İçeriğe geç

AZRAİL'İN SAATİ

Bölüm 3 · 4 dk okuma

AZRAİL'İN SAATİ

Bölüm 3

KURTARICI MELEĞİM

Her inişin bir çıkışı vardır. çok klişe olsa da doğruluğu yüksek bir cümledir. Zaten bir şeyin klişe olması onun doğruluğunun herkesçe kabul edilip, dilden dile aktarılması ve yaşanan bir olayda sürekli tekrar edilen bir şey değil midir? Merdivenler uzun olunca insan daha çok şey düşünüyor ama şimdi düşünmek istemiyorum. görmek istiyorum. Sanki düşünmek yetmiyor. Görmek lazım. Görebilmek lazım.

Aşağı indiğimde Zeliha teyzenin hazırlanılan şık sofrayı topladığını gördüm. Sofraya hiç dokunulmamıştı.

-iyi akşamlar Zeliha hanım.

-İyi akşamlar Emir bey.

Zeliha hanım evimize birkaç aydır gelen, yeni çalışanımız. Onda diğer çalışanlardan farklı olarak bir teyze, abla, bacı... gibi bir yakınlık duysam da çalışanlar ile arama mesafe koymayı küçük yaşta babamdan öğrendim. Kendisi düşmanlarına casusluk yapabilme ihtimaline karşılık elinden gelen tüm tedbirleri almıştır. sağolsun.

-Misafirler gittiler mi? bana geldikleri ya da gittikleri hakkında bilgi verilmedi de...

- Numan Bey'in acil işi çıkması sebebiyle yemek yarın akşama ertelendi. (kısa bir beklemeden sonra) Yemeğinizi hazırlayayım mı?

Ve bana haber verilmemişti. İştahımın kaçmıştı.

-yok, teşekkürler... deyip yukarı çıktım.

Yatak odamda ne yapacağımı bilemedim. Kısa bir düşünmeden sonra ceketimi alıp dışarı çıktım. ev üstüme üstüme geliyordu. kulaklığımı takıp son ses Shawn Mendes dinliyordum. Bu bana farklı bir şeyler hissettiriyordu. Evden epey uzaklaştıkça daha iyi nefes almaya başlamıştım. Sokakların dilini biliyordum ve bu gece bela aramak için Hacı'nın Yerine gittim. Orada elbet bana uygun bir şeyler vardı. Hacı'nın Yerine vardığımda eski okulumdaki serserileri gördüm. Onların da benden önce burayı keşfettiklerini tahmin etmiştim. Onlara sessiz ve birazdan olay çıkaracak gülüşümü attıktan sonra tek kişilik oturma yerine geçtim. garsona kokteyl istedikten sonra onlara uzun uzun bakıp, gülerek başımı onlara selam vererek salladım. yedi kişiydiler. İçlerindeki en kaslı ve yapılı olan onların lideriydi. Bunları nerden mi biliyorum. Eski okulumdaki kaynaklarından. Ben ikinci okuluma balamadan önce benden önce namım onlara ulaşmış. Sonrasında tuttukları ilk köşede sıkıştırma, dalga geçme ve tehditlerle geçen ilk gün. Onlara boyun eğdiğimi düşünüyorsanız beni gerçekten tanımadığınızı anlayacağım. Pes etme ve boyun eğmeyi hiçbir zaman sözlüğüme eklemedim. Babamın düşmanlarından korunmak için dövüş dersleri aldığımdan onlarla savaşmam sanıldığından daha zor olmadı. Tereyağından kıl çeker gibiydi ve nasıl anlatsam deşarj olmuştum. İçimdeki gücü yeniden hissetmiştim. Bugün de öyle bir şey istiyordum. İstediğime çok az kalmıştı çünkü liderlerini artık tutamayan zavalılardan başka bir şey değillerdi. Ve sonunda beklediğim an:

-Neden bakıyorsun şerefsiz?

bunları söylerken yakama yapışmış, ağzından salyası ile birlikte hırıltı çıkıyordu.

-Bakmamdan mı korktun?

bu soru elini yumruk yüzüme indirmesine sebep olmuştu. Burnumdan akan kanı temizlerken istediğim şeyi yaptığı için tekrar güldüm sonra tam arkasını döneceği sırada yüzüne yumruk attım. Bundan sonrasında artık diğer arkadaşlarıyla birlikte etrafımı sararak vurmaya başladılar. Kabul etmeliyim ki güzel vuruyorlardı. Onlar vurdukça ben gülüyordum. Ben güldükçe onlar vuruyorlardı.

-Bu kadar yeter!

Bana vuranların hepsi hamleleri donmuşçasına sesin sahibine baktılar. Bu bir kız sesiydi. deri ceket, açık saçları ile endamı çok güzel bir kızın sesiydi. kanlı yüzümün acısını unutmuş gibi uzun süre kıza baktım. Fiziği mankenlere taş çıkartacak kadar güzeldi. Kızın bu serserilere meydan okuması da başka bir meseleydi.

-Yolunu mu şaşırdın güzel bayan?

Genelde bunu kadınları kızdırmak için söylerlerdi.

- Rahat bırakın çocuğu...

çocuk mu? bu gururumu incitmişti. Onunla neredeyse aynı yaştaydım hatta ondan büyük bile olabilirdi.

-Yalnız ben senden büyüğüm, dedim kırılan onurumu onarmaya çalışırken.

-Kes, adam olsaydın da dayak yemeseydin be adam.

bunu söylerken küçümsediği o kadar belliydi ki... yerden kalkmak için tüm gücümü topladım. Adlarını hala bile bilmediğim serserilerin lideri kızı beğenmiş olacak ki -kızı beğenmemek elde değildi.- kıza doğru gidip tam kendini tanıtacakken ona yumruk attığım taraftan bir yumruk attı. adam ne olduğunu anlamadan sol tarafını tutarak kıza saldırmaya başladı. kız tekmesiyle adamın kafasına soldan tekrar çarpmasıyla adam yere yığıldı. Diğer serserilerde bir anda kıza saldırmaya başlayınca kız eline aldığı demir sandalyeyi sarışın bir çocuğun boynunda büktü. kırmızı-siyah kareli çocukta kızı arkadan saçlarından tutacağı anda kız arkasını dönerek yamulan sandalyeyi adamın kafasında bu sefer tam kırdı. O kadar hızlı dövüşüyordu ki diğerlerini nasıl yere yığdığını anlamadım. Serserilerin hepsi yerde kıvranırken siyah saçlarını havalı bir şekilde havaya atarak sanki ağır çekimde yanıma geldi. kalbimin çarpması bir anda arttı. Ondan başka etrafımdaki her şey bulanıklaştı. Sağ kolumu omzuna aldığında kanlı yüzümün ve dağılmış tipime aldırmadan onu izlemeye başladım.

- Hacı abi... buralar sende...

Ben hayran hayran bakarken, Hacı abisinin -otuz yaşlarının üzerindeydi- gururla "ellerine sağlık kızım" der gibi bakıyordu.

Dışarı çıktığımızda soğuk rüzgarın yüzüme çarpmasıyla kanaya, yara lan yerlerimin soğukta acılarını hissettim. Tüm bedenim ağrıyordu ama ben muhteşem bir kızın omzunda bilmediğim bir yere gidiyordum. Korkmuyordum çünkü artık bir kurtarıcım vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.