SAHNE-13🦭
(Kazadan önce)
Sevgilisi İrene’ye evlilik teklifi yapmak için yüzük arıyordu Mattias. Onu çok seviyor, resmî bir birliktelik kurmak istiyordu. Çok heyecanlıydı. Onun tepkisini görmek, o şok olma anını izlemek ve büyüyen masmavi gözlerine bakmak için sabırsızlanıyordu.
İrene, mütevazı bir yaşam sürer genelde. Abartıdan hep kaçınır. Sade takılan bir tiptir. Mattias bunu bildiği için çok abartılı bir yüzük almak yerine, küçük bir taşı olan ve sade bir yüzük arayışındaydı.
Plan yapmaya çalışıyordu. Nerede, ne zaman, nasıl, hangi sözlerle yapacağını düşünüyordu. Sonra durdu ve düşündü. İrene olsaydı nasıl yapmamı isterdi?
Plan kurmaktan vazgeçti çünkü İrene planlı şeylerden çok, bir anda gelişen şeylerden hoşlanırdı. Mattias sonuçta bu teklifi İrene’ye yapcaktı. Onun zevklerini düşünmeden kendi kafasına göre planlaması saçma olurdu.
Tek eksik şey yüzüktü. Çarşıya çıkıp yüzük arayışına gitmesi lazımdı. Çok sabırsız olduğu için bir an önce her şeyi halledip, İrene’in şaşkın yüzünü görmek istiyordu. Bu yüzden hızlıca hazırlandı. Üstüne gündelik şeyler giyinip hemen evden çıktı.
Çarşıya çıktığında çok mutlu ve heyecanlı gözüküyordu. Sanki havalara uçacak gibiydi. Yürürken etrafa bakınıyor, her yeri inceliyordu. Yanından geçtiği mağazalara baktı. Rengarenk kıyafetlerden oluşan bir butik, etrafı çocuk kaynayan bir park, garip bıyıklı bir dondurmacı, futbol kulübü ilanları… Sonunda vitrindeki altınları adeta parlayan o kuyumcuya vardı ve hızlıca içeri girdi.
Müşteri geldiğini gören çalışan, elindeki telefonu bırakıp ayağa kalktı ve “Hoşgeldiniz, nasıl yardımcı olabilirim?” sorusunu yöneltti ona. “Yüzük arıyorum.” Mattias bakışlarını vitrine yöneltti. Çalışanın yüzünde bir değişim oldu. Müşterinin ne yapmak istediğini anlamıştı. “Evlilik teklifi mi, efendim?” Mattias, bu soruya karşı çalışanın yüzüne bakıp gülümsedi. “Evet.” Çalışan ilgiyle sorularını sıraladı. “Nasıl olmasını istersiniz, ne tür bir şey arıyorsunuz?” “Sade olsun istiyorum sadece. Küçük bir taşı olsa yeterli olur. Elinizde seçenekler var mı?”
Çalışan, masanın altındaki vitrinden birkaç tane yüzük çıkardı ve masaya koydu. Bir tanesini eline alıp gösterdi. “Böyle bir yüzüğümüz var. İnceleyebilirsiniz.” diyerek yüzüğü Mattias’a verdi.
Yüzük Mattias’ın aklındaki tanıma gayet uyuyordu. Sade bir altın yüzük, üstündede küçük bir taş vardı. Gayet ideal gözüküyordu.
“Başka seçenekleriniz var mıdır?” diye sordu Mattias. Çalışan bu isteğe karşılık diğer yüzüklerden birini uzattı. Pek bir farklılık yoktu aslında yüzüklerde. Sadece bunda biraz daha işleme vardı. Yine de abartı değil, gayet zarif gözüküyordu. Mattias bunu daha çok beğendi. İrene’nin beğenebileceğini düşündü.
Fiyatı sordu, bütçesine uygundu. İkinci baktığı yüzükte karar kıldı ve kutusunu seçti.
Kuyumcu dükkanından çıktığında o kadar mutluydu ki sanki toz pembe bir dizideymiş gibi hissetti kendisini. Yürürken sanki uçacak gibiydi. Birerli ikişerli düzensiz adımlar atıyordu.
Eve geldiğinde İrene’den gelen bir cevapsız arama olduğunu gördü telefonda. Kuyumcudayken yada yürürken telefonu çalmış ama fark etmemiş olmalıydı. Hemen geri aradı onu.
“Aşkım, müsait değil miydin az önce? Kusura bakma haber vermeden aradım.” hemen lafa girdi İrene.
“Hayır canım müsaittim ama telefonu duymamışım o yüzden cevaplayamadım.”
“Yarınki planı unutmadın, değil mi? Arkadaşlarımla tanıştıracaktım seni. Çok merak ediyorlar.” diye hatırlattı İrene.
Mattias’ın tamamen aklından çıkmıştı ama belli etmedi. “Yok canım, unutur muyum hiç.”
İrene’nin telefonundan bir ses geldi. Arkadan gelen bir ses, yüksek ihtimalle annesi ona sesleniyordu. “Kapatmam lazım tatlım, daha sonra haberleşiriz.” Acilen bir yere gitmesi gerekiyormuş gibi konuştu İrene.
“Konuşuruz daha sonra hayatım. Hoşça kal.” dedi Mattias. “Hoşça kal.” Aramayı sonlandırdı İrene.
Mattias, yatağına uzandı ve tavana bakarak düşünmeye başladı. Yarın teklif edemezdi. Bir daha ki buluşmayı beklemesi gerekiyordu. Sorun etmedi bunu. “Ne güzel işte. Hazırlık yapacak daha fazla vaktim olur.” diye düşündü.
Az önce pencereden giren güneş ışıkları gitmiş, yerini karanlık almıştı. Mattias zamanın farkına varmamıştı ama o gidip gelene kadar çoktan akşam olmuştu bile.
Havanında verdiği ağırlıkla beraber gözlerini zor açık tutmaya başladı. Uyuyacağını anlayınca kalkıp üstünü değiştirdi ve rahat şeyler giydi. Yatağa girdiğinde yastığa kafasını koyduğu an göz kapakları daha fazla dayanamadı ve kapandı. Hemen ardından Mattias derin bir uykuya daldı…
SAHNE-14🦭
Gözlerini açtığında kendisini yataktan neredeyse düşmek üzere olduğu bir pozisyonda buldu ve yatakta doğruldu. Hemen ayağa kalkıp yüzünü yıkadı ve kolundaki saate baktı. Saat daha yedi buçuktu. Buluşmaya çok uzun zaman vardı.
Mattias, bu buluşmaya büyük önem veriyordu çünkü eğer İrene’nin arkadaşları onu beğenmezse, bu ilişkilerini etkileyebilirdi.
İnsanlar, arkadaşlarının fikirlerini benimserler ve önemli bulurlar. Özellikle de bir ilişkinin içerisindeyken arkadaşların yorumu çok önemlidir çünkü aşık olan bir insan mantığını pek iyi kullanamaz. Kişi, dışarıdan baktığında asla kabul etmeyeceği bir şeyi, aşkın etkisiyle kabul edebilir. Dışarıdan bakan arkadaşlar bu yüzden önemlidir. Doğru ve mantıklı yolu gösterirler. İlişkideki kişide bu sebepten dolayı arkadaşlarına çok güvenir.
Mattias, İrene’nin arkadaşlarının gözünde kötü birisi gibi gözükmek istemiyordu. Şimdiden giyineceği şeyleri hazırladı. Bugün kılık kıyafetlerine bilerek özen gösterecekti. Takım elbise giyecek kadar abartmayacaktı ama eşofmanla gelecek kadar gevşekte davranmayacaktı.
Takvimler 22 Haziran 2012’yi gösteriyordu. Mattias, teklifi ayın yirmi dördünde yapmayı planlıyordu. Tam tamına iki gün vardı. Gayet yeterli ve idealdi.
Buluşma akşam olacağı için Mattias daha öncesinde arkadaşlarıyla buluştu, planından onlara da bahsetti. Arkadaşları onu destekledi, tebrik etti şimdiden. Sonra hep beraber takıldılar.
Saat akşama doğru geldiğinde Mattias eve geldi ve hazırlandı. Saçlarını İrene’nin sevdiği gibi şekillendirdi, İrene’nin sevdiği parfümü sıktı ve evden çıktı. Arabayla buluşacakları yere doğru gitti.
Yoldaki ağaçlar, evler camdan hızlıca geçip giderken zaman geçti ve buluşma noktasına vardı. Heyecanlı gibiydi. Henüz İrene ve arkadaşları gelmemişti. Mattias bilerek erken gelmişti, onları bekletmek istememişti.
…
10-15 dakika sonra, tam buluşma vaktinde İrene ve yanında 3 arkadaşı kapıdan girdi. İrene her zamanki gibi parıl parıl parlayan sapsarı saçları, masmavi gözleriyle Mattias’ı kendine çekmişti bile. Birkaç saniye onun üstünden alamadı gözlerini Mattias. Üzerine giydiği açık mavi elbisesinin içinde adeta bir melek gibiydi onun gözünde.
Yavaşça gözleri İrene’nin arkadaşlarına kaydı. Onları inceledi kısa bir süre. İrene’nin hemen sağındaki siyah, afrika örgülü saçları olan, koyu tenli, neşeli ve heyecanlı gözüken kıza baktı önce. Üstünde pembe bir elbise vardı. Mattias onu fazla uzun incelemedi.
İrene’nin solundaki arkadaşı ise daha mesafeli ve soğuk gözüküyordu. Kırmızı ve sade bir elbisesi vardı üzerinde. Omuzları dik, bakışları keskindi. Kahverengi saçlarının bir kısmını önüne atmış bir kısmını arkadan salmıştı.
Onun yanındaki kız ise biraz daha çekingen gözüküyordu. Sarıya çalan kumral saçlarını toplamış, önden perçemlerini bırakmıştı. Yemyeşil gözleri vardı.
Masaya geldiklerinde Mattias ayağa kalktı ve selam verdi onlara gülümseyerek.
İrene, Mattias’ın yanına oturdu. Diğerleri ise yan yana dizildiler. Mattias’ın tipini incelediler biraz. Sonunda birisi konuşmaya başladı.
“İrene sürekli senden bahsediyor. Anlattığı kadar var mısın, göreceğiz.” dedi kırmızı elbiseli kız. Sonra kendisini tanıttı. “Ben Elea. Memnun oldum.”
Mattias daha söze giremeden, afrika örgülü kız konuşmaya başladı. “Bende Bonnie. İrene gerçekten seni çok övüyor, şimdiden heyecanlandım.” hızlı ve neşeli konuşuyordu. Yüzünden gülümsemesi asla düşmüyordu.
Mattias sonunda konuşacak arayı buldu ve lafa girdi. “Memnun oldum. Bende sizinle tanıştığım için çok mutlu ve heyecanlıyım açıkçası.” Biraz gergin gözüküyordu ama idare ediyordu.
Bonnie, yanındaki utangaç kızı dürttü dirseğiyle. “Ben de Valentina. Memnun oldum.” demekle yetindi.
İrene çok mutlu gözüküyordu. Uzun süredir bunu planladığı ve bu konuda arkadaşlarını bunalttığı çok belliydi.
Bonnie, uzun süre geçmeden hemen soru sormaya başladı. “Nasıl tanıştınız, İrene’yi ilk gördüğünde ne hissettin?”
Mattias bu soruları bekliyordu. Biraz düşünüp cevap verdi. “Ehliyet sınavında sıra beklerken tanışmıştık. Pek… romantik bir ortam değildi ama sohbet başlayınca devamı geldi. Sıra ona geldiğinde ben çoktan bitirmiştim sınavı. Sonra haberleşmek için telefon numaralarımızı aldık falan. Onu ilk gördüğümde…” düşündü biraz “Aslında pek bir şey hissetmemiştim. Sıradan birisi gibiydi. Beni ona çeken şey samimiyeti oldu zaten.” lafını bitirdiğinde Bonnie ve Valentina birbirlerine bakıp güldüler. “Çok samimi hissettirdi, beğendim.” dedi Bonnie.
Diğerlerine göre pek ikna olmuş gözükmüyordu Elea. Ellerini göğsünde kavuşturmuş, her cevaba şüpheci bakıyordu. “Herkes öyle söyler ama… Neyse.” İrene, gözlerini açıp “Sus artık” der gibi bakınca sustu ama bakışları yumuşamadı.
Bonnie, ortamı yumuşatmak adına tekrar konuşmaya başladı. “İrene’de en sevdiğin şey ne?” Böyle konularda konuşmaktan zevk aldığı belliydi.
Mattias biraz düşündü. “Özellikle tek bir şey yok sanırım. Tek bir özelliğini değil, bütünüyle kendisini seviyorum.” Sesi o kadar dürüst çıkıyor ve güven veriyordu ki, Valentina ile Bonnie gayet ikna olmuştu.
“Ciddi bir şey planlıyor musunuz?” Mattias’ın gözlerinin içine bakıyordu Elea.
Mattias bir an nasıl cevaplayacağını bilemedi. İrene’ye döndü, o da bu soruyu beklemiyor gibiydi. “Bilmem, planlıyor muyuz?” diye sordu İrene’ye bakarak. İrene cevapladı. “Bunu daha konuşmamıştık.”
Mattias gerilmiş gibi duruyordu biraz. Daha sonrasında sohbet açıldı, ortam yumuşadı ve buluşmanın sonuna doğru Elea da dahil İrene’nin arkadaşları Mattias’ı sevdiler, onayladılar. Günün sonunda gülerek ayrıldılar buluşma noktasından.
Mattias, arabaya binip eve dönerken sanki bir zafer kazanmış gibi hissediyordu. Sevgilisinin arkadaşlarının gözüne girmiş, bir adım daha yükselmişti.
Eve girdiği gibi yorgunluk üstüne çöktü. Üstünü değiştirip hemen gözlerini kapattı. Huzurla uykuya daldı.
SAHNE-15🦭
(24 Haziran)
Yüzüğünü yanına almış, İrene’yi evinden almak için arabaya biniyordu.
Güneş tam tepedeydi, tam bir yaz günüydü. Arabayla giderken yanından geçtiği dükkanların hepsi öğlen molasındaydı, kapalıydı.
İrene’nin evine yakın bir yerde durdu ve onu beklemeye başladı. Birkaç dakika sonra yoldan geçen insanların arasında adeta parlayan İrene geldi arabanın yanına. Mattias gözlerini ondan alamadı yine.
Beraber güzel bir sahile gittiler ve orada oturdular. Mattias teklifini restoranda yapmacık bir şekilde yapmak istemediğinden, tam İrene’nin isteyeceği gibi sıradan bir yerde yapmak için onu buraya getirmişti.
İrene’nin masmavi gözleri resmen deniz ile aynı renkteydi. Sarı saçları altın gibi parlıyordu. Mattias, onunla olduğu için kendisini şanslı hissediyordu. Bu güzelliğin yanında kendisinin sönük kaldığını düşünmeden edemiyordu.
Saatler geçirdiler beraber. Güldüler, eğlendiler, geçen gün yaptıkları buluşmadan sonra arkadaşlarının onu çok sevdiğinden bahsetti İrene.
Sonunda biraz sessizlik oluştu etrafta. İnsanlar sahilden gitmiş, tek tük insan kalmıştı çevrede. Doğru anın geldiğini düşündü Mattias.
Sessizliği bozup konuşmaya başladı. “Gelecekte yapmak istediğim şeyler var. Mesela dünyayı gezmek, yeni bir iş bulmak, güzel bir evimin olması gibi.” İrene, aniden gelen bu sözleri dikkatle dinliyordu. “Ancak bunları tek başıma yapmak çok sıkıcı olurdu. Tek yapmama izin vermezsin, değil mi?” İrene kafasını iki yana salladı. “Hiç izin verir gibi duruyor muyum?” İrene az çok konuşmanın nereye gideceğini anladı ve heyecanla beklemeye başladı. Mattias söze girmeyi biraz bekletti çünkü ne diyeceğini bilemedi. Nasıl lafa gireceğini, ne diyeceğini daha önce planlamamıştı. Yani aklında kısa bir taslak vardı ama şu an o kadar heyecanlıydı ki hiçbir şey hatırlayamıyordu. Bir şekilde toplarlamaya çalıştı. “Seninle tanışmadan önce bunları yaşayacağımızı bilseydim, seninle daha hızlı tanışmak için seni bulmaya çalışırdım.” Elini ceketinin iç cebine uzattığında artık İrene neyin geldiğini anlamıştı ve bayağı şaşkın ve heyecanlı gözüküyordu.
Mattias yere eğilip tek dizine çökmeyi bile unutmuştu. Sanki kalbi ağzında atıyor gibiydi. O kadar hızlanmıştı ki kalp atışı…
“Seninle evlenebilir miyim, İrene?”
Evet, “Benimle evlenir misin?” değil. Bunu bile söyleyemedi heyecandan.
İrene bu soruyu duyduğunda mavi gözlerinde yaşlar vardı. Hem şaşkındı, hemde gülüyordu çünkü az önce sevgilisi evlilik teklifi yapmak yerine resmen evlenmek için izin aldı ondan. Biraz kahkahalarla güldükten sonra ellerini ağzına götürdü. Hiç beklemiyordu bunu. Rüzgar sarı saçlarını uçuruyordu ama onun umurunda bile değildi. Şu an hayatının en önemli dakikalarından birini yaşıyordu. Cevap vermedi, direkt sarıldı Mattias’a. Gözlerindeki yaşlar, Mattias’ın omzunu ıslattı. İrene geri çekilince kısık bir sesle cevap verdi.
“Evet, evlenebilirsin.” dedi gülerek.
Mattias’ın gözleri doldu. Tekrar sarıldılar birbirlerine. Mattias, nazikçe İrene’nin elini aldı ve yüzük parmağına geçirdi elindeki yüzüğü.
Tam güzel bir gün geçiriyorlar, mutlular derken… Tabii ki bu güzel an, bir telefon çağrısı ile bozuldu. İrene hemen telefonu açtı ve dinlemeye başladı konuşsn kişiyi. Uzun süredir bir telefon bekliyordu. Bir iş yerine başvurmuştu ve günlerdir sonucunu bekliyordu.
Arayan Valentina’ydı. İkisi aynı iş yerine başvurmuşlardı. Valentina ona hemen gelmesi gerektiğini söyleyince bir anda aklına geldi. Mülakat tarihinin bugündü ve o bunu tamamen unutmuştu. Telefonu kapattıktan sonra durumu Mattias’a özetledi ve gitmesi gerektiğini söyledi. Mattias, onu bırakmak istedi ama İrene gerek olmadığını söyledi ve hızla oradan ayrıldı. Gitmeden önce ona döndü ve “Seni seviyorum.” deyip gitti.
Mattias neşesini bozmadı. Az önce başarmıştı. Teklif etmişti. Bunun mutluluğu ile arabaya bindi. Bugün biraz yorucu geçmişti. Buluşmaya gelene kadar çok streslenmişti.
Arabadan bir slow rock şarkısı açtı. Bu tür şarkılara bayılırdı. Anayoldaki trafiğe hiç girmek istemedi, ara sokaklara girdi. Hız sınırını geçmeden ama hızlı bir şekilde gidiyordu.
Mutlu bir şekilde giderken bir anda hızla önünden geçen kırmızı tişörtlü çocuğu görmedi. Son anda onu görüp frene abandı ama nafile. Çıkan ÇAAAT sesinin ardından hızla arabadan indiğinde, cebindeki laciver yüzük kutusu arabanın içine düştü.