İçeriğe geç

Ay'a Güven

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Ay'a Güven

Bölüm 4

4. Bölüm : Dolunay ve Gölgesi

Mera, Luna’nın kaskatı kesilmiş omuzlarına ellerini koyup onu hafifçe sarstı. "Sana o kadar kolay izin vermiyorum," dedi kararlı bir tebessümle. "Önce o kahve bitecek, sonra da mutfakta hazırladığım krepleri yiyeceğiz. Aç karnına ne bir sır çözülür ne de geçmişin peşine düşülür. Yürü bakalım."

Luna, arkadaşının bu ısrarcı ama şefkatli tavrına karşı koyamadı. Derin bir nefes verip masadaki deri kaplı defterini kapattı. Mutfaktaki küçük masaya geçip oturduklarında, taze kahve kokusu odadaki o kasvetli havayı biraz olsun dağıtmıştı. Mera bir yandan tabağına krep koyarken bir yandan da heyecanla konuşmaya başladı:

"Bu arada duydun mu bilmiyorum, mahalledeki sahafın hemen üst katındaki o eski büroya biri taşınmış. Bir özel dedektif gelmiş kente. Kızlar grupta anlatıp duruyor, görsen tam bir film karakteri gibiymiş! Çok yakışıklı, gizemli, siyah bir paltoyla dolaşıp duruyormuş ortalıkta. Polislerin bile çözemediği şu garip, tozlu vakaları inceliyormuş."

Mera, dedektifin görünüşünü ve hakkındaki mahalle dedikodularını neşeyle anlatmaya devam ederken, Luna’nın zihninde aniden bir şimşek çaktı. Kulağındaki dış sesler silikleşti, bakışları masadaki fincanda donup kaldı.

Annem neden öldü? diye düşündü Luna. Zihnini yıllardır kemiren ama bastırdığı o soru ilk kez bu kadar netti. O gece o sokakta ne işimiz vardı? Annem neden öldürüldü? Neden ölürken bana 'Aya güven' dedi? Bu sadece travmatik bir veda cümlesi miydi, yoksa çözülmeyi bekleyen bir kilit mi?

Polisin yıllar önce "faili meçhul sokak cinayeti" deyip kapattığı o dosya, belki de hiç kapanmamıştı. Zihnindeki parçalar birleştiğinde Luna, kendi başına çözemeyeceği bu kör düğüm için ne yapması gerektiğini anladı.

Sandalyesini gürültüyle geriye iterek aniden ayağa kalktı. Mera şaşkınlıkla elindeki çatalı düşürüyordu.

"Mera, benim... benim acil bir işim olduğunu hatırladım. Çıkmam lazım," dedi Luna.

"Ne? Ama kahvaltı—"

"Çok teşekkür ederim ama gerçekten bekleyemem!"

Luna ceketini kapıp hızla evden fırladı. Mera’nın bahsettiği o sahafın üst katına doğru koşar adım yürüdü. İçinde ilk kez bir umut kırıntısı vardı. Ancak sahafın üzerindeki ahşap kapıya vardığında kapının kilitli olduğunu gördü. Üzerinde ne bir tabela ne de bir isim yazıyordu. Ahşabı defalarca yumrukladı ama içeriden en ufak bir ses gelmedi.

Günün geri kalanı Luna için tam bir hüsrana dönüştü. Ara sokaklarda, eski dükkanlarda, kahvehanelerde önüne gelen herkese o yeni dedektifi sordu. Kimi öyle birini hiç duymadığını söyledi, kimi de başını sallayıp geçti. Saatler ilerledikçe Luna’nın içindeki çaresizlik öfkeye dönüştü. Sokaklarda tek başına dolanırken kendi kendine sitem etmeden duramıyordu:

Bir dedektifi bulmak bu kadar zor olmamalı! Bu adamlar kayıp insanları, sırları bulmak için para almıyor mu? Bir insana gerçekten ihtiyaç duyulduğunda nerede bu adamlar? İnsanların hayatı kararırken onlar nerede saklanıyor?

Güneş çoktan batmış, kentin üzerine zifiri bir karanlık çökmüştü. Bacaklarındaki derman tükenen Luna, mahallenin yukarısındaki küçük parka doğru adımladı. Yorgunlukla ahşap bir banka çöktü. Başını arkaya yaslayıp gökyüzüne baktı. Gökyüzünde, puslu gecenin tam ortasında devasa, capcanlı bir dolunay duruyordu. Etrafındaki tüm yıldızları bastıracak kadar parlaktı.

Luna dolunaya bakıp zihnindeki rüyayı ve annesinin sesini yeniden duyar gibi olurken, hemen arkasından çok ince, neredeyse rüzgarın yaprakları kıpırdatması kadar pürüzsüz ve hafif bir ses geldi:

"Gözlerin gökyüzünde ama zihnin çok başka bir yerde."

Luna irkilerek aniden arkasını döndü.

Tam arkasında, gölgelerin içinden sıyrılmış bir adam duruyordu. Siyah paltonun yakaları kalkıktı. Adam, Luna’nın kendisini bu kadar çabuk fark etmesine gerçekten şaşırmış gibi gözlerini hafifçe açtı. Yüzünde şok olmuş bir ifade belirdi. Ağzının içinde bir şeyler geveledi:

"Bu... bu imkansız. Bugüne kadar sessizce yaklaştığım hiçbir insan beni duymadı. Geldiğimi fark eden bile olmadı..."

Adam şaşkınlığını bastırmaya çalışarak ağır adımlarla bankın diğer ucuna doğru yürüdü. Hiçbir şey söylemeden, Luna’nın yanına oturdu. İkisi de bir süre karanlığa ve gökyüzündeki o devasa dolunaya baktı. Sessizlik, parkın üzerini ağır bir örtü gibi kapladı.

Sonra adam, yüzünü Luna’ya tam olarak dönmeden, sadece bakışlarını ona doğru kaydırarak, o ince sesiyle konuştu:

"Bütün gün sokak sokak dolaşıp beni aradın. Ne istiyorsun benden?"

Bölüm sonu

2 yorum