Gözümü açtığımda bir hastanede olduğumu farkettim, kolumda bir serum vardı, etrafımda birkaç insan, bana bakıyorlardı ,korkuyla bakıyorlardı, hiç bir şey demediler, konuşmadılar bile, birkaç saniye sonra kapı çaldı ve içeri iki tane doktor girdi, yanıma geldi ve serumu kontrol etti, sonra bana baktı.
"İyimisiniz? kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"
Yüzüne baktım, gözleri mas maviydi, boyu uzundu, geniş omuzları, saçları kıvırcık, beyaz önlüğü ile çok cool duruyordu. Gözlerim arkasındaki hanım efendiye kaydı. Narin vücudu, omuzlarına kadar olan siyah ve kıvırcık saçı, kahve rengi gözleri, bir beden büyük gelen beyaz önlüğü.
Biran da durdum! kulağım çınlamaya başladı, değişik sesler duydum, sanki başımı bir yere çarpmıştım. Sert ve kuvvetli bir ağrı girdi. Ağzımdan kısa bir inleme sesi çıktı, doktor hemen yanıma geldi
"Talya hanım lütfen derin nefesler alın, ve bizimle kalmaya çalışın"
talya.
benim ismim talya mıydı?
"Talya hanım?" tekrardan aynı ses, ve biranda bütün sesler gitti. Etrafıma sisler çöktü sanki, gözüm karardı, başımdaki o ağrıdan eser kalmadı, kulağım çınlamaz oldu,
herkes sustu!
karşımda birisi vardı? bana bakıyordu? bana baktığına emindim! gözümü sağ tarafa çevirdim, ve orman gibi ıssız bir yerde olduğumuzu farkettim. Çok güzeldi, ıssızdı, ama çok güzeldi. Kulağıma usul bir ses geldi? bu ormanın ıssız olmadığının sesiydi. Zarif çiçeklerin kokuları, insana garip bir huzur veriyordu. Sanki ince uzun ağaçların üstündeki yem yeşil yapraklar kaybolma isteğini arttırıyordu insanın. Yere baktım. Ayaklarım çıplaktı. Kömür izleri vardı. Bir kaç çizik. Ama bu benim umrumda bile değildi. Ayağımın tam dibinde bir karahindiba çiçeği vardı, çok güzeldi, kayboldum sanki beyaz tanelerinin aralarında. insan ona bakınca buralaradan uçup gidesi geliyordu sanki, bazen bir şeylere hissederek bakmamak insanı mutlu edermiş bunu bana birisi demişti kim olduğunu tam hatırlamıyorum ismi aklımda hiç yoktu nerdeyse yüzü bile, keşke kim olduğunu hatırlaya bilseydim.
karahindiba çiçeği ismi bile harikaydı
hafifçe ve kibar bir şekilde eğildim sonra kara hindiba çiçeğini elime aldım yüksek bir kuvvetle üfürdüm be karşımdaki genç adamın yüzüne geldi biranda hapşurdu güldüm güldü gülüşü çok güzeldi nedense hoşuma gitmişti

biranda herşey yok olamya başladı sisler yerinden kalktı sesler duyulmaya başladı.
dıt dıt dıt
bir saniye bu seste neyin nesi merak edip gözğmü hafifçe açtım ve karşımda genç bir doktorun beni izlediğini gördüm. bu beni biraz rahatsız etmişti nedense. birazda korkutmuştu
"Kendinizi nasıl hissediyorsunuz talya hanım daha iyimisiniz" yüzüne daha dikkatli bir şekilde baktım
"Kendimi biraz daha iyi hissediyorum"dedim boğuk bir sesle ve komidinin üstünde duran su dolu bardağı almaya çalışırken genç doktor eğilmemem için su dolu bardağı bana kendi elleriyle verdi bardağı elinden aldım ve sonuna kadar içtim ve bardağı ona uzattım elimden bardağı aldı komidinin üstüne koydu.
"o yanımdaki insanlar kimdi" genç doktor soruma yanıt olarak
"o insanları tanımıyormusunuz bize sizin aileniz olduklarını söylediler şimdi nerde olduklarıyla ilgili hiçbir fikrim yok talya hanım"
ailem, durdum birazcık kasıldım genç doktordan birazdaha rahatsız olmaya başladım yalnız kalmak istedim ve biraz düşünmek istedim uyumak istedim dinlenmek istedim doktora baktım bana değişik bir şekilde bakıyordu derin bir nefes aldım ve bende genç doktora aynı şekilde baktım.
"Başka bir isteğim veya sorum yok çıkarsanız birazcık dinlenmek istiyorum"
genç doktor hafifçe tebessüm etti bende aynı şekilde tebessüm edince odadan çıktı ve kapıyı kapatmayıda ihmal etmedi.
doktor odadan çıktıktan sonra biraz durdum kapıya baktım sonra kafamı yavaş bir şekilde yastığa gömdüm ela gözlerimi
tavana diktim…
o insanlar kimdi? Şimdi nerdeler o insanlar? Neden doktora biz o kızın ailesiyiz demişlerki? O adam kimdi? Neden bana bukadar tanıdık geliyor bu adam? Ben neden hastanedeyim? neden beynim bomboş gibi?
Bana ne oldu? Doktor daha hiçbirşey demedi bile?
Noluyor burada ben korkuyorum.
…
"Hala uyuyorum" mavi gözlü adamın sesi bu gözümü uykulu bir şekilde açtım hemen
mavi gözlü doktor bana baktı bense sadece gözlerine baltım
"günaydın talya hanım nasılsınız acıktınız mı?"
gerçektende inanılmaz acıkmıştım midem sanki bomboştu ve hafif bir ağrı vardı midemde
gözlerine bakmaya devam ettim ve sorduğu soruya yanıt olarak
"Günaydın doktor bey gayet iyiyim ve evet acıktım başka bir sorunumda yok" mavi gözlü doktor hafifçe tebessüm etti ve yanındaki hanım efendiye kaş göz işareti yaptı hanım efendi odadan çıktı sanırım kahvaltılık birşeyler getirmeye gitti bana.
mavi gözlü doktorla birazcık bakıştıktan sonra merak edip doktora sordum "ben neden hastanedeyim" doktor gözlerini biraz irileştirdi şaşırmış gibiydi neden şaşırdığını anlamadım yanlış birşeymi sormuştum doktor en sonunda soruma cevap olarak
"demans yani bazı şeyleri unutuyorsunuz kalıcı bir hastalık ama elimizden geleni yapıcaz bunun için size bir psikolog ayarladık hatta psikolok size hayatınız hakkında sorular sorucak hastalığınız biraz daha belirsiz hale gelene kadar tabi sizde isterseniz istemezseniz hastanede birlikaçgün daha tutucağız sizi bir kaç ilaç yazacağız sonrada istediğiniz yere bırakacağız sizi farkettiğim üzere bir aileniz yok talya hanım yada var bilmiyorum ama hiç kimseye ulaşamadık lütfen izin verin hastalığınız daha belirsiz olana kadar sizi bur-"
"istemiyorum bir kaç gün burda kalıp gitmek istiyorum kararımı değiştiricek birşey olursa size haber ederim"
şaşkın bir şekilde yüzüme baktı. istemiyordum neden istemediğimi bende bilmiyordum ama istemiyordum korkmuştum belkide belkide yeterince cesur değildim belkide bunların hiçbiri belkide ölmek istemişimdir
sustum sustu gözlerimi doktordan kaçırdım ve cama baktım biranda kapı kapandı mavi gözlü doktorun çıktığını anladım bana kızmışmıydı yada benim için endişelenmişmiydi kafamı hafifçe kapıya çevirdim sonra ayağa kalktım lavaboya gittim lavabodan çıktığımda komidinin üstünde kahvaltı tabağımı gördüm zeytin, peynir, salatalık, domates, ve bir bardakta limonata suyu vardı komidinin üstünde duran kahvaltımı aldım ve camın önüne oturdum biranda kolumda serumun takılı olmadığını farkettim ne ara çıkartmışlardı bunu düşünmeyi bir kenara bıraktım ve kahvaltımı yapmaya başladım.
birkaç dakika sonra içeriye hemşire girdi kahvaltı tabağımı bitirip bitirmediğime baktı bitirdiğimi fark edince elimdeki tabağı ve bardağı aldı tam çıkacağı sıra ağzımı araladım ve " biraz dışarı çıka bilirmiyim çok daraldım burada" hemşire yüzüme minik bir tebessümle baktı "tabikide ben hemen geliyorum geldiğimde çıkalım olurmu" büyük bir tebessüm ile kafamı bir aşağı bir yukarı salladım.
bir kaç dakika sonra kapı çaldı ve içeriye hemşire girdi gözüme baktı sonra beni baştan aşağı süzdü "hazırsan çıkalım" dedi sıcak bir gülümsemeyle yavaş ve dikkatli adımlarla hemşirenin yanına gittim hemşire zorlandığımı farkedince hemen koluma girdi biraz daha hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. odadan çıktık hemşire odanın kapısını kapattı ve kilitledi bana baktı eliyle karşıyı işaret etti yürümeye başladım hemşire hanımda bana eşlik etti asansörün olduğu yere gelince hemşire asansörü olduğumuz kata çağırdı asansöre bindik ve zemin kata bastık asansör zemin kata indiğinde kapı açıldı yavaş adımlarla hastanenin bahçesine çıktık ve bir ağacın gövdesine yaslandık arkamızda ağaçlar ve birkaç insan vardı önümüzde ise kocaman bir İstanbul köprüsü hava çok gezeldi yaz aylarını seviyordum sıcaktı ama insan içini sıcak tutan bir havası vardı eğlenceli günleri yaşatan yaz insanın ruhuna ne güzelde kelebek gibi konuyorsun
derin bir nefes aldım ve hemşire hanıma baktım başını eymiş yere bakıyordu
o an içimden ne geçiyorsa söylemek konuşmak istedim bunu neden istediğimi bilmiyordum ama umrumdada değildi onunla sohbet etmek istedim ve hemşire hanımın elini tuttım bir abla sıcaklığı ile belki o benden büyüktü bilmiyordum ama ya bir abla yada bir kardeş sıcaklığıyla ona bir yuva gibi yaklaşmak istedim sağlam bir yuva.
gözleri gözlerimle buluştu gülümsedim
"bir keresinde bir kitapta okumuştum ve çok etkimi çekmişti"diye söze başladım gözlerini kocaman açtı ne demek istediğimi oda anlamamıştı derin bir nefes çektim içime ve vücudumu hemşire hanıma doğru çevirdim
"Raftaki kitaplar binlerce hayat ve binlerce teccrübe. Birbiri ardına açılan binlerce gizli kapı demekti."gözlerime şaşkınlıkla baktı, ne demek istediğimi anlamadığını düşündüm. Derin bir nefes aldım, sonra cümleme devam ettim.
"Sular siyah bir mürekkeptendi yaşama daǧıldı. Ümitsizlik gibiydi aldığımız her bir nefes ölümü tatmış bir ruhun küllerinden ibaretti. Yaşam için solurken aynı zamanda ölümü tatmaktı." Hayat insanı ölüme zorlar bazılarını ise yaşamaya dünya her zaman iki yoldan ibarettir bu yolları butun canlı veya cansız varlıklar seçer seçim bizim ilk ve son çizgilerimizden ibarettir.
"Ben hiçliğe doğru adımlayan o sigaranın külleriydim. Bir yok oluştan düştü bedenim küllüğe. Ruhum kanatları sisten bir anka kuşuydu. Geleceği görünmezdi, her saniye biraz daha yokluğa karışıyordu. Sonra bedenimin üstünde ihtişamlı bir yok oluşla kendini feda eddi. Küller bedenime ölü bir topraktı." Biz bir sigaranın külüyüz ya çöpe atılırız yada küllüğün içinde yok olup gideriz
sisleri insan iki türlü görür ya ölümün yolu yada mutluluğun yolu bunları bizler görürüz
biz toprağa gömülürüz kimileri arkamızdan ağlar kimileri sadece izler biz ise toprağın altında çürür gideriz.
"Kağıttan turna kuşlarına bağladım geleceğimi, geleceğim savrulup gökyüzüne ulaşırken bedenim toprakla buluştu."bazen bir kuşa bile muhtaç kala biliyor insan bazıları geleceğini yok etmek için bazıları ise yalanlarını silmek için ve her ikisinin sonundada birisi ölüyor
"hislerin melodisi kırıktı. Kalbimize saplandı, Şeffaf kanlar aktı gözlerimden." müzik insanın ruhuna işlenir bazı insanları yok eder.
"Gidişi ölümü anımsatıyordu, bir balıktım akvaryuma göz yaşı düştü, acı verdi. Sonra nefes aldığım suda acıyla boğuldum. Ben orda kaldım o kanatlanıp gitti." Bazı insanların gidişi öldürür bazı insanlar ise sadece boğulur ve ölür…
Gözlerime bakmaya devam etti, gözlerine baktım gözünden bir damla göz yaşı düştü. bu neyin göz yaşıydı ağlaması arttı. elim hala ellerini tutuyordu ben ellerimi kurtarmaya çalıştıkça o daha sıkı tutuyordu en sonunda direnmeyi bıraktım. Gözleri ellerindeydi sanki ellerinden yardım istiyordu bir insan ellerinden yardım istermiydi belkide ellerinden kurtulmak istiyordu ama o muhtaç gibi bakıyordu yada bana öyle geliyordu gözleri hala aynı yere bakıyordu bir elimi kaldırdım ve çenesinden tutup hafifçe kafasını bana çevirdim gözleri gözlerimle buluştuğunda kolumu açtım ve ona sımsıkı sarıldım bir yuva sıcaklığıyla kollarını belimde hissettim hıçkırık seslerini duymaya başladım o kollarını belimden çekene kadar ona sımsıkı sarıldım.
"Ben hayatımı aşk uruna kaybettim ama o beni bir başkasına seçti Talya." Elini belimden çekti saçlarını düzeltti gözünden düşen yaşları sildi ama hala ağlamaya devam ediyordu sanki ömrü boyunca bugünü beklemişti içinde sadece biriktirmiş bu çok kötü bir şey di bir insan acısını neden içine atarki ölmek için mi ?
"Ben hayatım boyunca sadece onu düşündüm ailemden men edildim ama yine onu bırakmadım ben yemin ederim ona aşıktım biliyormusun o olmadan önce hayatım bomboştu sadece bir ölüydüm ben o sigaranın küllerinden yeniden doğmuştum o gittikten sonra ben o küller ile beraber bir çöpe atıldım" belkide doğduğunu zannetmişsindir
hıçkırıkları arttı sadece ağladı başka hiç bir şey söylemedi bense sadece onu izledim acı çekiyordu ağlıyordu ilk başta sevinç ağlaması sandığım ağlamalar şimdi bir hıçkırıkla beraber acıya dönüştü kalbim parçalara ayrıldı onu öyle görürken daha fazla dayanamadım ve ona tekrardan sarıldım ama bu sefer daha sıkı sarıldım kulağına doğru "geçti abla" dedim bilmiyordum belki benden büyüktü belki benden küçüktü belki aynı yaştaydık hiçbir fikrim yoktu ama umrumda da değildi "geçmedi ben hala bir çöpün içindeyim" doğru söylüyordu belkide yanılıyordu o hala bir yerde hapisti ama ben onu ordan kurtarıcaktım "geçicek başarıcağız her ne yaşadıysan halledeceğiz her acı geçer her acı iğleşir o nasıl bıçağı sokup çevirdiyse sende o bıçağı çıkartabilirsin ve biz bunu yapıcaz abla"
"Ben o bıçağı çıkartırsam ölürüm talya o bıçak benim her türlü ölümüm oluyor"
yine haklıydı o bıçak onun her türlü eceli oluyordu peki ölen insan yeniden doğa biliyor muydu ? o ölürse tekrarda doğacak mıydı ? beni bırakmazdı değilmi ?
sustu sustum ve sustuk o günden sonra bir daha böyle bir konu açılmadı ama o benim hep ablam olarak kalmaya devam edicekti ve biz iyileşicektik.

Odama gider gitmez derin bir uykuya daldım uykum da aynı rüyayı gördüm o adam kimdi? merakım daha fazla artıyordu.
uyandığımda yanımda bir kalem ile defter gördüm komidinin üstüne eğilip kalem ile defteri aldım içini açtığımda kitabın bir tane sayfasında bir şey düştü ayraç gibi bir şeydi ne olduğunu anlayamayarak elimi uzattım ve kucağımdaki küçük ayracı aldım kurutulmuş bir gül şaşırmıştım bu da neyin nesiydi ? kim neden bana böyle bir şey göndersinki gülü kucağıma koydum defterin sayfalarını çevirirken bir not gördüm.
6 şubat pazar 2020
8:50
bana ilk defa birisi abla dedi ilk defa bir kardeşim oldu ben küçüklüğümden berri bir kardeşim olsun isterdim sen bana abla dedin talya "geçicek talya biz başarıcağız" senden tek bir şey istiyorum talya pes etme kardeşim ve bu defteri yanından asla ayırma içine hep güzel şeyler yaz
sevgilerle Nazen
açık olan sayfanın üzerine bir damla göz yaşı düştü hemen gözümden düşmeye başlayan göz yaşlarını sildim kalemi elime aldım bir sayfa çevirdim.
8 şubat salı 2020
8:12
benim adım talya kaç yaşında olduğumu bilmiyorum nerde doğduğumu nerde yaşadığımı neden burda olduğumu hiç bir fikrim yoktu neler yapmaktan hoşlanıyorum neler seviyorum neler beni mutlu ediyor neler beni üzüyor bildiğim tek bir şey vardı ömrüm boyunca hasta bir kadın olarak kalıcaktım. bazen en mutlu olduğum günleri unutacaktım. bazen kendimi unutacaktım. bazen sevdiğim insanları unutacaktım. ben sadece talya ailemin olup olmadığını bile bilmiyorum belkide var beni bırakıp gittiler,belkide öldüler ama onları suçlamıcam çünkü hiç bir şey bilmiyorum yada hatırlamıyorum. ben talya hastanede gördüğü birini ablası olarak bilen talya ona kollarını açan tek yuvası tek ailesi bir hemşire belki oda bırakıcak beni gerçi bırakılıp bırakılmadığımı da bilmiyorum hiç bir şey bilmiyorum bildiklerim bile sadece iki kelime
söz veriyorum abla bu kitaba hep seni yazıcam ve hep mutlu günlerimi yazıcam söz veriyorum…
kalemi defterin arasına koydum ve komidinin üstüne bıraktım.
bir anda kapı çaldı hemşire veya doktor sanıp cevap vermedim kapı inatla tekrardan çalınca
"girin" dedim sert bir sesle.
Kapı açıldı içeriye genç bir adam girdi saçları dağınıktı, gözleri yeşildi, dünyanın bir kısmı gözlerindeydi sanki çok güzeldi insan içinde hapis olmak istiyordu selvi boyu, geniş omuzları, siyah takım elbisesi, sert ve güzel bir kokusu vardı hoşuma gitmişti bu.
Yanıma geldi elini uzattı elimi uzattım hafifçe sıktım.
"Merhaba ben Agah Uyar psikoloğum beni doktorunuz Sencar bey yolladı…"