Ben her zaman babasının kızı olmak yerine oğlu gibi davranmıştım. Babam özgür olmama izin vermişti ve ben de onun peşinden bir ördek yavrusu gibi ilerlemiştim. Gelin size hikayemi anlatayım.
Her şey babamın 3 kızı olmasıyla başladı. Ben ilk kız oldum.
Sonrasında kardeşlerim Selin ve Işık doğmuştu. Durum böyle olunca ben babama onlar ise anneme benzemeyi tercih etmişti.
Selin çok iyi bir aşçıydı. Her zaman evin yemekleri onda olurdu. Işık ise en ufak dağınıklıktan rahatsız olur , kendi istediği gibi düzenlerdi.
Ben mi ?ben de kendi güvercinlerine bakıp kaykay yapan, babasının arkadaşlarıyla tanışıp onlara güvercin satan , futbol oynayan bir kızım. Evet biliyorum tuhaf ama sanayide çalışmak istiyorum. Ben git gide bir erkek olma yolundayım. Ama bundan pişman değilim. Çünkü bu sadece bir algıdan ibaretti. Annem de kabullendi artık. Her hafta sonu onun " kalk da az yardım et kardeşlerine " sözüyle uyanıp aynı sözle günü kapatıyorum.
İyi de alt tarafı 3 + 1 evde en fazla ne kadar dağınıklık çıkardı. Ki hepimiz büyümüştük. Ben 19 yaşımdayım. Kardeşim Selin 17 Işık ise 15. Evi dağıtacak unsurlar çoğu zaman okuldaydı zaten.
Hem onlar çalıştığı için benim çalışmama gerek kalmıyordu. Ben de her gün sabah güvercinlerimle 1 saat ilgilenip parka kaçıyordum. Hava yağmurlu ise futbol değil ise kaykay. Eve hava kararmadan dönmek zorundayım. Tek şartı buydu babamın. Ama tabii ki çok daha erken dönüyordum çünkü çalışmam gereken bir sınav vardı.
Annem benden bıkmıştı. Nedeni ise evde 3 tane güvercin kümesi olmasıydı. Bunlardan biri benimdi damızlık olanlara ben bakıyordum. Annemin delirme nedenini anlamıyorum ben hem bu hayvanlarla vakit geçiriyorum hem de para kazanıyorum. Ne zararları var sanki. Beni evde tutabilecek nadir şeylerden biriydi. Bazı insanlar gibi onları para kaynağı olarak değil birer arkadaş olarak görüyordum. Onlar benim ailemdi sadece bazılarını mecburen satmak zorundaydım çünkü hem yeni büyüyen bebeklere yer lazımdı hem de kümeste düzen olmak zorundaydı.
Annemin seslenmesiyle elimdeki kalemi defterimin arasına koyup yanına gittim.
" Gel kızım şu soğanları doğra. "
İşte bundan nefret ediyorum. Büyüyünce yemek yapan birini bulsam iyi olurdu yoksa ikimiz de açlıktan ölürdük.
Ağlamak istemiyorum.
"Tamam annem"
Soğanları dilmek çok sinir bozucuydu. Neden gözlerimize acı çektirmeyi bırakıp soğan yememeye karar vermiyorduk. Soğanları boykot etmeliyiz bence belki o zaman tatlı olmaya karar verirler.
Canım sıkılmıştı ve saçmalıyordum.
" Bu arada akşam Buğra'nın ailesi yemeğe davetli , sen de bir tatlı yaparsın artık. "
Onlar nereden çıkmıştı şimdi. Ben futbol için bizim takımla sözleşmiştim. Bizim gruba acil yazmalıydım yoksa adam eksilirdi ve benle bir hafta konuşmaz ektin sen bizi derlerdi.
Bizim takım futbol ⚽
- beyler ben iptal , benim yerime başkasını bulun
Doruk: niye sen kolay kolay ekmezsin bizi
- annem tatlı yaptırıyo misafir varmış
Can: biz de yeriz hakkımızı diye düşünüyorum özür hediyesi olarak
- ben tepsiyi getirsem sen doymazsın artarsa ayırırım size
Ege: ne tatlısı ?
- trileçe
Ege: off adamsın
- artarsa dedim ki pek sanmıyorum maşallah ordu gibi iki aile birleşcez
Doruk: Allah sabır versin
- amin amin
Annemin çağırmasıyla geri ona döndüm. " Daldın gittin yine ne o sevgili falan mı var?"
Göz devirdim. Bir de bunu anlamıyordum işte. Şimdiye kadar sevgilim olmamıştı ve annem bunu asla kabullenmiyordu. Babam artık inanmıştı çünkü çevrem genellikle erkeklerden oluşuyordu. Çevremdekiler de babamın tanıdıkları olduğu için onların ağzından laf alıyordu.
Anneme mesajları gösterdim. Bakmakla yetindi. Sonra dayanamadı bana geri döndü.
" Kızım sen ne zaman büyüyeceksin? Ben kötü bir şey mi istiyorum sanki ne olurdu yani bir sevgilin olsa yaşıtların kaçıncıyı değiştiriyor sen yerinde sayıyorsun. Torun göremeyeceğim diye korkuyorum. "
" Anne ne torunu Allah aşkına, ben daha küçüğüm sınavım var üniversite var bitireyim kendi işim olsun belki bakarız"
" Sen üniversite sınavını bahane olarak kullanıyorsun"
" Annem ben sayısal 30.000 istiyorum"
" Tamam kızım göreceğiz "
İşime döndüm. Yine başlamıştı annem. Aklına bir şey gelmiş olmalı ki geri döndü
" Güzel doğra onları akşama Buğranın ailesi yemeğe davetli "
O çocuktan nefret ediyorum. Tam bir gerizekalıydı. Mahallede suratına top geldi diye ağlayacak gibi olmuş sonra da eve kaçmıştı.
Rezil bir veletti gözümde. Eğer annem çağırdıysa kesin 3 saat bırakmazdı onları
Ben kimden nefret etsem annem o kişiyi beğenir bana ayarlamak için gizli gizli överdi. Sanki anlamayacaktım.
Neyse ki Buğra üniversiteye gitmişti. Artık onu bu mahallede pek görmüyorduk. Ben yıllardır görmemiştim gerçi ama annem sürekli " beyefendi çocuk" diyerek över , buraya geldiğini söylerdi.
Ailesini severdim. bence Buğra çekinik gen falandı. Ailesinde kimseye onun gibi uyuz olmuyordum . O ailede tek gıcık oydu.
Annesi de tatlı kadındı. Hele bir tatlı yapardı varya tadından yenmezdi. Babası da kafa adamdı. Babamla arkadaşlardı. Sürekli görüyordum onu da. Zaten karşı komşumuz onlardı. Bu da yaz akşamları her gece sokakta oturan annem ve babam demek oluyordu.
Tatlıyı da bitirmiştim ve mutfaktaki işim bitmişti. Ellerimi yıkayıp mutfaktan dışarı çıktım. Odamı toparlayacağım biraz kafam dağılır en azından.
Masadaki tabakların sesi, annemin mutfaktan gelen son talimatları ve kapı zilinin o kaçınılmaz sesi... Odamdan çıkarken üzerime her zamanki rahat tişörtlerimden birini geçirdim ama annemin "Biraz düzgün bir şeyler giy!" bakışları altında kendimi hafif bir gömleğin içinde buldum.
Kapı açıldı. Komşumuz, Buğra ve ailesi içeri süzüldü. Buğra'nın burada ne işi vardı. Bildiğim kadarıyla tatil de yoktu. Çok değişmişti. Boyu 185 rahat vardı. Bu kadar büyüyebileğni beklememiştim.
Babalar hemen güvercinlerden ve piyasadan konuşmaya başladı bile. Ben ise mutfaktan getirdiğim su bardaklarını masaya dizerken göz ucuyla Buğra’ya baktım. Hala o çocuksu, her an ağlayacakmış gibi duran ifadesi üzerinde mi diye kontrol ettim. Ama bir saniye, bir şeyler farklıydı. Harbiden de bu çocuk büyümüştü.
Yemeğe geçtik. Selin’in yaptığı o muazzam yemekler masada ışıldarken, annem sürekli konuyu benim sınavlara ve "hayırlı kısmetlere" getirmek için fırsat kolluyordu.
"Ee Buğra oğlum," dedi babam, ekmeğinden bir parça koparırken. "Senin okul işi ne oldu? Hazırlık bitti, artık şehir dışına tam yerleşiyorsun herhalde?"
İçimden bir "oh" çektim. Gitsin de mahalle biraz nefes alsın, annem de kimi öveceğini şaşırsın.
Buğra yavaşça çatalını bıraktı, bardağından bir yudum su içti ve o sinir bozucu gülümsemesini takındı. Bakışları bir an bana değdi, sanki ne kadar sevindiğimi biliyormuş gibi.
"Aslında amca, bir karar değişikliği oldu," dedi sesi gayet kendinden emin bir şekilde. "Bölümüm bu yıl buradaki üniversiteyle ortak bir programa geçti. Ben de ailemin yanında kalmanın daha mantıklı olacağını düşündüm. Yatay geçiş başvurum kabul edildi. Yani... Artık okuluma burada, bu mahallede devam edeceğim."
Annemin gözleri parladı, adeta zafer kazanmış bir komutan edasıyla bana baktı. "Aaa ne güzel! Bak gördün mü kızım, Buğra artık buralarda. Derslerinde de sana yardımcı olur, ne de olsa o yollardan geçti."
Boğazıma bir soğan parçası kaçmış gibi hissettim. Öksürmemek için kendimi zor tutarken masanın altından telefonuma bir bildirim düştü. Bizim gruptandı. Efe, "Trileçe ne oldu?" diye soruyordu.
Triliçeyi bilmem ama benim hayatım şu an tam bir kaosa döndü diye geçirdim içimden. Buğra buradaydı. Gitmemişti. Ve annemin bitmek bilmeyen "bak ne beyefendi çocuk" nutukları için artık her gün yeni bir malzemesi vardı.
Bakışlarımı Buğra'ya diktim. O ise hiçbir şey olmamış gibi Selin’in yemeklerini övmekle meşguldü. Bu mahalle maçını kazanmak, o 30.000 sıralamayı yapmaktan daha zor olacaktı, orası kesindi.
Yeni kurgum nasılll?
Konuyu beğendiniz mi?
Sizce karakterler iyi mi?
( Gökçeyi biraz kendime benzetmiş olabilirim belki birazdan bi tık fazla)
taslakta tamamlamadan atmak istemediğim bayağı bir kurgu daha var bazılarına bitiş yakın ama çoğu biraz zor gibi.
Gökçeyi toplum kalıplarından uzak tutmaya çalıştım. Günümüzde maalesef Gökçe' nin kaykay sürmesini , yemek yapmayı sevmemesini , futbol oynaması , güvercin bakmasını vb. yargılayacak çok fazla insan var . En azından kurgularda normal karşılansın biraz da olsa