
...Aurora'dan kurtulmak dileğiyle...
10 yıl önce
Sisli havanın tam ortasında kalmıştık. Hayatın sürprizlerine karşı sadece adım atıyorduk. Adımlarımızın bize ne sonuçlar getireceğinden bile bir haberdardık. Umutsuzduk, korkuyorduk. Hayatın tutsaklarıydık. Nefes alıyorduk ama yaşamıyorduk. Tebessüm ediyorduk ama gülmüyorduk. Gözyaşımız akıyordu ama ağlamıyorduk. Aurora'nın düşmanıydık ama onun parçasıydık. Haindik ama bir o kadar da masum.
"Olmuyor işte, olmuyor baba. Saçımı öremiyorum."
"Gel önüme otur ve tokalarını ver bana."
Kazandığım zafer ile tokalarımı sevinçle babama verdim ve önüne oturdum. Uzun kahve saçlarımı onun ellerine emanet etmeyi çok seviyordum. Saçım ile oynanması hoşuma gidiyordu ama en çok babam oynasın istiyordum.
"Baba hızlı ör okula geç kalırsam hem öğretmenim hem de annem kızar."
"Kızıma kimse kızamaz. İzin vermem."
Vermeyeceğini biliyordum. Vermedi ve vermeyecekti.
"Tokamızı da bağlayalım."
Pembe ponponlu tokam ile örgülerim açılmasın diye ucuna bağladı.
"Çok güzel bir kız olacaksın büyüyünce kızım."
Beni yine övmeye başlayınca gitme vakti olduğunu anladım."Kimin kızıyım."
"Şahit olmayı çok isterdim."
Kurduğu cümle ile kaşlarımı çattım. Ne demek şahit olmak isterdi? Şahit olmakta ne demekti.
"Şahit ne baba?"
Dediğime güldü ve boyuma yetişmek için eğildi.
"Öğreneceksin güzelim. Sen zeki kızsın. Öğrenemeyeceğin bir şey yok senin."
"Öğrenmem gereken çok kelime var. Öğren öğren bitmiyor."
"Öğrenmek bitmez ki güzel kızım. Her şeyi öğrendiğinde aslında hiçbir şey öğrenmediğini anlayacaksın."
Kafam karışımıştı. Madem her şeyi öğrenemiyorduk neden her şeyi öğrenmeyi çalışıyorduk? Babam kafamın karıştığını anlayınca güldü.
" Büyüyünce bu dediklerimi çok iyi anlayacaksın."
Büyüyünce, büyüyünce... Ne zaman büyüyecektim? Bence gayet büyüktüm. Tam tamına sekiz yaşındaydım.
"Baba Batu senin yüzünden sıramı kapacak. Hadi okula gidelim."
Batu'nun sıramda oturmak istediğini biliyordum. Ne zaman geç gitsem yerimde onu görüyordum. Sözlü bir şekilde hiç kavgasını etmesekte gizli gizli bunun rekabetini yapıyorduk.
"Tamam tamam. Çantanı al ve arabaya koş. Ben bir şey alıp geliyorum."
Çantamı aldım ve babamı arkada bırakıp koşarak arabaya yerleştim. Arkamdan babam gelmişti ve sürücü koltuğuna oturmuştu. Konuşmamıştı yol boyu. Düşünüyor gibi bir hali vardı. Belki de iş yerinde bir sıkıntı çıkmıştı. Bir bankada çalışıyordu babam. Genelde işi için çok ararlardı. Alışmıştım onun meşgul olmasına. Annem ise kimyagerdi ve bir şirkette sabah gider ve akşam gelirdi. Annem erkenden işe gider, babam beni uyandırır, yemeğimi hazırlar sonra okuluma bırakıp oradan işine giderdi. Alışkın olduğum rutin buydu.
Camdan dışarı izlerken normalde araba çalışır çalışmaz müzik açan babamın bugün açmamasını düşündüm. Bu kadar mı iş düşünüyordu?
Okulun önene gelmemiz ile sessizliği de bozdu.
"Geldik prenses."
Yol boyu çıkarmadığım çanta ile arabadan inip koşturarak okul bahçe kapısına ilerledim.
"Arife"
Adımın seslenilmesiyle arkama döndüm. Babam arabadan inmiş yanıma geliyordu. Bir dizini kırıp boyuma eğildi.
"Sana bir şey vereceğim."
Cebinden çıkardığı kolyeyi bana uzattı. Güneş desenli altın bir kolyeydi. Güneşi çok severdim. Güneşin sarısı bile benim en sevdiğim renkti.
"Baba. Teşekkür ederim."
Boynuna hızlıca sarılırken babamda karşılık vermişti.
"Bunu sakla. Sonlulukta saklayabildiğin kadar sonsuza sakla."
Dediğini anlamamıştım. Ne demek istemişti. Babam bugün gerçekten de fazla yorgundu.
"Gel takalım."
Babam kolyeyi boynuma takarken ben de güneşe bakıyordum. Güneş çok güzeldi ve hep sevecektim. Hep...
"Hadi geç kalma. Arkadaşın sonra yerini kapmasın."
Dediğine kafa salladıktan sonra hızlıca arkama döndüm ve sınıfa doğru koştum. Koştum arkasından getirecek acıyı bilmeden koştum. Koştum uykusuz geçen gecelerimin yakın olduğunu bilmeden koştum. Koştum küçük yaşta olgunlaşan bir kız olacağımı bilmeden koştum. Küçüklüğümü yaşayamayacağımı bilmeden koştum.
Okulum bitmiş ama beni almaya gelen babam yoktu. Normalde hep beni aldığı yerdeydim ama gelen yoktu. Unutmuş muydu beni almayı? Yoksa işimi çıkmıştı.
"Arife, baban gelmedi mi daha?"
Batu'nun sorusuna olumsuz anlamda kafa salladım.
"İşi uzadı büyük ihtimalle."
Benim konuşmam ile Batu'nun annesi arabanın diğer ucundan bana seslendi.
"Bin arabaya bırakalım evine kadar."
Dediklerine kafa salladım ve arka kapıyı açıp Batu'nun yanına oturdum. Eve kadar giderken acaba babam gelmiş midir, beni bekliyor mudur sorularını kendime sordum. Evimize gelmemiz ile arabadan aşağı indim.
"Teşekkür ederim beni bıraktığınız için."
"Rica ederiz."
Batu ve annesi arabaya çalıştırıp giderken ben de evimizin kapısının önüne geldim. Kahve renginin ağırlıklı olduğu evimizin beyaz ziline bastım, bir daha bastım ve bir daha bastım. Her bir basışımın cevabını sessizlik veriyordu.
Demek ki babam gelmemişti daha. Çantamdan evimizin anahtarını çıkarmaya çalışırken bahçede duran arabayı fark ettim.
Arabamız buradaydı ama babam yoktu. İçimde bulunduğum durum oldukça garipleşiyordu. Anahtar ile kapıyı açmakta hep çok zorlanırdım ama o gün şansıma hemen açmıştım. Ev oldukça sessizdi. Ayak seslerim yankılanacak derecede sessiz. Burada benden başka kimsenin olmadığı apaçık ortadaydı. Odama gittim ve çantamı yatağıma attım. Evde tek olmasına alışkın değildim. Annem evde çok bulunmasa da babam hep evde olurdu. Evde tek olma fikrini sevmiştim. İstediğimi yapabilirdim. Hızlıca salona geçtim ve çizgi film açtım. Bu saatlerde çizgi film izlemezdim normaldi ama şu an bana hayır diyecek kimse yoktu.
Bir süre çizgi film izledikten sonra aklıma gelen fikir ile heyecanlanarak kalktım.
Annemin makyaj malzemelerini kullanabilirdim ve o görmeden silerdim. Bu düşünce bile beni heyecanlandırırken hızlıca yatak odasına doğru gittim. Annemin hiçbir zaman dokunmama izin vermediği o malzemelere, izin vermemesi sonucu daha çok ilgimi çeker hale gelmişti.
Evde kimsenin olmadığı rahatlığı ile kapıyı açarken gördüğüm manzara ile heyecanımın sönüşünü ve içimde yanan alevi hissettim.
Hayatta ip üstünde yürürdük. Ansızın neler olacağını bilmeden. İpin bizi nereye götüreceğini bilmeden giderdik. Yaşamak için ipin üstünde durmamız gerekirdi. İp bizim yaşamamızken, babamın ölümü olacağını nereden bilebilirdim.
Yerde öylece düşmüş sandalye, ip ve babam. Bir araya gelmemesi gereken kelimeler acımasızca bir araya gelmiş ve güneş gibi sarı hayatımı gece gibi karanlığa gömmüştü. O gördüğüm görsel hayatımda gözümün önünden gitmeyecek acımasız görüntüydü.
Ben bugün yan odada babamın ceseti varken habersizce çizgi film izledim. Ben bugün evde kimse yok derken babamın cesedi ile aynı ortamda kaldığımdan bir haberdardım.
Babam canını acımasızca kıyarken benim hayatımı hiçe saymıştı. Kendisi ile birlikte benimde canımı kıydığından haberdar mıydı acaba?
Ben o gün o görüntüyü görünce ağlayamadım ama her gece yastığımı kafama koyduğumda aklımdakiler yüzünden ağladım.
Benim babam değil, hayatım, umutlarım ve en önemlisi de güneşim ölmüştü.
Bana o gün, sekiz yaşındaki kıza, polisler olayı gördüğüm zamanı anlattırmışlardı. Okulda herkes acımıştı bana. Yanıma gelen herkes kendini asan adamın kızı değil misin sen diye sormuşlardı.
Oysaki ben şahitin ne demek olduğunu bilmeyecek kadar küçükken intiharın ne demek olduğunu bilecek kadar büyümüştüm o gün.