
Mark Eliyahu - Hope
Mark Eliyahu - Through Me
Nihat İlhan - Hüzün Buna Dahil
Nihat İlhan - Kalpte Duran Kelepçe Üzen
Kaçtım, ben o gün elimde sadece, ablamın verdiği bir günlük ile kaçtım, bir hastaneden koşarak kaçtım, ilerleyen hastalığımla ölümün tam kıyısına kaçtım, o ölümün kıyısında hala devam eden bir yol vardı, hiç bitmeyecek gibi duran bir yol, orman nerdeydi! ben yeşilliğin içinde kaybolmak istemiştim, sahte bir ışığın altında kaybolmak değil.
Sustum ve o, ölümün kıyısından devam eden yolda yürümeye başladım. Binlerce araba geçti yanımdan, binlerce sönmeyen sahte ışık, istanbulun yollarında kaldırımın üstün de bitmeyen insanlar.
Aradan bir kaç dakika geçti artık istanbulun kalabalığından bunalmış bir duruma geldim, ve ıssız bir yola girdim, kötü bir kokusu vardı insan boğulucak gibiydi. Bir kaç terkedilmiş, veya bırakılmış, yada kaçmış, sokak çocukları vardı. Kimilerinin içinde sevgi vardı, kimilerinin içinde yalnızlık vardı, kimilerinin içinde ise öfke, kimilerinin içinde ise sesizlik.
Durdum!
beş veya altı yaşlarında olan bir sokak çocuğu gördüm. Siyah ve kirli saçları, çıplak yara dolu bacakları ve ayakları, üstünde sadece uzun bir mont, kucağında bir bebek vardı, kıyafetleri ile ona battaniye yapmış, önlerinde bir ateş. Pantolonunu yakmış gibi gözüküyordu! onlara acımadım çünkü bir sokak çocuğuna acıyarak bakmak bir aptallıktır güldüm onlara gülümseyerek baktım.
Bir adım attım korkan gözlerle bana baktı iki adım üç adım dört adım ve yanına oturdum gözlerime bakmaya devam etti kucağındaki bebeği almak için elimi uzattım koynuna yasladı sımsıkı tuttu "vermem onu kimseye o benim kardeşim" dedi titrek bir sesle "korkma size kötü bir şey yapmayacağım" kahverengi gözleri karanlığa rağmen belli oluyordu doğanın minik ve parlak ışığı bir sokak çocuğunun gözleriydi
"Yalan söylemediğini nerden anlayacağım" korkuyordu bu sokağın yaralı kuşuydu kucağındaki bebek ise yavrusu bir yaralı kuş yavrusunu ne kadar koruya bilirdi
"Ben zarar verseydim şimdiye kadar verirdim zaten korkma küçük çocuk zarar vermiyeceğim sana"
"Biz sokak çocukları kimseden korkmayız sadece sizin gibi zenginlere güvenmeyiz neden biliyormusun"
"Hayır bilmiyorum"
"Siz zenginler bizi sokak lara atıp gidersiniz kimileri kapının önüne bırakır kimileri ise başkalarının kapısının önüne bırakır acımazsınız, umursamazsınız, düşünmezsiniz ne olmuş ne bitmiş bilmezsiniz biz size gelmeye çalıştıkça bizi elinizin tersiyle yitersiniz kimilerini doğduğu gün bir hastane avlusuna bırakır kaçarsınız soğuk sıcak umursamazsınız çünkü kalpsizin birisiniz siz insan oğulları bir cami avlusuna bırakılmak ne demek bilirmisin sen bir sokak çocuğu gördükleri zaman nasıl baktıklarından haberin var mı bak çevrene baksana."
Yıkık dökük bir bina vardı kimiler taşların arasına yuva yapmışlardı kimileri bir o tarafa bir bu tarafa dönüp duruyordu kimileri elbiselerini yakıyorlardı ısınmak için kimileri ise çıplak bir şekilde oturuyordu gözlerim dolmuştu çocuğa bakacak yüzüm bile yoktu nedense belkide ben korkmuşumdur derin bir nefes aldım üstümdeki hastaneden çaldığım önlüğü çıkardım çocuğun bana baktığını hissediyordum yada yanılıyordum bunu kafaya takmayarak ayağa kalktım ve oradan uzaklaştım.
Geldiğim yolda odun felan vardı hızlı adımlarla o tarafa doğru koştum hızlı bir şekilde odunları topladım ana yola çıktım ilk gördüğüm kişiden çakmak istedim vermedi tesbih satan bir adam gördüm yaşlı bir adamdı beyaz sakalları masum bakışları koşarak yanına gittim onada aynı soruyu sordum korkmuş gözlerle bana baktı
"İlerde yıkık bir yer var bir kaç sokak çocuğu kimisi üstünü yakmış ısınmak için çabalıyor kimisi ağlıyor kimisi yuva yapmaya çalışmış kendine" gözlerime baktı elini cebine attı küçük bir çakmak çıkardı ve elime verdi elini cebine tekrar attı bana para verdi
"Bu parayla o çocuklara bir şey al güzel kızım" gülümsedim sım sıkı sarıldım
"Hadi git yavrularını yalnız bırakma"
Koşar adımlarla ordan uzaklaştım en yakın markete girdim bir bisküvi birkaç kek ve çikolata aldım parasını ödedikten sonra koşarak çıktım geldiğim yoldan ilerlemeye devam ettim ana yoldan çıktıktan sonra çocukların yanına gittim içeri girdiğim an bütün çocuklar bana baktı hepsinin yanına gittim poşeti ortaya koydum benden korkarlar diye yanlarına gitmedim sonra odunları ateş çıkmasın diye düz bir yere dizdim sonra etrafına toprakla yuvarlak bir çizgi çizdim ve odunları yaktım kahverengi gözlü çocuğun yanına gittim ve oturdum beyaz önlüğümü ona verdim ve çıplak çocuğa götürüp vermesini istedim kucağındaki bebeği bana verdi hiç bir şey dememe izin vermeden koşarak önlüğü o çocuğa vermeye gitti sonra poşeti aldı ve bütün çocuklara aldığım çikolata ve gofretleri dağıttı bütün çocukları ateşin etrafına topladı kahve rengi gözlü çocuk en son bana baktı ve eliyle gel işareti yaptı ayağa kalktım ve yanlarına gittim yere oturdum çocuklar gözüme baktılar mutlulardı hemde çok mutlulardı aralarından birisi "bize hikaye anlatırmısın ama sonu mutlu bitsin" gülümsedim "tabikide anlatırım" sanki az daha ağlayacak gibiydim derin bir nefes aldım ve onları çok bekletmeden hikayeye başladım
"Arı ve Papatya" biraz düşündüm ve çocukları bekletmeyerek hikayeye başladım
Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir arı varmış bu arı hep sürüsünden ayrı gezermiş ailesiyle çok iletişim kurmazmış biraz mutsuz ve hasta bir arıymış birgün arı kovanında gezinirken kraliçenin yanına gitmiş
bu arı bendim ailesinden ayrı hatta ailesini bile daha tanımayan yada hatırlamayan bir hasta kraliçe peki o kimdi oda ablam mıydı ama artık o yoktu ve ben kaçmıştım
"Biraz yeşilliği dolaşa bilirmiyim kraliçem" kraliçe arıya bakmış derin bir nefes almış "çıka bilirsin ama erken dönmeni istiyorum" arı çok sevinmiş ve kanatlarını çırpmaya başlamış hızlı bir şekilde kovandan çıkmış bir sağa bir sola heryeri gezmiş yeşilliği içine biriktirmiş doğayı içinde tutmuş kuşların seslerini içinde yaşamış ağaçların huşû içinde eğilmelerini o ağaçtan o ağaca geçerken ve yapraklarını avuç gibi hep açık tutmasını yaprakların arasından geçerken hissetmiş kanatlarını hızla çırparak yaprakların arasından hızla aşşağıya inmiş küçük kanadı bir dala deymiş ve hafiften sıyrılmış arının ağzından inleme sesi çıkmış kanatlarını çırpmaya çalışmış ama hiçbir faydası olmamıştı
Artık ablamı göremiyecekmiydim artık kanadı kırık bir arımıydım ben
gözlerini açtığında bir papatyanın ona doğru eğildiğini görmüş ve biranda korkarak geri Çekilmiş "korkma sana bir şey yapmayacağım sadece iyi olup olmadığını merak ettim" arı ayağa kalkmış kanadına bakmış ve kanadının olmadığını görmüş papatyanın ince ama bir o kadar da kısa olan dalına yaslanmış hüngür hüngür ağlamaya başlamış şimdi yuvasına nasıl dönücekti şimdi ailesini nasıl görücekti arıyı öle gören papatya haline çok üzülmüştü ney. yapabilirim diye düşünürken aklına bir şey gelmiş "sana bir kanat yapa biliriz küçük arı" bunu duyan arı sevinmiş ve hemen ayağa kalkmış "ne yapacağız papatya" diye sormuş papatya düştüğü ağacı göstermiş arı ilk başta anlamamış "o ağaca tırmanmaya çalışacaksın küçük arı" demiş bunu nasıl yapacaktı arı "ben o ağaca nasıl tırmanıyım papatya ben uçan bir varlığım" demiş papatya "azim her şeyin başıdır arı nasıl yapıcağım değil ben bunu yapacağım diyeceksin" arı papatyanın bu sözünü çok sevmişti ve hemen harekete geçmiş birinci denemede düşmüş ikinci denemede düşmüş üç dört beş altı yedi sekiz dokuz hepsindede düşmüş hiç birinde başaramamış akşamın geç saatleri olunca papatyanın yanında yatmış sabah erkenden kalkmış ve ağaca tırmanmaya çalışmıştı bu sefer başarmıştı papatyaya sarılıp orada ayrıldı ve kovanınada tırmanarak çıkmıştı kapıdan girdi ve bütün arıların ordan oraya koşturduğunu farketti bu ayrılık demekti artık gidiyorlardı yada saldırıya uğramışlardı küçük arı koşarak kraliçenin yanına gidecektiki bir tane arı ona çarptı küçük arı tökezledi durdu ve "noluyor bu koşuşturma ney" diye sordu küçük karşısında duran arı "artık buradan gidiyoruz sende hazırlan gitmemiz lazım acele et küçük arı" arı şok içinde karşısındaki arıya baktı sanki zaman durmuştu gitmek istemiyordu papatyayı bırakmak istemiyordu iki gün önce gördüğü bir papatyaya bağlanmıştı
ailesine gözükmeden kovanını terketti koşarak papatyanın yanına gitti "biz gidiyoruz papatya artık belki buralara gelmeyiz görüşürüz" papatyanın yanağına bir damla göz yaşı düştü odamı ona bağlanmıştı yoksa bu bir aşk mıydı bir canlı başka bir canlıya bağlana bilirmiydi bağlana biliyormuş demekki
Papatya arıya sarılır "görüşürüz küçük arı" arı arkasına bakmadan geri kovanına döndü ailesine yardım etti ordaki arılara yardım etti ve yola çıktılar arı babasının omzunda gidiyordu kanadı hala kırıktı arı hiç düşünmeden kendini yere attı ailesi bunu farketmemişti çünkü zaten yeterince aceleleri vardı arı arkasını kontrol ederek papatyanın yanına koştu papatya onu görünce şaşırdı arı soluk soluğa nefes alırken papatya hala arıya bakıyordu arı kafasını kaldırdı
"gitmedim papatya insan ruhuna hapsolduğu birinden ayrılamıyormuş bende senden ayrılamadım affet beni papatya aşık olmak suçsa affet beni"
"Geldin beni bırakamadın"
"Bırakmadım"
Bir aşk hikayesi bir arının papatyaya olan aşkı ben aşık olucakmıydım peki birini sevebilecekmi-
Kafamı bir çevirdim ki kahve rengi gözlü çocuk kucağımda yatıyordu gülümsedim bir elimle bebeği tuttum bir elimide kahverengi gözlü çocuğun saçında gezdirdim

Gözümü açtığımda donmuş bir şekilde yerde yatıyordum kucağımda bebek vardı hızlı bir şekilde ayağa kalktım bebek biraz ısınsın giye ona sımsıkı sarıldım diğer sokak çocuklarının burada olmadıklarını farkettim biraz korkmuştum üstümde hala hastane elbisesi vardı koşarak ana yola çıktım hemen karşı kaldırımda kimileri gül satıyordu kimileri peçete kimileri ise para istiyordu insan oğulları isa acıyarak bakıyor sonrada umursamadan geçip gidiyorlardı bir insan oğlu aptallık yapmayı ne kadar çok seviyordu bir kuruş vericek paranız bilemi yok
Birkaç adım attım ve karşıya geçtim çocuklar beni görünce sımsıkı sarıldılar bende onlara sarıldım çocuklardan birisi verdiğim hastane önlüğünü bana uzattı
"Giy şunu üşüme" bu dünyanın en güzel cümlesiydi dün gece benden korkan minik çocuklar şimdi beni koruyorlardı sevgi bu olsa gerek bana yer açtılar oturmam için oturdum kucağımdaki bebek o kadar usluyduki hayatımda gördüğüm en sesiz bebek olabilir karşıya baktım dünkü amcayı aradım nerdeydi o umarım başına bir şey gelmemiştir
Bu düşünceyi bir kenara bıraktım ve bende çocuklara yardım ettim akşama kadar sadece yirmi yedi tl kazana bildik birazıyla çocuğa süt aldık karnını doyurduk aradan birkaç dakika geçtikten sonra
çocuklarla beraber yaşlı amcayı aramaya başladık istanbulun dört bir yanında daha dün tanıştığım bir adamı aradım
çimenlerin üstünde yatan bir adam gördüm dün gördüğüm amcaya benziyordu biraz daha yaklaştığımda o olduğunu anladım önce uyuduğunu düşündüm sonra dün görmediğim dayak izlerini vücudunda gördüm "çocuklar gelin buraya" diye bağırdım hepsi koşarak geldi bebek hala kucağımdaydı "dayak yemiş" gözlerimden bir damla yaş düştü yaşlı amcanın yanına çöktüm bağırdım çığlıklar attım ama kimse duymadı yada duydular ama umursamadılar bu instanbulun cehennemiydi acımasız cehennemi yaşlı amcayı sırtıma aldım kucağımdaki bebeği çocuklardan birine verdim yol boyunca sadece ağladım kaldığım hastaneye vardığımızda doktorum sancar beyi çağırmalarını istedim hala ağlıyordum uydurduğum hikayeyi şimdi yaşıyordum ama mutlu sonunu değil ben cehennemini yaşıyordum
"Noldu talya" doktorum koşarak geldi sırtımda yaşlı amcayı görünce şaşırmıştı
"Lütfen sancar bey yardım edin lütfen iyileştirin"
Yaşlı amcayı sırtımdan aldı ve sedyeye yatırdı hızla kapalı bir odaya oladılar bir kaç doktor tahminimce yardım için içeriye gerdiler ablam koşarak yanıma geldi geldiğim haberini duymuş olmalıydı
"İyimisin talya çok korktum ne oldu o adam kimdi"
"Bu çocuklarda kim" sorduğu soruların hiç birine cevap veremedim sadece koynuna kafamı koydum ve sımsıkı sarıldım gözlerimdeki yaşlar durmak bilmiyordu ağlamak artık bi yanık haline gelmişti yanaklarımdaki güz yaşları boğazımdaki alevlenen cehennem her ikiside acının yokluğunda boğulmak kadar beterdi...