İçeriğe geç

AYAKLI EGONUN ŞİRİNESİ

Bölüm 1 · 6 dk okuma

AYAKLI EGONUN ŞİRİNESİ

Bölüm 1

METEOR YAĞMURU

" Kimsenin sevabını istemiyorum günaha sokmasınIar yeter ki."

.....................................

Sabah sabah kapıma, kum torbası muamelesi yapan geri zekalı da kim? Üstelik, yatağımla geçireceğim son üç gün kalmışken...

Merak etmeyin ölmüyorum. Hem neden öleyim yahu? daha çok gencim. Sadece işe başlıyorum, özel bir hastane de Tıbbi sekreter olarak. Hani, şu hastanelerde doktor yanında duran, doktordan çok hava basan güzel sekreterlerden. Hava atacağımı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Ben öyle biri değilim ki. Üstelik ilk deneyimim olacak. Okul sonrası -tam 3 yıl sonrası- bulduğum, tek iş. Bu fırsatı, hava atacağım diye kaybedemem arkadaş!

Tekrar tekrar basılmaktan, canı çıkmış zilimin sesiyle irkildim. Bu varlık çok olmaya başladı!! Hızla, yatağımdan kalkıp kapıya ilerleyecektim ki; dengemi kaybedip, yerle selamlaştım. Tabi yerde haklı, uzun zamandır halini hatırını sormamıştım.Bu yüzden, bana kızmış olmalı ki canımı çok yaktı. Ama bu selamlaşmadan sorumlu, kapıma işkence eden şahsiyette; çektiğim acıdan nasibini alacak!!!! Kendimi toparlayıp, kapıyı açmayı başardım sonunda.Bilin bakalım kapı katili,sadist kimmiş?Hadi kıyamadım size, yorulmayın hemen söylüyorum; BİRİCİK kuzenim Ebru!!!

" Neredesin? kızım ya, kaç saattir kapıya vuruyorum. Hayır yani, ben bile acıdım o kadar yumruk ve tekmeden sonra."

"Ciddi misin? Sen, şimdi kapıma uyguladığın şiddetin farkındasın yani öyle mi? Vay be!Büyük ilerleme var sende. Vicdanın, küllerinden yeniden doğuyor desene."

"Kes saçmalamayı da hazırlan, hadi gidiyoruz."

Hayır! Ben yanlış duydum değil mi? Bu zilli, bana kes, saçmalama gibi kelimeler kullanmış olamaz. Hele de sabah uykumu böldükten sonra?! Yolarım ben bunu!!!

"Asıl sen kes be! Sabah sabah uykumdan uyandıran sen, yerle selamlaşmama neden olan sen, kapımı kırarcasına çalan sen! Ama nedense; sesini kesen ben! Bana bak kızım; kuzen falan dinlemem, saçlarını öyle bir şekle sokarım ki, hayatın boyunca düzeltemezsin. Çek git! yoksa, olacaklardan ben sorumlu değilim!!"

Sesimin bu kadar yüksek çıkacağını bende tahmin etmemiştim. Ama, işe yaramış olacak ki Ebru; tedirgin gözlerle bana bakıyordu. Yüz ifademi, hiç yumuşatmadan bende ona bakmaya devam ettim. Son bir şansını denemek için, sesini çocuklaştırıp konuşmaya başladı. Üstelik, en sinir olduğum konuşma biçimi olduğunu bile bile..

"Eslem'cim sinir mi yapmış? Aman da aman.."

"Hala konuşuyor musun sen? Hem de bebek gibi? Kızım bak git fena olacak!!"

"Tamam, kuzenlerin en tatlısı, hadi ama özür dilerim. Hem sabah değil, normal insanlar bu vakte öğlen diyorlar. Hatta, biraz daha zorlasaydın ikindi diyeceklerdi cicim. Saat 14:30 bilmem farkında mısın?"

Ee tamam işte daha sabah, hem ben şimdi kalktıysam eğer sabahtır. Normal zaman dilimi, benim hiçbir zaman umurumda olmadı. Ben cümlemi bitirmiştim ama tepki alamadım. Karşımda, saf saf bana bakan bir adet Ebru vardı. Bu da demek oluyordu ki; ben yine ve yeniden içimden konuşmuştum. Daha önce, her daim içimden konuştuğumu, hatta bu huyumun başıma çok iş açtığını söylemiş miydim? Artık biliyorsunuz. Kendimi toparlayıp, cümleye giriş yaptım...

"Ne elinin körüyse! Ben şimdi uyandıysam, şimdi sabah! insanlar umurumda değil. Bilmem anlatabildim mi?"

"Tamam hayatımın incisi, çok güzel anlattın. Ama, artık hazırlansan nasıl olur? Bugün, sana çok ihtiyacım var."

Yine, ne yumurtlayacak bu kız acaba? Bu bakışları hiç sevmedim. Kesin sinirlerim tavan yapacak. Ellerimi bağlayıp sağ ayağımı yere vurmaya başladım. Bu, bizim aramızdaki bir hareketti. "Hemen dökül, sinirleniyorum" demekti.

"Nedenini söylemeden kıpırdamayacağımı söylememe gerek yok sanırım."

"Offf yaaa tamam! Bak şimdi; ben, dün alışveriş merkezinde birkaç parça eş-" kendimi tutamayıp atladım lafa...

"Eminim Birkaç parçadır canısı.."

"Ya tamam işte orayı karıştırma! eve dönecektim. Yürüyen merdivene giderken, biriyle çarpıştım. Daha doğrusu; meteorun biri, bana çarptı. Çokkkkk yakışıklı Eslem! kesinlikle görmen lazım." dedikten sonra, ellerini çırparak zıpladı. Bu kız büyümedi ve hiç büyümeyecek..

"Ee yani?"

"Onca şey anlattım cevabın bu mu?Harbiden kız olduğuna emin misin? Burada söylemen gereken; anlat çabuk! Çocuk nasıldı?"

"Of! Ebru söylediklerinin hangisi, benim uykumdan uyanıp; dışarı çıkmam için bir sebep acaba? Çabuk söyle, yoksa ben gidip uyumaya devam edeceğim. Bilirsin, uyanmış olmam; tekrar uyumayacağım anlamına gelmez..."

Evet, çünkü sen bir ayısın! Ama işin tuhafı, sana mevsim işlemiyor. Sen, her mevsim uyursun.

Hoş geldin sevgili! iç sesim. Bende, nerede kaldı? diyordum. Mümkünse bugün beni es geçsen, kendine tatil versen mesela? He gülüm nasıl olur?

Gülüm mü? ıyyy ben bile buna dayanamam gidiyorum hıh.

Ohhh beee! iyi taktikmiş. Ben, bunu hep kullanayım bari derken Ebru'nun Turabi!!! diye attığı çığlıkla kendime geliyorum.

"Turabi kim be?"

" Ben bir saattir ne anlatıyorum Eslem? Turabi; alışveriş merkezinde, bana çarpan meteor."

"Sende söylüyorsun işte sana çarpmış bana değil! Banane Tur atan abiden?"

"Hemen giyin ve gel hemen!!!!"

İşte, bu atağı beklemiyordum. Resmen ödüm patladı. Manyak ya! Az sonra patlayacak, bir bombaya benziyor.

"Tamam be ne çığlık atıyorsun operada mıyız deli?"

Son umudum da çöpe gitmişti. Gördüğüm bakışla; hemen sesimi kesip, odama doğru depar attım resmen. Hayır, kapıyı kırıyordum az kalsın. Korku insana neler yaptırıyor yarabbim!

Dolabımın başına geçtim ve yaz mevsiminde olduğumuz için, bir kez daha şükrettim. Ardından, dolaptan çok sevdiğim kot şortumu alıp giydim. Üzerime, salaş beyaz tşörtümü geçirdikten sonra ayağıma; siyah fiyonklu, düz babetlerimi giydim. Saçlarım hakkında iki üç saniye düşündükten sonra, toplamaya karar verdim. Birkaç denemeden sonra da gelişi güzel bir topuzla final verdim. İnce bir eyeliner, rimel ve hafif allık ile makyajımı da tamamladım. Son olarak; siyah püsküllü sırt çantamı da kaptıktan sonra, sevgili kuzenimin yanına geldim. Verdiği komutla birlikte AVM yolunu tuttuk.

Mal mal geziyoruz, sayın seyirciler!Hayır, anlamadığım bir şey var. Bugün, burada bir meteor alana bir meteor bedava mı acaba?Kafamı, nereye çevirsem; vitrinden kaçmış mankenler ve Allah tarafından, yeryüzüne hediye edilmiş taş gibi, hatta kaya gibi çocuklar var. Ayaklarıma kara sular inmese daha gezeceğim de çok kötü durumdayım. Ebru'yu kolundan tutup, ilk gördüğüm kafeterya ya daldım ve kıymetlimi sonunda sandalye ile buluşturdum. Çok mutluyum aa dostlar! ağlamak istiyorum.Bir dakika! Asıl konuyu unuttum ya ben. Hay kafama..

Tam iki saattir, Turabi denen çocuğu bekliyoruz ve ben delirmek üzereyim. Tabi ki tek başıma delirmeyeceğim. Yanımda duran ve bu duruma sebebiyet veren şahsiyeti de delirteceğim. Neydi bu çocuğun adı? Heh tur atan abi! Ay ben, bu isimi çok sevdim. Kesin Ebru'da çok sevecek! yaşasın kötülük...

" Eee, nerede senin tur atan abi!" Dedikten sonra Ebru'nun yüz ifadesi görülmeye değerdi. üzerimde, beklediğim tepkiyi almış olmanın huzuru vardı.

"Sen ömür boyu espiri yapma bidaha ıyyy"

" Deliren bir Eslem! İğrençliğe, doksandan kafa atar canım. Hepsi senin suçun! Ya nerede görülmüş, bir kızın tam iki saat boyunca bir erkeği beklediği? Allah aşkına!!"

"Bir kız değil,iki kız canım. Hatırlatayım, iki kızız biz."

"Ah çok afedersin canım ya! kardeş payı değil mi? Biz iki kız, birer saat bölüşüp o şekilde bekledik değil mi? Sende haklısın! mal mısın kızım sen?"

"Bir erkek değil iki erkek.."

Duyduğum sesle irkildim. Ama söylediğini algıladığımda, ikinci kez yıkıldım. Evet, şuan bulunduğum ortamda bir mal değil, iki mal vardı. Yine de olabildiğince, kibar bir giriş yapmaya çalıştım.

"Sende kimsin? Dur söyleme Turabi değil mi? Al işte tencere ve kapak. Siz, ne güzel bir çift olmuşsunuz böyle.."

Dememle, Ebru yılın domates güzeli olacak kıvama gelmişti. Ne demiştim ki ben? He tamam çift demiştim. Tabi, bizim yarım akıllı söylediğim onca imaya, onca laf çarpmaya rağmen; bu kelimeye takılmıştı. Hadi, bizim ki domates olmuştu. Ama bu Tut atan abi de bildiğin kırmızı bibere dönmüş yahu!! Daha neler? Ee ben, boşuna tencere kapak demedim. Bir Eslem Sağlam, asla boş konuşmaz. Tabi uykusu yoksa, canı sıkılmamışsa, heyecanlanmamış yada ...

İç ses: Yani, aslında hep boş konuşur da işte; attı ve tuttu.

"Hoşgeldin okey dörtlüsü! Nerelerdeydin sen! sevgili iç sesim?"

İçSes: Senin, saçmalıklarından uzaklara kaçmak istedim ama olmadı.

"Yani, bensizliğe dayanamadın öyle mi? "

İçses: Ya ya ne demezsin..

" Tamam kes şimdi seni dinleyemem gülüm.. "

İç ses: Aaa yetişin komşular ölüyorum! Kızım, senin dışın nazik de için ne diye bu kadar kıro acaba?

"Sana özel gülom. Yaşasın kötülük... ayy tamam tamam! Yani en azından şuan boş konuşmadım. Oldu mu sevgili iç sesim?"

İç ses: İdare eder. hıh

Asıl sana Hıhhh haspammmm!!

Bir dakika ya !Tur-at-abi'nin yanındaki, yunan tanrısı da kim ve ne zaman geldi?...

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

EVET İLK DENEYİMİM EĞLENMEK İÇİN YAZIYORUM UMARIM BEĞENİRSİNİZ MEDYA DA EBRU:) BÖLÜM ŞARKISI GÖKÇEDEN:D

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.