Batırmıştım. Gerçekten batırmıştım. Kontrol etmeden tam bir aptal gibi kendimi ele vermiştim.
Şu an bir kamyonetin içinde bilmediğim bir yere götürülüyordum. Beni yakaladıklarında gözlerimi ve ellerimi bağlamışlardı. Hepsi bu kadar sanırken kulaklarıma bir kulaklık takıp sesini fullemişlerdi. Sağır olacaktım cidden!
Yeteneğimin hâla ne olduğunu bilmedikleri için alabilecekleri tüm önlemleri almaya çalışmışlardı anlaşılan.
Duyduğum sağır edici sese rağmen birkaç kez odaklanmaya çalışmıştım. Sadece bir sefer görebilmiştim onları. Geçen sefer gördüğüm kırmızı kamyonetteydik. Önde 3, arkada 4 koltuk vardı. Şoför koltuğuna daha önce görmediğim bir adam oturmuştu. Sağında da şu gözlüklü kadın oturmuştu. Diğer iki kız benim iki yanıma geçmişlerdi.
Müdahale etmeselerdi ne kadar görebilirdim bilmiyorum. Bir anda kafama sert bir yumruk yememle simsiyah bir boşlukla bakışmaya geri dönmüştüm. Şu lanet çanak anteni kızın eli çok sertti!
Kamyonetin yavaşladığını ve sonra da durduğunu hissetmiştim. Beni iki kolumdan tutup kapalı bir alana sokmuşlardı. Hiç bir şey göremiyor ya da duyamıyordum.
Beni sert bir sandalyeye oturtup kollarımı sandalyeye bağladılar. Bir anda gözlerime vuran beyaz ışık gözlerimi acıtmıştı. Gözlerimi yavaş yavaş alıştırmaya çalıştım.
Gözlerimi açtığımda karşımda gördüğüm kişiyle gözlerim büyüdü. Tahmin ettiğim gibi bu Armin'di. Ama beklediğimin aksine benim gibi bağlı değildi. Karşımda ayakta duruyordu.
"Armin?" diye fısıldadım. Fısıldamama rağmem sesim gayet anlaşılır çıkmıştı. "Ben sanmıştımki sen-"
Arminin sağındaki uzun boylu sarışın adama dönmesiyle duraksadım.
"Efendim izin verin onunla yalnız konuşayım."
Anlamamıştım. Ona efendim mi demişti o. İki gündür deli gibi peşimden koşturan tayfayı tanıyor muydu yani. Tamam tanıyor olabilirdi de efendim derken!
Armin'in 'EFENDİSİ' başını hafifçe arkamdaki birine bakarak onaylar gibi salladı. Adının Levi olduğunu bildiğim kısa boylu adam karşıma geçti. Tek bir duygu kırıntısı dahi bulunmayan soğuk gri gözlerini benim buz mavisi gözlerime dikerek konuştu.
"Sana özel gücünü söylemeni emrediyorum. Aksi taktirde olacaklar beni ilgilendirmez."
Sesi tehtitkar olduğu kadar sakindi de. Sanki korkudan tir tir titremem gerekiyormuş gibi bana bakıyordu. Armin benim hakkımda ne atlatmıştı bilmiyordum ama sanırım beni böyle sorgulamalarının gereksiz olduğunu söylememişti. Bunlar bana sökmezdi.
"Efendim benim konuşmam daha iyi olur, gerçekten." dedi Armin.
Sol taraftaki sevgili arkadaşıma sırıtarak bir bakış attıktan sonra bizim götten bacağa döndüm.
"Gel döv istersen birde. İşkenceye de açığım. Hadisene!" dalga geçer gibi konuştum. Levi denen adam hafif şaşkın bir yüz ifadesiyle bana bakarken devam ettim. "Anlaşılan Armin beni satarken çetin ceviz olduğumdan bahsetmemiş. Değil mi Armin?"
Gözlerimi Armin'e çevirdim. Yerin dibine girmişti. Mahçup mahçup baktı bana. Ne bekliyordu ki? Bir anda dökülmemi mi? Onu, beni satmasına rağmen hemen affetmemi mi?
Kollarım bağlıydı. Etrafıma bakınmaya başladım. Kafamı sağa çevirdiğimde siyah yüzeyde kendimi gördüm.
Armin'in konuşmasıyla kafamı tekrar ona çevirdim.
"Planımız bu değildi. Dün sadece seninle sakince oturup konuşacaklardı."
"Dağ ayısının tekinin beni göstererek üzerime koşmasını istemediniz yani?"
Kaşlarımı kaldırarak sorduğum soruyla sağ taraftaki siyah camın arkasından bir kahkaha duyuldu. Kafamı o tarafa çevirdim. Cam ses geçirmez olmalıydı. Buna rağmen sesi geldiyse kahkahanın sahibine eşlik edenler sağır olmuş olabilirdi.
Kapı açıldı ve içeri beni yakalayan gözlüklü kadın girdi. Kıkırdamaya devam ediyordu. Kolunu karşımdaki adamın omzuna atıp "Ah Armin, Aki-chan'ın bu kadar komik olduğunu söyleseydin ilk onu almaya bizzat ben giderdim." dedi.
"Erwin izin ver Hange ve ben halledelim." dedi Levi sarışın adama hitaben.
Erwin denen adam sessiz kalarak gözlerini bana dikti. Mavi gözleri beni delip geçiyormuş gibi hissettim.
"Hange, Levi dışarı çıkın." Erwin denen adamın bunu demesiyle Levi itiraz edecek gibi oldu ama sonra vazgeçti. İkisi odadan çıkıp kapıyı kapattılar.
Armin 'efendisinden' işaret alınca konuşmaya başladı.
"Aki bak ne düşündüğünü biliyorum. Seni satmış gibi göründüğümün farkındayıma ama inan bana-"
"3 ay Armin." diyerek Armin'in sözünü kestim. "3 ay seni aradım heryerde. Ama anlaşılan sen burada keyif çatıp arkamdan ne kadar aptal olduğumu falan söylüyormuşsun."
"Aki inan bana ben-"
Sözünü keserek bir kahkaha patlattım. "Beni satmadığını söyleyeceksen öncesinde bir şey sorayım. Neden 3 ay sonra? Söylesene! Madem beni satmadın, öyleyse neden senin nereye gittiğinden 3 ay sonra haberim oluyor?"
Armin ağzını açtı. Sonra açıklama yapamayacağını farkedip geri kapattı. Gergin görünüyordu. Aynı zamanda da üzgün. Kafam o kadar karışıkttı ki. Hiçbir şey anlamamıştım.
Erwin, Armin'e işaret verdi dışarı çıkması için. Armin çıkınca karşımdaki sandalyeye oturdu ve boğazını temizledi.
"Merhaba Aki. Ben Erwin Smith. Seninle bir anlaşma yapmak istiyorum." Adam çok rahat konuşuyordu. Sakinliği sinirlerimi bozmuştu. Karşısında bağlı durursam tabi sakin olurdu. Bir çözsünler beni işte o zaman konuşsun bir de!
Ama beni asıl rahatsız eden bu değildi. Bu adam sanki her şeyi biliyordu. Bir adım sonrasını biliyormuş gibi konuşuyordu. Çok rahatsız olmuştum. Saçmalam, nasıl bilebilir ki? Bekle, yoksa?
Şimdi yapacağım şey benim gibi biri için çok saçma bir hareketti. Asla gereksiz risk alan biri değildim. Ama şimdi yapacaktım. Zor bir kumar oynayacaktım.
"Demek önsezi! İlginç. Neden lider olduğunuzu açıklıyor. Ama bu işin sonunu tahmin edemiyor gibisiniz. Sanki arada kalmışsınız. Her şey her an değişebilir. Bunu ikimiz de biliyoruz Bay Smith."
Adam bir an için şaşkın bir yüz ifadesine büründü. O kadar hızlı bir değişimdi ki bir süre sonra hayal gördüğümü düşünmeye başladım. Ama emindim. Kumar başarılıydı.
"Madem o kafanın içinde tam verimle çalışan bir beyin var o zaman kartlar açık oynayalım. Teklifim yetenek kullanıcılarını muhafaza eden bu tesise katılman. Sana tam bir koruma sunacağımızdan emin olabilirsin. Bunun yanında yeteneklerinin gelişmesini de sağlayacağız."
Doğru söylüyormuş gibi duruyordu. Ayrıca doğru olduğunu düşünmek daha mantıklıydı. Armin'in neden beni onlara söylediğini de açıklıyordu. Ama anlamadığım bir nokta vardı. Neden beni tehdit etmişlerdi en başta?
"Bana işkence ederek mi beni koruyacaktınız?" diyerek siyah camı gösterdim kafamla. Adam yutkundu.
"Bize güvenmeyebilirsin. Ama bir süre burda esirsin. Zamanla her şeyi çözecek gibi duruyorsun zaten."
Adam kalkıp kapıya yöneldi. Ciddi ciddi açıklama yapmayı reddetmişti. Eh, sonuçta yapabileceğim bir şey yoktu. Beni kaçırırken gücümün kaba kuvvetle ilgisi olmadığını anlamışlardı muhtemelen. Buradan kaçamayacağımı biliyorlardı. Yapabileceğim en iyi şey Armin'e güvenerek bir süre temkinli bir şekilde etrafta dolanmaktı. Diğer yetenek kuşlanıcıları işkence görmüş gibi gözükmüyorlardı sonuçta.
Kapı açıldı ve gözlüklü kadın içeri girdi. Bir yandan iplerimi çözüp bir yandan da benimle konuşmaya başladı.
"Seninle o kadar eğleneceğiz ki Aki-chan. Buraya hemen alışırsın merak etme. Armin uyumlu biri olduğunu söyledi. Tabii biraz da şüpheci. Ama hallederiz."
Her şeye alışırdım ama bu kadının yüksek ve neşeli sesine asla. Kulaklarım şimdiden acıyordu. Bu iş zor olacaktı. Umarım her ne yapıyorsan farkında olarak yapıyorsundur Armin.
