Biraz sonra suda bir su perisininin şırıltısı duyulur ve kasabalıların tek tek yanına yüzerek alınlarına dokunur, onların en büyük dileklerini görürmüş. Biraz sonra güneş hepten batar, kör edici ışıklar kesilmeden su perisi de ortadan kaybolurmuş. Bu kısacık zaman diliminde alnına dokunduğu insanlardan birinin dileği kısa zamanda gerçekleşirmiş. O kör adamın bana söylediği şey, "domingo' yerlilerin eski dilinde "bugün pazar" demekmiş.
Daha güneş batmamıştı, bu olayı kendim de gözlemlemek isteyip dışarı çıktım.
İnsanlar sanki askerî bir düzende, alaylar hâlinde kumsala akın ediyorlardı. Hanın önünde durup bu ciddiyetli alayların geçişini izledim, İnsan kalabalıkları bitmişti ben de arkalarından kumsala gitmeye hazırlanıyordum ki en arkadan gelen kör adamı gördüm. Diğerleri gibi ciddi değildi, mutluydu, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle âsâsına dayanmış kalabalığı takip ediyordu. O günkü sohbetimizin yarım kaldığını
düşünerek onunla aynı hizada yürümeye başladım;
-Domingo ha..
-Domingo.
-Sen diğerleri gibi somurtmuyorsun. Aksine kocaman bir gülümsemeyle gidiyorsun. -Diğer kasabalılar o sahile istediklerini almaya giderler. Aralarından yalnızca bir kişi
dileğine kavuşur diğerleriyse hasetlerinden surat asarlar..
-Senin için durum farklı mı? Su perisi senin dileğini kabul mu etti?
-Su perisi benim alnıma hiç dokunmadı ki.
-Nasıl yani.
-İnsanlar o kumsala dileklerinin gerçekleşmesinin küçük bir ihtimal olduğunu bilerek gidiyorlar. Diyebiliriz ki bir çoğu bir süreliğine de olsa aydınlık körlüğün sahildeki huzurunu tatmak için gidiyor. Bunu lütuf sayıyor. Bense hiç tatmadım o aydınlık körlüğü. Benim körlüğüm hep karanlık.. Su perisi de kızıyor bana. Onunla dalga geçtiğimi sanıyor. O yüzden hiç dokunmuyor alnıma yanıma kadar gelip sinirli sinirli
soluk alıp veriyor sonra gidip bir başkasının alnına dokunuyor..
-Peki senin en büyük dileğin ne? Gözlerinin açılması mı?
-Hayır, hiç de değil.
-Körlüğünle mutlusun o zaman.
-Körlük falan umrumda değil, ben Su Perisini istiyorum. Deli gibi âşığım ona.. Görme hissini tatmaktan daha çok istiyorum onu.. Bir körün karanlığındayken hiç görmediğim bir Ay'ın hiç görmediğim aydınlığında çıkan hiç görmediğim bir Su
Perisini seviyorum..
Adamın dedikleri karşısında afallamıştım. Sanki seyyah olmadan önce bu adamın ruhunu taşıyordum. Öyle ya, biz hâli hazırda aynı yolda yanyana yürüyen iki insandık ama anlattıklarından sonra kendimi daha yakın hissettim bu adama.
Kumsala giderken düşündüm bu körlüğü tatmaktan çok olacakları izlemek istiyordum. Kumsal girişinde âmâ adamdan izin isteyip ayrıldım. Yakındaki kumsalı gören ufak tepeye tırmanıp izlemeye başladım. İlk gözüme çarpan taştan iki kanadın ortasına sıkıştırılmış ay taşı oldu. Beyaz buz renginde bile bir berraklık vardı.
Somurtkan insanlar ılık suyun içinde yerini aldı.
Hepsi sığ suyun içinde oturdular. Sonra bizim âmâ geldi. El yordamıyla bir kayayı
