Merhabaaa! Biliyorum sıkıldınız ama sonunda tüm sorunları halledip geri geldim. Size bölüm atamadığım için extra bir hüzün vardı üstümde ama artık hepsi geçti ve ben tekrar size bölüm atmaya geldimm. Neyse çok uzatmayayım ben. İyi okumalarrrrr
...............................................
" Manolya! Kasa!"
" Abi? Neredesin? Ne kasası?"
" Annemizin kasası. Tehlikeli ellere geçmemeli. Yardım et! İzin verme onlara!"
" Neredesin abi? Seni göremiyorum. Abi?"
Ondan sonra ne kadar seslenirsem seslendim ne sesini duydum ne de gördüm.
" Manolya?"
Birden yerimden sıçradım. Onur yatmam için bana verdiği yerinde başımda dikilmiş endişeyle bana bakıyordu.
" İyi misin?"
" Hayır. Kasa. Eve gitmem lazım."
" İzin vermeyeceğimi biliyorsun."
" Oraya değil annemlerin evine. Ve ters yönde."
" Tamam hadi hazırlan gidelim."
" Ben gidiyorum."
" Hayır beraber gidiyoruz."
" Onur o kasayı almaya sıradan insanları göndermiyorlar. Silahta ve dövüşte uzman insanları gönderiyorlar."
" Biliyorum ve geliyorum. Sen ne kadar inatsan ben daha inadım. Hadi hazırlan geç kalmamışsak bile kalacağız. Bir de bu kasa şifreyle mi açılıyor yoksa el izi falan mı gerekiyor?"
" Benim el izim ve şifre."
" Yani aynı zamanda senin de peşindeler."
" Beni siktir et. Kasa daha önemli."
Onu ikna edemeyeceğimi anlayıp hazırlanmaya başladım. Burada ki tek kıyafetim okul formam olduğu için mecburen onu giydim.
Kimseye haber vermeden evden çıktık ve yürümeye başladık. Giderken etrafı da kontrol ediyordum.
10 dakika sonra mâlikanenin önüne gelmiştik. Oraya gelince içimi bir tedirginlik sardı. Ama durmadım.
Bahçede anahtarı koyduğumuz fidanı bulmak için sarmaşıkların arasında kalan bahçe kulübesine girip fener aldım.
Şimdilik geç kalmamış gibi duruyorduk ama emin değilim bu sebeple annemlerin koyduğu yedek silahıda aldım yanıma. Onur böyle bir şey beklemiyor olacak ki bana şaşkın bir şekilde bakıyordu.
" Öyle bakma eğer burada biri varsa ya o ya biz ölücez."
" Bir şey demedim."
Eve girince önce holü kontrol ettim. Benim arkamdan Onur'da geldi. Holden salona geçtik.
Halı ne kadar değişse de ev değişmemişti. Burası yine kardeşimi şehit ettiğimiz salondu. Benim gözlerim doldu ve bir an silahı indirip oraya doğru gittim.
" Bir sorun mu var?"
Başımı iki yana salladım.
Orada onu son canlı gördüğüm yere oturup ona son bir kez söz verdim.
" Eğer o adamların hepsini adalete teslim etmezsem bir daha hiç kavuşamayalım prenses. Sana söz seni benden alanların hepsini içeri tıkacağım."
O ana kadar hep düşündüğüm ama tam bir karar almadığım o düşüncenin kararını aldım. Ve yine Selin'e söz verdim.
Asker olacaktım. Asker olup bu lanet adamların hepsini adalete teslim edecektim.
" Hey! İyi misin?"
" Artık iyiyim. Hadi gidelim."
Dememle duraksadım. Annem kasayı tam buraya gömmüştü.
Tek sorun halının altında ki halının zemine döşenmiş olmasıydı. Ama umursamayıp mutfaktan bıçak aldım.
Önce üstte ki halıyı kaldırdım ve diğerini de bıçakla kestim.
Tahtalar çok belli etmiyordu ama bulabildim.
Kasayı almaya daha gelmemişlerdi. Ortalık hem dağınık değil hem de alsalar halı böyle duruyor olmazdı sonuçta. Parkeleri kaldırıp kasayı aldım.
Kasa el izim ve şifreyle açılıyordu.
Elimi okuduktan sonra şifreyi girdim.
Tabii size söylemicem.
Bilgilerin olduğu evraklar hâlâ kasadaydı.
Onur pencerelerden etrafa bakıyordu. Onu görünce yerimden kalkıp onu çektim. Çektiğim an bize doğru ateş edildi.
" Napıyorsun sen(!) Öldürteceksin ikimizi de! Resmi olarak silah kullanmaya iznim yok. Yani birini öldürürsem katil sayılırım."
" Nefsi müdafaa."
Ateş edilmişti ama o tedirgin olacağına çok sakindi.
" Sen delisin."
" İki deli bir araya gelmemeliydi. Belki de bu kadar sevmemeliydi."
Şaşkın bir şekilde ona baktım.
Perdeyi çektim ve geri kasaya döndüm. Telefonumdan uygulamaya girdim. Yüz tanıma ve parmak iziyle şifreyi değiştirdiğim ekrana girdim. Yeni şifreyi girdikten sonra el izimi de değiştirdim. Sol elimi ve sağ elimin üç parmağını belirleyip onayladıktan sonra uygulamayı kapattım. Kasada da denedikten sonra kasayı aldım. Onur'a da seslenip üst kata çıktım. Odama girecektim ama son anda vazgeçip Selin'in odasına girdim.
Her oda da kasa için ayrılan yerler vardı.
Selin'in odasında da orası gardırobunun altıydı. Gardırobu iterken Onur'da yardım etti ama bilmediği şey dolabın boş olduğuydu. Bu sebeple birden itilince boşluğuna geldi. Az kalsın düşüyordu.
Ben gülünce sinirlenmiş gibi davrandı ama sonrasında o da güldü.
" Niye söylemiyorsun dolabın boş olduğunu? Düşüyordum."
" Düşünce ne olacaktı?"
Bana ' şaka yapma.'der gibi baktı.
Ben eğilip parkeleri kaldırdım. O da kasayı yerine yerleştirdi. Parkeleri geri yerine yerleştirip dolabı geri yerine ittik. Tam kalkacakken odamdan bir ses geldi.
Silahı ateş etmeye hazır hâle getirdim ve odama doğru ilerledim. İçeri girdim.
...................................................
Bölümü en heyecanlı yerinde bırakan yazarları hiç sevmem ama hoşuma da gitmedi değil neyse ben diğer bölümü yayınlamaya gidiyorum. Büyük ihtimalle 10 dakikaya falan o da gelir. Bayy...
