Gabriel’ın sözleri ahşap kaplı büronun içinde yankılanırken dışarıda yağmur yeniden, ama bu kez daha sessizce çiselemeye başladı. Camlara vuran damlaların çıkardığı o hafif ritim, odadaki derin sessizliği daha da belirgin kılıyordu.
Luna, masanın üzerinde duran paslı anahtara bakarken göğsünde bir sıkışma hissetti. Yıllardır zihnini kurcalayan kâbus, şimdi somut bir tehlikeye dönüşmüştü. Annesi basit bir cinayete kurban gitmemişti; şehrin en karanlık güçlerinin tam ortasında duruyordu.
"Peki ne yapacağız?" diye sordu Luna, sesi bu kez her zamankinden daha kısık ve savunmasız çıkarak. "O kasaya yetkimiz yoksa... annemin bana bıraktığı bu tek ipucu da bir çıkmaz sokak mı?"
Gabriel, masanın arkasından kalktı. Her zamanki kendinden emin duruşuyla masanın kenarına dayandı. Luna, adamın varlığını ve üzerine sinmiş olan hafif odunsu parfüm kokusunu yakından hissetti. Başını yavaşça yukarı kaldırdığında Gabriel’ın koyu renk gözleriyle karşılaştı. Aralarında çok az bir mesafe kalmıştı ama temas etmiyorlardı.
Gabriel’ın gözlerinde o bildik zeki dedektif ifadesinin ötesinde, daha derin, çözülmeyi bekleyen bir merak vardı. Luna’nın o duru yüzünü ve gözlerindeki derin hüznü birkaç saniye boyunca sessizce inceledi.
"Korkuyor musun?" diye sordu Gabriel. Sesi, o kibirli alaycılığından sıyrılmış, oldukça ciddi ve alçak bir tondaydı.
Luna, yutkunarak adamın gözlerinin içine baktı. "Korkuyor musun sorusunun cevabı evet... Ama geri adım atmayacağım."
Gabriel’ın dudaklarının kenarında samimi ve hafifçe büyülenmiş bir tebessüm belirdi. "Güzel," dedi kısık bir sesle. "Çünkü ben de geri adım atmayı hiç sevmem. Ve bu yolda yalnız olmayacaksın."
Luna, adamın bakışlarındaki ciddiyet karşısında kalbinin farklı bir ritimle çarpmaya başladığını hissetti. Tam o sırada çantasından yükselen telefon melodisi odadaki yoğun atmosferi böldü.
Luna hızla çantasını açıp telefonunu çıkardı. Ekranda Mera'nın adını görünce derin bir nefes alıp aramayı yanıtladı:
"Mera?"
"Kanka, ne yaptınız? Nasıl gidiyor?" Mera'nın meraklı sesi hattın diğer ucundan net bir şekilde duyuldu.
Luna, Gabriel'a kısa bir bakış atıp sesini sakin tutmaya çalışarak konuştu. "İyiyim, merak etme. Önemli bir şey bulduk ve üzerinde çalışıyoruz. Mera... Sanırım bu akşam eve gelemeyeceğim. Gece dükkândaki veya evdeki işleri aksattığım için kusura bakma olur mu?"
"Saçmalama Luna, ne kusuru!" dedi Mera içten bir sesle. "Sadece senin iyi olduğunu bilmek istedim. O dedektif adam yanında, değil mi?"
"Evet, yanımda. Gerçekten güvendeyim. Beni hiç merak etme, tamam mı? Yarın her şeyi detaylıca anlatacağım."
"Tamam kanka. Kendine çok dikkat et, haberleşiriz," diyerek telefonu kapattı Mera.
Luna telefonu masanın üzerine bıraktığında odadaki sessizlik yeniden derinleşti. Gabriel, ellerini cebine sokmuş, tek kaşını kaldırarak ve her zamanki mesafeli ama bu kez oldukça uyarıcı bir ifadeyle ona bakıyordu.
"Eğer telefon trafiğin bittiyse Bayan Vance," dedi Gabriel. Sesi alçak, pürüzsüz ama tavizsiz bir ciddiyet taşıyordu.
"Olayın bu noktaya varacağını tahmin etmiyordum," dedi Luna, mahcup bir edayla. "Mera sadece..."
"Mera sadece bir arkadaş," diyerek sözünü kesti Gabriel, aralarındaki mesafeyi bir adımda kapatıp masaya dayanarak. Bakışları Luna'nın gözlerine kilitlenmişti. "Ve bu konu, Bayan Vance, arkadaş sohbetlerine meze olmayacak kadar büyük ve tehlikeli. Bu şehrin en nüfuzlu, en kirli adamlarının sakladığı sırların anahtarı şu an masamda duruyor. Ve o anahtarı ele geçirmek için cinayet işleyen insanlar hâlâ dışarıda."
Luna, adamın bakışlarındaki yoğun ciddiyet karşısında irkildi. "Haklısın. Ama Mera bana hep destek oldu, o sadece iyi niyetli..."
"Niyetinin bir önemi yok," diye fısıldadı Gabriel, sesi loş büroda yankılanarak. "Bilmediği bir şey, hem onu hem de seni tehlikeye atar. Bu andan itibaren Mera'ya bu konu hakkında asla detay vermeyeceksin. Bir ipucu bulduğumuzu, üzerinde çalıştığımı söyleyebilirsin ama Aegis Kasaları'ndan, o eski kuruluştan veya annenin bıraktığı spesifik izden asla söz etme. Bu senin güvenliğin için bir ricam değil, Bayan Vance... bir kural."
Luna, Gabriel'ın gözlerindeki o mutlak kararlılığı ve altındaki korumacı endişeyi gördü. O an, bu davanın sadece bir gizemi çözmek değil, doğrudan bir hayatta kalma mücadelesi olduğunu tam olarak kavradı.
Başını yavaşça, ama kesin bir kabulle salladı. "Anladım... ve haklısın. Kimse, özellikle de Mera, bunu bilmeyecek."
Gabriel, kadının bu uyarıyı ikiletmeden kabul etmesiyle yüzündeki o sert ifadeyi hafifletti. "Güzel," dedi, sesi tekrar eski dengeli tonuna kavuşarak. "Şimdi Aegis Kasaları'na girmek için ihtiyacımız olan yetki belgelerini ve o eski kütük kayıtlarını nasıl bulacağımızı planlamaya başlayabiliriz. Bu gece uzun olacak."