Eliz’in odası, dış dünyayla bağını tamamen kopardığı korunaklı bir sığınaktı. Ya da belki de kendi elleriyle ördüğü bir hapishane. Pencerelerinden sızan sokak lambasının cılız ışığı, duvarları süsleyen Paramore ve Nirvana posterlerinin üzerine düşüyordu. Tavana astığı mor ve sarı led ışıklar, odadaki yoğun kasveti dağıtmaya yetmiyor, aksine ortama hastalıklı, melankolik bir hava katıyordu. Masanın üzeri günlerdir dokunulmamış boş kola kutuları, enerji içecekleri ve yarım bırakılmış sigara paketleriyle doluydu.
Eliz, yırtık pırtık kumaş kaplı eski koltuğuna gömülmüş, ellerini dizlerinin arasında sıkıştırmıştı. Günlerdir uyumamıştı; ya da o öyle sanıyordu. Zihnindeki sesler, bilgisayar fanının o bitmek bilmeyen uğultusu gibi arka planda sürekli çınlıyordu. Kendini bildi bileli içinde büyüyen o devasa boşluk, son birkaç aydır onu tamamen yutmuştu. Okul, arkadaşları, ailesi… Her şey sanki bir camın arkasından izlediği sessiz bir film gibiydi. Kimse onun ne kadar derine battığını fark etmiyordu. Kendini görünmez hissediyordu.
Masanın hemen yanında, eski, pirinç çerçeveli, oval bir ayna duruyordu. Eliz, aynalara bakmaktan nefret ederdi; çünkü orada gördüğü şey sadece bir enkazdı. Ancak o an, başını hafifçe kaldırdığında aynanın içinde bambaşka bir şey gördü. Ya da birini.
Aynanın sığ sularından ona bakan gözler, kendi yansımasına ait olamayacak kadar keskin, net ve pürüzsüzdü. Bu, okuldaki o gizemli çocuktı: Karan. Çıplak omuzları, hafifçe yana taranmış siyah saçları ve yüzündeki o yarı hüzünlü, yarı kibirli ifadeyle adeta bir tablonun içinden fırlamış gibiydi.
Eliz titreyen elini aynanın soğuk camına uzattı. Parmak uçları camın yüzeyine değdiğinde, Karan’ın dudaklarında hafif, güven veren bir tebessüm belirdi. "Korkma," dedi Karan. Sesi odanın içinde çınlamadı, doğrudan Eliz’in zihninin derinliklerinde yankılandı. "Seni bu karanlıktan çıkaracağım. Beni içeri al."
Eliz, hayatında ilk kez birinin onu gerçekten gördüğünü hissetti. Tam elini aynaya daha sert bastırıp o sıcaklığa teslim olacakken, Karan'ın yüzü aniden bulanıklaştı. Aynadaki pürüzsüz teni çatlamaya, gözleri simsiyah bir sıvıya dönüşmeye başladı. Güven veren o ses, kulakları tırmalayan boğuk bir kahkahaya dönüştü: "Seni kurtaracağımı mı sandın?"
Eliz nefes alamadığını hissetti, boğazı düğümlendi, oda etrafında dönmeye başladı—