İçeriğe geç

AVCI TİMİ

Bölüm 1 · 10 dk okuma

AVCI TİMİ

Bölüm 1

1.BÖLÜM:DİYARBAKIR

Bu kurguda geçen kişiler ve olaylar tamamen hayal ürünü olup her ayrıntısıyla beraber kurgudan ibarettir

********

Uçaktaydım, sanırım neredeyse baya uzun bir süredir yoldaydım. İnişe son beş dakika falan kalmış olması lazımdı.

Normalde istanbulda yaşıyordum ama görevim gereği şuanda Diyarbakır uçağındaydım. Görevim gereği derken, bordo bereliyim.

Eski timimim komutanıydım, silah arkadaşlarım güvendiğim sınırlı kişiler arasındaydılar. Kolay kolay herkese güvenmezdim. Hayat bana bunu gerek görmüştü sanırım.

On dokuz ocağa kadardı her şey..

Canımdan çok sevdiğim silah arkadaşlarım gözümün önünde işkenceler ile birlikte şehit düşmüşlerdi.

O günden üç ay geçmesine rağmen dün gibi hatırlıyordum. Asla ama asla unutmayacaktım da.

İşte bu yüzden Diyarbakıra gidiyordum. Albayım Batuhan Vural benim için tahinimi çıkarmıştı.

Buraya gelme sebebim ise, burada olan. Avcı timi için gelmiştim, bu timin namını bir çok kez duymuşluğum vardı. Oldukça başarılı bir timdi, avcı diye anılmalarının sebebi teröristleri, aynı bir yırtıcı kuş gibi sessizce ve gizemlice halletmelerinden geliyormuş.

Diyarbakırda bır lojmanda kalacaktım. Taşınma gibi bir derdim olmamıştı çünkü, diyarbakırda yaşayan arkadaşlarım benim için bir ev tutmuş, eşyalarımı bile yerletirmişlerdi. Ben yinede bir hafta önce gelmiştim eve bakmak için. Gerçekten güzel bir daire idi, ferah ve sade duruyordu.

Diyarbakır'da yaşayan arkadaşlarımı çok seviyordum çünkü ne zaman nerede olursa olsun hep yanımdaydılar.

Ben düşüncelerime dalmışken hostes yanıma gelip bir kahve bırakmıştı. Sanırım bu hayatta çay mı kahvemi sorusuna sonuna kadar kahve diyebilirdim. Günde neredeyse beş kupa kahveden fazla kahve içerdim.

*******

Pilotun anons geçmesiyle uyanmıştım, sanırım birazdan inecektik esneyerek camdan baktığımda Diyarbakır'ın güzelliğini görmemle yüzümde bir tebessüm oluştu.

Pilot tekrar anons geçtiğinde türbülansa gireceğimizi söylemişti. Hemen kemerimi takıp beklemeye başladım.

Uçak indiğinde bavulumu alıp uçaktan indim.

Elimde iki tane bavul bir tane de çanta vardı gözümde güneş gözlüğüyle etrafa bakınıyordum. Hala gelmemişler miydi?

Etrafıma bakmaya devam ediyordum ki onları görmemle yanlarına yürümeye başlamıştım. Beni hala görmemişlerdi.

Onlara biraz daha yaklaşmamla beni fark ettiler, Şuan yanlarına doğru gittiğim üç arkadaşım benim için çok değerliydiler. İçlerinde mert, neredeyse beni gördüğünden beri el sallıyordu. Bu çocuğun gerçekten doktora gözükmesi falan lazımdı yani. Yoksa ben onu kendi yöntemlerimle tedavi edecektim son çare.

Yanlarına varıp bavullarımı hemen kenara bırakıp ilk burağın yanına gidip ona sarılmıştım. Burada ciddiye aldığım tek kişiydi. Oda hemen bana karşılık verirken kafamı da öpmeyi unutmamıştı. "Kızım neredesin sen ya" diyen arda ile buraktan ayrılıp ona döndüm sanırım biraz fazla beklemişlerdi.

"Kusura bakmayın arda bey sizi bekletmek istemezdim ama pilottan uçağı alıp şöyle bir bulutların arasını gezmesem içim rahat etmezdi." dediğimde üçü de gülmeye başladılar.

"Hoşgeldin güzelim." diyen merte döndüm hafif tripli bakışlar atarak 'sarılmak için' üstüne atladığım da ikimiz de yere düşmüştük.

Ben sırıtırken, o acıyla yerde kıvranıyordu.

"Of devin üstüme atlamasan olmazdı değil mi ya!" diye hafif ağlamaklı konuştuğunda bu sefere sesli güldüm. Arda onu yerden kaldırırken arabaya doğru gitmeden arda yada sarılmıştım.

"Bana geçelim mi?" diye bir soru yönelten burak ile ona dönüp onaylarcasına gülümsedim.

"Burakcım bende sende mi kalsam ne" dedi mert. Burağın ne cevap vereceğini adım gibi biliyordum

"Oğlum bir siktirgit! ben ordan bakınca evsizlere ev veren hayır kurumlara mı benziyorum sence?" demesiyle mertin yüzü asıldı ve somurtmaya başlayarak burağın yanına doğru gitti.

"Ama valla bu sefer bilgisayarını açık bırakmayacağım, ne yersem toplayacağım, gizlice cüzdanını alıp yemek sipariş etmeyeceğim bak valla." "he gelsem yatsam koynuna, kıvrılır uyurum zaten ben minicik bir şeyim zaten." hızlıca konuşmasıyla şaşıran gözlerle ona bakıyordum ama sadece burağa duygu sömürüsü yapıyordu.

O hala devam ederken, "Cidden dediği her şeyi yaptın mı lan?"

"Bu saydıkları yarısı bile değil güzelim. sen şuan ki söylediklerini sindir sadece." diyen ardaya döndü elalarım "Yaa güzelinmiyim gerçektenn" sesli bir kahkaha atıp beni iki yanağımdan tutup sol yanağımı öptü.

"Tabi güzelimsin kızım ben senden başka kime güzelim derim ki ha?" dedikleriyle sırıtıp yürümeye devam ettim. "Diyemezsin zaten" daha sonra aklıma gelen ile düzletip "Diyemezsiniz" dediğim de hepsi garip garip bana baktılar ardından arabaya geçtik.

*******

Eve gitmek yerine mahalle arası bir lokantada yemek yiyorduk. dördümüzün de maddi durumu fazla iyiydi hepimizin altın arabası vardı tabi benim moturumda vardı ama şuan sanırım yeni taşındığım lojmanın otaparkında olması lazımdı. arabamda ordaydı baka baka doyamdığım BMW F82 M4'tü canım arabam hiç birşeye değişmezdim. motorumun yeri bir ayrıydı tabi oda yamaha r6 idi ikisde bebeklerim gibi bir şeydi.

"Ben doydum gitsek mi artık? Benide artık eve bırakırsınız di mi?" diye konuştuğumda, ağızları dolu oldukları için sadece kafa salladılar ve hesabı ödeyip çıktık.

"Öne ben binecem valla!"deyip beni geçen merte bir bakış atıp arkaya bindim. Arda kendi arabasıyla direk evine geçecekti.

Mertinde bir evi arabası olmasına rağmen burağın yakasından düşmüyordu.

"Ne kadar süreliğine Türkiyedesin burak?" diye sordum burağa, çünkü burağın çoğu işi yurtdışında oluyordu bu yüzdende türkiyeye nadiren gelip gidiyordu.

"İki,üç güne giderim herhalde, ama önce kızlarla bol bol vakit geçirmem gerek" dediğinde kafamı salladım. Kızlar dediği de kardeşleriydi ece ile elçin ece sekiz yaşında falan çok tatlı bir kızdı, elçin ise on yedi yaşında olgun ve çekici bir kızdı. Burağın babası ölmüştü iki yıl önce o ölünce de anneleride onları terk edip zengin birisiyle evlenmiş 'yeni bir aile kurmuştu'.

"Ece hala annesine gitmek istiyor mu?" diye sorduğumda "Hayır, en son geldiğimde ona herşeyi anlattım beni normal bir şekilde karşıladı. hatta ağlar sanıyordum ama hiç ağlamadı." dediğinde kafamı salladım.

Aradan yarım saat geçmesiyle lojmana girdik beni direk otaparkın önüne bırakmışlardı.

Otaparka bırakma nedenleri ise arabamdan almam gereken bir kaç eşya vardı.

Saat şuan sanırım akşam sekiz dokuz gibi birşeydi. adımlarımı otaparkta gezdirirken bir yandanda arabamı arıyordum arabamı gördüğümde tebessüm edip ilerledim.

Arababım yanında ki arabaya yaslanmış sohbet eden altı kişi gördüm. hepsi yapılı kişilerdi, sanırım burada yaşıyorlardı.

Anahtarımı çantamdan çıkarıp arabamın kilitlerimi açtığımda hepsinin bana baktığını biliyordum. ama umursamayıp bagaja doğru ilerledim. bagajı açıp kolileri alıp bagajı kapatacaktım ki arkamdan gelen sesle durup arkamı döndüm bu beş kişiden biriydi ve sırıtarak bana doğru geliyordu.

"Pardon, hanımefendi bir bakar mısınız?" dediğin de bende nezaketen gülümseyip cevap verdim.

"Buyurun?" dedim.

"Hanımefendi gerçekten gözlerimi sizden alamadım acaba tanışma şansımız var mı?" dediğinde önüme dönüp kutuları alıp yere koydum ve bagajı kapattım ona döndüm.

"Sanırım yeni taşındınız adınız ne?" dediğin de hafif gülüp cevap verdim.

"Devin." dediğimde bildiğim o zafer gülüşünden yapıp. "Bende melih çok memnun oldum." dediğinde yere bıraktığım kutuları alıp yürümeye başladım. "Devin'cim sen bana daire numaranı söyle ben bırakırım." dediğinde tekrar konuşmaya başladı "ha bu arada telefon numaranıda verme şansın varmı çünkü yeni tanıştın yani bişey falan lazım olur." dediğin de "tamam, yaz." dediğim gibi hemen telefonunu çıkardı yazmaya başladı.

Deyip arkamı dönüp asansöre bindim. asansörün kapısına döndüğümde hepsi garip garip bakıyorlardı.

*******

Eve gelir gelmez zaten önceden taşındığım için, direk uyumuştum. Yarın erken saatte askeriyeye gidip yeni timim olan avcı timi ile tanışacaktım.

Umarım iyi anlaşırdık.

Uyandığımda saat 7.15 falandı sanırım hızlıca giyinip motorumla yola çıktım.

Askeriyeye vardığımda motorumdan gelen seslerden olacaktı ki bir kaç kişi bana dönmüş bakmıştı.

Önüme çıkan ilk kişiye albayın odasını sorup Adnan albayın yanına gittim ve kısa bir sohbetin ardından odamı göstermeleriyle üstümü değiştirip bahçeye doğru ilerliyordum.

Gördüğüm altı kişi ile hafif şaşırsamda belli etmeyerek Adnan albayın yanına ilerledim.

"ah, geldin mi devin." dediğin de albaya dönüp "Geldim komutanım."

"Avcı timine hoşgeldin o zaman, siz tanışın benim işlerim var." dediği gibi gitti. ve şuanda anaokulunun ilk günün de annesi tarafından terk edilmiş çocuklar gibi hissediyordum. Onlara döndüğümde kendilerini bana tanıştırmaya başlattılar.

"Kıdemli Yüzbaşı Bora Kandemir."

"Teğmen Giray Ateş."

"Teğmen Yiğit Ertekin."

"Asteğmen Tolga Caymaz."

"Astsubay K. Başçavuş Furkan Çetinkaya."

"Astsubay Başçavuş Melih Akarsu."

Otaparkta bana asılan melihti ve diğerleri de ona telefon numaramı vermemle garip bakanlardı.

"Üsteğmen Devin Yıldırım." dediğimde bir kaç saniye sessizlik oluştu ve bu sessizliği bozan Furkan oldu "Komutanım dinlenme odasınamı geçsek?" diye yüzbaşı olduğunu öğrendiğim boraya sordu. adam yakışıklıydı, karizmatikti, tam benim tipim hee.

"Geçelim.. son dakikalarınız güzel geçsin değil mi?"dediğinde bahçeden çıkarak binaya girdi. geriye kalanlar iki kişi hariç üçü kendini yere bıraktı. onlara anlamaz bir şekilde bakıyordum.

"Lan kalkın hadi biraz daha geç kalırsak bu sefer direk dinlenme odasından başlarız antrenmanlara." dedi adının yiğit olduğunu öğrendiğim kişi. hepsi hemen kalktılar ve bana döndüler.

"Komutanım buyurun." dediğinde 'tamam' dercesine kafamı indirip kaldırdım ve yürümeye başladık.

Dinlenme odasına ilerlerken melih ve furkan birbirleriyle uğraşıyorlardı. Tolga ise her seferinde susmalarını söyleyip kafalarına vuruyordu.

Odaya geldiğimizde, yüzbaşının tekli koltuklardan birine oturmuş telefona bakıyordu. gelmemizle bir bakış atıp telefonuna geri döndü.

Ben de ikili koltuklardan birine oturmuştum. Hemen yanıma da tolga oturmuştu.

"Devin komutanım bir şey sorabilirmiyim size?" diye soran melihe döndüm, "Tabii, sor." dedim büyük ihtimalle dünü soracaktı.

"Komutanım sizin bana verdiğiniz numarayı ben dün ben aradım." dedi.

"Oğlum devam etsene." dedi yiğit.

"Şey komutanım. sizin verdiğiniz numarayı ben aradım işte.." dedi ve yine sustu en son dayanamayarak konuştum.

"Evet anladım, ben senin komutanınım ve sana dün verdiğim numarayı aramışsın. Devam et işte." dediğim de gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

"Komutanım verdiğiniz numara kimindi acaba. Çünkü aradığımda İstanbul da bir kasap çıktı da." dediğin de ben dahil herkes gülmeye başlamıştı.

"Komutanım valla ben de vermenize çok şaşırmıştım zaten." dedi gülmelerini zar zor durduramayarak giray.

"Cidden komutanım iyi yapmışsınız valla." diyen tolgaya dönüp gülerek konuştum.

"Ya ne bileyim öyle aniden isteyince, bende zaten yeni hat değiştirmiştim. Telefonumunda şarjı yoktu ha zaten olsa da vermezdim de. Neyse bende işte yol yorgunuydum falan bizim eski sitenin kasabının telefon numarasını vermişim bende onun numarası olduğunu dahi bilmiyordum bilmiyordum zaten." dediğim de daha çok güldüler bu sefer melih de gülüyordu.

En son durgunlaştıklarında bana döndüler ben de onlara anlamsız bir şekilde bakıyordum.

"Komutanım o zaman bana gerçek numaranızı verir misiniz. Ama lütfen telefon numaranız." dediğinde sesli bir şekilde güldüm.

"Vereyim vermesinede sen en iyisi dosyalarımdan falan bul." dediğimde hepsi bana garip garip baktılar.

"Şimdi ben bu sefer bizim eski bakkalın numarasını veririm. Çünkü onun numarasıda ezberim de." dememle anırırcasına gülmeye başladılar.

"Sen niye bütün esnafların numarasını ezberledin ki?" diye soran bora ya döndüm.

"Komutanım valla ben de hiç bilmiyorum aklımda kalmış herhalde." dedim.

"Devin komutanım bize biraz kendinizden bahsetsenize." diyen Furkan'a döndüm. neden şimdi böyle bir şey istemişti ki? neyse sordu artık anlatmasak olmaz diye içimden geçirerek konuştum.

"Kendimden derken, neyden bahsetmemi istiyorsun ki?" diye sorduğumda. Furkan hemen oturduğu yerde dikleşti. "Komutanım ne bileyim işte, hangi yemeği seversiniz mesela ilk onu sorayım." dediğinde hemen cevap verdim.

"Yemek konusunda seçim yapmam ama illa bir yemek söyleyeceksem. Biber dolması ve mantıyı daha çok seviyorum." dediğim de onaylarcasına kafasını salladı daha sonra yanımda oturan tolga atıldı.

"Komutanım arabamı motor mu?" diyen tolga ile sırıttım.

"Aslında ben ikisinide seviyorum.." dedim

"Komutanım o zaman hangisi var şuan elinizde yani hangisini satın aldınız?" dedi yiğit ben gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıp konuştum.

"İkiside var şuan lojmanın otaparkında duruyorlar. görmediniz mi?" dediğim de bir anda melih çığlık atarcasına konuştu.

"Komutanım o r6 bebeği sizin miydi yoksa!" diyen melihle birlikte yerimden sıçradım.

"Lan mal ne bağırıyorsun." dedi bora yüzbaşı çok az konuşuyordu.

"Özür dilerim komutanım." dedi melih bana bakarak aynı şeyi tekrar etti. "Sizden de özür dilerim devin komutanım." dedi.

"Önemli değil." dedim. ortam hala çok sessizdi. "E, hadi sorun ne soracaksanız." dedim ve hepsi gülümseyerek bana bakıp konuşmaya başladılar.

"Komutanım yemek yapmayı sever misiniz? yani ben günlük makarna yemekten en sonunda midemi falan yıkatacağımda." dedi ve ben demesiyle kahkaha attım.

"Yemek yapmayı severim aslında.." dedim ve bana köpek yavrusu bakışlarıyla tekrar konuştum. "Müsait olduğunuz bir akşam yada sabah beklerim o zaman." dedim ve gülümsediğimde melih de sırıttı.

"Geliriz, geliriz." diyen yüzbaşının sesiyle hafif şaşırsam da çaktırmadım. Bora tekrar konuştu.

"Hadi bakalım son dakikalarınız sona ermiş bulunmakta." dedi ve ardından da ayağa kalkıp odadan çıktı. ben anlamsız bir şekilde etrafıma bakarken ilk konuşan Furkan olmuştu.

"İşte şimdi sıçtık."

"Neden ki?" diye sordum.

"Eğitim var komutanım, ve bu sefer Bora komutanım bizimle bizzat kendileri ilgilenecek normalde vakti olmuyor ama bu sefer farklı işte." dedi ve ben hala anlamamıştım.

En fazla bir eğitimdi yani ne olabilirdi ki?

Bölüm sonu

9 yorum