Gözlerimi kırpıştırarak etrafıma bakındım. Işıklar sarımsı, titrek, tavandaki eski floresan lambalardan geliyordu. Duvarlar nemli, küf lekeleriyle kaplıydı ve o karakteristik ıslak halı kokusu burnumu yakıyordu. Batı hâlâ şoktaydı, ayakta zar zor duruyordu.
"Neredeyiz biz?" diye sordu Batı, sesi titriyordu. Yemyeşil gözlerinde her zamanki neşe yerine korku vardı şimdi.
Ateş çevresine bakınırken sakinliğini korumaya çalışıyordu ama ellerinin titrediğini fark ettim. "Bilmiyorum ama bu... bu tıpkı senin izlediğin o film gibi," dedi bana bakarak. "Backrooms."
İçim ürperdi. Gerçekten de karşımızdaki manzara filmde gördüğüm sahnelerin birebir aynısıydı; sonsuza uzanan sarı koridorlar, birbirinin kopyası odalar, hiçbir pencere ya da kapı olmayan duvarlar.
"Bu bir şaka olmalı," dedi Batı, sesini yükseltmeye çalışarak ama sesi boğuk çıktı. "Belki biri bize oyun oynuyordur."
Ateş başını salladı. "Ofiste öyle bir duvar yoktu Batı. Sen tuvalete girdin, biz de arkandan geldik ve aynı şeyi gördük. Bu gerçek."
Sessizlik çöktü aramıza. Uzaktan, çok hafif bir uğultu duyuluyordu -- sanki eski bir klima ya da jeneratör sesiydi bu, ritmik ve rahatsız edici. Batı bir adım geri attı, gözleri panikle doluydu.
"Çıkış yolu bulmalıyız," dedim, sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak. Aslında içimde kopan fırtınayı belli etmek istemiyordum çünkü ikisi de bana bakıyordu, sanki ben bir çözüm bulacakmışım gibi.
Ateş derin bir nefes aldı ve etrafı incelemeye başladı. "Film doğruysa, bu yerde sürekli hareket etmek gerekiyor. Durursak daha da kötü şeylerle karşılaşabiliriz."
Batı'nın dudakları titredi. "Ne gibi kötü şeyler?"
Kimse cevap vermedi. Çünkü hiçbirimiz bilmiyorduk.
Koridorun sonuna doğru ilk adımımızı attık, ayak seslerimiz eski halının üzerinde boğuk bir şekilde yankılandı. Her adımda etrafımızdaki odalar birbirine benziyor, sanki bir labirentin içinde kayboluyorduk. Level 0'daydık artık -- ve buradan çıkış yolunu bulmak, sandığımızdan çok daha zor olacaktı.


