Arabanın içine geçtiğinde dışarıdaki fırtınanın gürültüsü yerini boğuk bir yağmur sesine bıraktı. Luna başını soğuk yan cama yasladı; dışarıda sokak lambalarının ışığıyla parıldayan, camdan aşağı çizgi çizgi süzülen çiseleyen yağmuru izlemeye başladı. Araçta ağır, derin bir sessizlik vardı. Ne Gabriel tek bir kelime edip o anı bozdu, ne de Luna içindeki fırtınayı dışarı vuracak gücü bulabildi. Sadece motorun hafif uğultusu ve sileceklerin ritmik sesi eşliğinde yol aldılar.
Yolculuk uzun sürmedi. Gabriel arabayı Luna’nın oturduğu sessiz sokağa, binanın tam önüne doğru yanaştırdı.
Luna emniyet kemerini çözüp elini kapı koluna koydu. "Beni bıraktığın için teşekkür ederim," dedi hafifçe.
Gabriel direksiyondaki elini gevşetip hafif bir tebessümle ona döndü. O egoist ve ukala tavrı yine yüzüne yerleşmişti. "Rica ederim Bayan Vance. Sonuçta büroma kadar gelmiş ilk resmi müşterimi böyle bir fırtınada sokak ortasında sırılsıklam bırakacak değildim. Bu benim mükemmel itibarımı zedelerdi."
Luna adamın bu değişmeyen kibirli hâline hafifçe gözlerini devirdi. "Aman, o mükemmel itibarın sakın zedelenmesin..." dedi alaycı bir tebessümle. "İyi akşamlar, dedektif."
"İyi akşamlar," dedi Gabriel.
Luna arabanın kapısını açıp dışarı çıktı ve hemen ardından kapıyı kapattı. Gabriel ise araba hareket etmeden önce, yağmurun altında binaya doğru yürüyen Luna’nın arkasından camın gerisinden uzun uzun baktı. Bakışlarında bir arayış, çözmeye çalıştığı bir bilmecenin merakı vardı. Luna bina kapısından içeri girene kadar gözlerini ondan ayırmadı, ardından gaza basıp karanlıkta kayboldu.
Luna dairenin kapısına vardığında anahtarını çıkarmaya bile fırsat bulamadan kapıyı çaldı. Kapı daha ikinci vuruşta ardına kadar açıldı. Karşısında saçları darmadağın olmuş, ellerini beline koymuş Mera duruyordu.
"Of! Kızım meraktan öldüm ben burada! Sen neredesin sabahtan beri?!" dedi Mera, adeta tek bir nefeste kelimeleri makineli tüfek gibi sıralayarak. "Başına bir şey mi geldi diye aklım çıktı! Öldün mü kaldın mı belli değil, telefonlarımı açmıyorsun, bir mesaj bile atmıyorsun! İnsan bir haber verir ya!"
Luna içeri girip kapıyı arkasından kapatırken Mera’ya bakıp hafifçe gülümsedi. "Mera... Kanka, sen nefes alıyor musun şu anda?"
Mera bir an duraksadı, kaşlarını çatarak baktı. "Ne alakası var şimdi nefesle?!"
"Çünkü az önce söylediğin o yüz bin kelimeyi tek bir nefeste çıkarabilmek için insanüstü bir akciğere sahip olman lazım da ondan," dedi Luna alaycı bir ifadeyle üzerindeki ıslak montu çıkarırken.
"Hah! Şaka yapıyor bir de!" Mera kollarını göğsünde birleştirdi. "Sabahtan beri burada sinir krizleri geçiriyorum, hanımefendi gelmiş benimle dalga geçiyor."
"Çok yorgunum Mera," dedi Luna, adımlarını yatak odasına doğru yönlendirerek. "Gerçekten. Söz veriyorum yarın sabah her şeyi tek tek anlatacağım."
Mera anında hareketlenip odanın koridorunu tıkadı. "Hop! Dur bakayım orada! Hiçbir şey anlatmadan tek bir adım bile atamazsın o odaya! Sabahtan beri burada tırnaklarımı yedim. Telefonda bana 'dedektifi buldum' dedin. Ne dedektifi Luna? Ne alakası var, nereden çıktı bu dedektif işi? Banden ne saklıyorsun sen?"
Luna, Mera’nın o endişeli ve meraktan patlamak üzere olan gözlerine baktı. Odadaki sessizlik derinleşirken, geçmişin kapıları bu kez evinin ortasında sonuna kadar aralanmak üzereydi.
