İçeriğe geç

Aynanın İçindeki Krallık

Bölüm 7 · 11 dk okuma

Aynanın İçindeki Krallık

Bölüm 7

Zindan

"Hᴇʀ ᴢɪɴᴅᴀɴ ʙɪʀ ʙᴀşʟᴀɴɢɪᴄ̧ ᴏʟᴀʙɪʟɪʀ ʙᴇʟᴋɪ. Nᴇᴅᴇɴ ᴋᴀʟʙɪɴᴇ ʙɪʀ ᴢɪɴᴅᴀɴ ᴏʟᴜşᴛᴜʀᴜᴘ ʙᴇɴɪ ᴏʀᴀʏᴀ ʜᴀᴘsᴇᴛᴍɪʏᴏʀsᴜɴ?"

𝑨𝒓𝒕𝒉𝒖𝒓'𝒅𝒂𝒏

Uyandığımda Rosalie yanımda yoktu. Etrafa baktım ama ne ses ne de başka bir şey vardı. Ayağa kalkıp muhafızları çağırdım. Odaya girip bana selam verdikten sonra konuşmaya başladım.

"Prenses Rosalie nerede?"

"Bilmiyoruz efendim. Odadan çıktığını görmedik."

"Ne demek bilmiyoruz? Nereye gitmiş olabilir?"

"Hemen muhafızlara haber verebiliriz efendim."

"Tamam çıkın."

Muhafızlar bana selam verdikten sonra odadan çıkmışlardı. Üstüme bir beyaz gömlek ve siyah pantolonumu giydim. Odadan çıkıp yemek haneye doğru yürüdüm. Herkesten özür dileyip masaya oturdum. Tam herkes yemeye başlayacakken kardeşim Axel bana seslendi.

"Ağabey?"

"Efendim Axel?"

"Rosalie nerede?"

"Yok."

"Niye yok?"

"Bu seni alakadar etmez canım kardeşim."

"Ayıp ediyorsun ama ağabeyim."

"Axel yemeğine dön."

Axel önüne dönüp yemeğine devam etmişti. Herkesten özür dileyip iştahımın olmadığını söyledim ve ayağa kalktım ki odaya bir anda giren muhafız ile herkes oraya döndü.

"Kralım çok özür dilerim ama bir haberim var."

"Söyle."

"Efendim prenses Rosalie..."

Muhafız bana bakarak cümlenin devamını getirmişti.

"...Hiç bir yerde yok, her yeri aradık. Kasabaya bilgi gitmiş ama oradan da olumsuz cevap geldi. Kısacası Prenses Rosalie kayıp.."

_______________꧁꧂________________

Rosalie'den...

Uyandığımda pencereden vuran güneş ışığıyla birlikte yorganı üstüme çektim. Bu yorganın kokusu.. Yorganı üstümden çekip gözlerimi zor da olsa açtım. Etrafa baktığımda kendi odamda olduğumu farkettiğim anda odaya Jayden'ın girmesi bir oldu. "Hey Ross." Ona döndüm, endişeli görünüyordu.

"Ne oldu bana?"

"Kızım sen kafayı mı yedin? Dün gece seni kapının önünde buldum."

Kaşlarımı çattım. En son Arthur'la saraya dönmüştük ve o sarhoştu, bende onu yatırmıştım. Üstüme baktığımda kendi pijama takımlarımla olduğumu gördüm. Jayden'a baktığımda beni izliyordu.

"Üstünü ben değiştim. Ross noluyor? Sen hiç öyle elbiseler giymezdin, saçma bulurdun."

"Jay ben tekrar oraya gittim."

"Nereye?"

"Oraya işte. Sana anlattığım yere."

"Neden oraya gidip duruyorsun? Seni oraya çeken ne?"

"Beni oraya çeken o."

"Kim?"

"Arthur."

"Ross güzelim o seni nasıl oraya çeksin bu çok anlamsız."

"Bilmiyorum Jay. Gerçekten bilmiyorum."

"Tamam sen üstünü değiş hadi. Aşağıda bekliyorum."

"Tamam."

Jayden odadan çıkınca bende yataktan kalktım. Ona söylediğim şey gerçekten anlamsızdı ama ya öyleyse. Beni oraya çeken oysa. Bunu öğrenmenin bir tek yolu vardı. Beni düşünmesi...

Üstüme bir çiçekli elbise giyerek makyaj yaptım. Saçlarımı salarak bir saç tokası ile süsledim. Aşağıya indiğimde annem ve Jayden kahvaltı yapıyorlardı. Jayden'ın yanına oturup bende onlara katıldım.

_______________꧁꧂________________

Jayden ile birlikte evden çıkmış bir dondurmacıya doğru yürüyorduk. Aramızda garip bir sessizlik vardı ve sessizliği bozan ben olmuştum.

"Jay?"

"Sus Ross."

"Böyle birşey için trip attığına inanamıyorum gerçekten!"

"Ben sana gitme dedikçe sen gidip duruyorsun. Beni hiç dinlemiyorsun!!"

"Sanki bilerek mi gidiyorum? Neden gittiğimi ben bile bilmiyorum."

"O zaman öğren Ross."

"Ah pardon! Nasıl öğreneceğimi bilmiyorum."

Jayden beni durdurup kolumu sıkarak önüme geçtiğinde gözlerimi siyah harelerine diktim. Kolumu çok sıkıyordu ve moraracağına emindim. Çenesini kasıp bana doğru kükremeye başladığında gözlerimin dolduğunu anladım.

"Ne demek bilmiyorum ya, oraya giden sensin Rosalie ben değil. Ne yap ne et oraya gitmeye bir son ver!!"

Sadece susuyordum. Kavga etsek bile sürekli bana Ross derdi ve ben ilk defa bana Rosalie diye seslendiğini duymuştum. Yanağımı dolduran sıcak dokunuş ile gözlerimi tekrardan ona doğru çevirdim. Sinirle bana baktıktan sonra arkasını bile dönmeden yürümeye başladığında arkasından bağırdım.

"Jay!!!"

Beni duymamazlığa vererek evinin olduğu sokağa dönünce arkasından sadece ağlamak kalmıştı. Yere doğru çöktüm ve dizlerimi kapayıp başımı üstüne koydum.

_______________꧁꧂________________

Ne kadar ağladım bilmiyordum, tek bildiğim şey şuanda her yerin ıslak ve toprak kokmasıydı. Başımı kaldırıp etrafa bulanık gözlerle baktığımda ormanda olduğumu gördüm. Hızlıca ayağa kalkıp tekrardan etrafıma baktım. Her yer yeşildi. Bir anda kulağımı sıyıran ok ile olduğum yere kenetlendim. Arkamı yavaşça dönüp oka baktım.

"Burada ne arıyorsun?"

Sesin geldiği yöne başımı çevirdiğimde sarı saçları boynundan aşağıya doğru akan güzel bir kız ile karşılaştım. Tekrar bana yayı ile birlikte oku nişan alınca ellerimi kaldırdım. "Ben bilmiyorum, buraya nasıl geldim bilmiyorum." Kıza bakmaya devam ederken elini indirmemişti. Kızın arkasından birisi yayı indirdiğin de ona baktım. Üstünde şapkalı pelerin vardı, saçları kahverengi ve canlıydı. Gözlerim onda kenetlenmiş bir şekilde dururken o bana döndü ve konuşmaya başladı. "Sen Rosalie değil misin? Thendarit Krallığının prensi Arthur'un nişanlısı." Ah, hadi ama herkese duyuruldu mu gerçekten bu olay. Ona bakarak başımı aşağı yukarı salladım ki yanında kız tekrardan bana nişan almıştı. "Thendarit Krallığı bizim düşmanımız. Bu kızı öldürmeliyiz." dediği anda geri geri giderek vücudumu ağaca yasladım. Onlar aralarında tartışırken bana bakmıyorlardı. Bunu fırsat bilerek ağaca tutunarak ağacın arkasına gidip koşmaya başladım. Nereye gideceğim konusunda en ufak fikrim yoktu ama kaçmalıydım yoksa burada ölecektim. Koşmaya devam ederken arkamdan dur seslerinin yükselmesi ile daha hızlı koşmaya başladım.

Koşarken ayağımın ağaç odununa takılması ile birlikte yere tökezlenmem bir olmuştu. Yerden kalkıp adım attığımda ise anlık çığlık atmıştım. Yanıma gelen kız ve oğlanla birlikte onlara baktım ama tekrar yeri boyladım.

_______________꧁꧂________________

Gözlerimi açtığımda loş turuncu ışıkla etrafıma baktım. Önümde olan demirliklere dikkatle baktıktan sonra ayağımda ki büyük acıyla ağzımdan "ahh!" diye bir çığlık koptu. Ayağıma dolanan demir zincir kelepçe ile sarılan yere baktım. Tek yapabileceğim şey bağırmaktı.

"Kimse yok mu?!"

"İmdaat! Kurtarın beni!"

_______________꧁꧂________________

Arthur'dan...

Şövalyelerle birlikte ormana girmiştik. Her yerde Rosalie'yi arıyorduk. Bir anda ortadan kaybolup bir anda geri geliyordu ama bu çok uzun sürmüştü. Herkese emir verdiğim gibi saraydan çıkmış en güvenilir şövalyelerimi yanıma almıştım. Yanımda Merlin'de vardı. Ormanda yürümeye devam ediyorduk ve hava kararmaya başlamıştı. Arkamı dönüp ekibe bir yer bulup dinlememizi sabah devam edeceğimizi söylediğimde bir ağacın altına geçip oturdum. Nerede olabilir diye düşünüyordum çünkü o buraları bilmiyordu.

Yanıma Merlin gelince ona döndüm, endişeli görünüyordu. "Nerede olabilir?" sorduğu soru ile gözlerine baktım başımı salladım sadece.

"Bilmiyorum Merlin."

Merlin verdiğim cevapla iç çektikten sonra arkasını dönüp ekibe baktı hepsi ateşin başında ısınıyordu. Rosalie ile bilmem gereken şeyler var, bunu biliyorum ve öğreneceğim.

_______________꧁꧂________________

Şafak vaktinde herkes kalkmış ve tekrar yola koyulmuştuk. Hiç bir şekilde haber gelmemişti. Ormanın arasından geçerken gözümün önüne serilen kılıç ile duraksadım. Şövalyelerim ben durunda kendi kılıçlarının ucunu tutmuşlardı. Başımı çevirip yana baktığımda bana doğru kılıç tutan kıza baktım. Zırh giymişti ve sarı saçları dağılmıştı. Kaşlarını çatarak bana bakıyordu.

Onun gibi bende kaşlarımı çattığım gibi avucumu kılıca yaslayıp itekledim. Kıza döndüğüm gibi kılıcını yerine koymak yerine yanında elinde tutuyordu. Gözleri beni ve arkamda ki şövalyeleri süzüyordu. Sarı saçları örülüydü, gözleri bir ormanı andıracak şekilde yeşildi, zırh üstüne tam oturmuştu. Gözlerimi yüzüne çevirdiğim zaman onunda beni süzdüğünü gördüm.

"Prens Arthur, değil mi?"

Adımı söylemesi ile daha da ciddileştiğim gibi yerimde dikleşerek kıza baktım.

"Evet, benim."

_______________꧁꧂________________

Rosalie'den...

Ne kadar zamandır bağırdığımın farkında değildim ama sesimin bu denli kısılacağını tahmin etmemiştim. Köşeye gidip sırtımı duvara yasladığım gibi yere çöktüm. Dizimi bükerek kollarımı etrafına sardım ve başımı üstüne koydum. Arthur'u istiyordum. Gelip kurtarsın beni...

Kilit sesini duymamla başımı kaldırdım ama kaldırdığım gibi hayal kırıklığına uğradım. Ormandaki oğlan bana doğru yaklaşıyordu. Üstünde siyah gömlek vardı siyah pantolonu ile bir bütün olmuştu, saçları daha düzenli duruyordu. Pantolonun kemerine asılı kılıç kılıfını daha net görüyordum. Siyahtı. Gözlerimi gözlerine diktiğim zaman önümde eğilmiş bana bakıyordu. Yüzümü yere doğru eğdiğim zaman burnundan gülmüştü. Gözlerimi gözlerine kenetledim ve konuşmaya yeltenecektim ki demir ısısını tenimde hissetmem bir oldu. Koluma basılan sıcak demirin acısıyla en yüksek sesimle çığlık attığımda bana bakarak kahkaha atıyordu. Demiri yere fırlatıp tekrar ban döndüğünde dilim damağıma yapışmıştı, gözlerimde ki akan yaşı bile hissetmiyordum. Beynim algılamıyordu hiç birşeyi. Bunun acısına alışacağım sırada hissettiğim ikinci acıyla daha tiz bir çığlık attım. Gözlerimde ki yaşlar çoğaldı ve yanaklarımdan hızla aktı. Gülerek ayağa kalktığında bulanıkta olsa yüzünü inceledim. Dudaklarımı birbirine bastırdığım sırada kolunu hissetmediğimi anladım. Dışardan gelen bağırış sesleri duyduğum son şeydi.

_______________꧁꧂________________

Sızlayan kolumla birlikte gözlerimi araladığımda farklı bir yerde olduğumu anlamıştım. Gözlerimi kırpıştırarak etrafa baktığımda bir ormanın içindeydim ve duyduğum seslerle birlikte olan çatırtı sesleri tedirgin etmişti beni. Doğrulacağım sırada sırtımdan birisi destek verdiğinde başımı o tarafa çevirdim. Gördüğüm kişiyle anında ağzımdan tek bir kelime çıktı.

"Merlin."

Bana bakarak gülümsediğinde ileri bakarak Arthur diye bağırınca baktığı yere döndüm. Arthur'u görmemle gözümden yaşların akması bir oldu. Ayağa tökezleyerek kalktığım gibi yerinden kalkmış buraya doğru yürüyen ona doğru koştum. Yarı yolda beni sararak bana sarıldığında kollarımı beline sarıp başımı göğsüne yasladım. Ağladığım seslerimden belli olurken saçlarımı okşadığını hissettim. Beni kendisinden ayırıp yüzümü avuçları içerisine alıp ateşte ısınan parmaklarıyla yanaklarımı silip okşadı.

"Çok korktum."

"Biliyorum ama bak şimdi ben yanındayım. Krallığa gidince koluna baktıracağız. Şimdilik bir bez ile sardık. Dikkat edeceksin giderken tamam mı?"

Benimle bu kadar ilgilenmesi beni gülümsetmişti, ona bakarak başımı onu onaylayacak şekilde salladığımda başımı tutarak şakağıma naif bir öpücük kondurmuştu. Bu hamlesiyle gözlerim kapanmıştı. Dudakları tenimden ayrıldığında gözlerimi aralayıp mavi gözlerine baktığımda yorgun olduğunu farkettim. Ellerime engel olamayarak gözü önünde ki saçlarını arkaya doğru taradım. Bana gülümseyerek elimi tuttuğunda kaşlarıyla az önceki yattığım yeri gösterdi.

"Hadi yat uyu, sabah erkenden yola çıkacağız."

"Ya sen, sende yorgun görünüyorsun."

"Ben alışkınım uyanık kalmaya. Sen yat, ben sonrasında gelirim yanına."

Başımı sallayarak onu onayladığımda yattığım yere geri döndüm. Bir örtü vardı ve yastığı da bir hırkayı top haline getirerek yapmışlardı. Arthurlara arkamı dönerek gözlerimi yumdum ve kendimi uykuya teslim ettim.

_______________꧁꧂________________

Sabah erkenden uyanmış ve yola çıkmıştık bazı şövalyeler atta bazıları ise yürüyerek gidiyorlardı. Ben Arthur'un yanında onun elini tutarak yürüyerek ilerlerken gözlerimi ondan alamıyordum. Üstündeki zırh üstüne tam oturduğundan geniş omuzları belli oluyordu. Önüme gelen kıvırcık saçlarımı ensemde bir ip sayesinde sıkıca bağladım gibi yorulduğum için başımı Arthur'un koluna yasladım. Yorulduğumu anlamış gibi kolunu bedenlerimiz arasından çıkartınca omzuma atarak beni kendine çekmişti. Başımı güven veren omzuna koyarak yürümeye devam ettim.

"İstersen atlardan birisi boş ona binebilirsin. Yorulmuş gibi görünüyorsun." diyen Merlin'e döndü bakışlarım. Alt dudağımı dişlerim arasına alarak Arthur'a baktım. Bana keskin mavi gözleriyle bakarken konuştum kısık sesimle. "Ben at sürmeyi bilmiyorum ki." Arthur'un üstten gülümsediğini görünce kaşlarım istemsizce çatıldı. Gözleri gözlerimden ayrıldığı gibi Merlin'e baktı. "Arkadan atı getir, Rosalie ile birlikte bineceğiz." dediğinde ciddi anlamda donup kalmıştım. Adımlarını yavaştan durdurduğunda onunla birlikte diğerleri ve bende durmuştuk. Merlin atı dikkatli adımlarla getirdiğinde Arthur siyah atının başını okşayıp yanına geçti. Omzumdan çektiği kolunu indirip elini elime kenetlerken onu izliyordum. Dalgınlığım Arthur'un beni anlık kucağına alıp atın üstüne dikkatlice oturtması ile dağılmıştı. Kendisi de atın sağ tarafında ki üzengisine ayağını atarak arkama temkinli bir şekilde oturunca dizginleri eliyle sıkıca tutarak beni sarmalamıştı. Başımı çevirmeye mecalim yokken sırtımı göğsüne yaslayarak ve başımı da omzuna koyarak yolu izledim. Kolumun sancısını unuttuğum dakikalar benim için rahattı ama o sancı geldiği an kendimi sıkıyordum. Arthurlara belli etmemeye çalışsam bile bazen Merlin bana gözüyle iyi misin der gibi bakıyordu. Tam yanımızda ata ayak uydururak yürüyordu ve tek ayakta olan oydu. Yüzümü Arthur'un boynuna doğru çevirdigimde keskin kokusu burnuma gelivermişti. Kokusuyla birlikte gözlerim kapanınca uykumun geldiğini o an hissetmiştim.

_______________꧁꧂________________

Sarsıldığımı hissettiğimde bilincim daha yeni yerine geliyordu. Gözlerimi hafif aralarken birinin kucağında ilerliyordum ve kokusundan anladığım kadarıyla bu kişi Arthur'du. Beni düşürmemeye özen göstererek büyük açılan kapıdan adımlarını ileri sürdürmüştü. Sırtım yumuşak doku ile buluştuğunda krallığa hatta saraya geldiğimizi anladım. Arthur tam gidecekken istem dışı bir şekilde elim bileğini kavramıştı. Gökyüzü mavisi gözleri direk gözlerimi bulunca yutkundum. Gözleri gözlerimden, kokusu kokumdan ayrılsın istemiyordum ama yine aynı şey olacaktı biliyorum. Ya ben ya da o gidecekti birimiz. Aklımdakileri okurmuş gibi burnundan nefes alarak bana doğru eğilip saçlarımı okşadığı gibi anlıma sıcak dudaklarını bastırmıştı.

"Bir yere gitmeyeceğim, sadece üstümü değişeceğim. Sana da hizmetli gönderecektim."

Dedikleri zihnime otururken başımı onu onaylayacak şekilde salladım. Eğildiği gibi geri doğrularak geri çekilmişti. Odanın içindeki banyoya doğru adımlarını attığında bende yatakta doğrulup onu beklemiştim. Odaya yarım açık perdeden vuran ay ışığına kaydı gözlerim. 1 gün olmuştu ve ben hâlâ buradaydım. Evet, seviyordum burada olmayı ama annemleri de merak ediyordum. Anlık esen rüzgarla ürpermiştim. Ayağa kalktığım gibi adımlarım pencereye doğru ilerledi. Uzanarak pencereyi kapattığım gibi tüylerim diken diken olmuştu. İçimde garip bir his vardı. Ne bilmiyordum ama galiba aynı şey olacaktı. Eğer olacaksa Arthur'a bir şekilde haber vermeliydim, ama nasıl? Hızlı davranarak odanın bir kenarına ayrılmış kitaplığa doğru yürüdüm ve kitaplığın önündeki küçük kahve sehpasına baktım. Sehpanın üstünde ki kalemi ve küçük kağıdı aldığım gibi not yazdım.

"Eğer odada ya da herhangi bir yerde değilsem yine aynı şey olduğunu bil. Sana herşeyi bir gün anlatacağım. O günü bekle. Dikkat et kendine."

Rosalie

Notu sehpanın üstüne bırakıp doğruldum. Yatağa doğru adımlayıp kendimi yatağa bıraktım ve gözlerimi kapatarak sessizliği dinledim.

_______________꧁꧂________________

Gözlerimi açtığımda tanıdık yemek kokusu ile zor da olsa gözlerimi araladım. Kendimi tekrardan yatağımda hissettim. Doğrulduğum gibi üstümde ki kıyafetlere baktığım da kendi kıyafetlerimle olduğumu anladım. Balkondan gelen serinlik ile gözlerimi o tarafa çevirdim. Bir gölge vardı ama kim olduğunu çözemiyordum. Ayağa kalktığım gibi odamın içerisinde ki balkona adımladım ve serinliğe gittim. Gölgenin Jayden olduğunu anladığımda derin bir nefes çektim. Benim geldiğimi anlamış olacak ki bedenini bana çevirdi.

"Uyanmışsın."

"Evet uyandım. Sen mi aldın beni?"

"Seni bıraktığım yer de duruyordun. Ross sen kafayı yedirtirsin insana. En yakın arkadaşımsın ve sürekli ortalıktan kaybolman beni delirtiyor."

Doğru söylüyordu. Sürekli kayboluyordum ve bunun ne zaman olacağını bilmiyordum. Acaba nasıl oluyordu? Ya da bir rüyada mıydım? Bunları düşünmem de bana kafayı yedirtiyordu. Tanrı aşkına ben neyin içine düştüm böyle? Aklımdakileri dağıtan şey Jayden'ın beni sarsması olmuştu.

"Ross! Dinliyor musun beni?"

"Ne diyordun?"

"Ross aklın nerede senin?"

Ah cidden! Hayatım tamamen karmaşık bir hale geldi. Benim bunu bir şekilde düzeltmem gerekiyor. Ama nasıl? Aklımda ki soruları bir kenara bırakıp Jayden'a baktım.

"Ne yapacağımı bilmiyorum Jay. Lütfen bana yardım et. Sürekli oraya gitmem benimde aklımı karıştırıyor."

"Ben sana nasıl yardım edebilirim? Daha ne olduğunu bana anlatmadın? Orada neler olduğunu da anlatmadın."

Evet anlatmadım çünkü Arthur'la evleneceğimi ona nasıl anlatacaktım. Bu onu çıldırtırdı.

"Jay senden tek bir isteğim var. Eğer ortadan tekrar kaybolursam annemler sorarsa onlara bir yerde çalışmaya başladığımı ve oraya gitmem gerektiğini söyle."

"Ya inanmazlarsa. Çalıştığın yeri sorarlarsa ne diyeceğim?"

"Sen bul birşeyler lütfen. Sana güveniyorum ve bana inanacak tek kişi sensin."

Ona mahcup gözlerle bakıyordum çünkü cidden öyle hissediyorum. Yanaklarını şişirerek ofladığı gibi başını bana eğdi ve beni onaylar gibi başını salladı. Gülümsedim, gülümsedi. Kollarını açtığı gibi öne atılarak kollarımı beline sardım. O da beni koruma edasıyla etrafıma sardı kollarını. Başımı göğsüne yasladığım gibi içine derin bir nefes çekti. Saçlarım arasında naif öpücüğünü hissettiğimde gözlerimi kapattım.

"Benimde tek istediğim dikkat etmen. Sana birşey olmasını istemiyorum Ross."

Onu onaylayacak şekilde homurdandım ve ona daha çok sığındım.

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.