İçeriğe geç

Aynı Kutuplar

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Aynı Kutuplar

Bölüm 1

1.Bölüm

"Ece kızım, biz babanla masaja gidiyoruz haberin olsun."

Telefonu başımla omzum arasında tutmaya çalışırkem bir yandan da ablamın saçını örmeye çalışıyordum.

"Tamam annem, biz de ablamla yemek yemeye ineceğiz."

Telefonu kapattıktan sonra ablama döndüm.

"Ay İrem 22 yaşına geldin hala saçını ben yapıyorum."

Evet ablama abla demek yerine adıyla sesleniyorum çünkü alt tarafı aramızda 3 yaş var.

"Sus be cimcime."

Göz devirerek telefonumu elime aldım ve aynanın karşısına geçtim.

"Benim bu güzelliğim halis midir ya?"

"Başladı gene kendini övmeye."

Ablamın söylenmesiyle gözlerimi devirdim.

"Gerçekler bunlar İremcim."

Ayaklanarak konuştu.

"Hadi hadi, çıkalım kurt gibi açım."

Otel odasından çıkıp asansöre doğru yürüdük.

"Ayy açık büfe gibisi yok!"

"Abla 2 gündür tıka basa yiyorsun böyle giderse obez olacaksın."

"karışma be bana. Bulmuşum tabi yiyeceğim."

Nefesimi vererek yiyeceklere doğru yaklaştım. Ablamın bu kadar umursamaz ve keyfine düşkün olması beni ona hayran bırakıyordu.

Tabağımızı doldurduktan sonra masamıza geçtik ve yemeklerimizi yemeye başladık.

"Buranın salatası muhteşem." Dedim gözlerimi kapatarak.

"İnek misin sen ot yiyorsun."

Cümlesiyle beraber gözlerimi büyüterek ablama baktım.

"İrem!"

"Ne var? Köfte patates varken salata yiyorsun. Hemde böyle bir otelde!" Diyerek yemeğine devam etti.

Göz devirdim. Kusura bakma ablacım ben senin gibi yiyip yiyip kilo almayan cinsten değilim maalesef. Zaten nerde güzel gen varsa sağolsun hepsini toplamış canım ablacım.

Yaklaşık yirmi dakika sohbet ederek yemeğimizi yedik, ardından ayaklandım.

"Ben lavaboya gidiyorum sonra sahile geçeriz."

Kafasıyla onayladıktan sonra masadan telefonumu alıp lavaboya doğru yürümeye başladım.

Bir yandan da Defneden gelen mesajlara bakıyordum. Gene birine abayı yakmıştı saf arkadaşım.

Beni hiç dinlemiyordu. Erkeklere güvenilmez diye diye dilimde tüy bitmişti. Ama nerde. Sakalamız yok ki sözümüz dinlensin!

Köşeyi dönecekken birden sert bir darbe almamla omzum sızladı. Aniden önüme doğru baktım. Bir bu eksikti.

Üstüme buz gibi limonata dökülmüştü. İrkilerek geriledim.

"Napıyosun sen ya, dikkat etsene hayvan!"

"Sakin ol alt tarafı limonata ya, ölmedin."

Sinirle bakışlarımı elbisemden çekip boş konuşan salağa doğru çevirdim.

Bir kaç saniye bakıştıktan sonra sinirle tekrar konuştum.

"Ben ölmedim ama şuan senin ölme ihtimalin var!" Ardından elbiseden damlayan limonata iğrenmeme sebep oldu ve istemsizce yüzümü buruşturdum.

"Kaç para verdim ben bu elbiseye haberin var mı senin?" Dedim tekrar sinirle konuşarak.

"Kaç para verdin? Çokta güzel bir şeye benzemiyor."

Bu ukala kimdi ve benimle ne hakla böyle konuşabiliyordu. Ayrıca bu benim sevdiğim elbiselerimden biriydi.

Sarı renkli etek kısmında papatyalar olan bir elbiseydi ve çok tatlı görünüyordu. Normalde böyle elbiseleri çok tercih etmezdim ama genede kötü bir elbise değildi. Zevksiz öküz!

"Sen ne cürretle benimle böyle konuşabilirsin. Kimsin ya sen!"

Sırıttı ve yanında ki duvara omzunu yaslayarak gözlerime baktı.

"Otelin sahibinin oğluyum." Dedi Kaşlarını kaldırarak.

"Ben de otelin sahibinin yeğeniyim canım."

Bir an ne dediğimizi yeni idrak etmiş gibi Kaşlarımı çattım.

"Ne?"

"Benim böyle çirkin bir kuzenim yok yalnız."

"Ukala hayvan. Sensin çirkin!"

Kıkırdayarak beni süzmeye devam etti.

"Siyah mı gerçekten?"

Anlamayarak ona baktım ve başıyla üstümü işaret etti. Aniden iç çamaşırımın göründüğünü anlamamla kollarımı birleştirdim.

"Sapık herif, hem sapık hem ukala!"

Nefesimi vererek sakinleşmeye çalıştım.

"Özür dile!" Dedim kollarımı önümde birleştirerek.

Kaşlarını kaldırarak samimiyetsizce sırıttı.

"Ben mi?"

"Evet, Sen."

"Pardon kraliçe elizabetle mi konuşuyorum?"

İşaret parmağımla yüzümü göstererek konuştum.

"Bu yüzü unutma çünkü sana unutturamayacağın şeyler yaşatacak!"

Daha fazla şurada dikilirsem, bu aptalı şuracıkta öldürebilirdim. Sertçe omzuna çarparak yanından geçtim.

Sızlayan omzum ona çarparak geçtiğim için daha fazla sızlamaya başlamıştı. Harikasın Ece. Aferim!

***

Odadan üstümdeki kirli elbiseyi çıkartıp mayomu giydim ve üstüme poreo geçirip odadan çıktım. ablamada mesaj atmayı unutmamıştım.

Şu aptal çocukla yaşananlar günümü mahvedemezdi. Bir erkek benim günümü asla mahvedemezdi!

Sahile sonunda varmıştım. Çok fazla kişi yoktu.

"Ben geldim."

Ablamın sesini duymamla arkamı döndüm.

"Gel gel."

"Telefonda anlatmadın geçiştirdin ne oldu anlat."

Sıkılarak nefesimi verdim ve çantamı şenzlongun yanına koydum.

"Sorma ya, delinin tekine denk geldim."

"Sana göre herkes deli zaten Ece."

Göz devirerek güneş kremimi tazelemeye başladım.

"Çocuğun teki geldi üstüme buz gibi limonatayı boşalttı."

Ablam elini ağzına götürerek gözlerini büyüttü.

"Şaka yapıyorsun!"

Ardından kahkaha atmasıyla sinirlenerek konuştum.

"Aman ne komik."

"Bu sadece senin başına gelebilirdi."

Hala gülmeye devam ederek denize doğru yürüdü. Biliyordu tabi çenemle başını ağrıtacağımı.

Sakinleşmeye çalışarak şenzlonga uzandım ve güneş gözlüğümü takarak ayaklarımı uzattım.

İşte gerçek huzur buydu.

"Oha!"

Uzaktan gelen ses ve kıkırdamalarla birlikte kaşlarımı çattım.

Kafama gelen topu sıkıca tutarak doğruldum.

Daha 5 dakika olmadan gene beni bulmuştu tüm aksilikler. Gerçekten bugünde bir şey vardı.

"Kim attı bu topu!"

Biraz ilerde voleybol oynayan iki çocuğun yanıma yaklaştığını gördüm.

"Abla kusura bakma yanlışlıkla oldu."

"Yok teyze! Nerden ablan oluyorum ben senin!kocaman çocuksun." Gözlüğüm çıkarıp ayaklandım.

Elimde ki topu sallayarak konuştum.

"Bir daha bu top kafama gelirse kafanızı koparırım anladınız mı beni?"

Çocuk utana sıkıla başını salladı. Tam topu uzatacakken arkadan tanıdık bir ses duyuldu.

"Hem huysuzsuz hem de çocuk düşmanı. Hiç yakıştıramadım."

Gene bulmuştu beni baş belası.

"Ben sana yapıştıracağım bir tane şimdi." Önüme dönüp topu uzattım.

Çocuk elimdeki topu alarak arkamda duran aptal şahısa bakıyordu.

Aniden arkamı dönmemle eliyle yaptığı deli işaretini görmem bir oldu.

Çocuk benim gördüğümü anlayarak "Abi Allah kolaylık versin." Dedi ve hızla yanımızdan uzaklaştı.

Hem topunu veriyorum hemde laf işitiyorum. Ne güzel ama ya! Allah kolaylık versinmiş, sana versin!

"Sen bana deli mi diyorsun?" Dedim tek kaşımı kaldırıp yanına yaklaşarak.

"Değil misin?"

Şu yüzündeki ego dolu sırıtışı beni uyuz etmişti.

"Bana bak bu iki oldu üçüncü defa olursa-"

"Ne yaparsın?" Diyerek bana doğru yaklaştı. Bu kadar yaklaşmasına gerek yoktu.

Burun buruna gelmemizle istifimi bozmadan duruşumu dikleştirdim. Geri çekilen ben olmayacaktım.

"Orası da senin hayal gücüne kalmış artık."

Sinir edicek bir ses tonuyla konuşarak bozulmasını beklerken sırıtmasıyla kaşlarımı çattım.

Bir an kurduğum cümleyle neye sırıttığını anlayarak elimle koluna sertçe vurdum.

"Sakin ol prenses, hem deli hem kavgacı çattık he"

Alaylı cümlesine karşılık verecekken ablam yanımıza gelmişti.

"Ece bu kim, arkadaşın mı?"

"Bu dağ ayısı benim arkadaşım olabilir mi sence irem?"

Ablam gözlerini büyüterek bana ve çocuğa baktı.

"Ne?"

"Üstüme limonata döken salak bu." Dedim açıklama yaparak.

"Hop hop doğru konuşalım. Salak falan ayıp oluyor."

Kaşlarımı kaldırarak konuştum. "Dağ ayısına gayet okeysin o zaman?"

"Bana bak kızım-"

"Nerden kızın oluyorum ben senin. Bak beni çıldırtma!"

"Ece sakin olur musun, sizde kusura bakmayın kardeşim biraz asabidir."

"Yok ben çözdüm zaten onu."

"Bak hala konuşuyor ya! Neyi çözüyon sen bulmaca mıyım lan ben!"

"Ece hadi denize girelim boşver."

Ablamın kavga çıkmasın diye uğraştığı gayrete hayrandım gerçekten. Nasıl sakin olmayı becerebiliyordu. Gerçi psikoloji son sınıf öğrencisi olduğunu unutmamak gerekirdi.

Gerçekten o kadar ayrı insanlardık ki. Bazen kardeş olmadığımızı düşünüyordum.

"Ece. Güzel isim."

"O ece senin ecelin olacak bekle sen."

Gayet ciddiydim. Benim de adım Eceyse o çocuğa bu oteli dar edecektim.

Zaten kalmıştı üç günüm bir huzur verin ya bir huzur.

"Zevkle bekliyor olacağım, ha bu arada bende Poyraz." Diyerek göz kırptı. O gözlerini de oyacaktım.

Ablamın çekiştirmeleriyle yanından uzaklaştık.

"Of tamam abla ya zehir etti zaten günümü gidiyorum ben."

"Nereye ya girmeyecek miyiz denize?"

"Sen gir, ben odaya çıkıp kafamı toplayacağım."

Çantamu alarak hızla oradan ayrıldım.

"Sana Ece Güroğlu kimmiş göstereceğim Poyraz Bey."

***

İşte tamamdır. Geceye hazırdım.

Sabah olanlardan sonra odama geçip dinlenmiş film izleyip bir şeyler atıştırmıştım şimdide akşam ki yemek için hazırlanıyordum.

Babam ve Dayım bizi arkadaşlarıyla tanıştıracağını akşam yemek yiyeceğimizi söylemişti.

Arkadaşları dediği ortak falan olmalıydı biraz aralarında konuşurken kulak misafiri olmuştum.

Bu duruma pek sevinmesem de olanlardan sonra en azından biraz kafamı dağıtabilirdim.

Giyindikten sonra çantamı da alıp aynada kendimi süzdüm. Üstüme siyah, dar bir elbise giymiştim. Koluma da zincirli siyah çantamı takıp saçımı yarım at kuyruğu yapmıştım.

Biraz spor görünmek için de ayağıma beyaz düz taban spor ayakkabılarımı giymiştim.

Her zamanki gibi mükemmel görünüyordum.

Ablamda lavaboda makyajını yapıyordu. Annemler bizden beş dakika kadar önce inmişlerdi.

Ana kraliçem: Ece kızım hadi inin artık gelmek üzereler.

Annemin mesajını görmemle ablama seslendim.

"İrem annem mesaj attı hadi inelim artık."

Lavabodan çıkıp makyaj çantasını yatağa fırlattı ve aynada bir kaç saniye kendini süzdükten sonra bana döndü.

"Çıkabiliriz."

Odadan çıkıp anasansöre bindik ve sonunda asansörün kapısı yavaşça açıldı.

Etrafa göz gezdirirken bizimkileri masada görünce yanlarına ilerledim. Dayım ve yanında tanımadığım arkası dönük iki erkek ayakta duruyordu.

Sanırım onlarda yeni gelmişti.

"Kusura bakmayın geciktik."

Cümlemin ardından dayım söze girdi.

"Bizde yeni geldik zaten kızım." O yüzündeki tebessümü hiç solmuyordu canım Dayım benim ya!

Ardından tanımadığım yüzlere dönmemle o tanıdık ela gözle göz göze geldim.

Poyraz

***

Bölüm sonu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.