İçeriğe geç

Aynı Anda Çalan İki Kalp

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Aynı Anda Çalan İki Kalp

Bölüm 1

1.Bölüm

Yağmur, şehrin üstüne sanki biri gökyüzünü delmiş gibi yağıyordu. İnsanlar koşuşturuyor, kulaklıklarını takıp dünyayı susturuyordu. Ben ise durağın camına yaslanmış, bu şehrin içinde kendimi fazlalık gibi hissediyordum. Telefonumun ekranında aynı bildirim yanıp sönüyordu: “Konuşmamız lazım.” Bu cümle dünyanın en tehlikeli dört kelimesi olabilir. Hele ki ondan geliyorsa. Adı Ege. Adını söyleyince bile kalbim gereksiz bir hızlanma yaşıyor. Sanki kalbim onun yanında normal çalışmayı unutuyor. Onu ilk gördüğüm anı hatırlıyorum. Okulun ilk günü, herkes havalı olmaya çalışırken o arka sırada oturmuş, camdan dışarı bakıyordu. İnsanların dikkat çekmek için bağırdığı bir ortamda sessiz kalan tek kişiydi. Ve nedense en çok o dikkatimi çekmişti. Bazen bazı insanları tanımadan tanıyormuş gibi hissedersin. Sanki geçmişten kalma bir yarım hikâyenin devamı gibidirler. Ege benim için tam olarak oydu. Ama hikâyeler her zaman romantik başlamaz. Mesajı gördükten sonra yazmadım. Yazamadım. Çünkü üç gündür konuşmuyorduk. Sebep mi? Klasik. Yanlış anlaşılma. Benim gördüğüm bir fotoğraf. Onun açıklamadığı bir durum. İki inatçı insan. Sessizlik. Otobüs geldi. İçeri bindim. Cam kenarına oturdum. Yağmur damlaları camdan aşağı süzülürken kendi yansımama baktım. Gözlerim biraz uykusuz, biraz kırgın duruyordu. Telefon tekrar titredi. “Kaçma.” Sanki beni görüyordu. Sanki bu şehrin neresinde olduğumu biliyordu. Kalbim hızlandı. Mesaj yazma ekranını açtım. Kapattım. Açtım. Kapattım. Tam vazgeçip telefonu çantama atacakken yan koltuğa biri oturdu. Islak saçlarından damlayan su damlaları montuma sıçradı. “Mesajlarıma cevap vermemek yeni hobin mi?” O ses. Yavaşça başımı çevirdim. Ege. Saçları yağmurdan ıslanmış, nefes nefese kalmıştı. Sanki gerçekten koşarak gelmişti. Gözleri direkt gözlerime kilitlendi. O bakış… İnsan birinin gözlerine bakıp hem güvende hem tehlikede hissedebilir mi? Ben hissediyordum. “Beni dinlemeden karar verme,” dedi. Sesi her zamanki gibi sakin ama içinde sakladığı bir telaş vardı. “Fotoğrafı gördüm,” dedim, kısık bir sesle. “Açıklaman gerekiyordu.” “Sen sormadan savunmaya geçmek istemedim.” “Benim sormam mı gerekiyordu?” Bir an sustuk. Otobüs hareket etti. İnsanlar kendi dünyalarına gömülmüşken bizim dünyamız yan koltukta savaş halindeydi. Ege derin bir nefes aldı. “O fotoğraftaki kız kuzenim.” Beynimin içinde bir şeyler durdu. “Yurt dışından gelmişti. Sürpriz yapmak istedi. Seninle tanıştıracaktım.” Kalbim önce durdu, sonra utançla yeniden çalışmaya başladı. Ama mesele sadece fotoğraf değildi. Mesele onun hayatında nerede durduğumu bilmemekti. “Ben senin için neyim?” diye sordum. Soru ağzımdan çıkarken korktum. Çünkü bazı cevaplar insanın içini rahatlatmaz, dağıtır. Ege gözlerini kaçırmadı. “Kaçtığım her şeysin,” dedi. “Ve dönüp dolaşıp geldiğim tek yer.” Dışarıda yağmur hızlanıyordu. İçimde ise başka bir fırtına. Birinin seni seçmesi ne demek? Kalabalık bir dünyada dönüp sana bakması? Sana bakarken diğer her şeyi susturması? Ege elimi tuttu. İlk defa bu kadar net, bu kadar tereddütsüz. “Ben senden hoşlanmıyorum sadece,” dedi. “Ben seni seviyorum. Ama korkuyorum. Çünkü sen ciddisin. Sen oyun değilsin.” Kalbim, o an, gerçekten iki kere attı. Otobüs bir sonraki durakta yavaşladı. Kapılar açıldı. İnsanlar indi, bindi. Ama bizim için zaman o koltukta durmuştu. Belki aşk büyük cümlelerle başlamaz. Belki bir mesajla başlar. Belki yağmurlu bir gün, kaçamadığın biri yanına oturur ve kalbini susturmak yerine daha da hızlandırır. Ve o an anlarsın. Bu, sıradan bir hikâye değil. Bu, seni değiştirecek olan hikâye.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.