Araba, kentin eski ve dar sokaklarına doğru ilerledikçe havanın gri tonu daha da derinleşti. Yol boyunca ikisi de pek konuşmadı; sadece motorun düzenli sesi ve dışarıdaki hafif rüzgârın uğultusu vardı. Luna, başını cama dayamış, yaklaştıkça göğsüne oturan o tanıdık ağırlıkla mücadele ediyordu. On yedi yıldır adım atmaktan kaçındığı, çocukluğunun en büyük kâbusunun yaşandığı sokak, birkaç dakika uzaklıktaydı.
Gabriel arabayı eski fırının birkaç metre gerisinde, boş bir kaldırım kenarına park etti. Motoru kapattığında araçta ani bir sessizlik oldu.
"Hazır mısın?" diye sordu Gabriel. Sesi bu kez o ukala tonundan arınmış, oldukça ciddi ve sakindi.
Luna derin bir nefes alıp başıyla onayladı. "Hazırım."
Araçtan indiklerinde soğuk sonbahar rüzgârı yüzlerine çarptı. Sokak, Luna’nın hafızasındaki kadar geniş görünmüyordu artık; binalar eskimiş, duvarlardaki boyalar dökülmüştü ama atmosfer aynı karanlık geçmişi taşıyordu. Luna, adımlarını tereddütle atarak köşedeki eski fırının binasına doğru yürüdü. Tam o noktada durdu.
"Burası..." dedi fısıltıyla, parmağıyla binanın altındaki paslı demir ızgarayı işaret ederek. "Annem tam bu köşede vuruldu. Düşerken eli bu mazgala doğru uzandı ve elindeki o küçük metal şeyi içeri bıraktı."
Gabriel yanına geldi. 1.95’lik boyuyla mazgalın üzerine doğru eğilip sokak açısını, binaların konumunu ve görüş mesafesini keskin gözlerle incelemeye başladı. Çizgili not defterini çıkarıp birkaç hızlı çizim yaptı.
"Profesyonel bir tetikçi için mükemmel bir açı," dedi Gabriel, gözlerini karşı binanın çatısında gezdirerek. "Ama polisin atladığı şey şu: Eğer bu bir soygun olsaydı, saldırgan maktulün çantasını alıp kaçardı. Mazgalın içine düşen bir şeyi aramakla uğraşmazdı. Ama dosyadaki detaylara göre, o gece olay yerinde bir süre bir şey aranmış."
Gabriel cebinden küçük, güçlü bir lazer fener çıkardı ve dizlerinin üzerine çökerek mazgalın demir parmaklıkları arasından aşağıya ışık tuttu.
Luna heyecanla ve kalbi küt küt atarak onun yanına eğildi. "Bir şey görebiliyor musun?"
Gabriel ışığı mazgalın dibindeki çamur, kurumuş yapraklar ve paslı birikintilerin üzerinde gezdirdi. Tam o sırada, derinlerde bir yerde, ışığın vurmasıyla küçük, metalik bir yansıma parıldadı.
Gabriel’ın dudaklarında hafif, kibirli bir tebessüm belirdi. "Görünüşe göre Bayan Vance... annenin on yedi yıl önce sakladığı sır, hâlâ bizi bekliyor."