İçeriğe geç

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 7

6. Bölüm

‎Naz’ın anlatımıyla ‎ ‎ ‎Gözlerimi açtığımda her şey karışıktı. ‎Karanlık… ama aynı zamanda ışıkla doluydu. ‎Azil’in elini tuttuğumda, kalbimde hem korku hem de güven bir aradaydı. ‎Kendi nefesimi bile duyamıyordum; çünkü bu diyar… nefes almayı bile şekillendiriyordu. ‎ ‎— Azil… fısıldadım, sesi kendi içimde yankılanıyordu. ‎— Ben… bu gücü kontrol edemiyorum. ‎ ‎Ama Azil’in bakışı… ‎— Ben buradayım, dedi. ‎— Seninle birlikteyim. ‎— Korkmana gerek yok. ‎ ‎O an içimde bir his büyüdü. ‎Karanlığın pençesinden kurtulamayan bir parça… ‎Ama Azil’in kararlılığı onu yok etti. ‎Onun ışığı, benim ışığımla karıştı; gümüş-siyah gözlerimiz bir anda bir bütün oldu. ‎ ‎Uyanan arkamızda belirdi. ‎Sadece izliyordu. ‎Ama bu kez tanrı gibi, çocuk gibi ya da bir hiçlik olarak değil… ‎Bizim bağımızı test eden bir gözlemciydi. ‎Ve farkındaydım: O, hâlâ tehlikeliydi. ‎ ‎— Naz… dedi. ‎— Seni gölgeye tamamen bağlamadan önce… bana kalbini göster. ‎ ‎Kalbimi… ona mı göstermeliydim? ‎Ama Azil yanımdaydı. ‎Ve ben artık korkmuyordum. ‎ ‎— Ben… dedim, sesi titreyerek ama kararlı: ‎— Karanlığımı da… ışığımı da… seninle paylaştım. ‎ ‎Uyanan başını salladı. ‎— Tamam… dedi. ‎— Ama bil ki, bu bağ sizin kaderinizin kilidini açtı. ‎— Ve artık ne sen ne de o… sadece kendiniz değilsiniz. ‎ ‎Azil’in elini tuttum. ‎Parmaklarımız birleştiğinde gölgeler etrafımızdan kaybolmaya başladı. ‎Ama bu kayboluş, bir yok oluş değil… ‎Bir dönüşümdü. ‎Biz bir bütün haline geliyorduk. ‎ ‎— Azil… dedi fısıltıyla. ‎— Seni… hissedebiliyorum. ‎— Artık senin karanlığın benimle… benim ışığım seninle. ‎ ‎O an bir huzur dalgası içimi sardı. ‎Ama ardından bir uyarı geldi—Uyanan’ın fısıltısı: ‎— Bu bağ hem güç hem zayıflık… ‎— Sizi kimse ayıramayacak, ama bir yanlış adımda… her şey yok olabilir. ‎ ‎Gözlerimizi birbirimizden ayırmadan yürümeye başladık. ‎Gölge diyarı artık korkutucu değildi. ‎Çünkü karanlık ve ışık birlikte bizimleydi. ‎ ‎Ve ben anladım: ‎Azil ve ben… ayrı olamazdık. ‎Ama bu, sadece bir başlangıçtı. ‎ ‎Uyanan sessizce geri çekildi. ‎Gözlerindeki gülümseme… hala tehlikeli ama şimdi anlamlıydı. ‎— Siz kazandınız, fısıldadı. ‎— Ama bu oyun daha bitmedi. ‎ ‎Azil bana baktı. ‎— Naz, dedi. ‎— Bu bağ… seni her ne olursa olsun koruyacak. ‎ ‎Ben gülümsedim. ‎Ama o gülüş… hem huzur hem savaşın başlangıcıydı. ‎ ‎Ve biz… gölge diyarının sınırlarını, kendi irademizle aşmaya devam ettik. ‎ ‎ ‎Gölge diyarının kalbindeydik. ‎Her adımımızda zeminde çatlaklar büyüyordu; gölgeler fısıldıyor, yankılanıyor, bizi test ediyordu. ‎Ve oradaydı—Uyanan. ‎Tam karşımızda, gümüş ve siyah gözleriyle, kollarını açmış bir şekilde duruyordu. ‎Sanki bizi bekliyordu, ama aynı zamanda meydan okuyordu. ‎ ‎— Azil… Naz… dedi yavaşça. ‎— Beni geçmek istiyorsunuz… ama bu sınav sadece güçle ilgili değil. ‎— Bu bağ… sizden bir parça almak için bekliyordu. ‎ ‎Azil’in karanlığı titredi. ‎Ama bu sefer öfke değildi; irade ve koruma arzusu vardı içinde. ‎— Ona dokunamazsın! dedi, sesi gölgelerden yankılandı. ‎— Naz’a zarar veremezsin! ‎ ‎Naz ışığını parlatıp adım attı. ‎Gözleri gümüş-siyah, ama kararlı ve sakin: ‎— Beni test etme, Uyanan. ‎— Artık benim gücüm… ve benim iradem… Azil ile bir. ‎ ‎Uyanan bir gülümseme yayıldı yüzünde. ‎Ama bu gülüş artık tehdit değil, meydan okuma taşır gibiydi: ‎— O zaman görelim… ‎— Bağınız ne kadar güçlü? ‎— Gerçekten birleşebildiniz mi? ‎ ‎Bir anda gölgeler yükseldi. ‎Zeminden fışkıran karanlık, gökyüzüne kadar uzandı. ‎Ama Azil’in gölgesi de yanıt verdi, parlayarak gölgeleri kesti. ‎Naz’ın ışığı ile birleşti; parıltısı karanlığı yarıp bizden uzaklaştırıyordu. ‎ ‎Uyanan saldırmadı; bekledi. ‎Ama gözleri… her hareketimizi ölçüyor, analiz ediyordu. ‎— Tek güç yetmez… dedi. ‎— Birlik ve güveninizi göstermelisiniz. ‎ ‎Azil bana baktı. ‎— Naz, dedi. ‎— Hazır mısın? ‎ ‎Başımı salladım. ‎— Hazırım. ‎ ‎Elimizi birbirimize kenetledik. ‎Göz göze geldik. ‎Ve o an bir enerji patlaması oldu: ‎Karanlık ve ışık birbirine karıştı; gölgeler çığlık attı, ama yok olmadı… dönüşüm geçiriyordu. ‎Uyanan geri çekildi, gözlerini kırpmadan izledi. ‎ ‎— İşte bu… dedi fısıldayarak. ‎— Bağınız gerçek. ‎— Ama son bir adım kaldı. ‎ ‎Bir anda diyarın ortasında bir portal belirdi; içinden yoğun bir enerji akıyordu. ‎— Bu, sınavın kalbi… dedi Uyanan. ‎— İçine girmelisiniz. ‎— Ama dikkat edin… her adım, hem bağınızı güçlendirecek hem de en derin korkularınızı ortaya çıkaracak. ‎ ‎Azil ve ben derin nefes aldık. ‎— Birlikteyiz, fısıldadım. ‎— Ne olursa olsun… birlikte geçeceğiz. ‎ ‎Portalın içine adım attığımız anda, gölgeler sanki canlı bir duvar gibi üzerimize geldi. ‎Ama Azil’in karanlığı ve benim ışığım birleşti. ‎Korku dağıldı, güç arttı, ve biz… birbirimizin tam anlamıyla parçası olduk. ‎ ‎Uyanan sessizce geri çekildi. ‎— Eğer geçerseniz… dedi. ‎— Dünyalar sizin olacak. ‎— Ama düşerseniz… hem gölge hem ışık… sizi yok edecek. ‎ ‎Azil ellerimi sıktı. ‎— Yanındayım, dedi. ‎— Ve seni asla bırakmayacağım. ‎ ‎Naz başını kaldırdı, gümüş-siyah gözleri parladı: ‎— O zaman… başlayalım. ‎ ‎Ve biz, gölge ve ışığın birleştiği güçle, nihai sınavın kalbine yürüdük. ‎Dünya, bizden önce hiç bu kadar dengeli ama bir o kadar tehlikeli bir enerji görmemişti. ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.