İçeriğe geç

Auralis Ejderha Akademisinin Sırrı

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Auralis Ejderha Akademisinin Sırrı

Bölüm 3

Gökyüzündeki İlk Uçuş

Auralis’te sabah, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte okulu altın sarısı bir parıltıya bürüyordu. Taş kuleler gökyüzüne uzanıyor, ejderha kabartmaları ışıkla dans eder gibi parlıyordu. Avluda öğrenciler koşuşturuyor, ejderhalar kanatlarını çırpıyor, hafif rüzgârda tüyleri ve pulları parlıyordu.

Liora odasının penceresinden dışarı baktı. Gözleri gökyüzünde süzülen birkaç genç ejderhayı takip etti. Kanatları güneşte ışıldıyor, bulutların arasında zarif bir şekilde süzülüyorlardı.

Masasının üzerinde kıvrılmış küçük ejderhaya, Alev’e baktı. Kırmızı pulları sabah ışığında adeta ateşten bir parıltı yayıyordu. Minicik göğsü yavaşça inip kalkıyor, minik burun deliklerinden hafif dumanlar çıkıyordu.

“Sanırım gerçekten buradayız,” diye fısıldadı Liora, içten bir gülümsemeyle.

Tam o sırada kapı hızla açıldı. Kıvırcık saçlı bir kız, gözleri parlayarak içeri girdi:

“Sen Liora olmalısın! Ben Mira!”

Mira’nın omzunda gümüş pullarla kaplı bir ejderha duruyordu. Sis, minik kanatlarını çırparken hafif bir sis bulutu yaydı.

“Bu da Sis,” dedi Mira gururla.

Ardından koridordan Arin’in sesi geldi. “Hey! Beni bekleyin!”

Dağınık saçlı, uzun boylu bir çocuk içeri girdi. Omzunda mavi pullarla kaplı ejderha Fırtına duruyordu.

“Ben Arin,” dedi gülerek. “Bu da Fırtına.”

Tam o anda mor bir ışık hızla odadan geçti. Pırıltı, okulun minik maskotu, küçük kanatlarını çırparak sandviç çalıp tekrar havalandı. Öğrenciler güldü.

Ama kahkaha kısa sürdü; kahvaltıdan sonra gelen ilk ders ciddi olacaktı.

Öğrenciler geniş bir eğitim alanına toplandılar. Alanın ortasında taş sütunlar, büyü hedefleri ve farklı engeller vardı. Karşılarında Profesör Magnor duruyordu; uzun boylu, güçlü ve etkileyici bir figürdü.

“Bugün ejderhalarınızla ilk uçuş ve savaş eğitimine çıkacaksınız,” dedi Magnor sert ama adaletli bir sesle.

“Unutmayın: ejderhalar korkularınızı hisseder. Eğer sakin olursanız, onlar da sakin olur. Bağınız güçlü olursa, kanatlarınız gökyüzünde özgürleşir.”

Öğrenciler ejderhalarının yanına yürüdü. Mira’nın Sis’i zarifçe süzüldü, Arin’in Fırtına’sı toprağı eşeliyordu. Liora, Alev’in yanına çömeldi:

“Hazır mısın, Alev?”

Küçük ejderha başını kaldırdı, kanatlarını açtı ve hafif bir tüy hışırtısı duyuldu. Liora nefesini tuttu.

Bir an sessizlik. Sonra Alev, birkaç adım koştu ve kanatlarını güçlü bir şekilde açtı. Liora’nın kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Rüzgâr saçlarını savurdu, taş avlu hızla küçüldü.

“Uçuyoruz…” diye fısıldadı Liora, nefesini tutarak.

Gökyüzü, genç ejderhalar ve öğrencilerle doldu. Liora Alev’in sıcak vücudunu hissetti, birlikte gökyüzünde süzülüyorlardı. Her kanat çırpışı, her nefes alışları aralarındaki bağı güçlendiriyordu.

Ama yukarıdaki bulutların arasında bir gölge belirdi. Karanlık pullu bir ejderha ve onun üzerinde Kael…

Gözleri Liora ve Alev’e sabitlenmişti. Kael’in yüzünde ince bir gülümseme vardı, sanki uzun zamandır aradığı şeyi bulmuş gibi.

Ve o anda Alev’in etrafındaki altın ışık hafifçe parladı. Liora, derin bir hisle fark etti: Bu ışık, Kael’in ilgisini çekecek kadar özel bir şey taşıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.