Ertesi sabah mert kan ter içinde kalarak güne başlar. Ardından elini yüznü yıkar çantasını hazırlar ve kahvaltı yapmadan alelacele üniversiteye doğru yola koyulur. Her zaman erkenci olan Adin'in üzerinde tarifsiz bir mutluluk ve birazda boşvermişlikle yatağından kalkar ve kahvaltı yapmaya koyulur " ne zamandır kendimi ödüllendirmiyordum bu iyi oldu bu günde amma yoğun gün hemen hazırlansam iyi olur " o da ne yatak odasından takır tukur sesler geliyordu ve ses gitdikçe yakınlaşıyordu bu durum karşısında adin'in tüm keyfi kaçmıştı. Çekmeceden bıçak alarak sese doğru yürümeye koyulur. Odaya geldiğinde ise camına nereden geldiği belirsiz olan siyah bir yavru kedi kafasına sıkışan teneke ile yardım istercesine vuruyordu.bunu gören adin bıçağı odasındaki masanın üzerine koyarak "hayır ya kıyamam ben sana ne oldu sana ay allahım ya.. " adin'in gözleri dolmuştu hemen camı açarak yavru kediyi içeri alır ve hızlıca mutfağa götürür sakince kediyi yere koyar ve birkaç dakika ne yapabilirim diye düşündükten sonra eline biraz zeytinyağı sürer ve kedinin boynuna masaj yaparak kafasındaki tenekeden kurtulmasını sağlamıştı, sevgi dolu bakışlarıyla kucağına alarak " bunu bana annanem öğretmişti biliyor musun onun sayesinde bu gün seni kurtardım ufaklık ve artık benimlesin şimdi gel bakalım seni doyuralım" yavru kediyi masaya koyar ve dolabı açarak "hmm bakalım sana uygun ne var ne yemek istersin bakalım? Buldum peyniri seveceğini düşünüyorum " der ve kalpli tabağına peyniri koyarak dünyalar tatlısı kediye sunar... Kedi afiyetle yedikten sonra adin'e minnettarmış gibi bakakalır adin kediyi kucağına alarak "gel bakalım sana bir isim verelim ne olsun bakalım senin adın" kedi sanki adin'i anlıyormuş gibi miyav lar adın buna daha çok sevinerek kendini gözlerine bakarak "buldum senin adın boncuk olsun güzel kızım artık bu evde iki kişiyiz fakat benim artık çıkmam lazım ama üzülme lütfen akşama erkenden döneceğim " adin çok güzel bir şekilde hazırlanır ve mutfağa boncuğun yemesi için birkaç birşeyler bırakır ve boncuğu öperek " benim güzel kızım gelir gelmez hemen banyoya gireceksin tamam mı anneciğim" der ve ayakkabısını giyerek o da mert gibi üniversiteye doğru yola koyulur çoktan üniversiteye varan mert heryerde adin'i arar ve bir türlü bulamaz daha sonra üniversitenin girişinde karşılaşırlar fakat adin görmezlikten gelerek yoluna devam etmek ister ama mert adin'e seslenir fakat adin "seninle uğraşamam bir de sen çıkma başıma " içinden söylenirken mert birden adin'in kolundan tutarak kendine çeker. Bu duruma sinirlenen adin " mert ne yaptığını zannediyorsun bırak kolumu." "adin konuşmamız lazım iyi değilim zaten derse de geç kaldım lütfen benimle gel oturalım şuraya zaten ahter de yok memleketine geri döndü yani kısa bir süreliğine"
"Tamam konuşalım da ahter'den banane ben onunla ilgilenmiyorum hadi gel bakalım konuşalım..."
Mert adin'i üniversitenin kampüsüne götürür ve konuşmaya başlar " adin ben beceremiyorum yani sana yapılan bu kötülüğü sana söylemem gerek senin bilmen gerek bazı şeyleri bak ben senin gerçekten iyiliğini istiyorum ve biliyorum ahter'in yaptıkları başından beri yanlıştı her seferinde uyarmama rağmen dinlemedi beni o senin gibi bir kızı haketmiyor lütfen onun için üzülme"
"Ne demek istediğini tam olarak anlamadım mert ben ahter için üzülmüyorum merak etme hayatım inan çok daha iyi ve ne kötülüğü bunu bana lütfen açıkla. "
(Hayır aslında haftalarca çok kötüydüm yaşamak dahi istemiyordum hayat hala anlamsız ama ahteri istemiyorum onu tekrardan sevemem bunu kendime yapamam) adin içten içe küçük bir kızmış gibi dert yanıyordu ama bunu ne yazık ki mert duymuyordu. "Tamam herşeyi anla-" mert susmuştu çünkü erdem onlara doğru geliyordu uzaktan el sallayarak kendini belli eden erdem iki adımda mert ve adin'in yanında almıştı soluğu "selam moruk vay selam eski yengem nasılsın" adin erdem'in bu deli dolu hareketlerinden hep nefret ediyordu "sözlerine dikkat edersen sevinirim erdemcik ayrıca seni görene kadar gayet iyiydim."
"Tamam ya hemen kızma şaka yaptım" mert adin'i savururcasına "bir daha bu tarz şakalar yapma erdem çocukca hareketleri kendine sakla."
Erdem duyduğu sözlere sinirlenmişti ve mertle başbaşa konuşması gereken bir konu olduğunu söyledi mert adin le vedalaşarak erdem ile birlikte üniversitede tur atmaya konuldular erdem hemen söze başladı " kanka bak bana doğruyu söyle meydanlığı boş buldun demi tabi öylesi kızı da kimse kaçırmak istemez fakat bize göre değil oğlum ahter bi duysa yemin ediyorum sonun olur lan! Kendine gel " mert adeta küçük dilini yutmuştu bu duygudan her zaman kaçmıştı fakat şimdi bir arkadaşı sayesinde tekrardan yüzleşiyordu tabii bunu Erdem'e belli etmek istemeyerek kendini savunmaya çalışır " hayır ya hayır öyle birşey olamaz zaten adin benim arkadaşım hem kardeşim gibi görüyorum zaten bunu düşünmen bile hata erdem ya! Sen asıl konuşacağımız konuya gelsene hem benimde daha fazla günahımı almamış olursun."
" Tamam hemen sinirlenme ya sadece söyleyeyim dedim asıl konu şu kankam
Benim yüklü bir miktarda paraya ihiyacım var bana biraz yardım edersen çok iyi olur kral ya"
"Ne kadar mış bu fiyat söyle bi"
Kanka şey bi 20.000 yardım etsen çok iyi olur be "
"Lan oğlum sen kafayı mı yedin nereden bulayım ben sana yirmi bini eğer elimde olsaydı verirdim ama ek kitaplara bile zor yetişiyorum biliyorsun hem bu para sana neden gerekli ki? "
"Aslında haklısın kanka ya tahmin etmeliydim ayrıca orasını karıştırma ve merak da etme kanka hallederim ben. "
"Tamam kanka da dikkat et yani ne diyeyim başka" ikilinin konuşması bittikten sonra nihâyetinde derse girebildi ler ve mert biraz olsun bugün yaşadığı talihsiz şeyleri unutabilmişti ama erdem için aynısı hiçte öyle değildi anatomi dersi ona işkence gibi geliyordu...
Adin ise mutlu bir şekilde sınıfta tez hazırlıyordu.
İnsan oğlunda vardır hep bir eksiklik bu bazen vicdan, bazen karakter ve bazen de duygu yoksulluğudur
Biraz olsun zamanı durdurmak ister bazen insanoğlu.çünkü hayatında hiçbir şey tam anlamında yolunda değildir. Hiçbir zaman anlamaz insanoğlu bir gün çok ağır dersler görür diğer gün unutu verir..Ve böylelikle hep kaybeder insanoğlu...