İçeriğe geç

Ay'a Güven

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Ay'a Güven

Bölüm 3

3. Bölüm: Hatırlamak

Odasının kapısı aniden aralandığında Luna yerinden sıçradı. Eşikte beliren kişi, iki yıldır bu evi paylaştığı oda arkadaşı Mera’ydı. Mera’nın üzerinde bol bir kazak, elinde ise buharı tüten iki kupa kahve vardı. Yüzündeki o neşeli ifade, Luna’nın kaskatı kesilmiş duruşunu ve masadaki deri kaplı defteri görünce yerini endişeli bir sessizliğe bıraktı.

"Yine mi aynı rüya?" diye sordu Mera, sesini yumuşatarak. Kapıyı arkasından kapatıp içeri adım attı ve kupalardan birini masanın kenarına bıraktı. "Sabahın bu saatinde yine o defteri açtığına göre... Anneni gördün, değil mi?"

Luna cevap vermedi. Bakışlarını masadaki kapalı defterden ayırıp pencereye doğru çevirdi. Gökyüzünde, sabahın ilk maviliğinde belirginliğini kaybetmeye başlamış soluk bir Ay kütlesi duruyordu.

"Rüya aynıydı," dedi Luna en sonunda. Sesi pürüzlü ve kısıktı. "Yağmur, o sarı sokak lambası, annemin elimi bırakışı... Ve kulağımda çınlayan o tek cümle: Aya güven."

Mera derin bir iç çekti, yatağın kenarına ilişti. "Luna, kaç yıl oldu... Onu kaybettiğinden beri zihninin sana oynadığı bir oyun olabilir mi bu? Anıları zihninde tutmak için kendini çok zorluyorsun."

Luna başını yavaşça iki yana salladı. Mera’nın anlamadığı şey tam olarak buydu. Küçükken, annesini kaybettiği o ilk yıllarda, onu unutmamak için her gece saatlerce pencerenin önüne oturup Ay’a bakardı. Annesinin ölmeden önce kulağına fısıldadığı o son cümleyi bir emir gibi kabul etmişti. Annesi ona "Aya bak, bana bakmış olursun. Aya güven" zannettiği bir miras bırakmıştı. Gecelerce gökyüzündeki o parlak yuvarlağa bakıp annesiyle konuşmuş, ona gününü anlatmış, yüzünü hatırında tutmaya çalışmıştı.

Ama zaman acımasızdı. Yıllar geçtikçe, ne kadar çabalarsa çabalasın annesinin siması zihninin kıvrımlarında eriyip gitmişti. Gözlerinin rengi, burnunun yapısı, gülüşü... Hepsi silik birer gölgeye dönüşmüştü. Sadece sesi ve kokusu kalmıştı hafızasında. Yüzünü kaybettiği gün, Luna Ay’a küsmüştü. "Sana güvendim ama annemi bana geri vermedin, yüzünü bile saklayamadın" diyerek pencerenin perdelerini kapatmış, bir daha gökyüzüne bakmamıştı.

"Anlamıyorsun Mera," dedi Luna, gözlerini penceredeki soluk Ay siluetinden ayırmadan. "Ben Ay’a küştüğümden beri annemin yüzünü hiç hatırlamıyordum. Ama bu rüyalar başladığından beri... O yağmurlu gecede annemin bana nasıl baktığını, yüzündeki her bir çizgiyi yeniden görmeye başladım. Sesini, kokusunu, gözlerindeki o çaresizliği sanki dün yaşamışım gibi net hatırlıyorum."

Mera kaşlarını çattı. "Yani bu rüyalar sana anneni mi geri getiriyor?"

"Hayır," dedi Luna, gözleri birden kendi adına ve geçmişe kayarken. "Annem bana sadece gökyüzündeki o parlak yuvarlağı işaret etmiyordu. Bak Mera... Benim ismim bile 'Luna'. Benim adım bile Ay demek. Annem bana 'Aya güven' derken sadece gökyüzünü değil, kendimi, bana bıraktığı bu ismi ve bu kimliği de işaret ediyordu. O da Aya güveniyordu çünkü beni o simgenin arkasındaki gerçekle büyüttü. Bu rüyalar bana bir şey anlatmaya çalışıyor. Ben bakmayı bıraktım ama o beni bırakmadı. Annesinin yüzünü unutmuş bir kıza, geçmişini hatırlatmak için her gece o anı yeniden yaşatıyor."

Mera şaşkınlıkla ona bakarken Luna masadaki defteri sıktı. Artık odasında oturup bu rüyaların geçmesini bekleyemezdi. Annesinin geçmişte neyle uğraştığını, o gece neden öldüğünü ve bu rüyaların neden durmadığını bulmak zorundaydı. Ama bunu tek başına nasıl yapacağını, nereden başlayacağını hiç bilmiyordu. Tek bildiği, bir şeylerin peşine düşmek zorunda olduğuydu.

"Bir şeyler yapmam lazım Mera," dedi Luna fısıltıyla. "Artık sadece izlemekle yetinemem."

Bölüm sonu

3 yorum