İçeriğe geç

Avangers ile hayal et

Bölüm 13 · 6 dk okuma

Avangers ile hayal et

Bölüm 13

6. Avangers ( S�rpriz B�l�m)

Koluna bir sıvı enjekte edilirken yüzünü göremediğin biri sana ' Bizim istediklerimiz dışında hiçbir şey düşünmeye ya da yapmaya gücünü harcamamalısın,'

Dost

Tek derdi seni düşürmek.

Arkadaş

Vakti geldiğinde sırtından bıçaklar.

Aşk

Sadece insanlara en zayıf noktanı gösterirsin.

Duygu

Seni aldatır ve mantıklı düşünmene engel olurlar.

Bu dünyadaki herkes aynı kesede; Düşman

Korkuyla gözlerini açtın. Başını durağa yanaşmakta olan otobüsün camına yaslamıştın. İneceğin duraktaydın.

Ayak ucundaki sırt çantanı kaptın ve otobüsten indin. Sırt çantanı tek omuzuna attın ve sana verilen adrese doğru yürümeye başladın

New York büyük ve gürültülü bir şehirdi. İç sesini duyamıyordun.

Kalabalık sokaklardan geçerken hiç rahat hissetmiyordun. Asla kalabalık ve gürültüden haz atmemiştin.

Takii sokaklar biraz daha sakinleşmeye başladı. Bu sokak pek işlek değildi. İnsanların burada işi yoktu. Avangers kulesinde.

Bir kaç hafta önce bazı tuhaflıklar yaşanmaya başlamıştı. Bir süikast görevini istemsiz bir şekilde batırdın. Ekip seni imha etmeye hazırlanıyorduki bir adam seni satın aldı. Gerçekten de yüklü bir paraya. Ekip senin hafızanı sileceği gün ise birileri tarafından kaçırıldın ve bir otel önüne bırakıldın. Kim olduğunu bilmiyordun ama sana yarın otobüsle buraya gelmeni istemişlerdi. Yani bugün.

Kule gerçekten büyüktü. Güvenlik görevlileri beni durdurana kadar devasa holün tadını çıkarıyordum. Bana kim olduğunu sorarlarken ve ben kod adımı söylediğimde kabul etmezlerken içeri bir adam girdi. Kilolu, tatlı bir yüze sahip bir adamdı. Güvenliklere " Ah o bu kulede misafir," dedi. Hemen ardından takip etmemi işaret etti.

Devasa kuleyi öğrenmek kolay olmuştu. Odamı, antrenman salonunu, yüzme havuzunu, salonu ve mutfağı bulabilirdim. Kendi odamın yerini de öğrendim. Adam " Ben Happy. Bir şeye ihtiyacın olursan ' Friday Happy'i ara' diyerek bana ulaşabilirsin. Derken bir ses " Hemen," dedi ve hemen ardından Happy'nin telefonu çalmaya başladı." Bu yapay zekaya da bir şey demeye gelmiyor," dedi. Sadece baktım ve yerleşmek için odama geçtim.

Odama minimalist bir yapıya sahipti. Çift kişilik, alçak bir yatak, iki komidin. Yatağın sol tarafında pencere önüne koyulmuş bir çalışma masası. Duvarlara sabitlenmiş kitaplıklar, yatağın karşısında televizyon onun iki yanındaysa banyo ve giyinme odasının kapıları duruyordu. Her şey grinin tonlarıyla düzenlenmişti. Kıyafetlerimi giyinme odasına yerleştirdim. Gerçekten azlar. Yapacak başka bir şey bulamayınca biraz kitap okumaya karar verdim. Zevkime göre bir kitap yoktu. Son karar olarak salona geçmeyi düşündüm. Gerçekten neden oraya gitmekten bu kadar çekiniyorum ki.

~`》☆《

Salon hoşuma gitti. Oturma gurubu zeminin içindeki bir bölmeye yerleştirilmişti. Full ekran bir televizyon vardı. Son model mutfak tertemizdi.

Salonda tek bir kişi vardı. Siyah uzun saçlı ve hançerini incelemekten başka her şeyle soyutlaşmış bir şekilde oturan bir adam. Hançer' in üstündeki simge. Teşkilatın simgesi. Bu adam teşkilattan mıydı? O zaman neden burada? Belki de isyan çıkaranlardan. O zaman dost olmalı öyle değil mi?

Neden şimdi bu kadar düşündüm ki.

Salona düz bir ifadeyle girdim. Kimse umurumda değil. Düz bir şekilde buz dolabına gittim. İçecek bir şeyler iyi olur diye ummuştum. Elimi attığım ilk kutu içeceği inceledim. Kahveli ya da alkollü olmayan bir şeyler arıyordum. Sonunda bulduğum bir içecek ile sandalyeye oturdum. O ise hala hançeri inceliyordu. Elimi tezgaha koydum. Ve içeceğimden bir yudum daha aldım. Etrafa biraz daha göz atmak istiyordum. O sırada kolumu çeken bir şeyi fark ettim.

Buzlar

Bileğime kadar uzanmış vücuduma doğru ilerliyorlardı. Kolumu çekmeye çalıştım. Elim ise sanki tezgaha mıhlanmıştı. Son çare olarak bağırdım.

" Yardım et,"

Buzları görünce bir anda yerinden sıçradı.

" Tamam, önce sakin ol. Gerekirse gözlerini kapat. Halledeceğim," dedi. Ona güvenebilir miydim ki? Yine de buzlar tarafından öldürülmek daha kötü gibi geldi. Gözlerimi kapattım ve sakin olmaya çalıştım. Düşünecek iyi bir şeyim yoktu. En iyi seçenek karanlığı düşünmekti. Yavaş yavaş buzların geri çekilmeye başladığını hissettim. Bir süre sonra adam " Şimdi elini çek," dedi. Gözlerimi açtım ve elimi tezgahtan çektim. Artık iyiydi. Adam " Ben Loki," dedi ve elini uzattı. Bense bugünlük yaşadıklarımın yeteceğine karar verip uzaklaşmaya başladım.

" Yerinde olsam bunu yapmazdım. Bu sadece başlangıçtı ve seni odandan kimse duyamaz," dedi.

Oflayıp koltuğun bir başka köşesine attım kendimi. O ise memnun bir gülümsemeyle hançeri incelemeye devam etti.

Aklıma nedense İskandinav mitolojisindeki tanrı Loki geliyordu. Benzerlik, buz. " Sen tanrı Loki'sin," dedim.

Elindeki hançeri bir kenara koydu. Bana baktı ve iç çekti. Elleriyle bir alkış tutturup " Tebrikler. Ödüllü soruyu bildiniz," dedi. Bu mümkün değildi. Şuan karşımdaki fesatlık tanrısı olamazdı. Öte yandan saçma bir şekilde neden olmasın? Tam o sırada kapılar açıldı. Yenilmezler içeri girdi.

Thor " Umarım eskiye dönmemişsindir kardeşim," dedi alayla. Loki imalı bir şekilde güldü.

" Eskiyi unutalı çok oldu yoksa beni hücreye kapatmaya bu kadar mı isteklisin?"

" Yılan olayını henüz unutabilmiş değilim,"

İki kardeş için fazla şiddet içerikli bir konuşmaydı. Belkide ölümsüzlerdir ya da kendilerine has bir şakalaşma yöntemleri vardır diyip geçtim.

" Beni neden buraya getirdiniz? Sizin gibi afralı numaralarım olmadığı kesin," dedim.

Mavi, kırmızı ve beyazla kafayı bozmuş bir adam " Son zamanlarda dikkatimizi çekecek kadar fazla anormal olay yaşandı ve tüm olaylar bir şekilde seninle bağlantı kuruyor," dedi. İçimden bir ses ona trafik ışığı demenin güzel bir lakap olacağını söylüyordu. İnanın bana onlara zerre güvenmiyordum. Derken kırmızı saçlarıyla bir kız gelip " Ben sana etrafı gezdireyim," dedi. Daha henüz adını bile bilmediğim bir kadınla en fazla nereye gidebilirim? Cehennemin dibine bile gitmem.

O da benim öylece baktığımı görünce " Natasha Romanoff " diye açıklık getirdi.

Avangers binasında bir koridora geldiğimde diğer kapılara göre daha eski olan kapıyı fark ettim. " Burada ne var?" Diye sordum. Bana bakıp " Ah o odayı kimse sevmez. Daha cephaneliği göstereceğim,"

Bak kardeşim. Bana öyle demeyeceksin işte. Yine katır inadım kontrolü ele geçirdi. İhtiyatlı ve kararlı bir ifade takınıp " Girmek istiyorum," dedim.

Natasha bile bu inadım karşısında şaşırmıştı. Gidip kapının yanındaki tarayıcıya elini okuttu. Burası resimlerle dolu bir odaydı.

" Bunlar kim?" Diye sordum uçuk saçlı bir çocuğun önünde durduğumda.

" Kaybettiklerimiz, " diye açıkladı Natasha.

Önümdeki tablonun altındaki künyeyi okudum.

Pietro Maxsimoff

"Her birinin yaşamasını isterdim,"

Sonra bir anda kendimi yüksek voltajlı elektrikle çarpılmış gibi hissettim. Bedenim kasıldı ve yere düştüm. Bedenimde yaralar açılırken gözlerimden yaşlar akıyordu. Natasha koşarak dışarı çıktı.

Acıyla gözlerimi kapattım. Çığlık atmak istiyor ama tek kelime edemiyordum. Ağzım her açıldığında büyü gibi bir şeyler söylüyor ve bu büyü yarım kalıyordu. Gözlerimi kapattım. Burası bir mezarlıktı. Mermer mezarlardan birinden parlak bir ışık dışarı çıkmaya çalışıyordu. Ben konuşmaya çalıştıkça bu ışık daha da belirginleşiyordu.

Bilincim tekrar açıldı. Bulanık da olsa seçilebiliyordu. Gözlüklü o bilim insanı bana sesleniyordu.

" Agatha beni dinle. Beni duyabiliyor musun?"

Cevap vermeyi denedim ama sadece büyünün bir parçası daha dillerimden döküldü.

Sonra bir çocuk bağırdı. " O büyü yapıyor. Ama onu bastırıyor. Böyle devam ederse küle dönüşecek,"

Bir adam aklını kaçırmış gibi bağardı " Ne yapmamızı önerirsin çok bilmiş!" Dedi.

Hemen ardından gözlerim yere çizilen resmi ve yanan mumların ışığını gördüm. Aynı adam bağırdı,

" Ayin yapmanın sırası değil Billy. Şu anda ciddi bir durumdayız,"

" Sen nereden bilesin ki büyüyü?! Onu çemberin ortasına yatırın, ve sen artık adın her neyse?! Büyüleri söyle ve kendini serbest bırak! Sakın bayılayım deme!" Dedi.

Bir kez daha kaldırıldım ve sırtım yerle birleşti. Bu kez beni bekleyen karanlığı reddediyor ağzımdan büyülü sözlerin dökülmesine izin veriyordum. Oda da kıvılcımlar yayılıyor bense yükseliyordum. Kıvılcımlar, dört bir yana yayılıyor benim etrafımda bir anafor oluşturuyordu. Vücudumda acı devam ediyor kanım tenimden süzülüyordu.

Artık bitap düşmüştüm. Bir anda bütün kıvılcımlar dinmiş bedenim boşta kalmıştı. Bilincim kapandığında sadece ayaklarımın ucu yere değmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.