Gözlerimi hafifçe araladım başım her zaman ki gibi zonkluyordu.
Gözlerimi aralamayı başardığımda revirdeydim başımda bir tane doktor vardı ve başımda bir şeyler yapıyordu.
"Günaydın." dedi doktor. "Günaydın." dedim bende. "Nasıl hissediyorsun ağrın sızın varmı? " dedi
"Başım biraz ağrıyor. Neredeyim ben? " dedim merakla "Ah evet. İmaira Krallarığına getirdik seni. Saraydadın ve burada kalacaksın. " dedi doktor.
Aklıma Amelia Teyzem geldi."Amelia Teyzem? " dedim merakla. "O mu malesef kurtaramadık. Bulduğumuzda bilinmiyor kapalıydı ve kalp ritmi zayıftı. Üzgünüz. "
"Sorun değil. " dedim üzgün ve ama sorun vardı. Austin hâlâ dışaradı olmaylıydı peki o doktor? "Ah benim gitmem gerek yaklaşık beş dakika sonra yeni nöbetçi gelir yanına nöbet saatim doldu. " dedi ve baş ucundan kalkıp gitti.
Kalkmaya çalıştım ama her yerim sızım sızım sızlıyordu dudaklarımdam minik bir inleme kaçtı ve geri uzandım.
"Beni heryarde aradınız anlaşılan. " dedim sakin ama imalı bir ses tonuyla. "Evet aradık ama Austin'e de güvenmemen gerekirdi sonuşta daha iki aydır tanıyorsun onu. "
Bir dakika ne? "Siz Austin'i tanıdığımı nereden biliyorsunuz? " sırırtı Kraliçe "Anlaşılan sevgilin herşeyi anlatmamış. "
"O benim sevgilim falan değil bir kere! " diye çıkışınca Kraliçe'nin sırıtışı büyüdü. "Sen iyileşmemekten bak bir gün anlayacaksın er yada geç. " dedi ve gitti."
Dediklerinden bir şey anlamamıştım ama pek takmadım. Bir kaç saat daha yattıktan sonra bir hizmetli geldi.
"Şuan nasılsınız? " diye sordu "Daha iyiyim. " dedim belli belirsiz. "Harika o zaman odanıza geçelim. " dedi
Yataktan kalktım ve yürümeye başladım saray çok büyüktü önümüzde çok büyük ve uzun bir koridor vardı ve her yerde kapı vardı.
Duvarlarda tablolar vardı. Sanırım taht odasının önünden geçiyorduk çünkü kapıda iki tane muhafız vardı ve kapı diğer odalara göre daha büyük görkemli ve gösterişliydi.
Merdivenlerden çıkmaya başladık. Merdivenler çok uzundu önümüzde merdivenler üçe ayrılıyordu ve ayrılan yerlerde tekrardan ayrılıyordu. Hayalimden de büyüktü bu saray.
Merdivenlerden sağa doğru döndük ve devam ettik. Önümüzden arkasından iki hizmetkar ile biri geliyordu sanırım prenseslerden biriydi. Saçı yarım toplanmış başında abartısız gümüş bir taç vardı. Üstünde soluk kırmızı bir elbise vardı. Karnı büyüktü ve karnını tutuyordu o zaman hamileydi.
Yanımdaki hizmetkar hemen eğilerek selam verdi ve yoluna devam etti. "O kim? " diye sordum. "Prenses Asia. Kendisi kralımızın en büyük kızıdır. " diye sorumu yanıtladı.
Prenses Asia duyduğuma göre abileri Aaron ve Kai'den daha güçlüymüş ama gücü harcanmış ve o da her kadın gibi prenses de olsa babası tarafından istemediği bir evlilik yaptırılmıştır.
Sonunda kapı açıldı ve büyük bir salona geldik koltuklar dizilmişti ve ortası boştu anlaşılan bekleme yeri gibi bir yerdi.
"Size burdan sonra arkadaşlarım eşlik edecek benim bu bölümü geçmem yasak. " dedi tam gidiyordu ki durdurdum "Neden? " diye merakla sordum.
"Biz hizmetkarların bazı görevleri vardır sarayın her bölümde her alanında yaklaşık on veya on beş kişi vardır. Her bölümde olanların bölümlerine göre hizmetleri değişir. Sadece özel hizmetliler için bu farklıdır. Yani az önce Prenses Asia'nın yanındakiler gibi. Onlar Prenses ne derse onu yapmakla yükümlüler." dedi
"İzninizle gitmem gerek. " dedi ve gitti saray çok büyük olduğu içindi sanırım. Ne kadar kalkcam bilmiyorum ama buraya alışsam iyi olur.
Koltuklardan birine geçip oturdum ve hizmetkarları bekledim. O sırda minik sarı saçlı bir kız geldi yanıma. Kız çok güzeldi şeker pembesi bir elbisenin içinde minnacık kalmıştı başında minik pembe bir taç vardı.
Hemen arkasındada minik kahverengi saçlı bir kız koşup geldi bu kız aynı Prenses Asia'ya benziyordu belki onun kızıdır.
Kızlar salonda koşup oynarken arkamdan bir ses geldi. "Kızlar hizmetlileri niz nerde? " diye sordu bir erkek sesi.
Kızlardan kahverengi saçlı olanı dayı diye koşup kucağına atladı. Arkamı döndüğümde uzun boylu dağınık kahverengi saçlı bir adam duruyordu.
Bir an göz göze geldik ama hemen kestik. Sarı saçlı kızda yanlarına gidip işaret parmağını adamın dudaklarına dokundurup sus işareti yaptı ve kızlar kendi aralarında gülüşüp koşmaya devam ettiler.
Ardından salona iki tane nefes nefese kalmış hizmetliler girdi. "Diella! Diella dur artık. " dedi nefes nefese. Sarı saçlı kız ona baktı sanırım Diella o olmalıydı kız yaramaza benziyordu. Büyük bir ihtimalle prensesti.
"Milan hadi. " dedi diğer hizmetli kahverengi saçlıda hizmetlilerin yanına gidiyordu ki arkadan kahverengi dalgalı saçlı asık suratlı dik başlı bir kız geldi. Bakışları önce Diella'ya baktı sonra adama sonra ise bana.
Yüzü soldu "Bu kim Maria? " diye sordu Diella'yı tutan hizmetliye. Hizmetli korkak bir cevap verdi "İnanın bilmiyorum prenses affedin. " Prensesin yüzünü kızgın bir ifade aldı tam ağzını açmıştıki adam onu durdurdu.
"Yeter Diana! " dedi sakin ama vurgulu bir tonla. "Kral ve kraliçemizin özel misafiri." Hizmetliye dönüp "Maria Diana ve Diella'yı odalarına götür. " dedi.
"Ama Raden Amca. Daha yeni çıktım. " dedi yapmacık bir üzüntüyle "Sen ortalığı karıştırmadan önce düşünecektin hadi. " dedi Raden.
O sırada Milan ve hizmetlisi de gitmişti. Bir an göz göze geldik ama hemen bozduk.
"Sen şu meşhur Luna'sın dimi? " dedi Raden başımı onaylar şekilde salladım.
Gelip yanıma oturdu "Beni nasıl anlattılar? Yani hikayemi? " diye sordum.
"Senin doğduğun gün lanetliymiş sende o gün doğduğun için ve annen seni o gün doğurduğu için ikinizde lanetlenmişsiniz sonra bir anda annen hiç bir şey yokken boğazım diye bağırmış. Hiç bir şey yokmuş boğazında aslında ama boğazından bir şey çözmeye çalışmış sonra ölmüş. " dedi.
Psikolojim alt üst olduğu için güldüm. Oda bir şey demedi. O sırada kapı pat diye açıldı ve Diana'nın yanında koyu mavi elbisenin üstünde safirler ile kaplı olan sarı saçlı sinirli bir kadın girdi.
"Sen benim kızımı hiç bir yer-" dedi ve aniden beni görünce Diana'yı arkasına alıp çığlık atarak geri çekildi.
"S-sen! Raden bu o mu? Bu!? " gözleri dehşetle bana bakıyordu. "Camaria sakin ol. " dedi oldukça sakin bir şekilde.
"Tanrım onu nasıl bu şekilde hiç bir muhafız olmadan bırakırsınız?Hepinizi lanetleyerek öldürebilir. Güzelliğimi bozar laneti ile. Ben cildimiz bu hâle getirmek için kaç uzmana danıştım ha! "
"Canaria yeter artık! " diye arkadan biri geldi. Sanırım buda prensti. Saçları uzundu üstünde Canaria ile uyumlu giyinmişti.
"Raden ne oluyor? " dedi adam. "Luna'dan korktu. " dedi bana göz ucu ile bakarak. Adam beni süzdü "Aslında pek korkulacak biri değilsin. " dedi.
Bunu ilk defa duyuyordum. Arka kapı açıktı ve kapının önünden kızıl saçlı belli belirsiz biri geçti. Ama tam çıkartamadım ve sessiz kaldım.
"Hey üstün dağılmış nereden geldin Aaron? " dedi Cassandra. Aaron ilk başta panikledi sonra ise bana baktı "Sarmot Krallığından geldim. O Doktor'un laboratuvarını bastık. " dedi.
Burda bir şeyler dönüyordu ama benim sorunum değildi. Ama yakında ortalık karışırdı.
Arkadan hizmetkar geldi ve beni odama götürdü. Oda baya büyüktü Amelia teyzem ile kaldığımkz evin üç katı büyüklüğündeydi bir banyosu ve bir bakım odası ve balkonu vardı.
Üzerimdekileri çıkartıp hemen küvete girdim ve sıcak suyun rahatlığını hissettim.
Odadan sesler gelmeye başladı. Sesi çıkarmadım ve kımıldamamaya çalıştım. Bir anda kapı açıldı ve giren kişinin hizmetli olduğunu görünce rahatladım. Ama bu çocuktu belki on yaşına girmemişti.
"Bağışlayın korkutmak istemedim. " dedi kız ürkek bir şekilde. "Ben Misty ablam Bronte yolladı. Durumunu merak etmiş. " dedi.
Bronte hatırlaya çalıştım. Hah evet o yetim kızdı. Hikayesi acıydı ama güçlü bir kızdı. "İyiyim. Beni düşündüğü için teşekkürler. " dedim.
Kız elindeki kıyafetleri kenara koydu "Gelirken temiz kıyafette getirdim. " dedi çok tatlı ve sevecen bir kızdı. "O zaman görüşüz. " dedi ve çıktı.
Biraz daha durduktan sonra hizmetkarlar gelip beni giydirdi ve makyajımı yaptı. Elbise buz mavisiydi kendiliğinden kör sesi vardı üzerinde beyaz inciler vardı. Hafif ama şık bir makyaj yaptılar ve saçımı örgü ile yarım toplayıp ucunda safir taşı olan alnıma kadar uzanan bir toka taktılar.
Aynaya baktığımda peri masalından fırlamış gibi duruyordum. Sanki prensesmişim gibi.
Hizmetkarlardan biri Kral Abraham'ın akşam yemeğinde katılmamı istediğini söyledi.
Yemek saati gelince hizmetkarlar beni yemek salonuna götürdü. Bir sürü yemek salonu vardı. Biri misafirler için, biri aile için, biri krallıklar arası düzenlenen davetler için. Her türden vardı ve hepsinin düzeni dekorları farklıydı.
Biz aile için olana girdik. İçeri girdiğimde çoğu kişi vardı. Tanıklarımdan ise Camaria, Aaron, Raden ve Asla vardı diyerlerini tanımıyordum bende boş bir yere oturum herkes beni inceliyor ve süzüyordu.
Masaya en son kral oturdu ve elleri ile başlamamızı işaret etti. Yemekler o kadar güzel görünüyordu ki kibar yemek zorunda olmak üzücüydü.
Çaprazımda oturan kestane saçlı kadınla göz göze gelince tebessüm etti ve "Ben Ailesi" dedi kibar ve sıcak bir ses tonu ile.
"Sen Luna olmalısın. " diye bir soru yönetti. Başımı sallayarak onay verdim. "Evet benim. " dedim sıcak bir tonla.
Camaria buz gibi ve iğrenen bakışlarla bana bakıyordu. Kraliçe fark etti ve hemen bakışlarını kesti.
Yanımda oturan saçları kahverengi arkasında tek örgü şeklinde örülmüş bir kız konuştu. "Kralım bölüyorum ama Aurora ne zaman gelicek? " diye çekingen bir şekilde sordu.
Lokma kralın boğazında kalmıştı "Rora bu konuyu daha önce konuştuk. Kabahati büyük. " dedi kendinden emin bir şekilde. Masadaki herkes sus pus oldu. Ben ise olayları anlamaya çalışıyordum.
Cesaretlenip "Suçu ne? " diye sorunca tüm gözler bana döndü. Asia cevapladı "Sevgilisi vardı... " dedi kısık bir tonla ve yutkundu. Tepki göstermemeye çalıştım ama nasıl yani sadece sevgilisi var diyemi? Aurora'yı duymuştum kralın en küçük çocuğuydu ve en hassas olanıydı.
Kimse ağzını dahi oynatmadı. Dakikalar öylece geçti ve herkes masadan teker teker kalkmaya başladı. Rora kalkınca ardından bende kalktım.
Dışarı çıkınca Rora önümde yürüyordu. "Prenses!" diyerek durdurdum. Arkasını döndü ve başını salladı.
"Sevgilisi oldu diye ona ne yaptılar? " diye sordum. "Beş gün boyunca zindanda kapalı bıraktılar ve şimdi ise odasından çıkmasına ve kimse ile göz teması kurup konuşmasına bile izin yok. " dedi ciddi bir ses tonu ile.
Sonra ise selam verip gitti. Bu kadarı çok fazlaydı. Oğulları bilmem kaç kişi ile oluyordu sesini çıkarmıyordu ama kızı yapınca. Tanrım delirecektim. Nasıl ya?
Ağır adımlarla odama gittim göz göze geldiğim herkes ortamdan uzaklaşıyor yada bana bakmamaya özen gösteriyordu. Anlamıyorum yani ben mi istedim doğduğumda annemin ölmesini. Yada saçlarımın beyaz olmasını.
Şuan sinir patlaması yaşamak üzereydim. Sakin kalmam lazım. Sakin kalmam gerek. Sakinim sakinim. Tamam iyiyim.
Derin derin nefes alıp verdim. Aldım verdim. Derken Raden'ın sesini duydum. "Iyımısın? " sesi oldukça nazik ve yumuşaktı. Ona baktığımda duvarın kenarına çöktüğümü fark etmemiştim bile.
Boş boş yüzüne baktım "İyiyim" diye geçiştirip kalkıp gittim. Ama kolumdan tutarak durdurdu. "Yanlış yöne gidiyorsun. " Kafam allak bullak olmuştu. Nedensizce sinirlerim arttı.
"Koskaca sarayda biri bile olsun beni rahat bıraksın! " diye çıkıştım. "Bir şey demedik sakın. " dedi alaycı bir ses tonu ile. "Benimle alaymı ediyorsun sen? Rahat bırak beni! " diye öyle bir bağırdımki sesimin tonunu ben bile bilmiyordum. Bir anda etrafımızdaki tablolar sarsılarak düştü.
Raden ile bir için göz göze geldik. Bana diğerleri gibi bakmıyordu. Korku yoktu. İğrenme yada tiksinme de. Hızla arkamı döndüm ve koşar adım odama gidip kapıyı kilitledim.
Canım hiç bir şey yapmak istemiyordu. Balkona çıkıp Ay'ın doğmasını izledim. Çok büyüleyiciydi. O an için kıpır kıpır oldu. Kapı çaldı ama umursamadım.
İçeri girip yatağa uzandım. Kapı bir kaç kez daha çalınca. Bronte seslendi "Luna benim! " ayaklamıp hemen kapıyı açtım. Tek dostum oydu. "Pardon başkası sandım. " dedim imayla.
"Fark ettim. Koridoru yıkmışsın. " dedi gülerek. Bende güldüm. Başka ne yapabilirdimki?
Kapı bir kez çalınıp açıldı ve ileri Kraliçe Terra girdi. Bronte hemen selam verip çıktı. Bende hafif bir baş selamı ile karşıladım. Odada tek kalınca yatağın kenarına oturdu.
"Aferin sana ben bile Raden'ı napsam susturamıyorum. Sen tek kelime ile suspus ettin. " dedi samimi bir sesle. Bu kadın iyidi içim ısınmıştı.
"İşimizdir. Her zaman. " dedim gülerek. "İyi olmana sevindim. Bir şeye ihtiyaxın olduğu zaman hizmetlilere söylersin. " dedi ve çıktı.
Sadece bunu söyleyecek olamazdı. Bir şeyler dönüyordu. En kısa sürede öğrenmem gerekti.