İçeriğe geç

Aykırı Çiçek

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Aykırı Çiçek

Bölüm 1

İlk kıvılcım

Bir kraliçenin hayatında en fazla ne olabilirdi ki?Diplomatik işler,yeni ve güçlü ittifaklar kazanabilme çabaları,çıkabilecek olası savaşlar için safları sıkı tutmak...Bir ülkeye kurban edilmiş ,monoton hale gelmiş sıkıcı bir hayat.Normalde olması gereken buydu.Ancak benim yaşamım alışagelmişten baya uzaktı.Gerçi ben normal bir kraliçe miydim?Tartışılırdı.Zira bilim insanlarının genetiğimle oynaması yüzünden hepimizin bildiği çiçeklerden olan gülün özelliklerini taşıyordum.Bu da az önceki tezimi kanıtlar nitelikteydi.Düşüncelerim beyin hücrelerimi yorarken odamın kapısı çalındı.Neredeyse, hazırdım.Sadece birkaç rötuş kalmıştı.Siyah renkte damla şeklini andıran küpelerimi takıp kapıya doğru seslendim."Gir."Ablam Gülhan beni görür görmez memnuniyetsizce yüzünü buruşturdu."Ne bu halin?"

"Sağol abla sorduğun için.Sen nasılsın?"dedim sesimde imalı bir tınıyla.Sitemimden etkilenmeden beni süzmeye devam etti."Ne varmış halimde?"

Nefret dolu bakışlarını nihayet bedenimden ayırıp gözlerime dikti."Cenazeye gider gibi giyinmişsin."

"Aşağıdaki kalabalığın benim için cenazeden farkı yok."

"Mantar soyunun varisini böyle mi etkileyeceksin?Bir haftaya kalmaz senden boşanır."İşime gelirdi.Tabii benimle hiç evlenmemesini tercih ederdim de boşanması da ideal bir seçenekti."O surtasızı etkilemeye niyetim yok zaten.Kendi gibi sürekli surat asan biriyle evlenip ömür boyu surat asabilir."Maalesef ki gül krallığının yeni ittifaklar kazanmasını sağlamanın yolu mantar soyundan geçiyordu.Onunla evlenecektim.Kurma bebekler böyle yapardı.Onlar adına belirlenen kararları yerine getirirlerdi.Ben de bir kurma bebek olarak varlığımın gereğini yerine getirecektim.

"Çok oyalanmadan aşağıya gel.Nikah memuru gelmek üzeredir."Alel acele odadan çıktığında arkasından bakakaldım.Fazla uzun sürmeden odama Gülşen girdi.Beni ve elbisemi süzdükten sonra bana sarıldı."Çok güzel olmuşsun abla."Tebessüm ettim."Senden güzel olamam meleğim."Bu güzel an Gülhan`ın cırtlak sesiyle bölündü."Gülşen,yılışma şuna!Elbisesini buruşturacaksın,zaten kendini beğendirtmemek için elinden geleni yapıyor!"Gülşen yine bağırmaması için onunla beraber odamdan çıktı.Yatağıma oturdum.Gerçekten bunu yapmalı mıydım?Soyum için istemediğim bir insanla hayatımı geçirmeli miydim?Üstelik farklı bitkiler olduğumuz için çocuk sahibi olmamızda yasaktı.Jason kesinlikle tek başına çekilecek biri değildi.Bakışlarım odayı taradı.Bir sorun varsa mutlaka çözümü de olurdu.Elimde ise şimdilik sadece sorun vardı.Çözümü bulmalıydım.Sonunda bakışlarım bir yere sabitlendi:Yatağımın çarşafına...

Dudaklarım zaferle kıvrıldı.Sessizce mırıldandım."Ve bingo."Hızlıca odadan çıktım ve yardımcım Sergül`ü kolundan yakaladım.O da benim gibi hiç memnun değildi.Saraydan ayrılmamı en az benim kadar istemiyordu.Yıllardır benim için çalışıyordu kolay değildi."Sergül bana bulabileceğin ne kadar çarşaf varsa hızlı bir şekilde getirmeni istiyorum."Sorgular bir şekilde bana baktı."Sonra açıklayacağım sana.Fazla zaman yok.Çabuk ol."Başını salladı."Siz nasıl isterseniz efendim."Bu cümleyi kurmasıyla koşarak gitmesi bir oldu.Sonunda aradığım çözüm elimdeydi.Evet, burdan kaçıp gidersem varisliğimi kaybedebilirdim ama buna değerdi.Kurma bebek sırtındaki çevrilen çiviyi kırmak üzereydi.Artık kimse bana istediğini yaptıramayacaktı.Adımlarım dolabımın önünde durdu.Rafın en arkasına ittiğim tacı başıma taktım.Annemden kalan son bir hatıra...Gümüş renginde ince yer yer siyah gül motifleri taşıyan

zarif bir taçtı."Majesteleri,çarşafları getirdim."Sergül`ün geldiğini fark edememiştim.Ona gülümseyip çarşafları aldım."Bunları neden istediniz?"Çarşafların uçlarını birbirine bağlarken konuştum."Kaçmak için."Sesinde neşe belirdi."Gerçekten mi?" Güldüm."Gerçekten.Onunla evlenip ruhumu çürütmesine izin verir miyim?"Düşünceli bir şekilde bana baktı."Çok farklı kişiliklere sahipsiniz.Siz kimseden bir tebessümü sakınmayan birisiniz majesteleri o ise o tebessümü herkesten esirgeyen biri.Halbuki zıt kutuplar birbirini çeker derler ama bu sizin için pek geçerli değil gibi."

"Aksi insanları sevmiyorum." Çarşafları bağlamayı bitirip bir ucunu yatağımın demirine bağladım.Diğer ucunuysa pencereden aşağı sarkıttım."Yolunuz açık olsun majesteleri."

"Teşekkürler Sergül."

Odam sarayın ikinci katındaydı zeminden fazlasıyla yüksekti.Bu yüzden çarşaflar yardımıyla inmem zaman aldı.Zemine ulaşmama birkaç metre kalmıştı ki çarşaflar birbirinden ayrıldı.Süratle yere çakılacağımı, düşünerek gözlerimi kapattım.Bu ana şahit olmak istemiyordum.Belimde beni sıkı bir şekilde kavrayan eller hissettim.Gözlerimi açtım.Beklediğim gibi olmamıştı ,düşmemiştim.Biri beni yakalamıştı.Rahatlayarak nefesimi verdiğim sırada fark ettiğim ayrıntı yüzünden gerildim.Üzerindekiler bu kişinin nikah memuru olduğunu gösteriyordu."Nikah memuru?"İrice açılmış gözlerle ona bakmak dışında bir yaşam belirtisi gösterdim."Kaçak prenses?"Onun bakışlarının da benimkilerden aşağı kalır yanı yoktu.İlk toparlanan o oldu.Bakışlarını benden çekti ve beni kucağından indirdi."Açıklama yaparak kaybedicek vaktim yok.Gitmeliyim."Kolumu tutarak bana engel oldu.Gözlerindeki nefretin ve öfkenin sebebini merak ettim."Hiç sanmıyorum majesteleri."

"Ne cüretle bana karışmaya cesaret edersin?Benim topraklarımdasın .Tek kelimemle kelleni uçurtabilirim."Alaycı bir tavırla gülümsedi."Siz bir karıncayı bile incitemezsiniz,majesteleri.Blöfünüzü yemiyorum."

"Beni o nikaha hiçbir güç götüremez!"

"Merak etmeyin,ben de götürmeyeceğim.Siz bana farklı bir şey için lazımsınız."kolumdan çekiştirerek beni yürütmeye başladı.Tırnaklarımı eline geçirerek kolumu ondan kurtardım.Bir adım geriye çekildim."Kimsin sen?"Yüzünde alaycı bir ifade belirdi."Nikah memuruyum majesteleri."Ters bakışlarımı üzerine diktiğimde açıklama yapma ihtiyacı hissetti."Hayvan ırkının yaşadığı bölgeden geliyorum.Efendim sizi ona götürmem için buraya gönderdi.Yani nikah memuru falan da değilim.Sadece yakalanmamak için bu kılığa girdim."Ters bakışlarımı çekmedim."Bitki ırkından kimse hayvan ırkının bölgesine giremez.Söyle efendine onun keyfi için yasakları çiğnemeyeceğim."Kibirle gülümsedi."Size bir seçim hakkı vermedim.Ya da fikrinizi sormadım.Gelmek zorundasınız."Sinirle nefesimi verdim."Bir sahtekarla beraber ülkemden ayrılmayı reddediyorum!"

"Bana kendimi tekrarlatmayın majesteleri.Size söyledim gelmek zo-"Hiddetle sözünü kestim."Ben de sana zorunda değilim dedim!"Tane tane konuşarak her kelimenin üstüne bastırdım.

"Ben gül soyunun varisi,bitki ırkının kraliçesiyim!Kimse beni zorlama veyahut tehdit

etme yetkisine sahip değil.İstediğimi yaparım istediğimi yapmam.Hatta senin hayvan ırkından olduğunu söyleyip idam edilmeni bile sağlayabilirim."

"Madem bu kadar seviyorsunuz krallığınızı neden saraydan kaçtınız?İstediğinizi yapıyor istemediğinizi yapmıyorsunuz,öyle mi?Mantar krallığının varisiyle evlenmek istememenize rağmen babanıza karşı çıkamıyorsunuz?"Delici bakışları gözlerimin yanmasına sebep olurken devam etti."Hiç boşuna özgürüm nidaları atmayın majesteleri.Bunca yılın hatırı,annenizin kaybından size ve kardeşlerinize bakan kişinin tek o olması.Ama asıl neden bu değil.Babanıza karşı duyduğunuz sevgi.Sevgi en büyük prangadır majesteleri.İnsanı istemediği ne varsa yapmaya zorlar."Sessizce bakışlarımı kaçırdım."Diyelim ki,sizi serbest bıraktım.Babanız ve müstakbel kocanız yana yakıla bütün ülkede sizi arayacak.Üstelik ittifakları da ona yardım edicektir.Eninde sonunda bulunacak ve onunla evleneceksiniz."Gerçekleri yüzüme tokat gibi çarparken ben sessiz kaldım.Sanırım,haklıydı.Ben sadece kaçış kısmına odaklandığım için sonrasını düşünmemiştim."Belki de sizi ikna etmek için tehdite başvurmalıyım.Tam şuanda saraya giriş yapıp kaçtığınızı ona söylemeliyim."Sahte bir üzüntüyle dudaklarını büktü."Yazık adamcağıza kızı kayıp ama bundan haberi bile yok."Onunla gidemezdim.Yıllarca yasakları çiğnemeden yaşamıştım. Bunu yapabileceğimi sanmıyorum.Fakat dediğini yapmazsam kaçışımın bir anlamı olmayacaktı.Elimde yine sorunlar vardı.Çözümleri bulmalıydım.Bir çıkış yolu olmak zorundaydı.Etrafa bakındım.Dalga geçen sesini duymak beni daha fazla geriyordu."Ne oldu küçük varis?Kafa tutan cümlelerin nerede?"Dudaklarından küçük bir kıkırtı kaçtı."Dut yemiş bülbüle döndün."Sertçe yutkundum.Sözcükler ağzımdan kerpetenle çıkıyor gibiydi."Kabul ediyorum."Şimdilik tek çözüm yolu buydu.Elini buyrun dercesine önümde salladı."Önden,majesteleri." Kapüşonlumun başlığını aşağı çekerek yüzümü gizledim.Yanından geçerken kulağıma fısıldadı."Benim ırkımın topraklarına ulaştığımızda ne varisliğinin ne de kraliçeliğinin bir önemi kalmayacak.Zindandaki mahkumlar bile senden daha üstün.Anlayacağın az önce gösterdiğin itaatkar tavırlardan ayrılmazsan iyi edersin."Yüzümü buruşturdum.Bu kelimeden nefret ediyordum.Benim için bir hakaret sayılırdı."Ben kimseye itaat etmem."Sert bir sesle konuşarak yanından geçmeye meylettim ama yine kolumdan kavrayarak durmamı sağladı."Söyleyeceklerim daha bitmedi.Bir daha bana büyüklük taslamaya kalkışırsan pek iyi sonuçlar elde etmezsin."Kolumu bıraktı bahçenin dışında kalan bir arabaya doğruGözlerim öfkeyle parladı.Etrafa zehirli bir koku yayıldı ve vücudumda dikenler belirmeye başladı.Dikenler elbisemi yırtıp ortaya çıkmak için can atıyordu.Ellerim onu öldürme arzusuyla yanıyordu.Göz bebeklerimin kaybolmaya başladığını hissedebiliyordum.Görüşüm bulanıklaştı.Netleştiğinde ise etrafı kırmızı halde görüyordum.Dudaklarım kıvrıldı.Zehirli kokumu etrafa salacakken duraksadım.Ne yapıyordum böyle?Gerçekten onu öldürmek istiyor muydum?Yoksa kontrol etme hırsım yüzünden miydi?Öfkem beni yönetmek istiyordu.Hırsım ve sinirimin bana yön vermesine izin veremezdim.Kafa karışıklığım sürüyordu.Ellerimdeki ısı ve elbisemi yırtarcasına zorlayan dikenlerim karar vermemi zorlaştırıyordu.Sonunda ipleri elime aldım.Ellerim soğudu,dikenlerim yavaşça vücudumu terk etmeye başladı yürüdü.Arkasından nefretle fısıldadım."Beni tehditlerle dizginleyemezsin.Senin ırkındakiler gibi eğitilebilecek değilim ben."Adımlarım yolcu koltuğunun önünde durdu.Duraksadım.Bakışlarım saraya çevrildi.İç çektim.Daha fazla oyalanmadan arabaya bindim.Başımı cama yaslayıp etrafı seyretmeye başladım.Bir süre sonra gözlerim yoruldu. Direnmeyerek kendimi uykuya teslim ettim.

...

Avizenin sarı ışığı gözlerime vurunca uyanmak zorunda kaldım.Etrafa baktım.Her parçası siyahla döşenmiş bir saraydaydım.İç karartıcı bir yerdi.Perili bir ev gibi."Rahatsın herhalde."

Sarayı incelemeye devam ederken ne dediğini anlayamadım."Ne saçmalıyorsun yine?"Çenemi sıkıp yüzümü kendisine çevirdi."Kucağımdan diyorum...İnmeyi ne zaman akıl edeceksin?"Gözlerim fal taşı gibi açıldı.Beni taşımasına mı yoksa bunu fark edemeyişime mi şaşıracağımı bilemedim."Ciddi değilsin,öyle değil mi?"Gayet ciddiydi."Sence şaka yapıyor gibi mi görünüyorum?"

"Hayır."

"Ee,o zaman?"

"Beni yere indirir misin?"Kulağıma fısıldadı."Büyük bir zevkle."Ve belime yoğun bir ağrı saplandı.Umarım kırılmamıştır.Olduğum yerden tepemdeki şeytana baktım.Gülümsemesi içimdeki alevi harlamaktan başka bir işe yaramıyordu."Orda havalar nasıl Gül?"Çenemi sıktım."Harika.Ama senin için öyle olmayacak!"kalktığımda dikenlerimi çıkartıp onu delik deşik etmeye kararlıydım.Ancak yine yapamadım.Öfkemin benden başkasını yakmasına yine izin veremedim."Vahşi kadın."Kulak asmadım ve önünde durduğumuz odaya kapı çalma adetini geride bırakarak bodoslama girdim.Duvarlar,zemin,dolap,çalışma masası hatta avize bile siyahtı.Bu sarayın sahibinin yoğun bir siyah takıntısı olmalıydı.Oldukça garipti.Pembe renge takıntılı bir arkadaşım vardı.Çünkü pembe canlı renkti.Aşık olunası bir renk olduğunu söyler dururdu.Siyah canlı bir renk değildi.Karanlıktı,bilinmezdi.Aşık olunası bir renk olduğunu sanmıyordum.Bazıları için karanlık bazıları içinse aydınlıktı siyah ve görünüşe göre aydınlık olarak gören birinin sarayındaydım.Bakışlarım odanın sonundaki sade görünümlü tahta kaydı.Üstündeki kişi ise siyah bir takım elbise giymişti.Gözlerimiz birbirine değdi.Duraksadım.

Dudaklarımdan tek bir isim döküldü."Demon Wallace."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.