Saygı çerçevesinde yorum yapmanızı, sadece kurgu olduğunu belirtmek istiyorum. Şimdiden iyi okumalar.
Felix-
Sanki denizin derinliklerinde boğuluyorum, ama yardım istediğim eller sadece bakıyor gibiydi. Bu hissi anlatmak çok zordu, anlatamazdımda. Mantıklı cümle kuramıyordum bile, neden mi? Babam ve annem yüzünden. Ben hayata tutunmaya çalışan bir bebektim, gençtim bunun yaşımla bir ilgisi yok. Daha annemin karnındayken hayata zor tutunmuştum ben. Ve en alt ırk olan omega olduğum için, nasıl desem;cehennem ızdırabı gibiydi hayat. Ama her zaman hayallerimizin peşinden koşmalıyız bence, psikolog olmak için her şeyini verdin, günlerce çalıştım çabaladım. Annem ve babamın o baskılarına, o psikolojik ve fiziksel şiddetlerine rağmen başarabildim diyebilirim ama gel gör ki kader gene en ahlaksız oyununu üstümde oynamıştı, ben: Lee felix. 22 yaşında yeni atanmış bir psikologum. Ve ilk danışmanım beni özel olarak tutan manyağın teki. Kim mi? Kore de tanınan o adam. Hwang hyunjin. Ah şaşırmadım, kader ne zaman bana güzel bir seçenek sunmuştu? Ya o ya bu değil, direkt bu olmak zorunda gibi.. Seçenek bile sunulmamıştı. Neyse, en azından artık babamın ellerine muhtaç olmadan kendi paramı kazanabileceğini değil mi?
Soğuk ve kasvetli havaya aldırış etmeden çantamı sıkıyordum, bu sırada soğuk -üstümde sadece bir sweatshirt olmasından bahsetmiyorum bile- işlemişti sanki vücuduma. Bu sırada çillerim geldi aklıma.. Babamın her zaman nefret ettiği Çiller. Otobüs gelince aynamı vs kapatıcımı çıkarıp kapattım o iğrenç lekeleri. Kendimde sevdiğim özellik neydi benim? Bir psikolog kendi psikolojisi yerlerde sürünüyorken başkasını tedavi edebilir miydi? Bilemiyorum.. Bu sırada da otobüs durmuştu. Candan dışarı baktım ve derin bir iç çektim. Evine gelmemiş olsamda -evine en fazla 5 dakikalık yürüme mesafesinde olan, otobüslerin son durağı olan ormanlık bir taraf- hiç şikayet etmeden indim otobüsten. Sanki hava bana garez li ymiş gibi daha da soğumuştu. Pf, her neyse. Evin önüne geldim gelmesine de, neden bu kadar koruma vardı? Bu bir. İkincisi kahrolası kapı nerde... Zenginler böyle mi yaşıyor.? Ne acı. O dağ gibi korumalar dan biri konuşunca korktum tabii, korktum değilde, irkildim sadece.
"Siz Lee Felix olmalısınız. Bekleyin lütfen"
Kafamı salladım, adam telefondan biri aradı, bir şeyler konuştu ve kaoıyo açtı.
"Buyrun lütfen bay Lee."
"Teşekkürler" Diyip tebessüm ettim. Bahçede adımlayıp kocaman kapıyı -ki bana göre kocaman- çaldım. Zil sesinin ardından tatlı bir kadın açtı kapıyı.
"Hoş geldiniz bay Lee, bay hwang yukarıda sizi bekliyor."
Kafamı sallayıp yukarı çıkmaya başladım. Wooah, ev çok güzel ve çok temizdi. Sanki hayâllerimdeki gibi..
Bu sırada hizmetçi hyunjin'in kapısınk çaldı ve girmem için önümden çekildi. Hafifçe eğilip içeri geçtim. Yunan tanrısı? Adam taşmış la. Akşam jisung ne tepki verecek acaba.. Şimdiden başımın ağrımasına şaşırmıyorum.
Bunları düşünürken o derin ses konuştu.
"Hoş geldiniz."
"Hoş buldum."
"İsterseniz terasta devam edelim?" Kafamı salladım ve terasa çıktık. Orman manzarası beni büyük emi şti resmen.
"Nasıl hissediyorsunuz bay hwang?"
"Benden mi kaynaklı emin değilim ancak sanki.. Uzun zamandır aradığım bir şeyi bulmuş gibi hissediyorum. Sahi, seansa başlamadan önce.. Bana neden bu kadar tanıdık geliyorsunuz? Feromonlarınız neden bu kadar tanıdık? Siz kimsiniz bay Lee?"
- Devam edecek.
"Bir insanın ait olduğu kişiyi tanımasına gerek yoktur aksine o insandan ne kadar uzak olursa olsun, kader zaten onlar için dönüyordur. Bu yüzden bazı şeyleri hissetmek için beklentiye girmek insanı yiyip bitirir. "
İlk bölüm, tanıtım diye bu kadar kısa tuttum. Umarım beğenebilirsiniz.. Umarım yazabilirim😔 neyse şimdilik bu kadar.. Beğenilirse devamını yazarım.