İçeriğe geç

aynı tuvalin iki ucu | leyden

Bölüm 1 · 21 dk okuma

aynı tuvalin iki ucu | leyden

Bölüm 1

1. bölüm | daha 18

eylül ayının sonuna yaklaşılırken bodrum yazı henüz tamamen bırakmaya niyetli görünmüyordu. güneş yavaş yavaş ufka yaklaşsa da havadaki sıcaklık hâlâ insanın içine işliyordu. akşamın ilk saatlerinde esen hafif rüzgar, akkaya otel'in açık bırakılmış pencerelerinden içeri süzülüyordu.

otelin üst katlarındaki odalardan birinde üç genç kız hazırlık telaşının ortasındaydı.

odanın geniş aynasının önünde duran leyla, dikkatini yüzüne vermiş görünüyordu. ince fırçayı kirpiklerinin diplerinde gezdirirken omuzlarına dökülen uzun sarı saçları sırtında yumuşak dalgalar oluşturuyordu. üzerindeki beyaz elbise sade olmasına rağmen dikkat çekiciydi; ince askıları omuzlarının zarif çizgisini ortaya çıkarıyor, hareket ettikçe hafifçe salınan fırfırlı eteği ona gençliğin o tatlı masumiyetini katıyordu. boynunda taşıdığı ince kolye ise gösterişten uzak, neredeyse fark edilmeyecek kadar narindi.

aynaya baktığında güzel bir kız görüyordu.

ama güzel olduğunu düşünmüyordu.

çünkü leyla kendine bakarken hiçbir zaman güzelliğini görmezdi. kusurlarını görürdü. saçının istediği gibi durmayan bir tutamını, rujunun milimetrik taşmasını, kaşının simetrik görünmeyen kıvrımını...

çocukluğundan beri kusursuz olmaya çalışmış insanların çoğu gibi, kendi görüntüsünü asla başkalarının gördüğü şekilde değerlendiremiyordu.

yatağın üzerinde bağdaş kurmuş oturan ezgi ise bunun tam tersiydi.

hayatın büyük kısmını eğlenerek geçirmeye kararlıymış gibi görünen genç kız, pembe elbisesinin eteğini düzeltti telefonunda bir şeylere bakarken. kıvırcık saçlarının arasından görünen yüzünde sürekli bir gülümseme vardı. bazı insanlar bulundukları ortama enerji getirirdi; ezgi o insanlardan biriydi.

"ben size söylüyorum, kesinlikle sevgilisi var."

sıla makyaj çantasını kapatırken gözlerini devirdi.

"kimin?"

"ersin hoca."

leyla aynadan onlara baktı.

"yine mi başladın?"

"kesin var."

ezgi telefonunu kaldırıp zafer kazanmış gibi salladı.

"sabah marina tarafında gördüm."

"tek başına mı?"

"hayır."

sıla hemen doğruldu.

"kimle?"

"onu bilmiyorum."

"o zaman nereden sevgilisi olduğu sonucuna vardın?"

"çünkü yanında kadın vardı."

sıla kahkaha attı.

"allah aşkına ezgi."

"ne var?"

"adamın yanında kadın olması sevgilisi olduğu anlamına mı geliyor?"

"ben hissettim."

"sen geçen ay da kantindeki tostçunun gizli milyoner olduğunu hissetmiştin."

ezgi birkaç saniye düşündü.

"ve büyük ihtimal haklıyım."

leyla istemsizce güldü.

sesinin duyulmasıyla birlikte ezgi hemen ona döndü.

"sen de benimle dalga geç."

"geçmiyorum."

"geçiyorsun."

"biraz."

ezgi yastığı ona doğru fırlattı.

leyla son anda eğilince yastık aynaya çarpıp yere düştü. oda birkaç saniye boyunca kahkahalarla doldu.

sıla diğer ikisine göre daha farklıydı. daha kontrollüydü. daha keskin hatlara sahipti. sarı elbisesinin içinde son derece bakımlı görünüyordu ve bunun farkındaydı.

"bu arada," dedi telefonuna bakarken. "yarın sergi listesi açıklanıyormuş."

ezgi omuz silkti.

"ee?"

"ee'si şu, yine ortalık gözyaşı gölüne dönecek. bizim sarı civcivimiz her türlü girer ama listeye."

leyla'nın gülümsemesi hafifçe soldu.

sıla bunu fark etmedi. ya da fark ettiği halde önemsemedi.

"gerçekten anlamıyorum. bu kadar olay çıkaracak ne var? çalışırsın, kazanırsın."

leyla rujunu masaya bıraktı.

"hepimiz aynı şartlarda çalışmıyoruz."

sıla kaşlarını kaldırdı.

"başladık yine."

"ne başladık yine?"

"senin dünyayı kurtarma çabaların..."

ezgi araya girdi.

"tamam tamam. doğum günü kavgası istemiyoruz."

kapı tam o sırada çalındı. konuşma anında kesildi.

birkaç saniye sonra, şebnem akkaya içeri girdiğinde odanın havası fark edilir şekilde değişti.

bazı insanlar seslerini yükseltmeden de bulundukları ortamın merkezine yerleşebilirdi.

şebnem o insanlardan biriydi.

uzun kırmızı elbisesi bileklerine kadar uzanıyordu. koyu renk saçları kusursuz biçimde toplanmıştı. yüzünde yılların getirdiği zarafet vardı ama o zarafetin altında sert bir çizgi de gizleniyordu. insanlarla konuşurken gülümseyebilirdi. kibar olabilirdi. hatta sıcak görünebilirdi.

ama kontrolü elinden bırakmazdı. asla.

bakışları önce leyla'nın üzerinde durdu. ardından diğer kızlara kaydı.

"siz hâlâ hazır değil misiniz?"

ses tonu yüksek değildi.

ama acele etmeleri gerektiğini hissettirmeye yetiyordu.

"hazır sayılırız." dedi ezgi.

şebnem saatine baktı.

"on dakika içinde aşağıda olun."

"tamam."

"misafirlerin çoğu geldi."

sonra gözleri leyla'ya döndü. birkaç saniye boyunca onu baştan aşağı süzdü.

leyla istemsizce dikleşti.

şebnem'in yüzünde memnuniyet ya da hayranlık yoktu. yalnızca değerlendiriyordu.

"saçın güzel olmuş."

bu bir iltifat gibi duyuluyordu. ama nedense leyla'nın yüzünde beklenen mutluluğu oluşturmadı.

"teşekkür ederim."

şebnem başını salladı. ardından dönüp odadan çıktı.

kapı kapandığında sessizlik birkaç saniye sürdü.

ezgi derin bir nefes verdi.

"annen odaya girince kendimi sözlüye kalkmış gibi hissediyorum."

sıla güldü.

leyla ise yalnızca gülümsedi. ama hiçbir şey söylemedi. çünkü arkadaşları şebnem'i seviyordu. şehirdeki insanların çoğu seviyordu.

ve leyla henüz, annesi hakkında hissettiği şeyleri kelimelere dökmeyi öğrenememişti.

bir süre sonra üçü birlikte odadan çıktı.

aşağı indiklerinde otelin bahçesi ışıklarla aydınlanmıştı.

palmiye ağaçlarının gövdelerine sarılmış ışıklar gecenin içine altın renkli çizgiler bırakıyordu. masalar beyaz örtülerle hazırlanmıştı. canlı müzik yapan grup sahnenin yakınında son hazırlıklarını tamamlıyordu. denizden gelen rüzgar sıcak havayı yumuşatırken kalabalığın içindeki sohbet sesleri birbirine karışıyordu.

burası yalnızca bir doğum günü kutlaması değildi. aynı zamanda bir gösteriydi.

akkaya ailesinin gücünün sessiz bir hatırlatıcısıydı.

bahçenin biraz ilerisinde teoman görünüyordu. yanında kutay ve evren vardı. üçlü sohbet ediyor gibi görünse de konuşmanın merkezinde her zamanki gibi teoman bulunuyordu.

çünkü teoman'ın bulunduğu yerde merkez olmayı başaran tuhaf bir enerjisi vardı.

leyla ile aynı gün doğmuşlardı. benzer fiziksel özellikleri paylaşıyorlardı. ama birbirlerine hiç benzemiyorlardı.

teoman'ın gülüşü daha pervasızdı. hareketleri daha büyük, özgüveni daha gösterişliydi. insanları etkilemeyi severdi. kuralları zorlamayı severdi. ve çoğu zaman sonuçlarını düşünmezdi.

kutay da onu dikkatle dinliyordu.

uzun boylu genç çocuk arada sırada gülüyor, arada bir başını sallıyordu. teoman'ın yanında büyümüş biri olarak onun birçok taşkınlığına alışmıştı.

ama gözleri birkaç saniyede bir başka yere kayıyordu: leyla'ya. her zamanki gibi. çocukluğundan beri. sanki bulunduğu kalabalığın içinde başka hiç kimse yokmuş gibi.

kızlar yanlarına yaklaştığında ilk fark eden kutay oldu.

gözleri doğrudan leyla'yı buldu.

"iyi ki doğdun."

leyla gülümsedi.

"teşekkür ederim."

teoman hemen araya girdi.

"ben de doğdum bu arada."

"evet kardeşim."

"kimse beni önemsemiyor."

"tamam kardeşim."

"çok kırıcı."

ezgi kahkahaya boğuldu.

teoman elini kalbine götürdü.

"doğum günümde zorbalığa uğruyorum."

"beş dakika dayanırsın."

"bayılırım."

kalabalığın diğer tarafında hakan ve şebnem masalar arasında dolaşıyordu.

yan yana yürüyen çift dışarıdan bakıldığında birbirine alışık, yıllardır uyumlu bir evlilik sürdüren insanlar gibi görünüyordu.

hakan siyah takım elbisesi içinde dikkat çekici bir duruşa sahipti. yaşının getirdiği olgunluk yüzüne karizma katıyordu. tokalaşırken insanlara güven veren bir gülümseme takınıyor, herkesin adını hatırlıyor, herkesle ayrı ayrı ilgileniyordu.

başarıya alışmış insanların rahatlığı vardı üzerinde.

şebnem ise onun yanında kırmızı elbisesiyle ilerliyordu. zarif, kusursuz, ölçülü...

bir masadan diğerine geçerken gülümsüyor, insanların söylediklerini dikkatle dinliyormuş gibi yapıyor, gerektiğinde omzuna dokunuyor ya da kısa bir kahkaha bırakıyordu.

ama gözleri sürekli hareket halindeydi. her ayrıntıyı takip ediyordu. çiçek düzeninden servis hızına kadar. sanki gecenin tamamı görünmez iplerle ona bağlıydı. ve o iplerden biri gevşerse kimse fark etmese bile şebnem fark edecekti.

bahçenin üzerindeki ışıklar biraz daha parladı. müzik başladı.

garsonlar masalar arasında dolaşmaya devam etti.

misafirler gülüyor, sohbet ediyor, kadeh kaldırıyordu.

uzaktan bakıldığında her şey kusursuz görünüyordu. ve bazı geceler kusursuz görünen şeyler, insanları en kolay kandıran şeylerdi.

gökyüzü artık karanlığa gömülürken masaların arasındaki sohbetler iyice koyulaştı. deniz tarafından esen hafif rüzgar, palmiyelerin yapraklarını usulca sallıyor, otelin ışıkları insanların yüzlerinde sıcak yansımalar bırakıyordu. gençlerin oturduğu masada ise her zamanki gibi teoman'ın sesi diğerlerininkinden daha çok duyuluyordu.

"...sonra adam bana diyor ki, 'beyefendi bu havuza atlayamazsınız.'"

ezgi kahkahaya boğuldu.

"süs havuzuydu!"

"olsun." dedi teoman omuz silkerek. "havuz havuzdur."

"tımarhaneye yatman lazım."

"tımarhanenin teo'ya yatması lazım."

tam o sırada arkalarından ince ve neşeli bir ses duyuldu.

"doğum günü çocuklarımı buldum."

başlarını çevirdiklerinde nuray ablalarını gördüler.

kadının yüzünde her zamanki geniş gülümsemesi vardı. siyah saten elbisesi üzerine kusursuz şekilde oturuyordu. otelin ışıkları kumaşın üzerinde parlak yansımalar oluştururken uzun kahverengi saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu. saçlarının hacmi ve dalgaları onu olduğundan daha gösterişli gösteriyordu. konuşurken ellerini kullanıyor, gözlerinin içi gülüyormuş gibi görünüyordu.

teoman hemen ayağa kalktı.

"nuray abla!"

nuray onu hiç bekletmeden kollarının arasına aldı.

"iyi ki doğdun yakışıklım."

"nihayet biri dile getirdi."

"aşk olsun! az bile pohpohluyorum ben oğlumu."

teoman sırıtınca kadın bu kez leyla'ya döndü.

leyla ayağa kalkar kalkmaz onu da aynı içtenlikle sarıldı.

"sen de iyi ki doğdun güzelliğim benim."

leyla'nın yüzüne kısa süreliğine daha yumuşak bir ifade yerleşti.

"teşekkür ederim."

nuray geri çekilip ikisini birden süzdü.

"vallahi ikiniz de harika görünüyorsunuz."

sonra leyla'nın saçlarına baktı.

"kız, saçların ne güzel olmuş. hep dalgalı yapsana sen."

teoman hemen araya girdi.

"benim saçlarım?"

"altın oğlan." hafifçe göz kırptı. "hepiniz çok güzelsiniz. maşallah size."

masadakilerin yüzüne tebessüm yayıldı.

nuray da gülümsüyordu ama gülümsemesinin altında belli belirsiz bir yorgunluk vardı. gün boyunca çalışan birinin taşıdığı türden bir yorgunluk. yalnızca çok dikkatli bakanların fark edebileceği kadar kısa süreli bir gölge.

tam o sırada otelin giriş tarafında genç bir kız görünmüştü.

üzerindeki kıyafetler davetlilerin büyük çoğunluğundan farklıydı. ne elbisesi vardı ne de özel hazırlanmış görünüyordu. kot şort, beyaz bir tişört, spor ayakkabılar... gündelik. sanki yanlışlıkla bu davete düşmüş gibiydi.

uzun düz kahverengi saçları omuzlarından aşağı iniyor, alnının iki yanına düşen yumuşak perçemler yüzünü çerçeveliyordu. beyaz teni bahçedeki sıcak ışıkların altında daha da belirginleşirken kahverengi gözleri kalabalığın içinde bir şey arıyormuş gibi dolaşıyordu.

aslında kimi aradığını biliyordu. yalnızca orada olmak istemiyordu.

bakışları birkaç masa üzerinde gezindi, tanıdık yüzlere değdi. ama hiçbirinde durmadı.özellikle durmadı. çünkü bazı insanlara uzun süre bakmak istemediğinde gözlerini hemen kaçırmayı öğrenirdin.

genç kız sonunda annesini gördü. ve istemsizce içinden bir of çekti.

adımları ağırlaştı. omuzları hafifçe gerildi. kaçabilseydi muhtemelen döner giderdi. ama cebindeki küçük ilaç blisteri buna izin vermiyordu.

masaya vardığında kimseyle göz göze gelmedi. doğrudan cebine uzandı.

çıkarıp ilacı annesine verdi.

"al."

nuray'ın gülümsemesi bir an bile kaybolmadı.

ama gözlerinde kısa süreli bir memnuniyetsizlik parladı.

"sağ ol."

genç kız başını salladı.

tam dönmeye hazırlanıyordu ki nuray kolunu yakaladı. nazik görünüyordu. ama parmakları sıkıydı.

"bir dakika."

genç kızın çenesi gerildi.

nuray onu hafifçe öne çekti. artık herkes onu rahatlıkla görebiliyordu. masadaki birkaç yüzde, belirgin bir küçümsemeyle karışık alaycı gülümsemeler belirdi. onların aksine ezgi hâlâ samimiyetle gülümsüyordu, gözleri kızın bıkkın yüz ifadesindeydi. kutay ise o tarafa bakmıyordu bile. gözleri leyla'nın üstündeydi.

leyla da...

gözleri önce deniz'in yüzünde gezinmiş, sonra beyaz tişörtüne kaymıştı. kızın parti için hazırlanmadığı belliydi.

nuray o ağzı kulaklarında haliyle gözlerini kızının profiline çevirdi.

"doğum günlerini kutladın mı?"

sessizlik oluştu.

genç kızın gözleri ilk önce teoman'a kaydı. teoman sırıtıyordu. her zamanki gibi.

ardından bakışları leyla'ya geçti.

bu kez birkaç saniyeden uzun sürdü. leyla da ona bakıyordu. meraklıydı bakışları, belki de biraz beklenti dolu. kaşları hafifçe havalanmıştı.

"kutlamadım."

sesindeki isteksizlik neredeyse kelimenin kendisini çirkinleştiriyordu.

sıla gözlerini devirdi. dudaklarının kenarında, insanı içten içe ezip geçen bir kıvrım oluştu.

"ne büyük eksiklik."

ezgi dirseğiyle onu dürttü. ama sıla umursamadı.

teoman sandalyesine yaslandı.

"olsun."

genç kıza bakarak gevşekçe gülümsedi.

"kutlasan da kutlamasan da yaşlanıyoruz zaten."

birkaç kişi güldü. leyla yine ifadesiz kalmayı tercih etti. gözleri ikizine kaymıştı.

teoman devam etti.

"ama insan biraz nezaket öğrenebilir tabii."

deniz'in gözleri anında ona döndü. kelimeler dudaklarından neredeyse tükürürcesine çıkmıştı.

"senin ağzından çıkınca çok komik oluyor."

"teşekkür ederim."

"iltifat değil."

"yine de alıyorum."

genç kızın gözlerinde bir öfke parıldadı. cevap vermek için ağzını açmıştı ki tam o sırada nuray'ın parmakları koluna biraz daha battı.

uyarı yeterince açıktı ama kimse fark etmedi. deniz'in dudakları yavaşça kapanırken teoman'ın sırıtışı büyüdü, sıla ise zafer kazanmış bir edayla saçını omzundan geriye itip kollarını göğsünde bağladı.

kimse fark etmemişti ama leyla hemen karşısındaki o ufak teması görmüştü. gözleri önce kızın, sonra nuray'ın yüzünde dolandı. ama bir şey demedi.

ve o anda bahçenin diğer ucundan gelen mikrofon sesi konuşmaları böldü. herkesin başı o tarafa döndü.

ışıkların altında hakan ve şebnem yan yana duruyordu.

hakan mikrofonu eline aldı. gülümsemesi kusursuzdu.

"değerli dostlarımız, bu özel gecede bizimle olduğunuz için hepinize teşekkür ederiz."

bahçedeki uğultu yavaş yavaş sessizleşti.

şebnem yanında zarif bir şekilde duruyordu. kırmızı elbisesi ışıkların altında dikkat çekiyordu.

"hepiniz hoş geldiniz." dedi kadın. "bu akşam bizim için çok anlamlı."

hakan devam etti.

"çünkü hayatımızdaki en değerli iki insanın yeni yaşını kutluyoruz."

teoman gözlerini devirdi.

"başlıyor."

ezgi'nin hafif kıkırtısı dışında kimse ona tepki vermedi.

sahnedeki konuşma sürerken deniz kolunu annesinin elinden çekmeye çalıştı. ama nuray'ın parmakları biraz daha sıkılaştı.

kadın başını ona doğru eğdi.

gülümsemesi hâlâ yerindeydi. ama tehditkar sesi yalnızca onun duyabileceği kadar kısıktı.

"şu an gitmiyorsun."

herkesin odağı sahnedeyken, leyla gözünün ucuyla fark ettiği hareketliliğe doğru döndü. nuray'ın yüzündeki o tatlı gülümsemeden eser yoktu deniz'le konuşurken. ve kolunu tutan parmakları kızın tenini daha da beyazlatmıştı.

leyla'nın kaşları çatılır gibi oldu. ama o esnada teoman sahneye doğru ıslık öttürmüş ve kızın dikkatini dağıtmıştı.

deniz nuray'a neredeyse isyan etti.

"anne!"

"alkışla."

"ciddi misin?"

"evet."

birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar. sonunda genç kız pes etmiş gibi iç çekti. ve nuray sonunda kolunu rahat bıraktı.

bunu fark ettiğinde, leyla sanki kendisi kurtulmuş gibi rahat bir nefes verdi ve omuzlarını gevşetti.

tam o sırada sahneden çağrı geldi.

"kızım leyla ve oğlum teoman'ı yanımıza davet ediyoruz."

bahçe alkışlarla doldu.

deniz gözlerini gökyüzüne çevirdi bir anlığına. ardından ellerini isteksizce kaldırdı.

bir, iki. avuçları birbirine son derece yavaş şekilde değdi. hepsi buydu. ne eksik ne fazla. alkış sayılmayacak kadar kısa, saygısızlık denecek kadar belirgin.

sonra ellerini tekrar indirdi.

sahneye çıkan ikizlere bakarken aklındaki tek şey oradan ne kadar çabuk gidebileceğiydi.

alkışlar bir süre daha devam etti.

ışıkların altında sahneye çıkan ikizler birbirlerinin yanında durduklarında, ne kadar benzedikleri ilk bakışta anlaşılıyordu. ama birkaç saniye izleyen biri bile aralarındaki farkı rahatlıkla görebilirdi.

leyla'nın kibar elbisesinin yanında teoman oldukça rahat görünüyordu. kısa kollu bol beyaz gömleğinin düğmeleri gelişigüzel bırakılmıştı. pahalı olduğu belli olan bol kot pantolonu ve renkli spor ayakkabılarıyla resmi kutlamanın içinde bile kuralları tam olarak umursamayan biri gibi duruyordu. sarı kıvırcık saçları alnına dağılmıştı. yüzüne çocukça bir ifade veriyordu bu görüntü.

şebnem ilk olarak leyla'yı kollarının arasına aldı. mesafeli bir kucaklaşmaydı fakat leyla yine de samimiyetle gülümsüyordu. fotoğraf makinelerinin flaşları patladı.

ardından şebnem teoman'a sarıldı. teoman annesini belinden kavrayıp havaya kaldıracakmış gibi yapınca kadın istemsizce güldü.

"teoman!"

"çok duyguluyum anne."

"bırak beni."

"duygularımı yaşayamayacak mıyım?"

hakan başını iki yana salladı. gülümsemesinin arasında, dişlerinin arasından fısıldadı.

"sahnedeyiz."

"tamam."

"bir kez olsun rezil etme bizi."

genç oğlanın gülümsemesi düşmüş, gözlerine kıvılcımlar yerleşmişti. ve annesinden ayrılırken bunu kameralardan gizlemeye bile gerek duymadı. babasına sert bir bakış attı ama bir şey demedi.

hakan kızını kocaman kucakladıktan sonra boğazını temizledi ve mikrofonu leyla'ya uzattı.

hepsi yan yana dizilmiş, birbirlerinin beline kolunu atmış örnek bir aile gibi duruyordu. leyla ışıkların altında, elinde mikrofonla kısa bir süre etrafa baktı.

yüzlerce göz ona bakıyordu. ama bu onun alışık olmadığı bir şey değildi.

"geldiğiniz için teşekkür ederim."

sesi sakindi.

"anneme, babama, arkadaşlarıma... bugün burada olan herkese teşekkür ederim. umarım güzel bir gece geçiririz."

alkışlar yükseldi. kızın yüzündeki gülümseme gittikçe büyüdü.

mikrofon teoman'a geçtiğinde kayıtsız bir tavırla omuz silkti ve tek bir cümle kurup mikrofonu annesine bıraktı.

"leyla'nın konuşması bittiğine göre artık eğlenebiliriz."

sahneden atlarken kutay ve evren kendi aralarında birbirlerine vurarak ona gülüyordu. aslında herkes gülüyordu. ama deniz için bu soytarılıktan başka bir şey değildi ve genç kız yüzünü buruşturmadan edemedi.

başını annesine çevirip bıkkın bir tavırla sordu: "artık gidebilir miyim?"

kollarını göğsünde bağlamıştı. yüzündeki sabırsızlık gizlenmeye çalışılmamıştı bile.

nuray derin bir nefes verdi.

"nereye gidiyorsan git hadi. bu suratla burda dolanma zaten."

deniz bir saniye bile beklemedi. arkasını dönüp yürümeye başladı.

omuzları gergindi. adımları hızlıydı. sanki orada geçirdiği her saniye sinirini biraz daha bozuyordu.

leyla istemsizce gözleriyle onu takip etti.

genç kız kalabalığın arasından ilerledi. bir garsonun yanından geçti. sonra ışıkların arasından. sonra otelin girişine doğru yöneldi. ve gözden kayboldu.

nedense leyla'nın yüzündeki gülümseme hafifçe soldu.

"ben de annenize uğrayayım."

nuray ayağa kalktı.

"iyi ki doğdunuz tekrar."

"teşekkür ederiz nuray abla." dedi leyla.

kadın uzaklaşırken masa yeniden gençlere kaldı.

teoman sandalyesine yayıldı.

"peki." ellerini birbirine vurdu. "asıl konuya gelelim."

"eyvah." dedi evren.

"after."

ezgi'nin gözleri büyüdü.

"ayarladın mı?"

"tabii ki ayarladım."

"nerede?"

"marina."

"ciddi misin?"

"ben her zaman ciddiyim."

masanın tamamı aynı anda güldü.

"bu bizi bazen korkutuyor yalnız." dedi sıla.

"saat on ikiden sonra beach club bizim."

"kapattırdın mı lan mekanı?"

"hayır dangalak. bana kapatırlar mı mekanı?"

"geçen kendini dışarı attırmasaydın kapatabilirlerdi."

"detaylara takılmayalım."

kahkahalar yeniden yükseldi.

gece ilerledikçe kutlama daha sakin bir ritme oturdu. pastalar dağıtıldı. fotoğraflar çekildi. misafirlerin bir kısmı ayrılmaya başladı.

gecenin sonlarına doğru leyla ve teoman anne babalarını bulduklarında şebnem hâlâ ayaktaydı. sanki bütün gece boyunca hiç yorulmamış gibiydi.

"after'a geçiyoruz." dedi teoman.

şebnem'in bakışları önce oğluna sonra leyla'ya kaydı. özellikle leyla'nın üzerinde birkaç saniye fazla durdu. öyle uzun değildi. ama rahatsız edecek kadar uzun sürdü.

"çok geç kalmayın."

"tamam."

"telefonlarınız açık olsun."

"olur."

"ve kendinize dikkat edin."

leyla başını salladı.

şebnem'in bakışları üzerinde kalmaya devam edince içinde tanıdık bir huzursuzluk kıpırdadı. sanki annesi onun göremediği bir şey görüyormuş gibiydi.

hakan ise teoman'a döndü.

"sen."

"başladık."

"bu gece olay çıkarmıyorsun."

"çıkarmıyorum."

"emin misin?"

"büyük ihtimalle."

"teoman."

"tamam."

hakan uzun bir nefes verdi.

"yarın gazeteye çıkmak istemiyorum."

"yakışıklı oğlunu manşetlerde boy boy görmek istemez misin?"

"teoman!"

yarım saat sonra marina yolundaydılar.

evren direksiyondaydı. teoman ön koltuğa yayılmış, her şarkıda sesi biraz daha açmaya çalışıyordu. ezgi ile sıla arka tarafta çoktan konser vermeye başlamıştı. leyla bir ara kahkahalar arasında başını koltuğun arkasına yasladı. kutay da hemen yanında ona çok da temas edip rahatsız etmemek için iyice küçülmüştü. otelin ışıkları geride kalırken bodrum gecesi yavaş yavaş başka bir şeye dönüşüyordu.

doğum günü bitmişti, en azından yetişkinlerin doğum günü anlayışı. şimdi sıra onlarınkine geliyordu.

marinaya ulaştıklarında araçları sahile yakın otoparklardan birine bıraktılar. kapılar açılır açılmaz tuzlu hava yüzlerine çarptı. uzaktan gelen müzik sesleri rüzgara karışıyordu. teknelerin direklerinden sarkan ışıklar siyah suyun üzerinde titrek yansımalar oluşturuyor, kıyı boyunca uzanan restoranlardan yükselen sohbet uğultuları geceye canlılık katıyordu.

ezgi kollarını iki yana açtı.

"işte şimdi doğum günü başladı."

"az önce ne kutluyorduk?" diye sordu evren.

"ebeveynlerimizi mutlu ediyorduk."

kalabalığın arasına karışarak yürümeye başladılar. marina bu saatlerde bambaşka görünüyordu. gündüzleri güneşin altında ağır ağır ilerleyen hayatın yerini gece hareketliliği almıştı. şık giyinmiş insanlar restoranların önünde bekliyor, teknelerden kahkahalar yükseliyor, denizden gelen serinlik yazın son günlerine inat insanın tenine yerleşiyordu.

sağ taraflarında iskeleye bağlanmış lüks yatlar, güvertelerde şampanya içen ve gülüşen insanlar; sol taraflarında restoranlardan yükselen canlı müzik, uzaklarda motor sesleri vardı. pahalı parfüm kokusu denizin tuzlu kokusuna karışırken kızların topuklu ayakkabıları taş yolda tok birer ses bırakıyordu.

tam sahil boyunca uzanan yürüyüş yoluna çıktıkları sırada ezgi aniden durdu.

"aa."

"ne oldu?" dedi sıla.

leyla başını ezgi'nin baktığı yere çevirdi kayıtsızca. birkaç metre ileride, denize bakan ahşap banklardan birinde iki kişi oturuyordu.

ezgi çenesini ileriyi işaret etti.

"bakın."

deniz ve okula yeni gelen çocuk aras.

aras koyu renk bir tişört giymişti. dirseklerini dizlerine dayamış, bir şey anlatıyordu. deniz ise yarım yamalak dinliyormuş gibi görünüyordu. başı hafif yana eğikti. arada denize bakıyor, arada arkadaşına cevap veriyordu.

uzaktan bakıldığında kendi küçük dünyalarına kapanmış gibiydiler.

teoman'ın hemen çenesi kasıldı. sallana sallana ilerlemeye devam etti.

"vay be."

"deniz'in gerçekten arkadaşı varmış." diyerek tamamladı onu sıla.

ezgi ufak bir nefesle karışık güldü ona. dudaklarını büzdü hafifçe.

"kendi halinde kız aslında."

sıla gözlerini devirdi. "bugün partideki suratını gördükten sonra insanların onunla isteyerek vakit geçirdiğine inanmak zor."

ezgi ona uyarı dolu bir bakış attı ama sıla hiç umursamadan ilerledi ve teoman'ın koluna girdi.

leyla onları ilk gördüğü andan beri gözlerini hiç ayırmamış, hiç tepki vermemişti. sessizce arkadaşlarını takip ediyordu.

deniz arada bir hafifçe gülümsüyordu ve gözlerine varan bir samimiyet taşıdığı kesindi bu gülümsemenin. beden dili onu yorgun gösterse bile aras'ın yanındayken keyfi yerindeydi.

leyla istemsizce tekrar o sahneyi hatırladı: nuray'ın gülümseyen yüzünü, deniz'in koluna batan parmaklarını ve genç kızın yüzünde belirip hemen kaybolan öfkeyi.

o an neden aklında kalmıştı bilmiyordu. ama kalmıştı.

"belki kötü bir gün geçiriyordur." dedi sıla'ya cevap olarak.

sıla hemen ona döndü.

"leyla."

"ne?"

"o kızın her günü kötü."

kutay güldü.

"haklı olabilir."

"siz de çok acımasızsınız."

"biz değiliz." dedi sıla. "kendisi öyle."

teoman konuşmaları yarım kulak dinliyordu. gözleri çoktan banktaki diğer kişiye takılmıştı. onu görmek bile keyfinin kaçmasına yetiyordu. ilk fark ettiği an kasılan çenesini gevşetti. yüzüne rahatsız edici bir gülümseme yerleştirdi ve ellerini ceplerine soktu.

"izleyin şimdi."

leyla gözlerini büyüttü.

"teoman başlama."

"başladım bile."

aras o sırada kalabalıktan gelen sese karşı başını kaldırmış ve o yöne çevirmişti.

birkaç saniye hiç kimse bir şey demedi. ama deniz de istemsizce o yöne çevirmişti bakışlarını.

teoman'ın gülümsemesi büyüdü. "iyi geceler kumrular."

aras'ın yüzünde tek bir ifade bile değişmedi ama deniz sabırla karışık bir iç çekmiş ve yerinde doğrulmuştu.

"iyi akşamlar." dedi aras düz bir sesle.

"romantik bir gece seçmişsiniz."

leyla ikizinden utandığı için grubun bir adım gerisinde, kutay'ın yanında kaldı. genç oğlan ellerini cebinden çıkardı, duruşunu dikleştirdi.

leyla kollarını göğsünde bağlayıp gözlerini bankta oturan ikilinin üstünde gezdirdi.

ikisi de onları görmüş olmaktan hiç hoşnut görünmüyordu. ama sıla ve evren bu andan büyük bir keyif alıyordu, o kesindi.

ezgi ise olay çıkma ihtimaline karşı gerildiğinden gözlerini etrafta gezdiriyordu. çünkü teoman'la aras'ın ortak bulunduğu bir alanda olaydan bol bir şey olmazdı.

"defolup gitsene." bıkkın bir şekilde çıkıştı deniz.

teoman onların hizasına gelmek için öne doğru eğilip avuç içlerini diz kapaklarına yerleştirdi. daha fazla rahatsızlık vermek istiyordu.

"ne oldu deniz kızı? parti sarmadı galiba. erken kaçmışsın."

deniz hiçbir şey demedi. yalnızca teoman'a bomboş gözlerle bakmaya devam etti. çünkü lisede birlikte geçirdikleri dört yılın ardından, onunla dalaşmanın hiçbir sonuca varmadığını artık biliyordu.

"teoman." diyerek sessizce uyardı leyla ama teoman onu hiç de duymadı.

aras iç çekti.

"on sekiz olmuşsun, hâlâ on iki gibi davranıyorsun bilader."

teoman'ın sırıtışı biraz daha büyüdü, evren yanında kollarını göğsünde bağlayıp daha da havalanırken.

"bak şimdi sinirlendim."

aras sabır çekerek dudaklarını yaladı.

"kötü olmuş."

"alay mı ediyorsun?"

"etmiyorum."

"ediyorsun."

sessizlik içindeki gençlerin gözleri bir ona, bir ona dönüyordu. ve leyla da ezgi de iyice sıkılmıştı.

"iyi geceler abicim, hadi."

aras tekrar denize döndü. konuşmanın bittiğine karar vermişti belli ki.

bu tavır her zamanki gibi teoman'ı daha çok sinirlendirdi. çünkü aras kavga etmiyordu. bağırmıyordu. tepki vermiyordu. sadece insanı yok sayıyordu. ve teoman bundan nefret ediyordu.

çöktüğü yerden doğruldu ve ellerini birbirine çırptı.

"yarın görüşeceğiz seninle. bugün keyfim çok yerinde."

aras dönüp baktı.

"görüşürüz teoman."

teoman birkaç saniye boyunca ona baktıktan sonra elini salladı.

"hadi gidelim."

deniz'in gözleri teoman'dan kaydı. önce ezgi'ye, sonra onun daha arkasında kalan kutay'a baktı.

"iyi eğlenceler."

ses tonu ne sıcak ne de soğuktu. ama leyla yine o garip hissi yaşadı. deniz'i yıllardır tanıyordu. liseye geçtiklerinden beri kız herkese karşı görünmez bir duvar örmüştü. ve kimseyi içeri almıyordu.

ezgi gülümseyerek el salladı. "size de canım. e hadi gidelim artık biz."

teoman yüzündeki o koca gülümsemeyi tamamen bozup aras'a nefret dolu bir bakış attıktan sonra onlara arkasını döndü ve ilerlemeye başladı. grup yavaşça oradan uzaklaştı.

sıla çoktan teoman'ın yanında az önce gördükleri ikili hakkında kendi kendine konuşmaya başlamıştı bile.

leyla derin bir çekti herkesin arkasından kutay'la birlikte ilerlerken. başını çevirip omzunun üstünden geriye baktı bir saniyeliğine.

deniz ve aras onlara bakarak gülüşüyordu.

leyla önüne geri döndü. kutay gözünün ucuyla baktı kızın yüzüne.

"doğum günü kızının keyfini ne kaçırdı?" diye sordu ellerini ceplerine yerleştirirken.

leyla yüzüne samimi bir gülümseme yerleştirdi.

"keyfim kaçmadı ya. yoruldum sadece. bütün gün şebnem akkaya'yla parti hazırlığı yapmak zorunda kalsan sen de yorulurdun."

kutay bir şey demedi, yalnızca güldü. önlerindeki grup da ezgi'nin, gördüğü herkese aşık olması hakkında konuşup kahkahalar atıyordu.

beach club marinanın en hareketli noktalarından birindeydi. girişe yaklaştıkça müziğin basları göğüs kafeslerinde hissedilmeye başladı. açık alandan yükselen elektronik ritimler gecenin uğultusuna karışıyordu.

kapının önünde bekleyen kalabalık bile enerjinin ne kadar yüksek olduğunu göstermeye yetiyordu.

güvenlik görevlilerinden biri teoman'ı görünce başını salladı.

"yine mi sen?"

"özledin mi beni?"

"hayır."

"şakacı."

"içeri geç."

loş ışıklı giriş köprüsünden geçerlerken evren başını iki yana salladı.

"bir gün gerçekten girişte bırakacaklar seni."

"bırakamazlar."

"neden?"

"mekanın maskotuyum."

içeri girdiklerinde bambaşka bir dünya açıldı önlerinde.

ahşap platformlar denize kadar uzanıyordu. kıyıya yerleştirilmiş fenerler sarı ışıklar yayıyor, masaların üzerindeki küçük lambalar karanlığın içinde sıcak adacıklar oluşturuyordu. dans pistinin bulunduğu bölüm rengarenk ışıklarla yıkanıyordu. müzik ritmik dalgalar halinde yükselip alçalırken insanların kahkahaları, bardak sesleri ve denizin uzaktan gelen uğultusu birbirine karışıyordu.

gece o kadar berraktı ki ufuk çizgisi görünmez olmuştu.

leyla bir an durup etrafına baktı. ve ilk kez bütün gün boyunca gerçekten rahatladığını hissetti. burada kimse ondan kusursuz görünmesini beklemiyordu. kimse onu izlemiyordu. sadece gençler, müzik ve önlerinde duran uzun bir gece vardı.

"parti şimdi başlıyor!" dedi ezgi.

"kesinlikle." diye mırıldandı leyla.

onlar için ayrılmış masaya geçtiler. denize yakın taraftaydı. oturdukları yerden hem dans pistini hem de sahili görebiliyorlardı.

teoman kendini koltuğa bıraktı.

"reşit oldum."

evren de yanına oturdu.

"duygulanmış gibisin."

"hayatımın en güzel yılları başladı."

"muhtemelen aynı insan olmaya devam edeceksin."

"beni değiştiremezsiniz."

ezgi istemeden güldü.

"deniyoruz ve evet haklısın."

kutay oturmadan önce leyla'nın sandalyesini hafifçe çekti. leyla teşekkür ederek yerine geçti.

küçük bir hareketti. leyla dikkat bile etmemişti. ama kutay için önemliydi.

zaten leyla için önemsiz olan her detay kutay için önemliydi.

diğerleri menüye bakmak için masaya gömülürken leyla çantasını ne yapacağını bilemeyerek kucağına bırakmıştı.

kutay ona sormadan kibarca çantanın sapını kavradı. hafifçe öne eğildi ve parlak taşlarla süslü zinciri masanın altındaki kancalardan birine astı.

leyla bir şey demedi. minnetini yalnızca hafifçe gülümseyerek belirtti.

boştaki menülerden birini önüne çektiği esnada altı telefon aynı anda titredi.

ince bildirim sesi, müziğin arasından bile duyulmuştu. kimse bunun tesadüf olduğunu düşünmedi.

teoman daha telefonunu cebinden çıkarırken gülümsedi.

"başladı."

"yeni dedikodu var." diye söylendi ezgi.

evren çoktan ekran kilidini açmıştı.

"vay arkadaş..."

kutay da telefonuna eğildi. birkaç saniye boyunca ifadesizce baktı. sonra istemsizce burnundan kısa bir gülüş çıktı.

teoman ise daha ilk saniyede kahkahayı bastı.

"yok artık!"

telefonunu sıla'ya doğru uzattı.

"şuna baksana."

sıla ekrana göz gezdirir gezdirmez dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı.

"pes."

"değil mi?"

"bu sevimsizliği sevimli göstermek için çok çabalamış olmalı."

evren başını iki yana sallarken gülüyordu.

"açıyı ayarlarken çaba harcadığı kesin."

"vallahi emek var."

kahkahalar masanın bir tarafında peş peşe yükselirken diğer taraf tamamen sessiz kalmıştı.

ezgi telefonunu açtığı andan beri konuşmuyordu. kaşları yavaşça çatılmış, dudaklarındaki gülümseme silinmişti.

"hiç komik değil."

sesini fazla yükseltmedi. ama masadaki herkes duydu.

leyla da kendi ekranına bakıyordu. gözleri satırların üzerinde birkaç saniye hareketsiz kaldı. ardından telefonunu sessizce masaya bıraktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.