Lara, kitabı kitaplığa yerleştirdikten sonra uzun bir süre boyunca düşündü. Söz vermişti, karanlık tarafı bir şekilde bulacaktı. Ama nereden başlayacağını bilmiyordu. Kitap bir şekilde değişmişti, artık içindeki tüm sayfalar doluydu ve neler yazdığına bile bakmaya cesaret edememişti.
O gece uyumaya çalıştı ama zihni sürekli karanlık tarafla ilgili sorularla doluydu. Bir rüya gördü. Rüyasında karanlık bir ormanda yürüyordu. Ay ışığı bile yoktu ama önünde bir yol beliriyordu, sanki görünmez bir güç ona rehberlik ediyordu. Yolun sonunda, yerde parlak bir anahtar gördü. Anahtarı alır almaz bir kapı beliriverdi. Ancak tam kapıyı açacağı sırada korkunç bir ses duydu ve irkilerek uyandı.
-Lara: (kendi kendine) Bu sadece bir rüya mıydı, yoksa bana bir işaret mi?
Sabah olduğunda, rüyasını arkadaşlarına anlattı.
-Felix: Bu bir işaret olabilir! Anahtar... Belki karanlık tarafın kapısını açmak için bir semboldür?
-Asena: Rüyandaki her detaya dikkat etmeliyiz. Belki rüyan sana nerede arayacağını söylüyordur.
-Mandy: (şüpheyle) Rüyalar genelde bilinçaltımızın oyunudur. Bence o kadar ciddiye almamalıyız.
Lara, Mandy’nin şüpheci tavrına rağmen, rüyasında gördüğü ormanın bir ipucu olduğuna inanıyordu. Gün boyunca kitabı tekrar açıp bakmayı düşündü ama içindeki yeni yazıların ona ne söyleyeceğinden korktu. Akşam, cesaretini toplayarak kitabı tekrar açtı.
Kitabın ilk sayfasında yeni bir yazı belirivermişti:
"Yolculuğun başlıyor. İlk işareti bulmak için rüyanda gördüğün ormana git. Cesaretin sınanacak, karanlığın içinden geçmen gerekecek."
Bu yazılar Lara’nın tüylerini diken diken etti. Gerçekten de rüyası bir işaret miydi? Rüyada gördüğü ormanı düşündü. Aydınlık tarafın yakınlarında, kimsenin gitmediği eski bir orman vardı. Herkes oraya gitmenin yasak olduğunu söylüyordu, ama nedenini kimse açıklayamıyordu.
O gece, Lara cesur bir karar aldı. Arkadaşlarını aradı ve onlara planını anlattı.
-Lara: Rüyamda gördüğüm orman gerçek olabilir. Aydınlık tarafın kuzeyindeki yasaklı ormana gitmemiz gerekiyor.
-Felix: Orası mı? Herkes orada garip şeyler olduğunu söylüyor. Ama eğer gitmek istiyorsan, yanında olurum.
-Asena: Ben de geliyorum. Birlikte daha güçlü oluruz.
-Mandy: Siz gerçekten delirmişsiniz. Ama yalnız gitmenize izin veremem. Ben de geliyorum.
Ertesi sabah, dördü ormanın yolunu tuttu. Yasaklı orman, güneşin ışıklarının bile zor ulaştığı, yoğun ağaçlarla çevrili ürkütücü bir yerdi. Lara, kalbinin hızla çarptığını hissediyordu ama kararlıydı.
Ormanın derinliklerine ilerlerken, Felix bir şey fark etti.
-Felix: Lara, burada yerde bir şey var!
Felix’in gösterdiği yerde, rüyasında gördüğü parlak anahtarı buldu. Anahtarı eline aldığında, çevredeki ağaçlardan bir kapı belirdi. Kapı, karanlık bir tarafa açılıyor gibiydi. Lara, arkadaşlarına baktı.
-Lara: Hazır mısınız?
Üçü de başlarıyla onayladı. Lara, anahtarı kapıya yerleştirdi ve döndürdü. Kapı yavaşça açılırken, karanlık tarafın gizemli dünyasına ilk adımlarını atacaklardı. Lara, anahtarı kapıya yerleştirdiği anda içini hem korku hem de heyecan sardı. Metalik bir tıkırtı sesi duyuldu ve kapı yavaşça açılmaya başladı. Kapıdan yayılan hafif bir sis, ormanın soğuk havasıyla karıştı. İçeriden gelen karanlık, sanki onları içine çekmeye çalışıyordu.
-Lara: (fısıltıyla) İşte burası...
Felix elini Lara’nın omzuna koydu.
-Felix: Ne olursa olsun, yanında olacağız.
-Asena: Bence dikkatli olmalıyız. İçeri girince neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz.
Mandy ise geride duruyordu. Gözleri kapıya kilitlenmişti. Onu böylesine ürkütmüş bir şeyle ilk kez karşılaşıyordu.
-Mandy: (kısık bir sesle) Bu hiç doğru değil... Belki de geri dönmeliyiz.
-Lara: (kararlı bir şekilde) Artık geri dönmek yok. Eğer bir sır varsa, öğrenmeliyim.
Hep birlikte kapının eşiğinden geçtiler. Adım attıkları anda, çevrelerinde bir değişim oldu. Ormanın kokusu ve serinliği yerini ağır ve nemli bir havaya bıraktı. Kapının arkasındaki dünya, Aydınlık tarafın tamamen zıttıydı. Yerdeki taşlar kırık, toprak çatlaklarla doluydu. Ağaçlar göğe yükselmiş ama yaprak yerine keskin, kara dallarla kaplanmıştı. Gökyüzü soluk bir griydi ve hiçbir ışık kaynağı yoktu.
Asena ürperdi.
-Asena: Bu yer... Canlı gibi hissediliyor.
Felix çevresine bakarak fısıldadı.
-Felix: Sanki bizi izliyorlar.
Mandy biraz daha geride durarak huzursuzca konuştu.
-Mandy: Bu yer nasıl olabilir? Aydınlık tarafta böyle bir şey olduğunu kimse bilmiyor.
Tam o sırada bir fısıltı duyuldu. Önce çok zayıf bir sesti, ama sonra yankılanmaya başladı.
Fısıltı: “Hoş geldiniz... Cesaretiniz test edilecek.”
Lara, bu sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı ama görünürde kimse yoktu. Sesin kendisini doğrudan ona yönelttiğini hissediyordu.
-Lara: (yüksek sesle) Kim var orada?
Cevap gelmedi. Bunun yerine, ileride bir yol belirdi. Yol, kıvrılarak karanlık bir mağaraya doğru uzanıyordu.
Felix dikkatle ileriye işaret etti.
-Felix: Sanırım bu yolu takip etmemiz gerekiyor. Ama bu mağara pek güvenli görünmüyor.
-Asena: (kararlı bir sesle) Bu kadar geldik, şimdi geri dönemeyiz.
Mandy bir adım geride kaldı, yüzünde tereddüt vardı.
-Mandy: Ben burada beklesem olur mu?
Lara durup ona döndü.
-Lara: Eğer korkuyorsan, seni zorlayamam. Ama bu sırrı öğrenmek istiyorsak, birlikte hareket etmeliyiz.
Mandy birkaç saniye düşündükten sonra derin bir nefes aldı.
-Mandy: Tamam. Sizinle geliyorum.
Yavaş adımlarla mağaraya doğru ilerlediler. Mağaranın ağzından içeri girdiklerinde, hava daha da soğudu. İçeride hafif bir mavi ışık, taş duvarlardan yansıyarak yol gösteriyordu. Lara, rüyasında gördüğü yolun burası olduğunu hissetti.
Mağaranın içinde ilerlerken, Felix bir taş duvarın üzerindeki oyma sembolleri fark etti.
-Felix: Bunlar... Bu semboller rüyandaki kapıyla aynı!
Lara, sembollere dikkatlice baktı. Kendi dilinde olmayan garip işaretlerdi ama bir şekilde onları anlayabiliyordu. Duvarın üzerine eğildi ve sembollerin arasındaki bir yazıyı okudu:
"Karanlığa ulaşmak isteyen, korkularıyla yüzleşmek zorunda."
Asena başını çevirdi ve Lara’ya baktı.
-Asena: Sanırım buraya sadece bilgi almak için değil, aynı zamanda bir sınavdan geçmek için geldik.
Tam o anda mağara titremeye başladı. Duvarlardan küçük taşlar düşerken, ayaklarının altında bir ışık belirdi. Işık bir çember şeklini aldı ve onları ortasına çekti.
-Lara: Ne oluyor?
Mandy çığlık attı, Felix ise Lara’yı tutmaya çalıştı. Ama ışık bir anda patladı ve her şey karardı.
Lara gözlerini açtığında, kendini yalnız bir odada buldu. Çevresinde ne Felix ne de diğerleri vardı. Oda tamamen siyah taşlarla kaplanmıştı ve duvarlarda tanıdık semboller parlıyordu. Ortada, masanın üzerinde bir ayna vardı.
Aynaya yaklaştı ve içine baktığında kendi yansımasından fazlasını gördü. Yansımanın gözleri, bir anda değişti; parlak bir kırmızıya döndü. Aynadaki görüntü, karanlık bir sesle konuştu:
Ayna: “Karanlık tarafın sırrını öğrenmek istiyorsan, önce kendi karanlığınla yüzleşmelisin. Sana en büyük korkularını göstereceğim. Hazır mısın?”
Lara’nın kalbi hızla çarptı. Bu bir testti ve kendini buna hazırlamak zorundaydı. Derin bir nefes aldı ve aynaya daha yakından baktı.
-Lara: (korkusuzca) Hazırım.
2. Bölüm Sonu
