İnsan baş edemeyeceği zorlukla sınanmaz derler...Peki ya zorluk seni seçmişse?
Sahil kenarından hızlı adımlarla yürürken etrafımı kolaçan ediyordum. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti , yağmur hızlanmaya başlamıştı ve kıyafet seçimimden dolayı kendime lanetler okuyordum. Üzerimde kısa bir etek , boğazlı bir kazak ve deri ceketim vardı. Dalga seslerini dinleyerek kendimi sakinleştirme fikrim işe yaramıyordu, aksine kıyıya vuran hırçın dalgaların gürültülü sesi beni daha da germek için yeterliydi.
Arkamdan gelen ve giderek yaklaşan ayak sesleri duyduğumda hızlıca arkama baktım, kimse yoktu. Gittikçe paranoyaklaşıyordum ama yersiz de değildi. İnsan yalnızlıkla sınandığında kendini savunmasız hissediyordu, şuan gerçekten savunmasız olmam da cabasıydı. Telefonumun melodisini duyduğumda aceleyle ekrana bakıp aramayı yanıtladım.
‘Sorun çıktı mı?’
‘Hayır, her şey plana uygun gidiyor’
‘Güzel.’
Telefon yüzüme kapandığında ekrana bakıp somurttum .Bu adamda adap denilen şey yoktu.
Yaptığım işin doğru olduğunu savunmuyordum. Bu işi yapmayı ben seçmemiştim, mecbur bırakılmıştım. Hayatımız yön veremediğimiz sebeplerden dolayı değişmeye başladığında elimizden hiçbir şey gelmez. Tam o anda karşınıza biri çıksa ve size yol gösterse o yolda yürümekten başka çareniz kalmaz. Tam olarak o yolda yürüyordum ve sonunu göremiyordum.
Sokaktaki sessizlik, insanın içine işleyen bir tedirginlik yaratıyordu.
Telefon ekranımdan saati kontrol ettim ve adımlarımı hızlandırdım, plan istediğimiz gibi gerçekleşmeliydi. Mecburdu.
Caddenin karşısına geçmek üzereyken arkamdan gelen siyah bir araba beni geçip önümü kesti. Aracın tekerleklerinden çıkan sürtünme sesi içimi ürpertti. Nefesimi tutmuştum.
Her şey saniyeler içinde gerçekleşmişti. Araçtan iki adam indi ve beni kollarımdan sertçe kavrayıp araca bindirmeye çalıştılar. İdam ipine bağlanmaya çalışılan bir adamın çaresizliğini vardı üzerimde. Ellerinden kurtulmak için gösterdiğim çaba faydasızdı. Çırpınmalarımın işe yaramadığını farkettiğimde kaderime teslim olmuştum ve yenilgiyle arabaya bindirildim.
Aracın içinde ben dahil dört kişi vardı. Yanına oturtulduğum adama döndüğümde yüzümde nasıl bir dehşet olduğunu düşündürecek bir dikkatla kısık gözleriyle beni inceliyordu. Aklım durmuştu , araç hızla hareket etmeye başladığında nefesimi tuttuğumu farkettim.
‘Demek sensin’
Adam gülümsedi ama bu sıcak bir gülümseme değildi, daha çok avını gözüne kestirmiş bir yırtıcının hırçınlığı vardı üzerinde.
‘Kimsiniz, ne istiyorsunuz benden!’
Adam o an asla beklemediğim bir şey yaptı. Cebinden bir şey çıkardı. Bir rozet. Bu bir asker rozetiydi , bir tümgeneral.
‘Çok önemli bir operasyonun ortasında düştün. Seni korumak için buradayız.’
Kaderimin değişmeye başladığını biliyordum