"Daha yeni geldik ne misafiri baba?" Endişeli ve sorgulayan gözlerimle babama baktım. Babam gülümsedi ve yüzüme düşen bir kaç tutam sarı saçımı arkaya kulağımın arkasına sıkıştırdı "Yeni geldik, haklısın ama şuan ilaç piyasasına giriş için çok iyi fırsat. Eğer akşam ki baloda kendimizi güzel tanıtır ve insanlarla taşınırsak bu yeni çıkacak ilaçlarımız için çok iyi olucak."
Babam para kazandıkça bu iş için daha kendini kaptırıyordu ve annemin ölümünden sonra ona hayat enerjisi veren tek şey işiyidi. Onun hevesini kırmamalıydım. Saçımdaki elini indirmeden elini tutup gözlerimi kapattım ve eline gömüldüm sıcak elleri içimi ısıtırken "Pekala baba, umarım işin için güzel olur."
Babam alnımı öptü ve ayağı kalktı "Ben hazırlıklarla ilgileniyim, kahvaltını odana getirmelerini söylerim. Balo akşama doğru başlayacak o zamana kadar lütfen güzelce hazırlan."
Başımla onaylayama fırsat kalmadan babam çıktı. Göz devirip yataktan çıktım. Yatağın yanındaki aynaya baktım. Dün ki silüeti bir daha görne korkusu ile bir kaç saniye baktım ama bir şey çıkmadı. Göz devirip dolabıma yöneldim ve beyaz pantolon ve siyah kazağı üstüme geçirdim. Zaten balo yüzünden korseli elbise ızdırabı çekecektim o zamana kadar istediğimi giyebiliridim. Giyindindikten sonra kapım çalındı ve Henry elinde kahvaltı tepsisi ile içeri girdi.
Tek kaşım kalktı "Ne işin var burda?"
Henry tepsiyi pencerenin yanındaki beyaz güzel işlemeli ahşap masaya yerleştirirken metalik ses yayıldı. "Hizmetkârlar meşgul bende yardımcı olayım dedim." Derken ellerini gri kumaş pantolonuna koydu. Hafif kaslı bedeni ile dimdik karşımda dikildi. Onu kardeşim olarak görmesem hafif uzun kahve saçları, beyaz ten rengi ve gözünün hemen altındaki ben ile yakışıklılığına aşık olabilirdim.
"Tamam sağol." Deyip masama oturup kahvaltımın başına oturdum. Maydonozlu omlet, ekmek, peynir ve çayla mükemmel bir kahvaltı sofrası beni bekliyordu. Henry yanıma gelip omzuna elini koydu. "Stelina." Sesindeki ciddi ve gergin tonu umurdamadan omletimden bir ısırık aldım. Yemek yerken mırıldandım "Ne var?"
Burunu kaşıdı ve kapıya baktı sonra yanıma eğildi ve "Bu akşam ki baloda emin değilim ama kötü bir şeyler olabilir."
Ağzımdaki lokamayı bitirmeden hızla ona döndüm "Neden bahsediyorsun?"
Herny tekrar kapıya baktı "Baban bir kaç haftadır tuhaf davranıyor sanki zamanı bir şey için doluyormuş gibi sürekli gergin ama normalmiş rolü yapıyor."
Omuz silkip yemeğime odaklandım "Burası yeni bir yer, yeni insanlar onu sevip sevmeyeceğinden korkuyordur."
Henry nefes çekti ve eli pantolonuna gitti "Şu sıralar ya-"
Gözlerim kocaman açıldı ve oturdupum sandalyeyi kaydırıp ondan uzaklaştım ve ters tera baktım "Ne yapıyorsun kardeşim, Henry?"
Henry göz devirdi ve pantolunundan bir hançer çıkarıp masaya koydu. "Salak mısın sarı çiban?" İç çekip "Dünya da son kişi kalsada sana bakmam." Dedi ve öğrür gibi yapınca göz devirdim. Sonra tekar ciddileşti "Bu yanında olsun tamam mı? Babanın gerginliği bir kenara şuan ki müşterilerimiz pek çetin insanlar değiller. Babanın müşterileri varlıklı ve tehlikeli aileler o yüzden bu hançeri hep yanında tut tamam mı?" Dedi kahveleri mavilerimi delicek gibi bakarken.
Dudağımı bir birine bastırdım bu çocuktan ne kadar nefret etsemde cidden beni önemsiyordu. Başımla onaylayınca bir şey demeden odadan çıktı.
Onun çıkmasından sonra oluşan sesizlik beni düşümcelere sürekledi. Babam yine birine mi borçlanmıştı, kesin öyleydi. Ah şu para arzusunu ne zaman susturabailecek ve bu sayede rahat bir hayat sürebilecektik?
Kahvaltımı bitirip ambara yöneldim. Sinirimi yatıştırmak için biraz at binecektim. Merdivenlerden hızlıca inerken harıl harıl çalışan hizmetçilere az daha çarpıyordum. Ambara indiğim de çok şükür ki kimse yoktu. Simsiyah Gece'imi görünce girişteki kasadan bir kaç havuç kapıp yanına koştum. Gece de beni görünce kişnedi ve onu severken havuçla besledim. "Biraz gezintiye çıkalım mı?"
...
Gece ile makikaneden uzaklaşıp ormana girdik. Kuşların cıvıltıları ve Gece'nin nallarının sesine kapılıp bir süre ilerledik. Sakince giderken Gece bir anda kişnedi ve şaha kalktı. Eyere can havli tutunurken önümüze baktım önümüzde küçük bir kirpi vardı.
"Gece sakin ol sadece bir kir-" diyemeden gece çılgınlar gibi zıplamaya başladı ve beni de yere fırlattı. Çığlık atarak yere düşüp yuvarlandım ve eğimden dolayı biraz sürüklendim. Düşerken gelen çat çut gelen sesler umarım benim kemiklerimden gelemiştir diye dua ederken acı ile gözlerimi sıktım. Bir süre yuvarlandım ve sonunda durduğunda ise gözlerimi yavaşça gözlerimi açtım. Gözlerimi açtığımda ise karşımdaki gördüğüm şeye inamadım. Karşımda gözleri oyulmuş yerde casız bir bedenle karşılaştım. Çığlık atarak ayağı kalkmaya çalıştım ama bacağımı burkmuştum tekrar yere kapaklandım ve elimle sürünerek cesetten uzaklaşmaya çalıştım.
Cesetin gözlerindeki kan kahveleşmiş üstünden sinekler cirit atıyordu. Kalbimin gümbürtüsüni sakinleştirip biraz nefeslendim. Sakinleşmeye çalışıp dikkatle baktom. Adamın boynu resmen biri ısırmış gibi parçanlanmıştı ve kokusu... Resmen beni öldürecekti. Daha fazla dayanamayıp güzelim kahvaltımı yanıma boşalttım. Bu neydi böyle? Kurt mu ayı mı? Bir kurt insanın gözlerini çıkarıp yer miydi? Tilki? İnsan yemezdi. Bu neydi böyle? Hayatımda hiç böyle bir şey görmemiştim. Sonra birden aklıma babam geldi. Babam ava çok çıkardı muhtemelen bunu yapan yaratığın ne olacağını bilirdi.
Derin bir efes alıp ayağı kalktım. Derhal babama ve Henry'ye söylemiydim. Etrafıma bakıp geceyi aradım.
Düştüğüm tepenin başında bana bakıyordu boş boş. Topalayarak tepeyi çıkarken bir kaç küfür savurdum havaya ve tepeyi çıktığımda Gece'nin üstüne atladım. Ona çok sinirliydim ama şuan acil babamın yanına gitmem gerekiyordu.
Sakince geldiğim yolu dört kat hızla eve vardım atımı bıraktığımda hava hafif kararmaya başlamıştı bile. Hizmetçiler savaştan çıkmış halime bakakaldılar, muhtemeln saçımdaki küçük dallar ve pasaklı yüzümle bir cadıya benziyordum. Ben ise onların bakışlarını aldırış etmeden babamın odasıne yöneldim. Kapıyı çalmadan direk daldım. Babam masasında Henry dinliyor. Henry ise haritadan bir yerler gösteriyordu, ben girince ikiside bana baktı. Babamın gözleri kocaman açılıp koltuğundan kalktı "Stelina! Sana ne oldu?"
Odanın içine girdim ve "Attan düştüm! Ve düştüğümde gördüklerim pek hoş değildi. Düştüğüm yerde gözleri delinmiş ve boynu parçlanmış bir ceset vardı. Ten rengi çok soluktu."
Henry ve babam bakıştılar ve babam Henry'i uyarırcasına gözlerini salise hızla kıstı ve sonra hızla yanıma geldi. Elleri ile yüzümü arasına aldı "Ah Stelina." Saçımı inceledi ve "Kafanı çarpmış olmalısın bu civarda kimse yaşamıyor."
"Ama ben cidden gördüm." Elini tutup onu çekiştirdim "Baba bu çok ciddi gidip bakmamız gerek."
Babam tam ağzını açmıştı ki az önce daldığım açık kapısı çalındı ve baş kahya geldi "Efendim balo için her şey nerdeyse hazır bakmak ister misiniz? Bir saatten az kaldı."
Babam "Tamamdır geliyorum." Dedi ve sonra bana döndü "Güzelim bak şuan işlerimiz var yarın bakalım olur mu? En kötü tilki felandır ciddi bir şey değildir tamam mı?"
"Ama baba-" ben lafımı bitemeden babam kolumu sıktı ve sonra Henry baktı "Onu muayne et ve Stelina'nın banyosunu hazıtlat." Sonra bana döndü "Yarın bakalım tamam mı?" Dedi ve baş kahya ile çıktı.
Henry ben şoktayken benimasanın önündeki deri koltuğa oturttu. O hemşirelik bitirmişti ve bu bilgileri ilaç şirketi için faydalıydı.
"Şimdi elimi takip et." Dedi ve parmağını sağ sol yaptı. Kimsenin beni dinlemiyordu. Derin bir nefes aldım. Şuan yapabaileceğim bir şey yoktu. Henry'nin muaynesini bekledim.
Muayne bitiminde "Korkma malikane duvarları uzun hiçbir ayı kurt gelemez."
Artık laf anlatmaktan ve yaşadığım günün ağırlışından başımla onaylayıp odama gittim. Hizmetçiler benden sonra gelip banyoyu ve elbisemelerime baktılar. Bana hangi renk istediğimi sordular. Beyaz ve kırmızı elbise gösterdi. Hizmetçinin elindeli koyu kırmızı elbiseyi görünce adamın kanlı görütünsü aklıma grldi ve kafamı silkip bu görintüden uzaklaştırdım.
"Beyaz elbiseyi istiyorum."
...
Banyo, makyaj, hazırlanma derken gerçek doktoktorda gelip bileğime krem sürdü, sardı ardından çok üstüne gitmemi söyledi ve gitti. Hizmetçilerde işlerini bitirdiler. Saate baktım balo saati geldi çatmıştı. Ayağı kalkıp yavaş adımlarla salona indim. Ayağım krem sayesinde eskisi kadar kötü değildi yüreyebiliyordum ama çok üstüne gitmemem gerekliydi.
Salonu süzdüğümde anlaşılan hazırlanmam uzun sürmüştü anladım çünkü balo salonu çoktan dolmuştu babam ve Henry misafirlerle ilgileniyordu, hizmetçiler açık renkli mermer zeminde şarap dağıtıyordu. Koca dikdörtgen salonun girişinin sağ tarafında koca ayna, sol tarafında ise koca pencerelerde ormanın güzel görüntüsü vardı. Babam salonun en sonundaydı. Hızla onun yanına giderken biri "Leydi Stelina." Diye bir mırıltı duydum arkamı dönerken aynada güzel giyinimli uzun boylu, siyah silindir şapkalı uzun siyah saçlı bir beyfendi vardı kalbim hızlandı , heyecanla arkama döndüm. Ve arkamı döndüğümde ise bu kişi aynada gördüğüm değilde beyaz tenli turuncu saçlı bir beyfendiydi kaşımı çatarak tekrar arkamı dönüp aynaya baktım ama aynada gözüken turuncu saçlı beyefendi ve ben vardık.
Beyfendi "Leydi Stelina? Bir sorun mu var?"
Ona kafa karışıklığı ile ona baktım, cidden iyi düşmüş olmalıyım diye düşündüm ve " İyiyim sadece biraz sarhoş oldum sanırım." Diye yalan söyledim çünkü attan düştüğümü söylemek daha utanç vericiydi. Ayrıca içki de sevmezdim ama şuan söylenebilecek en iyi şey buydu.
Turuncu saçlı beyefendi kıkırdadı" Biraz erkencisiniz sanırım." Sonra aklına bir şey geldi ve reverans yapıp "Ne kadarda kabayım ben Dük Charles Farlo. Sizinle tanışmak onurdur Leydi Stelina." Dedi ve bende eteğimi tuttup reveransa karşılık verdim.
"O onur benimdir." Bu Farlo ailesini duymuştum. Köklü bir aile ve turuncu kafalardı. İçimden kıkırdadım havuç kafalar.
Charles bana odaklanmışken babam yanımıza ne ara geldiğini fark ettirmeden "Dük Charles onur konuğumuz. Hoş geldiniz."
Anlaşılan sponsorlardan biri olucaktı. Eh ne kadar güçlü sponsor o kadar iyiydi. Charles "Merhaba efendim, hoş buldum özellikle leydi Stelina'yı daha çok hoş buldum." Derken kafası gibi turuncu olan gözleri beni deldi geçti.
Bu havuç kafa babamın önünde ne kadar ayıp ve rahat konuşuyordu, kaşlarımı çattım ve "Dük Charles yeni tanışmamış ve babamın önünde olmamızı düşürseniz davranışlarınızı çok kaba buldum."
Babam gülümseyerek Dük'in omzuna kolunu attı "Stelina yapma öyle o senin nişanlın olcak."
Gözlerim kocaman açıldı. Ne? Kafamda babamın sesi yankılandı.
"Stelina yapma öyle o senin nişanlın olcak."
"O senin nişanlın. Olcak... Olcak..."
....
Bölüm sonuu ♡ Yorum ve Beğenilerinizi bekliyorumm >