Gecenin suskunluğundayım. Koyu karanlıklara kapılmışım yıldızları arıyorum yeryüzünde Oysa boşuna çabaladığımın farkında değilim Yıldızlar gökyüzünde duruyorlar. Kafamı kaldırıp baksam görebilecekken niye yerde arıyorum yıldızları?
Sonunda farkına varıyorum, kafamı kaldırıyorum gökyüzüne. Yıldızlar oradalar karanlığı delmişler. gece ne kadar karanlıksa onlar da o kadar parlaklar.Yıldızları izlerken dalmışım hayallere.
Bir yıldız olsam nasıl olurdu diye düşünüyorum. Karanlık beni korkutamazdı, onun içinde parlarken kendi aydınlığıma güvenirdim ya da başkalarına güven verirdim. İkincisi benim için daha uygun görünüyor. Birincisi cesaret istiyor o kadar cesur olduğumu sanmıyorum ve yine ikincisini düşünce sanırım parlak bir yıldız olmazdım. Soluk, cılız bir ışığım olurdu. Yinede soluk bir ışığı belki görebilirdi gözler. Belki o da değerli olabilirdi parlak bir yıldız gibi...
Gökyüzüne bakmayı fark ettiğimden beri her gece yıldızları izliyorum. Gökyüzünde gözümün alabildiğin ötasinde bir kalabalık... Buradan bakınca hepsi yan yana görünüyor. Oysa ne kadar uzak hepsi birbirine. Biz insanlara benziyor yıldızlar biraz. Bizde böyle değil miyiz? Yakın sanarken ne kadar uzağız birbirimize ve ne kadar yalnız.
Aslında yalnızlığımı seviyorum ben. Çünkü benim yalnızlığım, kalabalıklar içinde de kalabalıklar olmadan da yalnız. Oysa diğerleri öyle mi? Onlar uzaktan bakınca yalnız görünmüyorlar. Bense uzaktan bakılınca dahi ayrıksıyım, uzağım herkesten.
İnsanlar büyük bir yapbozun parçası, tek başına farklı şekillerdeler ve resimden silik bir çizgi taşıyorlar belki de. Tek başına anlamsız görülsede, parça yerine oturduğunda, resim bittiğinde ve uzaktan bakıldığında anlamlı bir resim oluşturuyorlar. Oysa bu yapbozda benim için bir yer yok. Her yeri denedim, her parçayla birleşmeyi denedim bir yer bulduğumu sansam bile uzaktan bakıldığında o resme ait olmadığım görülüyor. Artık yapboz tamamlandı. Şimdi, ben - uyumayan parça - uzaktan tamamlanmış resme bakıyorum. Sanatçının imzasını bulamasamda resmin adını görüyorum: Toplum.
Ben ona dahil olamayanım, bir ayrıksıyım. Hiçbir parça ile birleşmeyi becerememiş biriyim. Bu resimde bana yer yoksa o zaman ben niçin varım?
Cevaplara ihtiyacım var ama cevapların bana ihtiyacı yok. O zaman nasıl bulabilirim onları, onlar beni bulmak istemezken?
Bu yüzden aramıyorum artık onları, eğer bir gün karşıma çıkmak isterlerse buyursun çıksınlar. Onlar ihtiyacı olduklarında beni bulacaklardır ama dahil olmadığım resimde hala cevapları arayanlar var. "Hayatın anlamı ne?" diyerek koşturup duruyorlar. Hayatın anlamını arayarak hayatlarını tüketiyorlar. Bunun anlamsızlığını anlamalarını isterdim. Cevaplara ihtiyacınız olabilir ama onların size ihtiyacı yok onlar istediği zaman önünüze çıkarlar. Baharda açan bir çiçek size doğmanın cevabını verirken sonbaharda sararan yapraklar ölümün cevabını verebilir. Kar; masumluğu, saflığı anlatırken size cevap verebilir. Ama siz onları fark edebilir misiniz?
Ah şu resimdekiler! Bana kör derler ama kendileri asıl kör olanın kim olduğunu göremezler ama onları anlıyorum sonuçta K
körler göremezler. Göremezken doğruları uydurmak kolay olmalı.
Ilk bu resimde yerim olmadığını fark ettiğimde- Aslında ilk beri hissetmiştim ama resim tamamlanıp her şeyin sona erdiğinde-fark ettiğim duygulardan emin değilim. Belki en başta güzel bir resim olduğunu düşünmüştüm ama sonra bir imrenme hissettim - hala orada olabileceğimi sanıyordum- daha sonra ise kesin bir kıskançlık ve nefret vardı. Bunlar en sonunda kendini dinginliğe bıraktı. Hepsi, bütün duygular sonunda bu resme baktığımda, hepsinin sonu acıydı.
Acıdan yorulmuşum, Bu resimden yorulmuşum, bu yüzden üstünü örttüm bir örtüyle ve resimle birlikte sakladım acımı ve diğer duygularımı. Parçası olmadığım resme bağışladıklarımı çıkarınca yalnızca bana ait olan duygular kaldı geriye. Evet, yalnızca bana ait olan...
Duygularım ve ben yalnızdık. Başıboşça dolanıyorduk yapboz kutusunun içinde. Sonra bir gün kutunun kapağını birden bire kapattılar. Kutunun boşluğu ben ve duygularım vardık. O zaman bir karar verdim ben kendi resmim olacaktım. kendi resmimi çizdim, bu resimde her yeri uyan bir parçaydım. Diğerleri benim kutunun içine hapsolmuş sanarken kutumun için ne kadar güzel olduğundan asla haberleri yoktu. Benim resmim, onların resminden ve hatta dünyadaki bütün resimlerden daha güzeldi
Kapalı kutumla yaşıyorum işte burada. Şuana kadar resmimi kimseye gösteremedim ve gösterebilme cesaretine de sahip değilim. Güzel olmadığını söyleyeceklerinden endişelendiğim için değil, güzel olduğundan eminim ama bu resim duygularımla yapıldı. Acımla, sevincimle, hüznümle, gözyaşlarımla, kahkahalarla... Her şeyimi bütünüyle gösterebilme cesaretim yok ve daha da önemlisi ayrıksı olduğum resimde, bu resmi görebilecek kadar değerli kimse yok ama belki bir gün buğulu kalın camların ardından resmimi bir kısmını birine gösterebilirim. Benim gibi birine... Kendi resmini çizmiş biriyle karşılaşmak ne kadar güzel olurdu ama bunlar sadece kutumun içinde kurduğum hayallerden ibaret. Galiba uzun bir süre daha o kutuda kalacağım.Dışarıda içerisi kadar beni cezbedebilecek şeyler olduğunu sanmıyorum.
Geçen gün bir rüya gördüm. Bir ağaçtım, koca haşmetli bir ağaç. Dallarını toprak derinliklerine kök salmıştı. Yeşil yapraklarımda sarı Güneş yanıkları vardı ve onların arasında soluk pembe çiçekler saklanmıştı. Rüzgarda hepsinin savruluşunu hissediyordum, çıkardıkları hışırtıyı duyuyordum ve başka hiçbir ses yoktu. Öylece orada duruyordum. Ben dururken güneş doğuyor gece oluyor ya da insanlar yanımdan geçiyordu. Ben sadece duruyordum ama hiçbir şey benimle durmuyordu. Hiç kimse durup bakmıyordu ama bir gün bir insan durdu ve bana baktı. Kısa bir anlığına, çok kısa bir an gülümsedi. Yalnız hissetmediğim var olduğumu hissettiğim bir an. Rüyamda dahi olsa mutlu oldum. Ama rüyam bitti, diğer rüyalarım gibi. Gözlerimi açtığımda gerçek karşımdaydı. Ne bir yıldız ne bir yapboz parçası ne bir ağaçtım. Sadece bendim. Ben olmanın ağırlığı altında ezilirken nefes almak için rüyalarıma bıraktım kendimi. Gerçekle yüzleşmek için cesaretim yoktu. Bu yüzden kapattım gözlerimi. Uzun rüyalar görüyorum şimdi. Bazılarında ne olduğumu dahi bilmiyorum ama aralarından bir tanesinde ağladığımı hatırlıyorum. Hayır, ben değil başkaları ağlıyor. Çok soğuk, ıslak bir yerdeyim. Gözlerimi açamıyorum, bir koku kaplamış her yeri. Çiçek kokusu, her çeşit çiçeğin kokusu var ve aniden bir şiir geliyor aklıma:
Soldu, bir çiçek daha
Ondan öncekiler gibi
Niye açardı bir çiçek
Eğer bir sona ulaşacaksa
Neden başladı yaşamaya?
Savrulurken rüzgarda yaprakları
Nasıl gözyaşlarına dönüştüler
Kimse duymazken yakarışarını
Bir çiçek ağlarken
Ağladı, diğer çiçekte ona
Ağlayamaz mı bir insan
Bir çiçeğin arkasından
Çok mu değerlidir gözyaşları
Bir ölümlünün sonu için
Ağlayamaz mı bir insan
Mezarındaki çiçekler için