, Bade'ye affettirmeden hiç bir yere gitmezdim.
Kapının tıklatılması ile saçlarımı düzeltip oraya yöneldim. Kapıyı açıp kimin geldiğine baktım.
Eren.
"Hadi lan, neredesin." Diye konuştu.
Kapıyı kapatıp ben de çıktım odadan. "Geldik ya işte." Diye cevapladım.
Ona döndüm. Yanımda yürüyordu. "Neden geldin sen?" Diye sordum.
Normalde pek gelmezdi, o yüzden merak etmiştim. "Niye geleceğim oğlum, merak ettim seni. Üzerine meyve suyu döktü kız, özür bile dilemedi." Dedi.
Her zaman ki gibi konuşuyordu. Bade eve geldiğinden beri. Arayıp arayıp, bu tarz şeyler söylüyordu.
Sinirle baktım ona. "Onunla benim aramda bu, sen karışma." Diye kısa kestim. Onu alakadar eden bir konu yoktu.
Hem özür dilemesi gereken kişi bendim. Bade değil.
"Nasıl karışmayayım oğlum, kıza izin verseniz üzerinize çıkacak.(mecazi anlamda bu arada)"
Demesiyle ona bakmadan yürümeye devam ettim. "İşine bak Eren. Zamanında seni dinledik de ne oldu." Dedim umursamazca.
Başta, Eren'i dinlediğim için pişmandım. Onun yerine, Bade'yi dinleseydim keşke. Belki aramız iyi olabilirdi şu an.
Derin bir nefes alıp son basamağı indim. İçeriden konuşma sesleri geliyordu.
"Atıştırmalık bir şeyler mi alsak?" Diyen Berat ile, boş bir koltuğa geçip oturdum.
Geldiğimi gören abim göz kırptı. 'Bir sorun var mı?' Dercesine.
Kafamı iki yana sallayıp gülümsedim. Abim böyleydi. Ne yaparsak yapalım, affederdi. Hiç birimize özel bir sevgi vermezdi. Hepimiz ortaktık.
Ama Bade bu kuralı bozuyor gibiydi. Abim Bade'ye karşı daha sevgi doluydu.
"Olur, ben de geleyim mi?" Diyen Bade'ye döndüm. Nereye gideceklerdi. Bana dönmedi. Dönmesini istedim. Kahverenginin en güzel tonu olan gözlerini görmek istedim. Bir anlık olsa bile.
"Gel kız gel, baba, ben yeni bir market buldum. Oraya gidebiliriz değil mi? Uzak biraz, ama hızlı oluruz." Dedi Can, amcama dönüp.
Saat geç olmaya başladığı için sormuştu. Amcam gece dışarıya çıkmayı pek sevmiyordu. Ama çocuklarını kısıtlamıyordu.
Başlarına bela almadığı sürece, dışarıya çıkabiliyorlardı.
"Gidin oğlum, Bade'yi de kollayın, bilmiyor buraları daha." Can kafasını salladı hızlıca. Yerinden kalktı. "Tamam baba, kalkın lan gidiyoruz."
Gülümseyen Bade'yi görünce ben de gülümsedim. Gülmek bir insana bu kadar mı yakışırdı?
"Siz geliyor musunuz?" Diye sordu Berat.
Kimse gitmek istemedi, sadece markete gideceklerdi sonuçta. Gitmek istemiştim. Ama Bade rahatsız olurdu belki. O yüzden kalmayı seçtim.
Marketlere gitmeyi çok severdim. Rafların aralarında kaybolmayı. Market arabasını sürmeyi de.
Onlar kalkıp çıktı salondan. Bade çıkmadan önce, ben hariç diğer abilerinin yanağından öptü. Bakamadım, gözlerimi kaçırdım.
"Bade'yi basına duyurmayı düşünüyor musun Cesur? Okullar açılacak yakında, illa ki öğreneceker." Diye sordu amcam.
Derin bir nefes aldı abim. "Henüz değil amca. Abimi aradım. Gelirse, onunla beraber açıklarız." Diye cevapladı abim.
Amcam gözlerini kısıp onayladı.
Evet, bir abimiz daha vardı. Annemiz öldüğü zaman, bizden kopmuştu. Bağ olarak kopmamıştı. Sadece yakın değildik.
O yurt dışındaki şirketlerle uğraşıyordu. Aydan aya para gönderiyordu, yüklü bir miktarda.
Ama bizim istediğimiz para değildi. Kendisiydi.
Yüzünü tam hatırlamıyordum, en son 6 yıl önce falan görmüştüm. Sesli aramalar sayesinde, sesini hatırlıyordum.
Amcamlar bir kaç konu hakkında konuşurken, kendimi ortamdan soyutlayıp telefonumu almıştım.
Bade'nin instagram'ına girip resimlerine baktım.
Özür dilerim kardeşim, beni affetmen için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım.
.
(Bir da birinin ağzından yazmayacağım ya banane kxsljajaksja)
.
.
Bade'den
"Bıraksanıza lan beni, bırak hayvan herif." Diye bağırıp, adamların elinden kurtulmaya çalışıyordum.
İki gerizekalı gelmiş tutuyordu beni, Berat ve Can'ı da iki adam tutuyordu.
"Kes sesini ve arabaya bin." Adamın sert çıkan sesi ile irkildim.
"Kızı bırakın bari, tamam bizi alın o kalsın ama." Diyen Can ile ona döndü adam. Kesin bıraktılar şu an.
"Önemli olan onu almak zaten." Dedi. Çok iyisin abi sağol. Beni ne yapacaksınız siz ya, etkisiz elemanım ben.
Can çaresizce çırpınıyordu adamların elinde. Adamlar sıkı tutuyor olmalı ki yevinde tepinip duruyordu. Şen şakarak halinden eser yoktu.
"Lan bırakın beni!" Diye bağırdı Berat. Adamlar ise daha sıkı tutuyordu.
Umudu kesmiş gibi baktım ikisine. Kaçırılıyorduk işte. Adamlar sıkılmış gibi arabaya soktular bizi hızlıca.
"Bıraksana oğlum, elleşme." Diye cırladım beni tutan adama. Adam sert çehresi ile döndü bana. Ne bakıyorsun şu an, elleşme dedik alt tarafı.
Yüzünün bir kısmı kesiklerle kaplıydı. Ve gözleri... Buz mavisiydi.
Sevdiğim renk, artık korkunçtu benim için. Duygu barındırmayan sesi ile fısıldadı. "Ses çıkartırsan keserim bir yerlerini."
Bel boşluğumda hissettiğim soğuk metal ile nefes almayı bıraktım. Tahtalı köyün sırat köprüsünü gördüm resmen.
Adam bana çakıyı dayamıştı resmen. Önden birisinin çağırması ile beni koltuğa itip ön tarafa ilerledi.
Sırtımı sertçe koltuğa çarpmıştım. İnlememek için tuttum kendimi.
"İyi misin Bade!?" Telaşla konuşan Can'a baktım.
"İyiyim." Diye fısıldadım. Sessiz olmalıydım. Yoksa çakı girebilirdi. Daha çok gençtim bunun için. Bokta çıkabilirdi, güvenmiyordum.
"Sen iyi misin lan?" Diye sordu, bu sefer Berat'a doğru.
oturduğu koltukta küçücük olmuş bir şekilde oturan Berat'a baktım. Korkmuş gibiydi.
Biraz korkak ve çekingen bir çocuktu Berat. "Korkuyorum abi." Dedi titreyen sesi ile. "Şşt bir şey yok." Dedi Can, yatıştırıcı bir sesle.
"Gerçekten bir şey yok mu Can? Şu an adamlar bizi kaçırıyor. Ve kimsenin bizden haberi yok!?" Dedim korku ile.
"Sakin ol Bade, kurtulacağız." Dedi Can, yatıştırıcı bir sesle.
Oturduğum yerde aşşağıya doğru kaydım. Daha abilerimle vakit geçirecektim ben ya.
Hem Pars'ı süründürecektim. Ofladım.
"Bizi arıyorlardır umarım." Dedi Berat.
"Kurtulduk diye seviniyorlardır belki." Dedim ve güldüm. Kendi şakalarıma gülmeye alışmıştım. Hem bence komiktim.
"Babam düşünmüştür bunu." Dedi Can gülerek.
"Sessiz olun, ne gürültü yaptınız!" Ön taraftan bağıran adam ile yerimde doğrulup sustum. Can da sustu.
Berat zaten konuşmuyordu.
Ön tarafta telefon konuşan adamlara kulak verdim. "Evet efendim... Depoya geçip sizi bekleyeceğiz efendim... Tamam efendim."
Kimdi bu efendisi. "Kapat lan telefonu, arkadakileri hallet." Diyen adam ile, söylediklerine anlam veremedim.
"Öldürecek mi lan bizi? Ne demek hallet?" Dedi Can.
Berat korkuyla yerinde dikleşti. "Ölemem ben daha." Dedi.
Alık alık baktım suratına. "Sen ölme tamam mı? Biz ölürüz." Sabır çekip önüme döndüm.
Ölemezmiş o daha. Paşama bak. Biz de ölelim dedik!
Araba hızla devam ederken hava klimaları açıldı. İçeriye hava girmeye başladı.
"Ne oluyor lan?" Dedi Can, hava giren yere bakıp.
Eli ile kapatmaya çalıştı. Lâkin bir tek orada yoktu. Yer yer bir çok kısımda vardı. "Tek o değil Can. " Dedim. Diğerlerini işaret ederken. Kaderine yenik düşüp çekti elini.
"Uykum geldi." Dedi Berat.
Benim de gelmişti. Bu verdikleri şey her neyse, bayılıyor muydum? Uyuyor muydum? Yarı baygın dururken, en son hissettiğim şey, arabanın yavaşlamasıydı.
.
.
.
Vücuduma vuran soğukluk ile gözlerimi araladım.
"Bade!"
"Uyandı mı?"
Ne oluyor ya.
Öne doğru düşmüş olan başımı kaldırdım. "İyi misin Bade? bir şey söyle." Diyen Can'a döndüm. Neredeydik biz. Rüyamda kaçırılıyorduk, etrafıma baktım. Gözlerim büyüdü, rüya değil miydi yani?
"Rüya değil miydi bu ya?" Diye konuştum ağlamaklı bir sesle.
Kafasını iki yana salladı. "Malesef kuzen. Uyutmuşlar bizi hayvan herifler. " Dedi umutsuzca.
Oturduğum sandalyede tepindim. İnsan bir koltuk falan koyardı.
Sesi çıkmayan Berat'a döndüm. Öylece yere bakıyordu. "İyi misin Berat?" Diye sordum.
Kafasını kaldırdı. "İyiyim." Diye mırıldandı.
İyi değildi. Değildik. Yalana gerek yoktu.
"Tuvaletim geldi." Diye mırıldandım. Aslında gelmemişti. Ama bir kaçış yolu lazımdı bize. Ve adam beni tuvalete götürürse bakabilirdim. Ama başka çözüm yolu aradım.
Ellerimiz ve ayaklarımız bağlıydı. Nasıl kaçabiliriz diye düşündüm. Ertafıma baktım. Masa vardı bir tane. Yok, yaramazdı bu.
"Ellerinizi çözmeye çalışın hadi." Dedim aceleyle. "Kaçmalıyız." Kaçmazsak yaşayabileceğimizi düşünmüyordum.
"Tuvaletim geldi dedin." Dedi Can. "Vazgeçtim." Diye cevapladım. "Hadi çözmeye başlayın, olduğu kadar."
Dediklerime uyup ellerini çözmeye çalıştılar. Bileğimi zorladığım için acımaya başlamıştı. Arkamı görmesem bile, soyulmaya başladığını hissettim. Durdum.
Canım acıyordu.
Etrafıma baktım. Bir şey olmalıydı illa ki. Bir cama kesişti gözlerim. Cama kafa atıp kırsamıydım acaba?
Çok ses çıkardı.
"Bade." Diye bana seslenen Berat'a döndüm. "Hm"
"Bak, şu olur mu?" Dedi hevesle, işaret ettiği yere baktım.
Metal bir varil'di. Patlamış olmalı ki yarısı açıktı. İpi kesebilirdi belki.
"Olur mu ki o?" Diye sordu Can.
Dudaklarımı 'bilmem' der gibi büzdüm. "Deneyip görelim."
Oturduğum sandalyeyi varile doğru itelemeye başladım. Çıkan ses ile dudaklarımı dişledim.
Nihayet gelmiştim. Bozulan nefesimi düzene sokmak için derin bir nefes aldım. Can ve Berat'ta beni bekliyordu merakla.
Sandalyenin çıkarttığı sesler dışarıya gitmemiştir diye umdum. Giderse sıçmıştık.
Ellerimi arkadan, gördüğüm kadarıyla, varilin kesik yerine getirdim. Yukarıya aşşağıya sürtmeye başladım. Tek şansım bu varildi. Olmalıydı.
İp kalın olduğu için zorlanıyordum. Yaklaşık on dakika sonra çözülmüştü.
Bileklerimden düşen kalın ip ile rahat bir nefes verdim. "Oldu" Diye fısıldadım sevinç ile.
İkisi de mutlu bir gülüş sundu bana. Ellerimi arkadan dokaştırıp önüme getirdim. Uyuşmuş ve acıyorlardı. Kısaca ovuşturdum onları.
Hızlıca ayaklarımı da çözdüm. Önce Berat'ın arkasına geçtim. Uğraşlar sonucunda çözdüm bileklerini. "Ayaklarını çöz." Deyip Can'a ilerledim.
Ben Can'ın bileklerini çözerken, Berat ayaklarını çözüp ayaklanmıştı. "Hadi hızlı ol." Dedim ellerini çözdüğüm Can'a.
Kafasıyla onaylayıp ayaklarını çözmeye başladı.
Berat bileklerini ovuşturarak bana döndü. "Ne yapacağız şimdi?" Diye sordu.
"Adam var mı bilmiyoruz." Dedim ben de.
"Hiç ses yok." Dedi Can da, ayaklarını çözmüştü o da.
Üçümüz de ayakta karşılıklı duruyorduk. "Sanki kendimizi kaçırdık, insan bir bakmaya gelir." Dedim sitemle.
Gelecekler diye bir yerlerim tutuşuyordu. Umarım kimse gelmeden gidebilirdik.
Boyumuzun biraz üstünde olab pencereye baktım. "Pencere." Diye onlara gösterdim.
Büyük değildi pencere. Ama bizim geçebileceğimiz kadar yer vardı.
"Hadi, şu sandalyeyi çekelim." Dedi Can.
Berat sandalyeyi alıp gelirken, cama yaklaştım. Hava aydınlanmaya başlıyordu.
Ne zamandan beri buradaydık?
"Önce sen çık Bade." Dedi Can. Kafamla onayladım. "Önce kafamı çıkartıp bakacağım, uygunsa ineceğim."
Onaylayan nidalar çıkarttılar. "Dikkatli ol."
Ayağımı sandalyeye koyup destekledim kendimi. Kafamı çıkartıp baktım. Sabah olacağı için öten kuşlar vardı. Ve hâlâ bitmemiş olan gece için öten cırcır böcekleri de.
Ve bir sürü ağaç vardı. Abicim şehirler bitmiş miydi?
"Güvenli" Diye fısıldadım içeriye doğru. Yani, şu anlık görünürde bir şey yoktu.
Bir ayağımı cama atıp diğerini de yanına çektim. Kendimi hiç düşünmeden aşşağıya bıraktım.
"Uiy" Dedim ani refleks ile. Aşşağıya bakmadan atlayacak kadar gerizekalıydım. Tam altta, orta boylarda bir taş vardı.
Ve ayak bileğim, kalçam ve taşın arasında kalmıştı. Acı ile inlememek için ağzımı kapattım.
"Bir şey mi oldu Bade, neydi o?" Diye yukarıdan bana bakan Berat'a baktım.
"Tam altta taş var, düzgün atlayın." Kafasını salladı. "Tamam, çekil sen." Dedi.
Zar zor, topallayarak ayağa kalktım. Yan tarafımdaki ağaca yapıştım, tutunmak için. Berat atladı. Can da atlamak için camın oraya yaklaşmıştı.
Elimin altındaki ağaçtan sıvı bir şey hissedince geri çekildim. Ağaca baktım. Hava daha tam olarak aydınlamadığı için algılayamadım. Ama sıcak gibiydi.
Kış ayına yaklaştığımız için hava geç aydınlanıyordu. Nem falandır diye düşündüm.
"Geldim, hadi gidelim." Dedi Can, üzerini düzelterek. Elimdeki ıslaklığı umursamadan üzerime sürdüm.
"Nereden gideceğiz?" Diye sordum.
"Nerede olduğumuzu bilmiyoruz. Yol bulursak araba durdurabiliriz." Diye bir bir fikir sundu Berat.
Onu onaylayıp hızlı adımlarla yürümeye başladık.
Fark ettiğim şey ile duraksadım. "Bir şey diyeceğim." İkisi de bana dönünce devam ettim. "Çok kolay kurtulmadık mı sizce?" Diye sordum kuşkuyla.
Elini salladı Can "salla kızım, kurtulduk mu? Kurtulduk. Ha kolay ha zor."
Gerçekten bu kadar kolay mı kurlulacaktık? Hiç bir şey olmamış gibi geriye dönüyorduk.
Ayağımın ağrısı çokalınca ağzımdan bir inleme kaçtı. "Ne oldu?" Diye sordu Berat.
Can gelip koluma girmişti. "Ayağıma taş çarptı." Diye mırıldandım.
"Tamam, tutun bana." Dedi Can, Berat ise diğer yanıma geçip koluma girmişti. Kollarını sıkıca tutup yürümeye devam ettim.
Bir anda, tam dibimizden gelen ses ile çığlık attım.
Silah sesi?
Can ve Berat irkilip daha sıkı tuttular beni. "Galiba arkamızda birisi var." Diye fısıldadı Can.
Arkamızı dönmeden öylece duruyorduk. Biliyordum işte, bu kadar kolay olamazdı!
"Bakmadan kaçsak mı?" Diye fısıldadı Berat'ta.
Kafamı iki yana salladım yavaşça. "Hıı, kıçımıza mermi yeriz sonra." Dedim.
"Oo o kadar geldik, bir arkanızı dönmeyi çok mu gördünüz?"
Duyduğumuz sert ve kalın ses ile irkildik.
İkisinin kolundan çıkıp arkamı döndüm. Kaçışı olmayan bir yola girmiştik. Ve tadbiri caizsesi, boku yemiştik.
Arkamı döndüğümde gördüğüm tanıdık yüz ile kasıldım.
Yüz hatları, Cesur abiminki gibi sertti. Yanakları, yaşlanmanın verdiği üzere çökmüştü. Gözleri, amcamın gözleri ile aynı tondu. Göz altları, madde bağımlısı gibi mosmordu. Yüzünde yer yer çizikler vardı. İz olarak kalmış.
Kimdi bu adam?
"Amca?" Diye dehşet ile konuşan Berat ile kendime geldim. Bir amcaları daha mı vardı.
"Yaa amca, nasılsın canım yeğenim?" Diye sordu adam. Sesi hiç olmadığı kadar sert geliyordu.
Can, arkasına çekti beni. Adamı tam olarak göremiyordum. "Ne istiyorsun bizden!?" Diye sordu sertçe.
Adamın gülme sesini duydum. "Kızımı istiyorum sadece." Dedi alayla.
"Kızın kim amca, bizimle ne ilgisi var?" Diye sordum dayanamayıp.
Adam bir adım yaklaştı. Gözlerimin içine baktı.
Arkasında bir sürü adam vardı. Tek bir emir ile bizi öldürebilirdi. Ağzımı açtığıma lanet ettim.
Elini uzattı, saçlarıma. Hemen geri çekildim. Can ise önüme geçti hemen. "Sensin kızım, benim biricik prensesim." Demesi ile şokla baktım yüzüne.
"Ne kadar da annene benziyorsun." Diye mırıldandı. "Gel hadi." Diye uzattı elini. Babam mıydı bu adam? Ölü değil miydi o?
Ellerimi arkaya sakladım. Gitmezdim. Kafamı iki yana salladım. Yüzü sinirle kaplandı. Gözlerinin içi kızarmaya başlamıştı.
Şimdi Kurt adam mı olacaktı?
Önümdeki Can'ın tişörtünü sıktım.
"Geleceksin lan!! " Diye bağırınca irkildim. Gelmiyorum hacı, zorla mı?
"Alamazsın kızı." Dedi Berat. Kendinden emin konuşması üzmüştü beni. Adamın tek bir kelimesi ile arkadaki sürü adamlar üzerimize atlayabilirdi.
"Alın kızı." Dedi arkadaki, takım elbiseli adamlara. "Hayır!" Diye bağırdım.
Umursamadı.
Adamlar bize yaklaşmaya başladı. Can, gelen adama yumruk attı. Berat ise, elini, koluma uzatan adamın kolunu tutup ters çevirdi.
Hemen geriye kaçtım. Dokunmamalıydı bana kimse.
Arkadan gelen bir adama tekme savurdum, kasıklarına gelmiş olmalı ki, acı ile inledi. İçimden bir 'oh' çektim.
Can'ın yumruk yediğini görünce o tarafa koştum. Abimin öğrettiği taktik ile, adamın kasıklarına tekme savurdum. Adam bunu beklemiyor olmalı ki iki büklüm olmuştu. Can elini uzatıp yanağımı sıktı, gülümsedim ona.
Hepsini kısır yapmazsam ne olayım. "Lan bir kızı alamadınız." Dedi adam. Yüzünde küçük bir gülüş vardı. Gülmek bir insanda bu kadar mı eğerti durardı.
"Şerefsiz." Diye konuşan Berat'a döndüm. Ona bıçak çeken adamın bıçağını almış ona saplıyordu.
Sessiz sakin bir çocuğun içinden çıkan vahşi kişiliği görünce şokum şaştı resmen. Onlara destek vermek için, Can'ın arkasından dolaşıp, elinde odun olan adamın sırtına atladım.
Asker kardeşi olmak bunu gerektirirdi. Bordo bereli gibiydik evelallah. Abim ve Mert abi, bir kaç taktik öğretmişti. Hep bu günleri beklemiştim ve şu an çekinmeden uygulayabilirdim.
Tutunmak biraz zor olsa da tutunmuştum. Ellerimi gözlerine kapattım. Önünü göremesin ki düşsün diye. Fakat sandığım gibi olmadı. Adam elindeki odunu bacaklarıma vurmaya başladı. Acı ile inledim.
"Vurma öküz!" Diye bağırdım. Bu sırada ise adamın yanağına tokat atıp gözlerine bastıtıyordum.
Benim canım yanıyorsa onun ki de yanacaktı.
Bir anda doğrulup yere fırlattı beni. Sırtımın ikinci kez hasar alması ile zor tuttum kendimi. Yerdeki çıkıntılı taşlar sırtıma sürtüşmüştü.
Yanağımda hissettiğim sızı ile elim yanağıma gitti. Tokat atmıştı bana.
Elini tekrar kaldırdı, tam tokat atacakken yan tarafa yuvarlanıp dizimin üzerine çöktüm.
Adam, bir anda kaybolduğum için sersemleyip bana döndü.
Ensesine dirseğimi geçirdim. O bir kere olurdu. Adam yere yığılınca gülümsedim.
"Bade dikkat et!" Diye bağıran Berat ile arkamı döndüm hızlıca. Adam üzerime doğru koşuyordu.
Hemen, bayılttığım adamın elindeki sopayı alıp, koşan adama döndüm. Göz hizzasında doğrulttum sopayı.
Yavaşladı adam. Ayağa kalkıp sopayı koluna geçirdim. Elini kaldırınca kasıklarına tekme attım. Kalkan eli kasıklarına gitti. "Seni orospu."
Sopayı sırtına geçirdim. "Ayna yok burada gerizekalı." Dedim hırsla.
Sensin be orospu. Daha sert vurdum sopayı.
Gelen alkış sesi ile kafamı kaldırdım. Adam bana bakarak alkış tutuyordu. "Nasıl da vahşi, canım kızım. Aynı babası." Dedi gururla.
"Benim babam yok!" Diye bağırdım nefretle. İskele babasına bak sen ya.
"Geri çekilin!" Diye bağırdı adamlarına.
Can ve Berat yerde oturuyorlardı. Sağlam dayak yemişlerdi. Bana gelen adamları kendilerine çektikleri için bende çok hasar yoktu. Ama ayak bileğim ve sırtım dışında.
Adamın karşısına geçtim. "Ne istiyorsun benden." Dedim sert sesimle. Başım dikti. Korkmuyordum. Abimden öğrenmiştim. Öleceğimi bilsem bile eğmezdim başımı.
"Senden bir şey istemiyorum, direkt seni istiyorum." Dedi.
Güldüm. Dudağımdaki yara acıdı. Umursamadım. "Avucunu yala o zaman."
Alayvari bir gülüş sundu, "ne kadar emin konuşuyorsun kızım. Zeki olabilirsin, ama benden değil."
Zeki olmamı, depodan kaçmamız ile ilgili olduğunu anladım. Kamera vardı. İzlemişti.
Yoksa adam vardı. Bir sonraki adımımızı biliyordu.
Can ayağa kalkıp yanıma geldi, yapalayarak. Kolunun altına çekti beni. "Onu.. " Dedi ve durdu. Yana dönüp ağzındaki kanıBerat.
Diğer yanımda durup elimi tutmuştu. Küçük bir tebessüm bıraktım.
Adam kahkaha atınca ona baktım. "Ne güzel bağınız var sizin öyle." Sonra bir anda ciddileşti.
Ne kadar saçma bir olayda olduğumuzu düşündüm.
Bir adam, arkasında onun adamları. Karşısında üç genç, dövüşüyorlar. Hem de ormanın ortasında. Şimdi bizi tekrar götüreceklerdi. Ve yine başa saracaktık.
"Bu kadar evcilik yeter." Dedi adam. Adı neydi bu adamın?
Cebindeki telefonunu alıp arama yaptı.
"Ne olacak şimdi?" Diye fısıldadım.
"Seni bırakmayacağız Bade, korkma tamam mı?" Dedi Can, başıma küçük bir öpücük bıraktı.
Kafamı salladım. "Teşekkür ederim." Diye fısıldadım.
"Görevim." Dedi sadece.
Arkadan araba sesi gelince yerimde kıpırdandım. Kaçmayı düşünmüştüm bir an, lakin, adamlar bize silah doğrultuyordu.
Arabanın kapı açılma sesi geldi. Karşımdaki adamın, yüzünün an be an değişmesine şahit oldum.
Arkadan yaklaşan beden hissettim. Gözlerimi kapatıp bekledim. Bir şey olmamıştı.
Arkamdaki bedenin söylediği şeyler ile durdum.
"Ateş Karaca'nın kardeşini kaçırtmak için büyük yürek yemiş olmaslısın Berzan Karaca."
Şimdi de boku yemişti.
"Onu almak için, önce cesedimi çiğnemen gerekiyor." Dedi ve derin bir nefes aldı.
Diğer tarafımda hissettiğim beden ile ona çevirdim kafamı.
Berat.
Diğer yanımda durup elimi tutmuştu. Küçük bir tebessüm bıraktım.
Adam kahkaha atınca ona baktım. "Ne güzel bağınız var sizin öyle." Sonra bir anda ciddileşti.
Ne kadar saçma bir olayda olduğumuzu düşündüm.
Bir adam, arkasında onun adamları. Karşısında üç genç, dövüşüyorlardı.


