İçeriğe geç

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 9 · 5 dk okuma

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 9

9. BÖLÜM

Karin, Leo'nun saçlarını kuzeyin sert rüzgarlarından kalan kirden arındırmış, ipek gibi sarı tellerini en asil şekilde taranmasını sağlamıştı. Leo’nun o kar gibi beyaz teni artık güneşten yanmamış, ama daha sağlıklı bir renge bürünmüştü. İyice ortaya çıkan keskin yüz hatları, uçsuz bucaksız deniz kadar derin, o saydam mavi gözleri ve doğal asaletiyle Leo, genç bir adama dönüşürken büyüleyici bir güzelliğe kavuşmuştu. Karin ona sadece dil öğretmiyor; aynı zamanda bir komutan oğlunun nasıl yürüyeceğini, sofrada nasıl oturacağını, bir soylunun karşısında nasıl baş eğmeden bakacağını da öğretiyordu.

Bir akşam, geminin güvertesinde ay ışığı altında çalışıyorlardı. Leo, üzerinde Karin’in ona verdiği iyi görünümlü temiz kıyafetlerle artık o ürkek köle değil, asil bir duruşa bürünmüştü. Ay ışığı, onun kusursuz yüz hatlarına vuruyor, adeta bir heykeli andıran o çarpıcı güzelliğini ortaya çıkarıyordu. Karin, Leo'nun omzuna elini koyarak duruşunu düzeltti. Temasıyla birlikte aralarında tarif edilemez bir elektriklenme oldu.

"Çenen yukarı, Leo," dedi Karin yumuşak bir sesle. "Biri sana baktığında, karşında bir çocuk değil, bir komutanın iradesini görmeli."

Leo, Karin’in gözlerine derin bir minnet ve yoğun bir hayranlıkla baktı. Karin’in ona gösterdiği bu şefkat ve yakınlık, hayatında gördüğü ilk gerçek insanlık emaresiydi. "Senin sayende," diye fısıldadı Leo, sesi pürüzlü ve samimiydi. "Karin Sen olmasan o zindanda çürürdüm." “Hangi zindan dan Leo ülkendeki zindanım bahsediyorsun” “Haklısın ülkemde bir köle olarak yaşıyordum hiçbir zaman özgür olamadım ne geçmişte nede şu anda” Karin tok ve yumuşak bir sesle” Üzgünüm yaranı açmak istemedim.” “Babam zengin bir tüccardı annem bana hamileyken babam kumarda hepsini kaybetmiş annem o üzüntüyle beni erken doğurdu ne yaptılarsa kanı durduramamışlardı sabaha çıkamadı babam annemin vefatını kaldıramamıştı 2 günlük beni ve annemi terk edip gitti nereye gitti bilmiyorum yüzünüde bilmiyorum doğrumu bilmiyorum ama köyümüze uzakta madende köle olarak çalıştığını görmüşler. Ve süpriz babamın borç taktıkları ben daha 2 günlükken borçlara karşılık olarak aldılar anlayacağın ömür boyu köle olarak yetiştim. En son ki efendim beni aldığın kadındı o efendilerimin arasında bana en iyi davrandı kocası ölmüş çocuklarıyla hayatta kalmaya çalışıyordu durumları iyidi önceki efendim paraya ihtiyaçı var diye beni ona sattı iyi para ettim güçlü ve genç erkek boynumda böyle yazıyordu. Yeni Efendim ahırda kalmama izin verdi hatta üstüme yorgan bile vermişti yemekten arta kalanları veriyordu ve en iyisi kırbaçla az vuruyordu ya da bazen hiç vurmuyordu o yüzden aralarında en bir tek onu sevmiştim ve ona bu kadar sadık olmuştum eğer sen benim efendim olsaydın diğerlerini umrumda bile olmazdı sende onlarda olmayan bir şey var.” Leo, Karine yaklaşarak” Sevgi sende bugüne kadar kimsede görmediğim bir duygu var. Karin kocan çok şanslı.”

Karin, Leo’nun o etkileyici yüzüne bakarken içindeki koruyuculuk duygusunun nasıl bir hayranlığa dönüştüğünü hissetti. Leo’nun ona bu kadar yakın durması Karin’in nefesini kesiyordu.”Leo senle hikayemiz benziyor annemi kaybettiğimde12 yaşındaydım küçük kız kardeşim ve babam baş başa kalmıştık babam durumu çok çabuk kabullendi annem öleli bir ay olmamıştı kuzeyli bir kadınla evlenmişti kadın hemen hamile kalmıştı en kötüsü hamile kalması değildi erkek çocuğu doğurmasıydı babam artık bizi görmüyordu hayatında yalnızca hanımı ve oğlu vardı. Sonunda dayanamayıp herkesi terk edip buralara geldim sadece kız kardeşimi merak ediyorum ama bir gün geri dönüp onu alıcam." “Ah karin neden beni kurtardın?” “Çünkü sen benim zaferim olacaksın, Leo," dedi Karin, sesi alışılmadık bir şekilde titreyerek. "Senin gözlerinde, bu soğuk dünyada bulamadığım bir şeyler var." Aralarındaki bu yakınlık, bir usta-çırak ilişkisinden öte, birbirine ruhlarını emanet eden iki insanın o sessiz, büyüleyici çekimine dönüşmüştü.

Ancak bu yakınlık, geminin her köşesinde gezinen Miran’ın kehribar gözleri için bir zehirdi. Miran, Leo’nun o her geçen gün daha da çarpıcı hale gelen güzelliğini ve Karin ile aralarındaki o inkar edilemez duygusal bağı gördükçe, Karin’e olan tutkusu, yerini karanlık bir öfkeye bırakıyordu. Bir gece, Karin güvertede tek başınayken Miran sertçe önünü kesti.

"Ona çok fazla zaman harcıyorsun," dedi Miran, sesi alçak ve tehditkârdı. "Kralın huzuruna çıktığında o çocuğun bir yalan olduğunu hemen fark edecek. Seni ve o küçük 'yavrunu' ölüme gönderirim Karin. Krala bunun bir oyun olduğunu anlatmam an meselesi."

Karin geri çekilmedi. Aksine, bir adım öne atıldı ve Miran’ın gözlerinin içine meydan okurcasına baktı. Pelerininden Vintore’nin mührünü ve o mühürlü kâğıdı çıkardı.

"Bunu görüyor musun, Miran?" dedi Karin, sesinde buz gibi bir tonla. "Bu kâğıt, Vintore’nin kendi el yazısıyla yazılmış vasiyeti. Kral bunu gördüğü an, komutanının son arzusuna karşı gelmeyecektir. Eğer ağzını açarsan, Krala sadece yalanı değil, senin benimle birlikte bu 'yalanı' ortaya çıkarmak yerine neden sustuğunu, aslında bu komploya başından beri göz yumduğunu anlatırım. Sen de benimle birlikte o celladın önüne gidersin."

Miran’ın yüzü bembeyaz oldu. Karin, mührü Miran’ın göğsüne bastırarak ekledi: "Kıskançlığın yüzünden kendi sonunu hazırlama. Biz Leo ile birlikte saraya girdiğimizde, sen sadece arkamızda duran bir gölge olacaksın. Eğer o gölge kararmaya başlarsa, seni silmekten çekinmem." “ Karin neden bana karşı bu kadar zalimsin.” Sesi o kadar hüzünlüydükü bir an gardımı indirip ona sarılacaktım her şeyi unutup onunla evlenip çocuk sahibi olmak bir evimiz olsa güneyin sahil kasabasında orada rütbelerimizi bırakıp çocuklarımızı büyütürdük ama biz normal insanlar değildik buna ne geçmişim nede rütbem izin verirdi o soylu bir ailenin tek varisi annesi kralın kız kardeşi babası hazine bakanı ben ise garip bir köylünün kızı ikimiz için iyisi Miranı kendimden soğutmaktı başka çarem yoktu üzgünüm Miran çok üzgünüm. “ Ben zalim değilim hak ettiğini veriyorum.” Ağlamamalıydım sakın ağlama

Ertesi gün, gemi limana yanaşırken Leo artık bambaşka birisiydi. Karin ona son bir kez baktığında, Leo’nun gözlerindeki o boşluk gitmiş, yerini keskin bir zekâ ve o karizmatik duruş almıştı. Karin’in ona öğrettiği kültür, dil ve duruş, onda doğal bir asalet yaratmıştı.

Leo, geminin merdivenlerinden aşağı inmeye başladığında, üstündeki kıyafetler bir komutanın oğlu olduğunu belli ediyordu etraftaki askerler ve köylüler, bu yabancı sarışın gencin yaydığı o duru güzellik ve otorite karşısında gayri ihtiyari geri çekildiler. O, artık sadece Karin'in yardımcısı değil, Vintore’nin varisiydi.

Karin arkasından izlerken, Leo’nun o dik duruşu, güneşin vurduğu sarı saçları ve attığı her emin adım, Karin’in kalbini bir gurur ve derin bir duygusallık dalgasıyla doldurdu. Miran ise gölgelerin arasından, elini kılıcının kabzasından ayırmadan, bu "yeni prensin" yükselişini ve Karin’in ona olan bakışlarını lanetleyerek izliyordu.

Sarayın kapıları önlerinde açıldığında, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.