İçeriğe geç

Bahis Kızı

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Bahis Kızı

Bölüm 2

Yeni Düzenin Kapısı

“Ne anlaşması?”

Hiç susmayan ben, yine konuşmuştum.

“Yanımda olduğun süre boyunca uyacağın kurallar,” dedi.

Adının Kaan olduğunu yeni öğrenmiştim.

Bir saniye...

Yanımda olduğun süre mi?

Kendine ait kurallar koyan, soğuk ve temkinli biri gibi konuşuyordu.

Ama ben hâlâ şu gerçekle boğuşuyordum:

Bu adam büyük mafya lideri miymiş?

Şok dalgası usulca bedenime yayılırken, yönümü Kaan’a çevirdim. O da çoktan yüzüme bakıyordu.

Sakin. Ölçülü. Ama bakışlarının ucunda disiplinle eğitilmiş bir tehdit vardı.

“Ee, neymiş bu kurallar?”

Umursamazca sorduğum soruyla birlikte sıkıldığımı belli eden bakışlarımın; sinirini bozduğu, sıktığı yumruğundan belli oluyordu . Ama sesi değişmedi. Hatta tam tersine; daha da net, daha da soğuk bir tona büründü:

“Bir: Etkinliklere birlikte katılırız. Çünkü artık benim adımı taşıyorsun. Ve dışarıdaki hareketlerin beni de temsil ediyor, ona göre saçma hareketlerine son ver."

Sinirli değildim. Daha doğrusu, sinirli olabilecek kadar bile ciddiye almıyordum söylediklerini.

"Ne saçmalığı varmış hareketlerimin"

“Geçen hafta sen değil miydin AVM’de market arabasının içinde gezen?”

Cevap veremedim.

Sadece boğazıma kadar yükselen bir utancı yutkunarak bastırmaya çalıştım.

Bunu nereden biliyordu?

Kim izliyordu beni?

"Ne varmış market arabasında? Yorulmuştum."

Fısıltıya yakın bir sesle söyledim. Ama gözlerimi kaçırmadım.

Kaan kaşlarını çattı. Sesi, ilk defa düşmanca tınladı:

“Senin için ‘ne varmış’ olabilir. Ama dışarısı artık senin alanın değil. O sokaklar, o kahkahalar, o saçma hareketler… Bundan sonra izin verildiği kadar özgürsün, Sima. Ve ben, özgürlüğü keyfine göre dağıtmam.”

Bir an nefesimi tuttum.

Gençti. Ama sesi yaşından büyüktü. Duruşu, kelimelerden daha çok şey söylüyordu.

Zihnim bu kadarını kaldıramazdı.

"Buna ne zamandan beri sen karar veriyorsun? Ben senin malın değilim. Her şeyin bir sınırı var."

Çıkışır gibi söylediğim bu sözlerden sonra, zaten sert olan ifadesi daha da keskinleşti.

Arabada bekleyiş hükmünü sürdürürken, içine doğru bir sarsıntı saplandı. Kaan hâlâ sessiz, sadece göz kırpmadan bana bakıyordu.

Ve o anda, müzik yeniden yükseldi...

Model – Makyaj çalmaya başladı:

“Çok uğraştım inan unutmak için seni,
o gün sarıldığımızda söz verdiğim gibi,
son bir öpücüğü çok görmüştün bana biliyorum...”

Sözler kalbime kazındı.

O an, boğuk bir farkındalıkla anladım:

Ne kadar savaşsam da, içimde bir yerde hala o eski boşluk vardı.

“Geçmiyor günler burada senden uzakta,
yığıldı şişeler her gün mutfakta,
tiksindim makyajdan, aynalarımı çöpe attım...”

Kelimeler sarsıldı dudaklarımda.

Kaan’ın gözleri hâlâ üzerimdeydi. Onun bakışı, bu sözlerle birlikte beklenen tepkilerin çok ötesine geçti. Şimdi sadece bir itiraz değil — bir sırrı dinliyordu.

O an ne hissettiğini bilemedim. Ama hissettiğim bir gerçekti:

Makyajın ardında, kirlenmiş bir kalp sessizce teslim oluyordu.

-

Uzun yolculuğun ardından büyük bir evin önünde durmuştuk. Saat kaçtı bilmiyordum ama şarkıyı dinlerken uyuyakalmıştım.

Sakince arabadan indik ve bahçe kapısından içeriye girdik. Korumalar bahçede kalırken, Kaan onu takip etmemi söyleyip ilerlemeye devam etti.

Kapıdan içeri girdiğimde, ilk fark ettiğim şey zemindeki soğuk mermerin hafif parlaklığıydı. Evin havası ağır, ama gösterişten uzak; koyu tonlar ve minimal detaylarla süslenmişti. Duvarlarda siyah-beyaz birkaç fotoğraf vardı, anlattıkları gizem kadar derindi.

Kaan, ağır adımlarla yanımda ilerlerken, “Burası benim sığınağım,” dedi. Oda, geniş pencerelerle şehre bakıyordu; dışarıdaki ışıklar hafifçe süzülüyordu içeriye. Mobilyalar gösterişli değil, ama kaliteliydi. Deri koltuklar, koyu renkli ahşap masalar... Lüks ama soğuk.

“Alışman gerek,” dedi. “Burada her şey benim kontrolümde.”

Gözlerimi ondan kaçırmadan, içimde yeni bir savaşın kapısı aralanıyordu.

Kapı kapandıktan sonra evin ağır sessizliğiyle baş başa kaldım. Kaan’ın kararlı adımları, duvarlarda yankılanan hafif tıkırtılarla birleşiyordu. Her adımı, buranın ne kadar onun dünyasının ta kendisi olduğunu anlatıyordu. Gözlerim etrafı gezdi; koyu tonlarda döşenmiş odalar, her şey yerli yerindeydi. Fazla süslü değildi, ama kalitesiyle, soğuk ihtişamıyla etkiliyordu.

“Burada geçireceğin zaman boyunca her şey farklı olacak,” dedi Kaan, sesi sert ama içinde saklı bir yumuşaklık vardı. “Alışman gerek. Çünkü burası sadece bir ev değil; bir kale. Her köşesinde benim kontrolüm var.”

Adımlarımızı takip ederek geniş, açık salonun içine girdik. Tavan yüksek, camlar neredeyse yerdeki mermer zemine kadar iniyordu. Şehir ışıkları, gecenin karanlığında adeta bir yıldız tarlasına dönüşmüştü. Bu manzara, içerideki soğuk havayı bir nebze olsun ısıtıyordu.

Kaan, odanın bir köşesindeki deri koltuğa işaret etti. “Burada oturabilirsin. Ama unutma, kurallar burada da geçerli.” Gözleri üzerinde, beden diliyle bunun bir uyarı olduğunu hissettim.

“Kurallar...” kelimesi o kadar ağırdı ki, boğazımda düğümlendi. Ama aynı zamanda bu yeni hayatın, yeni oyunun başlangıcıydı.

Baktığım her eşya, her detay, onun seçilmişliğini ve kontrolünü anlatıyordu. Minimalist ama lüks bir düzen. Masanın üzerindeki birkaç sanat kitabı, el yapımı bir kahve seti, duvarda ise modern ama soğuk çizgilere sahip tablolar... Hepsi ona ait, onun dünyasına açılan kapılar.

Bir an gözlerim Kaan’ın yüzüne kaydı. O soğuk, mesafeli adam, şu an biraz daha insandı. Sanki o sert zırhının altında, bu yeni sorumluluğun ağırlığını taşıyordu.

“Burası artık senin de evin.” dedi. “Ama unutma, burada özgürlük değil, düzen var.”

Kelimeleri tok ve netti. İçimde bir yerlerde isyan kıvılcımları çaktı. “Özgürlük” dediğim şey, onun dünyasında farklı bir anlam taşıyordu.

Evin bir köşesinde, küçük ama şık bir mutfak vardı. Paslanmaz çelik aletler, siyah granit tezgah ve her şeyin kusursuz yerleşimi... Burası, en az dışarısı kadar soğuktu.

“Kendini evinde hissetmeye başla,” dedi. “Ama unutma, her hareketin beni ilgilendiriyor. Burada seni koruyorum, ama aynı zamanda kontrol ediyorum.”

Bu sözler, üzerimde hem güven hem de sıkışmışlık hissettirdi. Dış dünyadan kopmuş, başka bir gerçekliğe hapsolmuş gibiydim.

Kaan, evin içinde dolaşırken durdu ve bana baktı. “Biliyorum, zor. Ama bu hayatın bir parçası artık. Alışacaksın.”

“Alışmak mı?” diye düşündüm, dudaklarımda hafif bir gülümseme belirdi. “Ya da direniş mi?”

İşte tam o anda, o soğuk duvarların arasında, içimde bir kıvılcım daha yandı. Bu yeni dünyanın, yeni kurallarının içinde ben de varım. Ve onu sarsacak bir güç saklıydı içinde; benim isyanım.

Kaan gözlerimi tuttu, uzun uzun. Belki de o an, ikimiz de biliyorduk; bu başlangıç, bitişlerin değil, yeniden doğuşların hikayesiydi.

Ve ben, tüm cesaretimle o hikayede kendi sayfamı yazmaya hazırdım.

Bölüm sonu

3 yorum