İçeriğe geç

AY'KIRI

Bölüm 1 · 7 dk okuma

AY'KIRI

Bölüm 1

YAŞAN(MA)MIŞ OLAYLAR

"Herkes karanlığı sadece kendisinin görebileceği bir şey sanır ki zaten herkesin karanlığı gördükleri kadardır. Karanlık vardır, kimine gölge yapacak kadar kimineyse tüm evrenin karanlık olduğunu sanacak kadar."

Küçük bir akvaryumda yalnız yaşayan bir balıktık; sudan, bulunduğumuz yerden, bazen
kendimizden bile korkuyorduk. Kendi dünyamızı gördüğümüzden tüm dünyayı da bu kadar sanıyorduk. Küçük bir akvaryum kadar. İki kişilik yalnızlıktaydık, o da aynen benim gibi
akvaryumdaydı, ikimiz de bu akvaryuma sıkışmıştık ve çıkamıyorduk.

Bizim gibi olan, tek farkı madden değil manen olması, sıkışıp kalmış biri daha vardı.
Karanlıklar, yalnızlığının elinden tutmuş, asla bırakmıyordu. Her an büyükçe bir girdaba
sürüklenirmişçesine yaşıyordu. Bense, o girdabın çevresinde dolaşıyor ve onu izlemekten başka hiçbir şey yapamıyordum. Okuyor, biliyor ama dokunamıyordum; ne hayatına ne kendisine.

"Sevgili Mirela;
Önceki mektubumda sana söylediklerim için üzgünüm. Biliyorum, bilinmezlikler insanı ya
şair yapar ya da ahmak. Ben şair olamadım, üzgünüm. Sadece belirsiz olan her şeyde
yaptığım gibi, olumsuzluğa batıp çamura bulanmış birkaç insandan birini de sen sanıp bu belirsizliği kendimce doldurdum. Haksızım, yine de senin merhamet tozlarından biraz olsun kendime bulaştırmanı istiyorum. Umuyorum ki cimri davranmayıp beni cömertçe affedeceksin.

Mirela, uzun zamandır sormak istiyordum fakat nasıl soracağımı, kelimeleri nasıl seçip sana dosdoğru anlatacağımı bilemiyordum. Şimdi sormak istiyorum, yalın bir soru olacak çünkü en doğru cümlemi bulmak sanıyorum yıllarımı alacak. Anlıyorum, sence ne demek?
Biliyorum tuhaf bir soru gibi gelebilir ama sen de biliyorsun ki bizim mektuplarımız hep bi tuhaftı zaten. Hayatımda olan son olayları sana biraz anlatayım, biliyorum hayatım seninkine nazaran biraz durgun hatta monoton da denebilir ama bu mektupta işler biraz değişebilir.
Heyecanlandırmayı başardıysam anlatayım mı? Evimizde gizli bir yer buldum, aslında yer
gizli değildi fakat bulduğum şey bence oldukça gizli bir yerdeydi; odanın köşesinde saklanan ve üzerindeki tozlardan yıllardır orada olduğunu anladığım bir kutudaydı. Gizli olmayan bir yerde gizlenmeyi başarmış bir kutu; tozlu, ağır ve gizemli. Tabii ki içini açmadan duramadım
fakat açılmadı! Ne kadar uğraşsam da açamadığım o kutu aklıma olabilecek türlü türlü felaket senaryolarını da beraberinde getirmeyi başarmıştı. Kutunun içinde yeni bir dünyaya
açılan bir panel olabilirdi ya da içinde hayatım boyunca çalışmak zorunda kalmayacağım
kadar pahalı bir eşya olabilirdi ve bu eşyayı aldığım an eşyanın laneti üzerime sinebilirdi
hatta belki de üçüncü dünya savaşı çıkaracak bilgiler edinebilirdim. Tüm bunlar zihnimi karıncalaştırmayı başardığında, babamın çalışma odasından düşen kitap sesleri
karıncalanmayı biraz olsun dağıtmıştı. Kutuyu bulunduğu yerde bırakıp olduğum yerden
çıkıp odama geçtim. Biliyor musun Mirela, babamın çalışma odasında ilgimi çeken bir ton şey var ve babamın olmadığı bir gün oraya gireceğim. Eminim sana anlatacak bir sürü şeyler bulabilirim o odada.

..."

Mektubumu elimden alıp hızla göz atmaya çalışan Vera'nın kolunu sıkıca kavrayıp mektuba uzandım. Vera omuz silkip yatağımın kenarına oturdu, yüzüne sinsi bir gülümseme takınıp
beni süzerken odaya gelip tüm dikkatimizi ona vermemizi sağlayan Aymira Hemşire her
zamanki neşeli sesiyle "Çocuklar, bakıyorum yine enerjiksiniz." dedi ve kocaman gülümsemesini gizleme tenezzülüne girmeden devam etti. "Mirela, sonuçlarını getirdim." Söylediklerinin ardından gülümsemesindeki kırılmayı çoktan fark etmiştim. Bozuntuya
vermeden kırılmış gülümsemeyle devam etti. "Sonuçların iyiye gitmiyor bebeğim, ilik naklin
için donör aramaya başladık fakat korkuya kapılmak için henüz çok erken, eminim en kısa
zamanda uygun bir donör bulunacak." Sustu; bu susmaların en boğaz düğümleteniydi, en
fazla boğup nefessiz bırakanıydı. Böyle anlarda, boğazımdaki düğümü yutup içime atmak ve zamanı gelinceye dek içimde hapsetmek için yaptığım şeyi yaptım, kendime kapanıp ona açıldım.

"Sevgili Arber;

Herkes önyargılarında boğulurken bir an olsun nefes almak ister. Sen, o anlarda nefes
alabildiğim tek yersin. Adımı sanımı bile unutmak istediğim anların içinden çıkmakta
zorlanıyorum bu aralar. Biliyorum, benden böyle cümleler duyman seni oldukça şaşırtmıştır ama elimde değil. Elimden geldiğince sana yansıtmamaya çalışacağım... "

Mektubuma devam etmeden önce bekledim, olmadığın biri gibi görünmek çoğu insan için
kolaydı fakat olmadığın biri gibi yazmak oldukça zordu. Benim için de aynen öyleydi,
olmadığım biri gibi olmak için bir başkasının hayatına dışarıdan bakmaya ihtiyacım vardı. Ne kadar zamandır öylece uzandığımı unuttuğum hastane yatağımdan kalktım ve pencereye doğru adımlarımı yönelttim. Bu durum Vera için oldukça olağan olduğundan umursamadan yatağında uzanmaya ve elindeki defterine yeni hikayeler yazmaya devam ediyordu. Büyük ihtimalle bu hikayesinin sonunda da ölüm olacaktı çünkü yazdığı her hikayenin sonunu mutlaka ya ölümle ya da yok oluşla bitiriyordu. Kendi hayatımızın hikayesi zaten ölümle
bitecekti, bambaşka bir hayatın sonu kendi elindeyken bunu ölümle bitirmek bana mantıksız ve hatta acımasızca geliyordu.

Pencerenin dibine yaklaştığımda, pencere pervazının içine yuva yapmış ve pervazın kendince hayat bulmasına müsaade etmiş karıncalarla karşılaştım. Her bir canlının bu koca dünyada sığınacak yere ihtiyacı vardı, karıncalar da sığınacağı yeri pencere pervazında bulmuştu.

Pervazdan gözlerimi yavaşça çekip açık olan pencereden dışarıya göz gezdirdim. İnsanlar,
özgürce dışarıda yürüyorlardı. Özgürlük kişiye göre değişirdi, benim içinse özgürlük hastane
dışında olan her yerdeydi. Gözüme yaşlı bir kadın takıldı; gözleri daima yerdeydi, yüzü
bembeyazdı, açık olan elleri buruşmuştu, sattığı sebzelerin tümünü önüne özenle dizmişti. Yanından geçen insanlar kadını görmüyordu, kadın dışarıdaki insanların hayatından görünmeden geçip gidiyordu. İz bırakmadan, anılarına değmeden, öylece. Kadın, ona
baktığımı hissetmişçesine hızla başını kaldırıp etrafına bakınmaya başladı, beni görmeyeceğini bildiğimden ona bakmaya devam ettim. Odam, hastanenin üst katlarındaydı, yukarıya baksa bile görmesi mümkün değildi. Kadını incelemeye devam ettim, yüzünü yana çevirdiğinde burnunun şekli ortaya çıkmıştı. Büyük ve kemerli bir burnu vardı, ak saçlarını iki yana örmüştü. Mutsuzluk yüzüne o kadar yapışmıştı ki yüzü başka bir duyguya büründüğünde sırıtabilirdi. Yüz çizgilerinden yaş aldığı her anı, yaşının büyüklüğünü, tecrübelerinin fazlalığını görebiliyorduk. Aklıma mektubu devam ettirecek, olmadığım kişiyi ve hayatımda olmayan birileriyle, var olmayan anılarımı yazacak güzel fikirler geldiğinde pencereden uzaklaşıp yatağıma yürüdüm.

"Geçen günlerde anneannemle yaşadığımız anıyı sana anlatmak istiyorum. Uykumun en
güzel yerinde beni öperek uyandıran anneanneme tabii ki kızamamıştım, yüzünde öyle içten gülümseme vardı ki sanki tüm dünyanın neşesini o gülümsemeye sığdırmıştı. Kusursuz yüz çizgileri güldükçe daha çok belirginleşiyordu. Bana hızla hazırlanmamı ve bir sürprizinin olduğunu söyledi. Heyecanlanmıştım, yataktan fırlayıp hızla hazırlandım. Anneannemin yanına koşarak gittiğimde çoktan hazırlanmış olduğunu gördüm. Beni görünce ayaklandı ve
kapıya doğru yürüyüp ayakkabılarını giymeye başladı. Onu takip edip ayakkabılarımı
ayağıma geçirirken bir yandan da nereye gidebileceğimizi düşünüyordum. Aklımdaki birçok fikrimde yanıldığımı anlamamı sağlayan anneannem nereye gideceğimizi büyük bir heyecanla söylemişti. "Müzeye gidiyoruz!" Müze mi? Lügatimde olmayan kelimelere bir yenisi daha eklenmişti. Anneannem şaşırmış yüzümden oldukça keyif aldığı her halinden belli olan bir sırıtış takınıp "Hadi, göreceklerin için çok heyecanlıyım." deyip kollarımdan
çekiştirmişti. Müzede gördüğüm her şeyi sana diğer mektupta anlatacağım. Şimdilik kendine
çok iyi bak Arber.

Sevgilerle Mirela'

not: Babanın odasında neler gördüğünü çok merak ediyorum. Lütfen diğer mektubunda en
ince ayrıntısına kadar anlat. "

Mektubumu bitirdiğimde Vera'nın kurgusal yeteneklerine ihtiyaç duyduğumdan hemen onun yatağına doğru adımlarıma attım.

"...Gözlerimin önünde parıldayan kitap sayfaları, parlamasını sağlayan şeyse sayfaların içindeki harflerin hayat bulduğu kelimeler. Hayal gücümde toplanmış bu parıldayan kitapların arasına sıkışıp kalmış, saklanacak kuytu köşe arayan ruhum, öylece dursa da
saklı olduğunu bilmediğinden kendini yiyip bitiriyor, gittikçe kendine sokulup saklı
olmayı umut ediyordu. Saklanınca diğerleri tarafından yok olduğu bilineceği için,
kendince önlem alıyordu. Bilmiyordu, saklandıkça var olacağını, öldüm sanınca
yeniden yaşam bulacağını..."

Vera'nın yazdığı hikayenin neresinden alıntıladığımı bilemediğim birkaç satırı okudum.
Konusu neydi bilmiyordum, nasıl başlayıp nasıl biteceğini de bilmiyordum. Hissettiğim
şeylerse sanki aynanın karşısında görünmeyen biri vardı ve aynada gözükmüyordu fakat aynanın ışığının gölgelerinden yere yansıyan ateş ve toz bulutlarının olduğu gölgeler aynada birinin varlığını anlatmak istiyor gibiydi. Yoktu ama gölgesi vardı. Olmayan bir şeyin gölgesi
olur muydu? Aynada yansımayan birinin gölgesi neden yansıyordu? Sanırım yok olmuştu ve külleri gölgelerinde saklıydı. "Yazdığın her cümle, bana kendini sorgulatmayı başarıyor." dedim Vera'ya. Söylediklerimden tatmin olmuşçasına omuzlarını dikleştirdi. O an aklıma gelen bir şeyle gözlerim parladı. Vera'nın bunu reddetme imkanı olanaksızdı. "Vera," dedim heyecanla ve hızla devam ettim. "Yazdıklarını gerçek bir insanın okumasını ister miydin?"
Dikkatini bana çekmeyi başarmıştım. Defterinden yüzünü kaldırıp bana baktı, "Nasıl yani?" diye sordu. İçimde daha fazla tutamadım. "Mektup arkadaşıma hikayeler yazacaksın, o bunun hikaye olduğunu bilmeyecek ve bu sayede gerçekçi tepkiler verebilecek." Soru soran gözlerle bana baktığından devam etme gereği hissettim. "Hep hayalini kurmuyor muydun?
Yazdıklarını okuyacaklar, üstelik yaşanmış olarak."

*
"Bu benim hikayem, değiştirme ya da en ufak bir oynama yapamazsın. Anlaştık mı?"
"Anlaştık" dedim ve sevinçle üzerine atladım. Beni üzerinden savuşturup defterinden boş bir
sayfayı yırttı ve yazmaya başladı. Yazdıkça gözlerindeki yaşamı görebiliyordum. Hayatının
tek anlamı buymuşçasına dünyadan soyutlanmıştı kendini. "Yazarken izlenilmekten
hoşlanmadığımı bildiğini sanıyordum." dedi. Oldukça soğuk bir tonda söylemişti, onu
yazdıklarıyla baş başa bırakıp pencereye yeniden bakmaya başladım. Ne de olsa tek
manzaram pencerenin dışarısıydı.

~BİRİNCİ BÖLÜM SONU~

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.