Zaman akıp geçiyor, aynı yerdesin ama aynı kişi değilsin.
Kaybettiğim zamanı özlüyorum, kaybettiğim annemi ve en çok ta kendimi özlüyorum. Ben Emir Güçlü belki çoğunuz beni tanıyordur belki de içinizden birileri ilk defa benim kim olduğumu öğreniyordur. bilmeyenler için tekrar etmem gerekirse babamın "sen adam olmazsın..." gibi ve benzeri sözleriyle beyninin içinde cebelleşen, annesinden kalan son hatıraların en derin sahnesinde annemin hasta yatağında son günlerinin bitip son saatlerini yaşadığı bir kış akşamında "oğlum ağlama, hastalık değil göz yaşın bitiriyor beni" iniltilerle söylemeye çalışan annemin son nefesini de bana nasihat vermek için harcayan anneme verdiğim "bu son anne, bak ağlamıyorum anne... ne olur beni bırakma anne... ne olur gitme anne... " yakarışlarıyla geçen bir gecede sönen göz yaşlarım, giden duygularım oldu. Okuldakilere sorarsanız kızlar ve erkekler farklı anlatacaklardır beni size. kızlara göre ulaşılmaz, yakışıklı ve zengin iken, erkekler göre şiddet sever bir canavarım ben. Ben Emir Güçlü bu hayat benim kurallarımla yaşanır, benim kurallarımı uygular.
Ben ağlamıyorum, yağmur döküyor içimdekileri. ağlamak yasak bana...
Bu yağmurlu havada bütün yaşadıklarım gözlerimin önünde bir film şeridi gibi geçerken - belki de bu anılardan kurtulma çabasıyla, belki de ölme isteğiyle... bilmiyorum.- Babamın son model, üstü açık arabalarının birinde kafamda geçen düşünceler ve anılar arasına gömülmemek için öfkeyle gaza son sürate gelene kadar basmaya başladım. O an hiçbir şeyin beni yakalayamayacağını hissettim. o sınırsız görünen gücü içimde bedenime hakim oluşunu kalbimin hızlı hızlı atmasında hissettim. o zaman durdurulamazdım. Ta ki önüme o kız çıkana kadar kıza çarpmamak için arabayı gaz ve frene aynı anda basıp arabanın yönünü değiştirmeye çalıştım. Her şey bir anda oldu. bir anda sustu gökyüzü, bir anda her yer kana bulandı. bir anda olan her şey öyle bir anda bitmeyecek uzun saniyelere yerini bıraktı. Gözlerim hiçbir şey görmedi, korku halinde yaptığım manevra ile kıza çarptım mı onu da bilmiyordum. arabam bir direğe çarparak durabilmişti. Başımın cama çarpmasıyla kaç dakika ya da saat baygın olduğumu bilmiyorum. Uyandığımda ne yaptığımı bilmiyormuş gibi arabadan indim. Arabanın direkle iç içe geçmesi kaza anını gözümde tekrar canlandırdı. Etrafıma deli gibi bakındım.
-Kız... kız nerede?
Ve arabanın arkasından biraz daha ileriye gittiğimde kızı kanlar içinde yerde uzanırken buldum. Kalbim korku, öfke ve şaşkınlığı aynı anda yaşıyordu. Kızın nefesini kontrol etmek için yanına gitmeye çalıştım ama ayaklarım, hatta tüm bedenim bir anda duruverdi. kendimi bu sefer de yerde yığılırken buldu. Birkaç santimlik mesafede kıza yaklaşmaya çalıştım. Katil olmaktan çok korktum. Baş ucumda kızın kulaklığından gelen bir sesle irkildim. Çarpmanın etkisiyle olan kulak çınlamam geçtiğinde şarkının sözlerini dinlemeye başladım. Şarkıyı dinlemek mücizevi bir şekilde korkumu, şu an yaşadığım andan beni alıp götürmüştü. Yerde hareketsiz yatan ben, kulaklığın arkasında gözleri kanla kapatılmış kız, farklı yönlere düşmüş mor terlikler ve kızın kırılmayan kulaklığı... Bu sahnede eksik olan tek şey "AZRAİL" di. Arabanın da patlama sesiyle artık her şeyin bittiğini düşündüm.