Kaç kişiye verilir ikinci şans. Bana verildi. hastanede gözlerimi açtığımda sanki uzun zamandır güneş görmemiş gibiydim. Yanı başımda babamı gördüm. uyanmamı bekliyormuş gibiydi. onun yüzündeki kırışıklıkların arttığını fark ettim.
-Uyandın mı oğlum? ( her zamanki şikayet eden halinden çok yorulmuş bir ruh vardı karşımda)
cevap veremedim, boğazım kurumuştu. dudaklarımdan sadece "su" kelimesi çıkabildi. babam başımda bekleyen bir hemşireye işaret vermesiyle hemşirenin bana su vermesi saniyeler sürdü. Suyu vücudumda akışını hissederek içtim. Bardağı hemşireye uzattığımda aklıma gelen ilk soruları sordum.
-neredeyim... bana ne oldu?
soruları sorarken başım zonkluyordu. kendimi gereğinden fazla yorgun hissediyordum. bir de içimde tarif edilemez bir acı vardı. bu acı bana tanıdık geliyordu ama daha isim verememiştim. babam:
-trafik kazası geçirdin, 1 aydan fazladır hastanedesin. uzun zamandır yoğun bakımdaydın. Allah bir daha böyle bir acıyı düşmanıma göstermesin.
babamın boğuk şairleri anımsatan sesinde içinde "oğlum" geçmeyen cümleler. Sanki babam , babam değildi.
-hiç bir şey hatırlamıyorum. üstelik beynim donmuş gibi hissediyorum.
Yine donuk yüzü ve rahatlatıcı sesiyle:
-Şimdi dinlen . her şey yoluna girecek. (bu sözleri söylerken başımı okşamasını istiyordum. . tıpkı annemin beni severken , bana nasihat ederken, masal anlatırken yaptığı gibi.)
babamın bu sakin, rahatlatıcı tonlarda konuşması hoşuma gitmekle beraber, korkutucu bir yanı da sezdiriyordu. Yeniden uykuya daldım. İki gün içinde babamın hastanesinden taburcu oldum. ama iki gün üst üste gördüğüm rüyaları unutamıyordum. Rüyamda motosikletimle giderken bir şeye tam çarpacakken nefes nefese uyanıyorum. Annemin hayali sanki kulağıma "Tamam , geçti..." gibi teskinlerde bulunuyor. Sanki annem hiç ölmemiş yanı başımda duruyormuş gibiydi. Onun kokusunu bile hissediyordum. tekrar uyku ile uyanıklık arasında kalıp uyuyordum. Bu sefer ne kabus ne de rüya görmeden uyanıyorum.
bir hafta on gün sonra yeni okuluma başlayacaktım. babam yaşanan kazadan sonra travma yaşamayayım diye -hissettirdiği travmaları unutmuş gibi- okulumu beşinci kez değiştirme kararı aldı. dördüncüsünü zaten biliyorsunuz ama ilk üçünü nasıl anlatsam. Doğru olan neyse onu yaptım. birileri temiz bir dayağı hak ediyorsa dövdüm, hayvanlara zarar veriyorsa o hayvanların en vahşi olanıyla en yakın dost yaptım. nasıl yaptığımı sormayın. Ama yine de babamın isteğiyle de tam okuluma alışacakken değiştirmek zorunda kaldım. Bu yüzdendir babamın hastanesinde bile yanımda arkadaşımın olmayışı, beni ziyaret edecek bir dostumun bulunmayışı. neyse...
Yol boyunca konuşmalarımız sadece iki farklı cama bakan baba-oğulun içinde konuşulan öfke ve haykırış sesimizden ibaretti. Daha doğrusu ben böyle olduğunu tahmin ediyordum. babamın buzdan şatosuna geldiğimizde hapishaneme doğru yol aldığımda babam şairlere taş çıkaracak sesiyle:
-üstünü değiştir ve sofraya in. Bugün misafirlerimiz var.
-kim baba?
Meraktan ağzımdan çıkmıştı. Sanki babam kim olduğunu söyleyecekti de. Hata yaptığımı anlayıp tam arkamı dönecekken babam:
-gelince görürsün, dedi.
başımı anladım şeklinde sallayıp yukarıya odama çıktım. Odam buzdan şatonun evin çatı katıydı. Annem küçükken geceleri hep yıldızları izlediğim için odamı önceleri yıldızlar, astronot kıyafetleri ve gezegen süsleriyle odamı uzay üssüne benzetmeye çalışmıştı. Annem öldükten sonra yıldızlara daha yakın olmak için çatı katını seçmiştim. Çatı katı odamda teknoloji köşem, kitap köşem mevcut. donra mavi örtülü sade yatağım. büyük bir pencerem var. Yatağım ile pencerem karşı karşıya duruyor. Kış mevsimleri hariç diğer aylarda yatağımın tavanıyla pencerem yeni geliştirilmiş bir teknolojiyle, kumanda sistemini kullanılarak açılıp kapanabiliyor. Her gece çatı katının camlı tarafından yıldızları izleyerek uyuyorum. Sanki tüm yıldızların altında uyuyunca kendimi anneme daha yakın hissediyordum. Sanki gökyüzündeki en parlak yıldıza dokunsam annemin yüzünü okşayabileceğime inanmıştım. Odama asansörle çıkmaktan ziyade merdivenlerden inmeyi tercih ediyorum. Nefes nefese kalarak çıktığım odamda sırt üstü yatağa uzanıyorum. Nefes alışverişim diniyor. Gözlerimin ağırlaştığını hissediyorum. kendimi tamamen uykunun kucağına bırakıyorum.
Kaza anını rüyamda tekrar yaşayarak uyandım. Uyandığımda sadece tam bulanık olan şeye çarpacakken uyanıyorum. Kaç saattir uyuduğumu bilmiyorum. Ter içinde kalmışım. Duş almak için kalktığımda aklımda kaza anıyla ilgili birçok soru geliyor. Yaşadığım kaza anını babama soramıyorum. Sorduğumda her zaman sorumu geçiştirecek bir şey ortaya atacağına eminim.
Misafirler şimdi gelmiştir. üstümü değiştirip aşağı inmeliyim. Yemekten sonra daha detaylıca araştıracağım.