Bir satranç turnuvasını düşünüyorum da bir şahı alt edebilmek için neredeyse tüm taşlar feda ediliyor. O taşların rızası alınmadan; sorgusuzca, sualsizce... Sadece varılacak nokta düşünülerek oynanıyor oyun. O hedefe ulaştığında ise çılgınca sevinçler atılıyor etrafta. Halbuki unutuluyor. Ulaştığı noktaya gelmek için feda edilenler unutuluyor. Onlar için üzünülmüyor ya da onlara bir teşekkür bile çok görülüyor. Hayat denilen döngü de bu değil miydi? Satranç oyuncusu hedeflerine ulaşmak için her şeyi göze alan o insan; piyonlar ise satranç oyuncusunun seçtiği kurbanlar yani diğer insanlar değil miydi? Eldeki fırsatların hepsi amaçlar için kullanılıyor ve bazen bazı insanlar kurban ediliyor ya da etmek zorunda kalınıyor. Sonra o harcanılan insanlar akla bile gelmiyor. Fakat bazen yine bir şey unutuluyor. Satrançta her zaman kazanamazsın ve bu satrançta olduğu gibi hayatın da yazısız kuralıydı. Ne kadar iyi olursan ol senden daha iyisi karşına gelince-senden daha tecrübeli, dikkatli, akıllı- ne yaparsan yap yenilmekten kurtulamazsın ve bazen yenilmek kazanmaktan daha gururludur. Bu aynı şuna benzer: Işıkta kaybolmak karanlıkta kaybolmaktan daha ağırdır.
Ben Güneş. İsmim gibi çevresine ışıklar saçan ancak kendi ışığında kaybolan bir kızım. Kazanmak için her şeyini veren ama bir türlü kazanamayan bir kızım. Sürekli çevresindeki insanlara ışık saçıp yine aynı kişiler tarafından kendi karanlığına sürüklenen bir kızım. İnsanların piyonu olarak görev sürem dolduktan sonra bir piyon bile olamadan çöpe atılan bir kızım. En iyi bildiği şeyi kırılmak olduğu ve değişmezse ömrünün sonuna kadar böyle kalacak bir kızım ben.
Yediğim dost kazıklarından sonra hep düşünmüşümdür. Acaba insanlar neden oldukları gibi görünmezlerdi? Nasıl bir çıkarı olabilirdi ki kendini olmadığı bir insan gibi gösterirdi? Yoksa zamanla değişir miydi? Değişmek tam olarak neydi? Bir kişisel gelişim miydi yoksa hayatın vazgeçilmez bir kuralı daha mıydı? Hayat mı değiştirirdi insanı yoksa kendisi mi kendini değiştirirdi?
Ben bu soruların cevabını hiçbir zaman bulamadım. Belki bulmak istemediğimdendir bulamamamın nedeni. Çünkü bilgi bazen insanın hiçbir zaman düzeltemediği o kamburu gibiydi. Sırtında fazladan bir eğrilik, bir ağırlık olurdu ve ne yaparsan yap, ne kadar düzeltmeye çalışırsan çalış düzelmeyen bir yüktü. İnsana acı verirdi. Hem de insanın kendisine verdiği bir acıydı bu. Bende belki bu acıdan korktuğumdan bu soruların cevabını bilmek istemiyorumdur.
Hani dedim ya size! Ben etrafımdaki herkese ışık saçtım ama kendi ışığımda kayboldum diye. İnsan aslında hep kendinde kaybolur. Kararlarında, karakterinde, seçimlerinde... Hep kendinde bir şey arar. İnsan kendini keşfetmek ister ama keşfetmek istediğinde daha çok batar bataklığa. Daha çok yuvarlanır o yokuştan. Bu aynı evrenin yaratılışını keşfetmeye çalışan bir insan gibidir. Araştırır, sorgular. Daha fazla bilgi edinir. Bilgileri çoğaldıkça bir ip yumağı gibi karışır. Bilgiler arasında bağlantı kurar. Kuramadıkça delirir. Belki daha çok karışır o bilgiler ve artık çözülemez hâle girer. O yumağı çözmeye çalıştıkça daha çok karışır. Bir bakmışsın sende o yumağın içinde bir düğüm hâline gelmişsin. O zaman oradan kurtulmak için kendine zarar verirsin, acı çekersin. Ancak ne yaparsan yap girdiğin o yoldan geri dönülemeyecek kadar geç kalmışsındır.
Neden insanlar bize geç kalmadın diye yalan söylerdi? Bazı şeyler için geç kaldığımızı bile bile bize vaktin var diye yalan söylerdi? Sürekli insanlar bana azmet, disiplinli çalış, başarılı olacaksın dedi. Neden olmadı? Neden başarısız oldum? Neden bana hiç kimse azmin vefasız olduğunu söylemedi?
Azim, bu dünyadaki en vefasız insandan bile daha nankördü. Azim kadar vefasız hayvan, azim kadar vefasız insan yoktur. Azim bu dünyadaki en nankör şeydi. İnsanlara bir şart koşulunda bir hediye vereceğini vadediyor azim denilen o şey. O koşulu kabul edip harekete geçeriz ama karşılığı güzel bir hediye değil koca bir boşluk olur. İşte azim bu kadar kandırıkçı, nankör, yalancı, vefasız bir varlıktı. Soyut bir varlıktı. Boş umutlar vadeden soyut bir varlık ve bu soyut varlık büyük küçük demeden hepimizin canını yaktı.
Bu dünyada kalbimi kıran çok oldu ama azmin kırdığı kadar kalbimi kıran hiçbir şey olmadı.

