.
.
.
Siz gençler olarak bahçeye çıkın, biz bir şeyler konuşacağız." Diye konuşan Erol amcaya baktım.
Sonra tekrar döndüm Giray'a. "Sonra anlatırım Bade, şimdi değil." Diye kestirip attı sorumu.
Sinirle baktım yüzüne. Söyleseydi işte. Devlet sırrı sanki. Hem ne sordum sanki. Annelerinin onları nasıl yaptığını mı? Alt tarafı nasıl olduklarını sordum.
Yüzüme bakmayıp bahçeye adımladı. Diğer gençler'de kalkmıştı. Ama genç hissedenler gelmiyordu. Yanıma yaklaşan Sarp ile bende ayağa kalktım.
"Hadi." Diyerek yanımda durdu. Kafamı sallayıp ilerlemeye başladım. O da yanımdan geliyordu.
Bahçeye geldiğimizde, hepsi yerdeki minderlere oturmuşlardı. Biz de karşılarındaki diğer minderlere oturduk.
Sol köşeye Giray abim geçmişti. Onun hemen yanında, adı galiba Vales olan çocuk oturmuştu, başka isim mi yoktu? Ama güzel bir isimdi bence.
Vales'in yanında ise kardeşi Berat vardı. Berat'ın yanında oturan kişiye baktım bu sefer.
Eren miydi adı?
Oydu galiba. Yoksa baktığımda göz devirmezdi. Onu umursamayıp, harelerimi diğer yanındaki kişiye çevirdim.
Şu hala'nın Özgün içerik olan oğluydu. Yani Özgün.
Bana gülümseyince ben de gülümsedim. Halam tüm şansını ikincide harcamıştı galiba. Tatlı bir çocuktu, Kıvırcık saçları ise onu daha çok şeker yapıyordu.
"Ay Bade, iki saattir bekliyorum kızım, bak artık." Diye cırlayan kişiye döndüm.
En sevdiğim kuzenim olduğunu iddia eden Can.
"Bekle da, geliyoruz sırayla." Dedim sitemle. Sabır denilen şeyin zerresi yoktu bu çocukta.
Konuşmak yerine, onları süzmeyi tercih etmiştim. Onlar da bunu anlamış gibi ses etmeden bekliyorlardı. Tabi Eren'in oflayıp puflamalarını saymazsak. Şlaps diye çarpacaksın yandan.
Tam kesilmelik koyun gibiydiler şu an. Hele Pars. Kessem mi acaba?
"Bade, lütfen öldürecekmiş gibi bakma çocuğa." Diye fısıldadı Can.
Ne ara dibime girdiğini anlamadığım için geriye çekildim.
"Belki öldürmek istiyorumdur." Diye fılısadım ben de. Gözlerini büyüttü.
Bir anda Can'ın geriye uçması ile irkildim. "Oha." Diye bir nida çıktı ağzımdan. Göklerde kartal gibiydiim.
"Ulan zibidi, bak karışmayayım diyorum ama yeter, uzaklaş kardeşimden." Diye kıskançlıkla konuşan Sarp'a baktım.
Can ise kalçasını ovuşturarak doğruldu. "Sarp, bizi bir sal lütfen, birini öldüreceğiz daha." Dedi tatlı bir gülümseme ile.
Bu sefer gözleri büyüyen bendim. "O ne demek lan." Diye konuştu Giray abim. Dönmedim ona.
Cevap verseymiş bana, görmezden gelmişti resmen beni.
Elimi Can'ın ağzına kapattım. "Kız sus rezil olduk." Diye mırıldandım dehşetle. İki bir şaka yapmıştım. Kaka olacaktı.
Elimi tutup ağzımdan çekti. "Bir şey olmaz, gerçekleri bilmek herkesin hakkı." Dedi gözlerini kırparken. Tam cevap verecekken,
"Ne ara alıştınız kıza ya, sanki her gün berabersiniz." Diyen Eren ile durdum.
Yavaşça, avına yaklaşan kuş misali yavaştı hareketlerim.
Yanımdaki Can'ın ve Sarp'ın gerildiğini hissettim.
Ortamın gerildiğini, yeride doğrulan Giray abim ile anlamıştım.
"Kes sesini Eren, dön işine." Dedi sert sesiyle.
Omuz silkti Eren, "siz bilirsiniz, yakında çıkar gerçek yüzü." Dedi kendinden emin bir şekilde.
"Ne kadar mükemmel olduğum çıkacaksa, yakın bir zamana gerek yok. Şimdi de olur." Diye konuştum alayla.
Ayağa kalktı Eren. 'Üzerime yürür mü?' diye düşünmeden edemedim.
Kendi öz abim yürümüştü, kuzenim niye yürüyemezsin ki?
Bu tarafa bakmadan içeriye adımladı.
Derin bir nefes verdim.
Neden bu kadar gerilmiştim ya?
"Ee, doğruluk mu cesaretlik mi oynayalım mı?" Diye sordu, Berat.
"Oğlum sıkılmadın mı şu oyundan ya." Diye mırıldandı Özgün.
Omuz silkip kafasını olumsuz mânada salladı. "Bade ile oynamadık hiç." Dedi.
"Peki, oynayalım." Diye yanıtladı Özgün.
Onlar şişe almaya giderken etrafıma baktım.
Cesur abi ve Derman abi yoktu. Çünkü onlar genç değildi artık. Yaşlı grubu ile takılma zamanlarına gelmişlerdi.
Giray'a baktım. Benim gibi, etrafı süzüyordu. Şu ana kadar hiç sesi çıkmayan Pars'a döndüm. Kafasını eğmiş, parmakları ile oynayarak bir şeyler düşünüyor gibiydi.
Bir anda kafasını kaldırması ile göz göze geldik. Çekmedim gözlerimi. O da çekmedi.
Bakıştık öylece. Sonra utançla çekti gözlerini benden. Derin bir nefes alıp başka bir tarafa baktım.
Vales, tek başına bir minderde oturmuş, telefonunla ilgileniyordu. Anladığım kadarıyla sessiz birisiydi. Azıcık da ona bakıp döndüm.
"Ulan pezevenk, benim kardeşim o." Diye, hâlâ atışan çifte baktım. Gözlerimi kapatıp kafamı iki yana salladım.
"Banane lan, senin kardeşinse benim de kuzenim." Diye hızlıca omuz silkti Can.
Sempatik birisiydi Can. Bir kötülüğünü görmemiştim şu ana kadar.
Can'a yakın birisiydi.
"Sen söyle Bademcik." Diyen Can ile silkelendim.
Neyi söyleyecektim?
"Neyi?" Diye sordum.
"Onu nasıl sevdiğini." Dediğinde güldüm.
"Çook" Dedim dalga geçercesine.
Ama Sarp anlamamış olmalı ki, atladı hemen. "Kimi seviyorsun Bade, hem de çook? Aldattın mı beni yani?" Diye dehşetle konuşan Sarp'a baktım. Daha çok güldüm.
"Bir şeyi de anla gerizekalı, şaka yapıyorlar." Dedi Giray abim. İşte zeki bir başka oluyordu. Bana çekmişti kesin.
"Giray abicim, bölme bizi pliss" Diye konuştu Can. Ve kafasına, Giray abim tarafından atılan bir yastık yedi.
Çocuk beyinsiz kalacaktı yazık.
"Ya yeter be, nedir sizden çektiğim. Bade, senin bu abilerin çok şiddet yanlısı haberin olsun."
Sonlara doğru fısıldaması ile güldüm. "Biliyorum." Dedim fısıldayarak.
Ki bunu, Pars duymuş olacak ki, kafasını kaldırıp baktı. Zaten cümlemi ona bakarak kurduğum için, göz göze gelmiştik.
"Oha oha." Dedi Can, biz bakışırken.
Bana döndü şaşkınlıkla. "Ne oldu Bade, niye özellikle Pars'a baktın." Dedi ciddi bir sesle.
Kafamı iki yana sallayıp balışlarımı çektim Pars'dan.
"Bir şey yok Can." Dedim cevap olarak.
Yüzüme inanmayan gözlerle baktı. "İnandım say. Öğrenirim ben bunu." Dedi elini sallayarak.
"Geldii." Diyerek yanımıza, şişe ile gelen Özgün ve Berat'a çevirdim yönümü.
"Hadi bak oyun oynayacağız." Diye fısıldadım Can'a doğru.
Hepimiz toplanıp, yuvarlak bir alan oluşturmuştuk. Bu sırada Eren'de gelmişti. Karşımda oturuyordu. Hemen yanında ise Pars vardı.
İki düşmanım yan yanaydı. İkisinin kafasına da taş atmak vardı, ama neyse.
"Ben çeviriyorum" Diyen, Vales ile, kafa salladı hepsi.
Çevirdi Vales.
Berat ve Can'a gelmişti.
Berat sordu. "Doğruluk? cesaretlik?"
"Doğruluk." Dedi, Can.
'Hmm' diye düşündü Berat. Soru arıyor olmalıydı.
Sonra aklına gelmiş gibi, doğruldu yerinde. "Babamın arabasını duvara çarpan sendin değil mi?" Diye sordu gözlerini kısıp.
Gözleri büyüdü Can'ın, etrafı kontrol etti hızlıca. "Ulan sus, babam duysa gebertir beni." Dedi telaşla.
Güldü Berat. "Elime büyük koz geçti" Dedi zafer işareti yaparken.
"Kafanı kırarım senin, kardeş dedik kelleş çıktı." Diye konuştu Can.
Giray abimin gülme sesini işittim. "Seni amcama söyleyeyim de araba alsın bana hediye olarak." Dedi.
Can, bu seferde Giray abime döndü. "Abi ne diyorsun sen ya." Diye fısıldadı telaşla. "Babamın arabaları benden değerli."
Anladığıma göre, amca bey arabalarına çok değer veriyordu. Can ise bir arabasını duvara çarpmıştı. Ve amca duysa, Can biterdi.
"Hadi hadi, çevirin." Diye homurdandı Vales. Sıkılmış olmalıydı. Haklı çocuk. Bir konuda takılı kalmıştık.
"Ben çeviriyorum." Dedi Can. Ve çevirdi.
Eren ve bendeydi.
Ofladım. O soruyordu. Sinsi bir gülüş belirdi suratında. "Doğru? Cesaret?"
Daha ne kadar kısaltabilir diye, düşünmeden edemedim.
"Doğruluk." Dedim. Saklayacağım bir şeyim yoktu. Gizli saklı işleri sevmezdim.
"Eski aileni özlüyor musun?" Diye sordu.
İki saattir attığı, sinsi gülüş bu soru için miydi? Güldüm.
Eski ailem abimdi. "Evet." Dedim hiç düşünmeden.
Eskiden de annem babam yoktu, hâlâ daha yoktu. Pek ihtiyaç duyduğum bir şey değildi.
Bilmiyordum çünkü. Anne sevgisini, baba sevgisini.
"Niye geldin o zaman." Diye sordu bu sefer.
Sadece baktım suratına. "Bir soru hakkı var." Dedim düz bir sesle.
İki soru hakkı olsa bile, bunu bilmesini gerektirecek değildi. Sonuç olarak onun ailesinden değildim.
Göz devirip çevirdi şişeyi.
Can ve Pars'a gelmişti.
Can soruyordu. "Şiddet denilince, Bade niye sana baktı." Diye sordu.
Niye bu kadar takılmıştı Allah aşkına. Şiddet sevmiyordu galiba.
Çünkü şu an, eğlenceli tarafından eser yoktu.
"Cevap vermek zorunda değilim." Dedi Pars. Alayla güldü Can.
"Oynama o zaman oyunu." Dedi.
Pars ayağa kalkacakken Eren tuttu onu. "Otur lan şuraya. Sen de düzgün soru sor Can." Dedi, Can'a dönüp.
Kafa salladı Can. "Senin için susacağım." Dedi kulağıma.
Kafa salladım. Yeni bir soru yöneltti.
"Kaç sevgilin oldu." Dedi, sırayı geçiştirmek ister gibi.
"1" Diye yanıtladı. Kıza üzülmüştüm şimdi. Nasıl dayanmıştı.
Derin bir nefes alıp kafa salladı Can.
Pars çevirdi bu sefer.
Giray ve Vales'e gelmişti. Vales soruyordu, Giray cevaplıyordu.
"D, C."
Bu kadar kısalacağını düşünmezdim asla.
"Cesaret." Diye cevapladı. İlk kez değişik bir cevap veren vardı.
Bir bana, bir de Giray'a baktı Vales.
"Bade'ye sarıl." Dedi sadece.
Ben ne alakayadı şu an. Gitsin başka birisine sarılsaydı.
"Ben neden." Diye mırıldandım.
Gözlerime baktı Giray. İzin ister gibi. İzin vermezsem sarılmayacak gibiydi.
Kafamla onayladım. Çaprazımda kaldığı için ayağa kalktı. Yanıma yaklaşıp yere eğildi.
Kollarını belime dolayıp kendine çekti beni. Be de boynuna sardım kollarımı. Yanağıma bir öpücük bırakıp kulağıma eğildi. "Seni kırdıysam özür dilerim kardeşim. Cevap vermek için müsait bir alan yoktu." Diye fısıldadı.
"Zor bir soru değildi abi." Diye fısıldadım ben de.
"Yeter, ayrılın. Ne uzun sarıldınız ya." Diye mızmızlanan Sarp ile, ayrıldık.
Giray tekar eski yerine geçti ve oturdu. Güldüm.
Ne çok güldüm ben de ya.
"Bu oyun sıkıcı ya, başka bir şey yapsak." Diye bir fikir attı ortaya, Özgün.
"Yani, daha özgün bir içerik bulabiliriz." Dedim kafa sallayarak. Güldü Özgün. Şakadan anlayan insaları bulmak çok mutlu ediciydi.
"Kardeşimin adı ile dalga geçip durma Bade." Dedi Eren. Ofladım.
"Kardeşin kendi cevaplarını verebilecek yaşta bence." Dedim ona doğru. Sonra Özgün'e döndüm. "Sorun mu senin için." Diye sordum.
Sevmediyse bir daha yapmazdım, olur biterdi. Kafasını iki yana salladı. "Hayır, sorun değil." Dedi. Gülümsetip göz kırptım. Utanıp gözlerini kaçırdı.
Bu çocuk çok mu şekerdi acaba.
"Ee ne buldunuz." Diye sordum diğerlerine.
"Bulamadık." Diye yanıtladı Can.
"Acıktım ben." Diye ortaya atladı Berat.
Kafasını iki yana salladı Vales. "Sen ne zaman doydun ki?" Diye sordu kardeşine.
Ben hâlâ Vales'i bunlardan gibi göremiyordum. Galiba beyaz olan saçları yüzündendi.
"Seni bile yiyebilirim abi şu an." Dedi Berat açlıkla.
"Kalkın o zaman, hazırdır yemek." Diyerek ayağa kalktı Sarp.
Yerimde doğrulup ayağa kalktım. "Yemek hayatın önemli noktası bir kere." Diye, Berat'ı destekledim.
Hızlıca kafa salladı Berat. "Ben bunlara anlatamıyorum kuzen. Aç kalsın bunlar. " Dedi yanıma gelip.
Diğer yanımda ise Can vardı. Üçlü birlikte yürümeye başladık.
"Bizi de bekleyin." Diye arkamızdan gelen Özgün ve Vales'i bekleyip içeriye geçtik.
.
.
.
"Heyecanlı mısın Bade? Okulun açılmasına bir hafta kaldı."
Niye heyecanlı olacaktım canım. Sanki ilk kez başlıyordum okula.
Soruyu soran Elçin yengeye döndüm.
"Heyecanlanacak bir şey değil bence, o birinci sınıfa özeldi." Diye cevapladım.
Aslında o zaman da heyecan yapmamıştım. Ama abim beni kandırıp göndermişti.
"Okulu sevmiyor musun?" Diye sordu halam.
Kafamı olumsuz manada salladım. "Sevmiyorum." Dedim kısaca.
"Eren de hiç sevmiyor. Üniversiteye zor geldi." Diye konuştu.
Halacım, Eren'den bana neydi. Bu arada.
Ben Eren'in neden böyle olduğunu bulmuştum.
Ergen= Eren
Araya g koyunca, ergen oluyordu. Tam da Eren'i anlatıyordu.
"Hmm öyle mi?" Diye sordum, yapmacık bir merakla.
"Evet canım ya, ama Özgün öyle değil. Çok seviyor okulu." Diye konuştu bu sefer de.
Özgün'e baktım. Zeki çocuk seni. Zaten belliydi tipinden.
Kafamı sallayıp önümdeki sarmadan bir çatal aldım.
Bunlar da birisinin gelmesini bekliyordu herhalde. Yok sarmalar mı desen, börekler mi desen. Bol bol.
Yanımda oturan Can'ın uzattığı içeceği aldım.
Çay.
Kendi çayını yudumlayan Can'a baktım hayretle.
"Bu sıcakta çay mı içilir?" Diye sordum.
Kafa sallayıp çayı öttürerek içti. "Hee güzel gidiyo." Dedi.
"Başka bir şey vereyim Bade." Diyen Cesur abime döndüm.
"Olur abi." Diye cevapladım.
Kafa sallayıp mutfağa ilerledi. Karşımda olan Pars'ın bakışlarını hissetsem de dönmedim.
Bakışlarını görmek istemiyordum. Sinirimi bozuyordu.
Cesur abim nihayet içeceğimi getirice ona uzandım. Abim de göz kıpıp uzattı bardağı.
Tam bardağı alıp geri çekilecekken, kardeşi ile el hareketli bir şekilde konuşan Can'ın kolu, koluma çarptı.
Ve bardak, çarpmanın etkisi ile elimden kaydı. Masaya eğilmiş olduğum için , bardak öne savrulmuştu. Ve tam karşımda oturan Pars'ın üzerine gelmişti. "Ovv" Diye bir nida çıktı dudaklarımın arasından.
"Ay çay değildi o değil mi?" Diye telaş ile konuşan Elçin yenge ile kafamı iki yana salladım. "Meyve suyu." Diye mırıldandım.
Pars refleks ile sandalyeyi itip ayağa kalmıştı. Masadaki diğer üyeler ise, dökülen şeyin çay olmadığını anlayınca kalktıkları sandalyelerine geri oturmuşlardı.
"İyi misin abicim?" Diye sordu Cesur abim. Çünkü bardak Pars'ın kafasına gelmişti. Kızarmıştı biraz.
Bana baktı Pars.
Yerime sindim iyice. Yerime sindiğimi görünce hüzün belirdi yüzünde. "Bir şey yok, önemli değil." Dedi.
"Üzerimi değiştireyim." Diyerek kapıdan çıktı.
Can bana döndü. "Özür dilerim Bade, yanlışlıkla çarptım." Dedi pişmanlıkla.
Kafamı iki yana salladım. "Önemli değil" Dedim.
Can'a geleceğine mal'a gelmişti.
Çay olsaydı, belki üzülebilirdim. Ama soğuk bir meyve suyuydu, serinletirdi.
Cesur abim başka bir bardak getirip, yeni bir meyve suyu koymuştu bana. Ona öpücük atıp teşekkür ettim.
.
.
.
"Ya gerizekalı, başka yer mi yoktu." Diye cırladım Can'a doğru.
"Kızım ben ne bileyim böyle olacağını." Diye mırıldandı o da.
"Sen bizi bir yere götürme abi." Diye abisine kızdı Berat.
Keyif yapmak için bir şeyler almaya çıkmıştık dışarıya. Can, Berat ve ben. Sadece markete gidileceği için kimse gelmek istememişti.
Ve biz, kaybolmuştuk. Bu maymun beyinli kuzenlerim, yeni bir market açılmış diye diye bizi nerelere getirmişlerdi.
Ama burada market hariç her şey vardı. Geçtiğimiz yerde, gördüğüm alkol şişeleri ile Can'a yaklaştım.
"Can, burası hiç iyi bir yere benzemiyor. Gidelim hadi." Dedim fısıldayarak.
Biri duyarsa, çıkıp bizi öldürürecek diye korkuyordum.
İlk kez böyle yerlerden geçiyordum. Ve çok korkunçtu.
"Kızım dur azıcık, ileride olması lazım." Dedi kendinden emin bir şekilde.
"Abi yok işte bir yer, zaten yolu bilmiyorsun. Daha geri dönmesi var." Diye yakındı Berat. O da benim koluma yapşmıştı.
Üçümüz de birbirimize yapışarak yürüyorduk.
Allah aşkına, burada ne işimiz vardı. Market'e gideceğiz diye ara sokakları kullanıyorduk.
Ama sokakta sokak olsa. Bazı yerlerde, kartonun üzerinde uyuyan adamlar vardı. Yanlarında ise alkol bulunuyordu. Yanımızdan geçen ayyaşları saymazsak rahat olacaktım.
Sıçtığımın aklına uyup telefonumu da almamıştım.
"Telefonunuz var mı?" Diye fısıldadım. "Yok" Diye fısıldayarak cevap verdi Can.
Berat ceplerini kontrol etti. "Yok benim de." Diye fısıldadı dehşetle.
"Normalde kopmazsın telefondan, ne değişti şimdi." Diye kızdı Berat'a, Can.
"Derman abim yasak koydu bir günlüğüne abi, ders yapmam için." Diye fısıldadı.
Ofladım.
Hızlıca çıkmak istiyordum buradan. Adımlarımızı hızlandırdık.
Bir anda gelen ayak sesi ile duraksadım. "Siktir." Diye mırıldandı Can. Bir yere bakıyordu.
Baktığı yere baktım. İrkilip geriye kaçtım.
Bir adam vardı. Yüzü gözü kan içindeydi. Ve elinde bir çakı vardı. Göz göze gelmeden çektim bakışlarımı.
"Sıçarım kafanıza, hızlanın hadi." Diye mırıldandım, ağzımı oynatmamaya çalışarak.
Adam bize bakarak geçti yanımızdan.
Hızlıca ara sokaktan çıktık. Işık yapan direğin yanında durduk. Hava kararmıştı, biraz da soğumuştu.
Derin bir nefes aldım. "Ben hayatımda, bu kadar gerildiğimi hatırlamıyorum." Dedim şokla.
"Bende."
"Bende." Dedi ikiside.
"O adam neydi öyle ya, ödüm bokumla birleşti." Diye elimi kalbimin üzerine koydum.
Ödüm burnumdaydı hâlâ.
Güldü Can. Kafasına geçirdim bir tane. "Gülme gerizekalı. Ne kadar korktum haberin var mı senin?"
"Ne güzel aksiyon oldu kızım." Dedi neşeyle.
Hayretle baktım yüzüne. "Abi, kusura bakma ama, eğlence anlayışına sıçayım." Dedi Berat.
Bizimle geldiği için pişman gibiydi. Gelen pişmandı, gelmeyen bin pişmandı.
Etrafıma baktım. Evine giden tek tük insanlar vardı. "Kaybolduk Can, ne bok yiyeceğiz." Dedim. Market sevdası ayağına, tahtalı köyle gidiyorduk.
"Yürüyün hadi." Dedi Can, ellerimizden tutup.
Aramızda sadece bir yaş vardı. Ama abilik taşlamaktan vaz geçmiyordu.
Berat ile yaşıttık zaten. Yürümeye başladık. "Birinin telefonunu mu isteseydik?" Diye bir fikir sundum ortaya.
"Olur." Dedi Berat.
Yoldan geçen bir amcanın yanına geldik. Adam üç kişiyi birden görünce korkmuş gibi geriledi.
"Amca, birini aramamız lazım, telefonunu alabilir miyiz iki dakika?" Diye sordum.
Adam tuhaf tuhaf baktı yüzümüze. Sonra arkasını dönüp uzaklaştı hızlıca.
Ayaklarımı yere vurdum sinirle. "Ya ne olur versen off." Diye mırıldandım.
Aslında haklıydı adam. Ben de vermezdim. Ama vermeliydi ya. Kaybolmuştuk işte.
"Vermedi." Diye söylendi Can. "Neden acaba Can?" Diye sordum.
Cevap vermedi.
.
.
.
"Geldiğimiz yoldan geri dönsek, ama başka sokaktan." Diye soru attım ortaya.
Bilmem anlamında Salladılar kafalarını.
"Ya sallamayın şu kafalarınızı! Bana bir cevap verin. Hem siz daha önce gelmediniz mi buraya hiç?" Diye çıkıştım sinirle.
"En son 2 sene önce geldik." Dedi Berat.
Oflayarak ayağa kalktım. "Kalkın bari, bizi merak ediyorlardır. Bulmaya çalışalım yolu." Dedim, kollarımı ovuşturarak. Soğuk olmuştu hava.
Kararmıştı zaten. Bir daha dışarıya abimsiz çıkarsam ne olaydım.
Bir anda önümüzde duran araba ile irkilerek geriye kaçtım.
Siyah, büyük bir arabaydı. Kapısı açıldı yavaşça.
"Ananı avradını."

